GERMİYANOĞULLARI BEYLİĞİ

GERMİYANOĞULLARI BEYLİĞİ

1071’de meydana gelen Malazgirt Savaşı sonunda Anadolu, Türklere yeni bir vatan olmuştur. Bu savaşa katıldığını bildiğimiz Artuk Bey kendisine timar olarak verilen Diyarbakır, Mardin, Hasan Keyf gibi şehirleri kapsayan bölgede kendi adını taşıyan bir beylik kurmuş, Saltuk Bey Erzurum ve civarında; Mengücek Bey, Erzincan, Divriği, Şebinkarahisar taraflarında birer beylik kurmuşlardır. Danişmend Gazi, İç Anadolu’ya kadar ilerleyen Artuk Bey’in yerine geçerek Sivas, Kayseri, Niksar ve Malatya bölgelerini eline geçirmiş ve buralarda adını taşıyan beyliği kurmuştur. Bu birinci olarak adlandırabileceğimiz Türk Beylikleri bu ülkede birliği kurmak isteyen Türkiye Selçuklu sultanlarının birleştirme teşebbüsleriyle karşılaşacaklar ve 13. yüzyılın başına kadar da mukavemet edeceklerdir. I. Alaaddin Keykubad’ın bu bölgelere zaman zaman sığınan Türkmenleri uç teşkil etmek üzere yerleştirdiği görülmektedir. Bu suretle Anadolu’ya gelen Türkmenlerin Bozok ve Üçok grupları Alaaddin Keykubad tarafından iyi bir şekilde karşılanmış ve hemen hudutlara uç teşkil etmek üzere gönderilmişlerdir. Nitekim 1228’de Üçoklardan Karamanlılar, Ermenilerin teşkil ettiği uçlara yerleştirildikleri gibi, Bozokların bir kısmı da batıdaki Uç’u teşkil etmek üzere, Kastamonu, Eskişehir bölgelerine iskan edilmişlerdir. Sonradan Bozoklardan olan Kayılar aynı bölgeye gelerek ve daha da ileriye götürülmüş olduğu anlaşılan Söğüt, Domaniç ve Karacadağ civarına yerleşeceklerdir. Selçukluların Moğol hakimiyetine düştükleri sırada Uçlarda bulunan Türkmen gruplarının, kendi beylerinin etrafında toplandıkları ve birer beylik kurmak üzere faaliyete geçtikleri bilinmektedir. Selçuklu Devleti bunlara bazen unvanlar vermek ve aldıkları bazı yerlerin fetihlerini kabul etmek suretiyle teşvik etmiş, ve bazen de Moğollara dayanmak suretiyle cezalandırma yoluna gitmiştir. İşte Germiyanoğulları da 13. yüzyılın hemen başında beyliklerini kurmayı başarmışlardır.[1]

Germiyan bir aşiretin ismi iken sonradan bu ailenin ve beyliğin adı olmuştur. 1300-1429 tarihleri arasında Kütahya ve civarında hakimiyet kurmuşlardır. Kelime eski yazı ile harekesiz olarak yazıldığından gerek baştaki “kef” harfinin hangi sesle okunacağı ve gerekse kelimenin bütün olarak nasıl telaffuz edileceği güçlük göstermektedir. Bu kelimenin Germiyan olarak okunması gerektiği anlaşılmaktadır. Muhtasar Selçuknâme’deki kayıtlar Germiyan’ın aşiret ismi olduğunu göstermektedir. 1239’da Baba İshak İsyanı sırasında Selçuklu Devleti hizmetinde Malatya civarında bulunan Germiyanlılar Harezm Hükümdarı Celaleddin Mengüserti ile Doğu Anadolu’ya gelmiş olmalıdırlar. Germiyanlıların bu ismi nereden aldıkları kesin olarak belli değildir. Malatya civarında Germiyan diye bir yer isminin bulunması aşiretin ismi hususunda dikkat çekici bir delildir.[2] Germiyanlılardan ilk tarihi şahsiyet olarak Baba İshak isyanı sırasında Malatya’da Alişir oğlu Muzaferüddin’i görmekteyiz. Selçuklu saltanat mücadelelerinde de Germiyanlı Kerimüddin Alişir’in, 1264 yıllarında Selçuklu Veziri Muinüddin Süleyman Pervane’nin şikayetiyle Konya’da diğer Selçuklu emirleriyle beraber Moğollar tarafından öldürüldüğü bilinmektedir.

