GÖÇEBE KIRGIZLARIN OBA (AVUL) TEŞKİLÂTI

GÖÇEBE KIRGIZLARIN OBA (AVUL) TEŞKİLÂTI

Hayvancılıkla uğraşan diğer göçebe halklarda olduğu gibi Kırgızlarda da ekonomik hayat, maddi ve manevi kültür ile bağlantılı geleneklerin devamlılığı en bariz yansımasını oba (avul) teşkilatında bulmuştur. Şöyle ki, söz konusu olan bu sosyal alanın içinde insan yaşamının bütün yönleri ile ilgili kolektif tecrübenin edinilmesi söz konusudur. Avul teşkilatının ortaya çıkışı, halkın sosyo-ekonomik hayatındaki yeri ve rolü, göçebe ve yarı göçebe hayvancılığın üstün olduğu ekonomik ve kültürel tipin özellikleri ile belirlenir.

Kırgız obaları (avulları), Kırgız toplumunun ekonomik ve sosyal yapı taşları olan çekirdek ailelerden meydana gelmiştir. Yeni oluşan haneleri de bu çekirdek ailelerle eşit tutmalıyız. Evlenmiş oğulların henüz baba hayattayken paylarına düşen toprak parçalarını (ençi) alarak bağımsız haneler kurmaları, bu fikri desteklemektedir. Mal ve mülkten paylarını alan oğullar, böylece kendi hanelerinin üretim faaliyetini düzenleme ve yakın akrabalarla olan ilişkilerinde üstlenmiş oldukları görevleri yerine getirme konusunda bağımsızlık kazanmışlardır. Ana baba evinin yeni haneler üzerindeki etkisi korunsa bile, çoğunlukla karşılıklı yardımlaşma, borçları ödeme vb. bunun gibi meselelerle ilgili olmuştur. Ayrılan haneler, böyle durumlarda ortak menfaatleri düşünmenin yanı sıra kendi menfaatlerini savunmayı da ihmal etmemişlerdir. Kırgızlarda bununla ilgili şöyle bir atasözü vardır: “Tütünü bölöktün tüyşügü bölök” (dumanı ayrı olanın işi gücü de ayrı olur).

Her aile mallarını kabile arazisinde otlatma, ayrıca istediği gibi mevsimlik göçler gerçekleştirme hakkına prensip olarak sahip olduğu halde, otlakların ortaklaşa kullanıldığı, dışarıya doğru yayılmaya meyilli göçebelik şartlarında buna gerek duyulmamıştır. Çekirdek aileler, birkaç baş malı gütmek için emek ve zaman harcamaktansa, mallarını komşularının sürüleri ile birleştirerek kolektif ekonomiye yönelmeyi yeğlemişlerdir. Sorunun bu şekilde çözümlenmesi, işbölümünün yerleşmesini, üretimin optimal bir şekilde düzenlenmesini, otlakların akıllıca kullanılmasını sağlamıştır. Böyle bir birliğin kurulması ailelerin ve aile üyelerinin güvenliğini, mal sürülerinin emniyetini artırmıştır.

Mevsimlik göçler sırasında da kolektif emeğe ihtiyaç duyulmuştur. Malları uzak mesafelere götürürken, yolda sıkça rastlanan engelleri (aşuu-dağ geçidi, suudan keçip ötüü-nehirleri geçme vb.) aşabilmek için her zaman birkaç kişiye, ayrıca bir hayli binek ve yük hayvanına gereksinim duyulmuştur. Bu yüzden ekonomik gerekçeler ve savaş zamanlarında emniyet düşüncesiyle haneler, bazen bağımsızlıklarından vazgeçerek komşularla işbirliği yapmışlar ve komşular birliği şeklinde çeşitli düzeylerde birlikler meydana getirmişlerdir.

Göçebelerin aileden daha geniş olan bir sosyal birlik kurması, öncelikle üretim faaliyetlerini ortaklaşa düzenleme amacını gütmüştür. Bu durum, birliğin içindeki ilişkileri de etkilemiştir. Topluluk, içindeki üyelerine dış tehlikeden birlikte korunabilme imkânı sunmuştur. Malları hep birlikte otlatmaya ve korumaya duyulan ihtiyaç, otlakların mevsimlik olarak el değiştirmesi, hayvan telefatı ve diğer doğal afetler halinde soydaşlardan yardım görme gereksinimleri, ayrı bir bireyin veya ailenin (çekirdek ya da geniş) sadece bir kolektifin (genellikle askerî bir düzene sahip olan topluluk) üyesi olarak işlev görmesine sebep olmuştur. Bir haneye ait olan otlaklar, kabilenin ortak mülkünün bir parçasını teşkil etmiştir.[1] Böyle bir topluluğun çerçevesi içinde belirli bir kişinin üretim faaliyeti, bütün bir kolektifin ekonomik hayatının ayrılmaz bir parçasından başka bir şey değildir.