Germiyanlıların menşeinin Türk olmadığı konusundaki iddiaların gerçekle ilgisi olmadığı görülmektedir. Germiyanlıların hangi tarihte Batı Anadolu’ya geldiklerine dair kesin bilgiler yoktur. Ancak Kerimüddin Alişir’in 1264’te öldürülmesi ve 1277’de meydana gelen Cimri olayında bulunmaları bu tarihler arasında batıya geldiklerini göstermektedir. Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Mesud’a karşı koyan Germiyanlılardan Alişir’in kızının oğlu Bedreddin Murad, 1288’de Denizli civarında Moğol- Selçuklu kuvvetleriyle giriştiği çarpışmada hayatını kaybetmişti. Daha 1276’dan önce Kütahya ve Denizli yöresinde kesin olarak gördüğümüz Germiyanoğulları, ellerinden alınmak istenen Denizli için Selçuklu veziri Sahip Ata ile yapılan uzun mücadelelerden sonra buraya sahip olmuşlardır. 1289 yılına kadar devam eden mücadeleler sırasında Germiyan aşiretinin reisi Alişir oğlu Hüsameddin idi.[3] Ankara’da Kızıl Bey Camii minberinin 699 (1299) tarihli tamir kitabesinden Germiyanlıların hakimiyetini Ankara’ya kadar uzattıkları ve Selçuklu hakimiyetini de tanıdıkları anlaşılmaktadır. Bu kitabede adı geçen Alişir oğlu Yakub’dur. Yakub ise Kermüddin Alişir’in oğludur. Bu tarihlerde Ankara ve civarında Selçuklu emiri bulunduğu zaman nüfuz sahasının Kırşehir’e kadar uzandığı ve bu bölgeye Yakub ili denildiği görülmektedir.[4] Daha sonra 1300 tarihlerinde Yakub Bey’in bağımsız olduğu anlaşılmaktadır. I. Yakub Bey Devri (1300-1340) beyliğin en kuvvetli dönemidir. 1314 tarihlerinde Germiyanoğulları Batı Anadolu’daki diğer beylikleri de nüfuzu altında bulundurmakta idi. Daha 1305 tarihlerinde Yakub Bey kendi subaşısı yani ordu kumandanı Aydınoğlu Mehmed Bey’i Ege denizine doğru fetihler yapmak üzere göndermiştir. Mehmed Bey daha sonra Birgi merkez olmak üzere İzmir ve yöresinin fethine teşebbüs ederek Aydınoğulları Beyliği’ni kurmuştur. El-Ömerî, seyyah Haydar Uryan ve seyyah Cenevizli Balaban’dan naklen Germiyan hükümdarının Türk emirlerinin en büyüğü olduğu, hepsinin memleketlerine hükmettiği, merkezinin Kütahya olduğunu bildirmekte, 700 şehir ve pek çok askere sahip bulunduğunu yazmaktadır. Haydar Uryan’dan naklen 40.000 atlı askere sahip olduğunu bildirir. I. Yakub Bey Dönemi’nde Bizans’tan her yıl 100.000 dinar vergi ve bazı kıymetli eşyaların geldiği be lirtil mektedir.[5]

I. Yakub Bey zamanında Bizanslılarla karşılıklı savaşlar meydana gelmiştir. 1304’te Menderes Nehri yakınlarındaki Tripolis’i alıp Simav yakınlarındaki Angir’i (Hisarköy) fethetmiş ve daha sonra 1306’da 30.000 kişiye yakın bir kuvvetle Alaşehir’i kuşatmıştı. Bu kuşatma Bizans İmparatoru’nun İspanya’dan getirttiği Katalan kuvvetlerinin yetişmesi üzerine sonuçsuz kaldı. Daha sonra Alaşehir üzerinde nüfuz tesis edildi ve Kütahya’da yaptırılan Vacidiye Medresesi’nin masrafları karşılandı. 1314 senesinde İlhanlı Hükümdarı Olcaytu Han’ın Veziri Emir Çoban, mühim bir kuvvetle Anadolu’daki beylikleri itaat altına almak istemiştir. Bunun üzerine Karamanoğlu’ndan başkası itaatlarını bildirmişlerdi. Daha sonra İlhanlıların Anadolu Valisi Çobanoğlu Timurtaş, Hamidoğlu Dündar Bey ile, Eşrefoğlu Süleyman Bey’i öldürüp Karamanoğlu’nu da zorla itaat altına aldı. Bu sırada Karahisar emiri, Germiyanoğlu Yakub Bey’e sığınmış olduğundan Timurtaş buna bir şey yapamamıştır. Bu olaydan sonra, Karahisar Emiri Yakub Bey’e damat olarak durumunu kuvvetlendirmiş ve Germiyanlılara tabi bir emir olarak valilik yapmıştır.

Mevlana Celaleddin Rumi’nin torunu Ulu Arif Çelebi, 1312’den önce Denizli ve Kütahya’yı ziyaret edip Yakub Bey ile görüşmüştür.[6] Germiyanlılarla Osmanlıların ilk dönemlerdeki münasebetleri beylikler üzerindeki hakimiyet politikası sebebiyle dostça olmadı. Her iki beylik de Anadolu birliği için kendisini lider görüyordu. Nitekim ilk Osmanlı kroniklerinde, Osman Bey’in 1313 yılında Leblebici (Leblüce) Hisarı’nı fethe giderken Germiyanlılardan çekindiği için oğlu Orhan Bey’i Köse Mihal ve Saltuk Alp ile birlikte Karacahisar’a (İnönü) göndermiştir. Germiyanlıların teşviki ile Çavdar Tatarlarının Orhan Gazi’nin Eskişehir’de bulunmasından istifade ederek, Osmanlı topraklarına hücum ettiğini, Karacahisar şehrini ve pazarını yağmaladığı bilinmektedir.[7]

Öte yandan İlhanlıların Anadolu Valisi Emir Çobanoğlu Timurtaş’ın 1325’e Eşref ve Hamidoğulları beylerini ortadan kaldırmasından sonra Germiyan, Denizli, Alaşehir ve Menteşe illerini zapt etmek üzere Eğridir’de hazırlık yapması yeni bir mücadelenin başlangıcını teşkil etti. Timurtaş Denizli’yi almak üzere o tarafa gitti. Karahisar-ı Sahib (Afyonkarahisar) tarafına da Eretna’yı gönderdi. Yakup Bey’in damadı olan ve himayesinde bulunan Karahisar Bey’i Kütahya’ya kaçtı. Yakup Bey ile Emir Eretna arasında bir savaş başlamak üzere iken Timurtaş’tan gelen bir emirle Eretna, kuvvetlerini geri çekerek 1327’de Sivas’a gitti. Yakup Bey’in 1340’ta Mısır ile mektuplaştığına dair kayıtlar[8] mevcuttur. 1307 tarihli Han-ı Germiyan unvanlı, isimsiz sikke tabii olarak Yakup Bey’e ait olmalıdır.[9] Yakup Bey’e ait 1321 tarihli bir vakfiye sureti mevcuttur.[10]