Göçebe Kırgız obaları, her şeyden önce birer kolektif emek topluluklarıdır. Ayrı bireylerden ve ailelerden meydana gelen bu topluluk işbölümü ve işbirliği prensipleri esasında kurulur. Ancak böyle fonksiyonel bakımdan bir bütün oluşturmuş, net bir ekonomik ve sosyal iş- bölümüne sahip sosyal organizma, üretim faaliyetlerinde başarılı olabilmiştir. Oba üyelerinin faaliyet konularını, malların beslenmesi ve korunması, otlakların ortak kullanımı, bir otlaktan diğerine göçler ve hayvancılık üretimi ile ilgili diğer işler teşkil etmiştir. Genel olarak göçebe toplumlarda olduğu gibi, Kırgız obalarında da “iç ikilik”, yani kolektif toprak mülkiyeti ile özel hayvan mülkiyetinin birleşimi söz konusudur.[2] Kural olarak, mevsimlik otlaklar ve işlenen araziler ancak geçici olarak belirli obaların kullanımında olmuştur. Bu taşınmaz malların gerçek sahipliği, kabilenin boylarına ait olup, bu boyların temelinde hiyerarşik yapıya sahip çok sayıda obalar meydana gelmiştir. Talıp Moldo’nun söylediği gibi, bir kabilenin mülkiyetinde olan topraklar boylar ve obalar arasında paylaştırılmıştır.[3]

Boyların ve kabilelerin başları, toprakları idare etme hakkına sahip otoriteler olarak toprakların kullanımını göçebe hayvancılık ekonomisi gereksinimlerine göre düzenlemişlerdir. Fakat bu, onların toprağı temel üretim aracı, dolayısıyla istismar aracı olarak kullanan bir derebeyi konumunda oldukları anlamına gelmez. Beyler, büyük kabilelerin ve kabile birliklerinin manapları, boyların ve göçebe obaların başları, olarak değerlendirilebilmelidir ve sadece otlakların kullanımının düzenlenmesine yönelik toplumsal bir işlevi yerine getirmişlerdir. Göçebelik ekonomisinin kuralları, söz konusu kişilerin büyük toprak (otlak) sahiplerine dönüşmelerini zaten objektif olarak engellemiştir. Öyleyse, “Kırgız obasındaki sınıflaşmanın temelini toplum üyelerinin toprak mülkiyeti, özellikle ana üretim aracı olan otlakların mülkiyeti konusundaki eşitsizliği teşkil etmiştir”[4] şeklindeki fikrin doğruluğu tartışılabilir. Bu fikri savunanların hayvan mülkiyetini dikkate almadıkları açıktır. Halbuki, geniş otlaklara ancak büyük hayvan sürülerine sahip olunduğunda ihtiyaç duyulur. Büyük telefat ve diğer doğal afetler sonucu hayvanların birçoğunun yitirilmesi halinde ise örneğin bir manapın kendi otlaklarını kabilenin diğer üyelerinin kullanımına kapatması anlamsız olurdu. Üstelik, manapın otlaklarından yararlananlar onun toplumdaki yüksek konumuna destek vererek, iktidarının devamlılığı için belli bir ölçüde garanti teşkil etmişlerdir.

Her oba, mevcut kurallara göre mevsimlik otlaklarda belli bir bölgeyi tutmuş, burada hayvan beslemenin yıllık çevrimini gerçekleştirmiştir. Genellikle toprak azlığından, kötü hava koşullarından, zorunlu göçlerden kaynaklanan ihtiyaç durumlarında göçebeler hayvanlarını komşu obaların bölgelerinde de otlatabilmişlerdir. Saha araştırmalarımızdan elde edilen verilerden bu durumlarda hayvan yetiştiricilerinin bazen diğer boylara ait uzak otlaklardan da yararlanmış olduğu anlaşılmaktadır. Örneğin, Ormon Han köyünden Ibışeva Süyün’ün (doğum tarihi 1934) söylediğine göre, Koçkor vadisindeki küçük obalar birleşerek bazen ilkbaharın başında hayvanlarını Çuy vadisine getirmişlerdir.[5] Toprak kullanımı ile ilgili mevcut kurallar ve töre kanunları bazı şartlarda kendi otlaklarının dışına çıkılmasına izin vermiştir. S. İlyasov’un pek haklı olarak söylediği gibi, “Diğer obalara ait topraklardaki göçler, ancak topraklar ortaklaşa kullanıldığında mümkün olabilir. Özel mülkiyet ve hatta hane mülkiyeti buna izin vermez”.[6] Dışarıya doğru yayılmaya meyilli göçebelik ekonomisine özgü vasıflardan dolayı zaten hayvanlar için yeterli besin ancak otlakların kolektif kullanımda olduğu zaman sağlanabilmiştir. Bu noktaya önem vermezsek geleneksel göçebe hayvan yetiştiriciliği konusunda fikir yürütmek anlamsız olur.

S. M. Abramzon, Kırgız etnografyası konusundaki temel eserinde şöyle der: “Bunlar [oba’lar (avul)-A.J.], öncelikle otlakları ve göç bölgelerini ortaklaşa kullanmaları bakımından birleşen hayvan sahiplerini içermekteydi. Obada (avulda) üretim ve tüketim bireysel, göç faaliyetleri ve otlakların kullanımı toplumsal esası üzerine kurulmuştu”.[7] Kuzey Afrika, Ön Asya ve Avrasya bozkırları göçebelerinin toplumsal yapı özelliklerini incelerken, A. İ. Perşis ve A. M. Hazanov ayrıca şunu belirtirler: “Bütün göçebe toplumlarda ekonomik ilişkiler özel hayvan mülkiyeti ve otlakların ortak kullanımı esasları üzerine kurulmuştur”.[8]

Bu ikilik, hayvan sahibi olan ve üretilen maddeleri istediği gibi kullanan ailelerin rolünü oldukça artırmıştır. Bunlar mallarını değiş tokuş yapmak, bağışlamak, borç vermek, kendi hayvanlarını keserek topluma ziyafet vermek gibi eylemleri serbestçe yapabilmişlerdir. Böylece, toprak (otlaklar) obanın ortak kullanımına sunulmuş, hayvanlar ve diğer taşınabilir mallar ise obanın üyelerine ait olmuştur.

Göçebe Kırgızların oba teşkilatı şekli bakımından olduğu kadar, içeriği yönünden de bölgesel komşuluk topluluğu olarak değerlendirilebilir. Oba belirli bir coğrafik bölgeyi kapsamış, orada yaşayan ve ortak ekonomik menfaatleri bulunan çeşitli şekillerdeki aileleri ve ayrı bireyleri içine almıştır. Bu kişiler kendi aralarında çoğunlukla baba tarafından akrabalık bağları ile bağlanmıştır. Bu arada göçebe Kırgızların bu sosyal kurumunun düz ve basit yapıda olmadığını belirtmek gerekir. Obalar karmaşık ve hiyerarşik yapıya sahip olmuşlardır. Göçebe Kırgızların oba teşkilatının temel yapı hanelerini çeşitli büyüklüklerdeki avullar teşkil etmiştir. En küçük ve aynı zamanda en istikrarlı olanları ortalama 5-6 çekirdek aileden meydana gelmiştir. Bu aileler geleneksel toplumun temel ekonomik ve sosyal birimlerini teşkil etmiştir. Hiyerarşik yapının bu düzeyinde baba ailesini ve ondan ayrılan çocukların ailelerini içeren çekirdek obayı görüyoruz. Avulda erkek tarafından ve kadın tarafından akrabalar barınmıştır. Kazak avulları, Tuva avulları, Moğol ulusları için de hemen hemen aynı miktar söz konusudur. S. Y. Tolıbekov’a göre, “Göçebelerin avulu (Kazak avulu-A. J.) kural olarak 2 ile 7 arasında hane içermiştir”.[9]

Başka bir kaynakta: “Avul genellikle 5-15 çadırdan, nadiren daha fazlasından ibaret olur” denilmektedir.[10] Moğolların sosyal teşkilatlanmasını inceleyen G. Y. Markov ayrıca şunu belirtir: “Kabileler 5-8, nadiren 8-12 çadırı içermiş, bunların sahipleri kendi aralarında yakın akrabalık bağları ile bağlı olmuştur”. Bundan sonra yazar, böyle bir göçebe birlik için ayrıca “hoton” ve “ayil” gibi terimlerin de kullanıldığını belirtir.[11] Oba en yakın akrabaları kapsamasına rağmen, bu birliğin temelinde ortak göç faaliyetlerinde, sürülerin korunmasında, üretimin bazı türlerinin kolektif tarafından yürütülmesinde gereksinim duyan ailelerin özel menfaatleri yatmaktadır. Göçebe hayvancılık şartlarında üretim ancak bu yolla elverişli bir şekilde düzenlenebiliyor, aileler ancak böyle geçinebiliyordu.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al