Yakub Bey’in 1340’tan hemen sonra vefat ettiği anlaşılmaktadır. Yerine oğlu Mehmed Bey geçti. Mehmed Bey Devri (1340-1361) hakkında kaynaklarda pek az bilgiye rastlanmaktadır. Mehmed Bey’in Türklerin elinden Katalanlar tarafından alınmış olan Kula ile Angir yani Simav’ı geri aldığı II. Yakub Bey’e ait Kütahya’da bugün hâlâ mevcut bulunan Türkçe Taş Vakfiye’de kaydedilmektedir. Mehmed Bey’in lakabının Çahşadan olduğu Şeyhoğlu Mustafa’nın Hurşid-nâme adlı eserinde yazılıdır. Şeyhoğlu Mustafa bu eserini Mehmed Bey’in büyük oğlu Süleyman Şah namına yazmıştır. Süleyman Şah’ın vefatı ile de eserini Yıldırım Bayezid’e takdim etmiş ve Süleyman Şah için yazdığı methiyeleri hiç değiştirmemiştir. Mehmed Bey’in Musa adında bir kardeşi daha olduğu 1363 tarihli bir vakfiye suretinden anlaşılmaktadır. Bu vakfiyeden Germiyan hakimiyetinin Hamidoğulları bölgesine giren Eğridir’e kadar uzandığı ve Hamidoğullarının Karamanlılara karşı Germiyan hakimiyetini benimsediği görülmektedir.

Mehmed Bey’in vefat tarihi kesin olarak belli değildir. Feridun Bey Münşeat’ında Dimetoka’nın fethi dolayısıyla, Orhan Gazi tarafından Germiyanoğlu’na gönderilen bir mektup sureti mevcuttur.[11] Orhan Gazi Mart 1362’de vefat etmiştir. Dimotoka’nın fethi Edirne’nin fethinden biraz önce meydana gelmiştir. Edirne’nin fethi 1361 olarak kabul edilmektedir. Bu mektup Orhan Gazi’den Süleyman Şah’a gönderilmiştir. Münşeat’taki mektuba dayanarak 1361 tarihinde Süleyman Şah’ın Germiyan Beyliği’nin başında bulunduğu ileri sürülebilir. Süleyman Bey’in lakabının Şah Çelebi olduğu kitabelerde ve arşiv belgelerinde kayıtlıdır. Süleyman Şah, Karamanoğlu Alaaddin Bey ile Hamidoğlu İlyas Bey’in mücadeleleri sırasında Karamanoğlu’na karşı Hamidoğlu’nu tutarak onun işgal edilen memleketlerini geri vermiştir. Bu hadise Germiyanlılarla Karamanlıların arasının açılmasına sebep olmuştur. Bir taraftan Karamanlılardan diğer taraftan durmadan genişleyen Osmanlılardan çekinen Süleyman Şah, beyliğin muhafazası için imkânlar aramıştır. Neticede Osmanlılarla sıhriyet kurma yollarını araştırmış ve kızı Devlet Hatun’u I. Murad’ın oğlu Bayezid’e vermek istemiştir. Süleyman Şah, önce oğlu II. Yakub Bey’i yanına çağırır, memleketlerinin Karamanlılardan korunmasının güç olduğunu, bunun için Osmanlılarla sıhri yakınlık kurmak istediğini, kızını I. Murad’ın oğlu Bayezid’e vermeyi düşündüğünü söylemiş ve vasiyette bulunmuştur.[12] Süleyman Şah, Osmanlılarla iyi münasebetler kurulmasını düşünürken, I. Murad, Anadolu’daki durumunu kuvvetlendirmek gayesi ile Süleyman Şah’ın kızını oğluna almak fikrinde idi. Bunun üzerine I. Murad, Bursa Kadısı Hoca Mahmud, Kapıkullarından Emir- i Alem Aksungur Ağa, Çavuşbaşı Demirhan, Bayezid’in dadısı ile Kadı Mahmud’un ve Aksungur’un hanımlarının Kütahya’ya kızı istemek üzere gönderdi. Buna karşılık cevabî bir mektupla Süleyman Şah da Cemaleddin İshak Fakih’i bir heyetle Osmanlılara gönderdi. İshak Fakih bu heyetle giderken yanında pek çok kıymetli hediyeler de götürmüştü. Bu hediyelerin içinde meşhur Germiyan atları, Denizli bezleri, altın ve gümüş gibi gayet kıymetli eşyalar bulunuyordu. Her iki taraf da memleketlerinde gösterişli bir şekilde düğün yapmışlardı. Süleyman Şah’ın kızının düğünü dolayısıyla Kütahya, Simav, Eğrigöz (Emet) ve Tavşanlı’yı çeyiz olarak Osmanlılara vermesi, Germiyan üzerinde Osmanlı nüfuzunun tesisi bakımından ilk ciddi ve önemli adımdır. Kütahya gibi bir merkezin Osmanlılara terkinin altında yatan asıl sebep tartışma konusudur. Osmanlı kroniklerinde bu durum Karamanlılarla, Germiyanoğulları arasındaki düşmanlığa ve Osmanlılar sayesinde topraklarının koruma altına alınması siyasetine bağlanır.[13] Düğün dolayısıyla cihaz olarak verilen bir kısım Germiyan topraklarını tapu tahrir defterlerinden de tesit etmek mümkündür.[14] 1381 tarihinde yapılan düğünden sonra Bayezid Kütahya’ya idareci olarak gönderilmiştir. Süleyman Şah’ın kızı ve Bayezid’in hanımı olan Devlet Hatun’un Mevlana’nın oğlu Sultan Veled’in kızı Mutahhara Hatun’dan doğma olduğu da bilinmektedir. Süleyman Şah’a ait Denizli’de bulunan 1368 tarihli kitabeden Denizli’nin bu tarihlerde Germiyan hakimiyetinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Düğünden sonra Kula’ya çekilen Süleyman Şah, daha sonra burada vefat etmiştir. Şeyhoğlu Mustafa, Süleyman Şah’a takdim etmek üzere yazdığı Hurşidnâme adlı eserinin yarısını tamamladığı zaman onun vefat ettiğini bildiriyor. Hurşidnâme Nisan 1387’de bittiğine ve Süleyman Şah’ın vefatı ile Bayezid’e takdim edildiğine göre, Süleyman Şah’ın ölümü 1387 yılı başlarında olmalıdır.[15] Onun vefatı ile yerine oğlu II. Yakub Bey geçmiştir. Süleyman Şah’ın Yakub Bey’den başka Hızır ve İlyas adlarında iki oğlu daha vardı. Süleyman Şah, ilim adamlarıyla ve ilmi eserlerle yakından ilgilenmiş, Ahmedî, Şeyhoğlu Mustafa, Ahmed Daî gibi alim ve şairler onun meclisinde bulunmuşlardır. Şeyhoğlu, Süleyman Şah’ın emriyle Merzubannâme’yi Farsçadan Türkçeye çevirdiği gibi, Kabusnâme’yi de Farsçadan Türkçeye tercüme etmiştir. Süleyman Şah adına basılmış bazı sikkeler de mevcuttur.[16]

II. Yakub Bey’in 1387’den 1390 tarihine kadar olan devresi sükunet içinde geçmiştir. 1389 Kosova Savaşı sırasında Osmanlı ordusuna Kastamonu, Saruhan, Aydın, Menteşe, Hamid beylikleri kuvvet gönderdikleri gibi Yakub Bey de göndermiştir. Savaşta I. Murad’ın şehid olması üzerine başta Karamanoğulları olmak üzere diğer beylikler de harekete geçti. Yakub Bey de bu durumdan istifade ederek kız kardeşinin çeyizi olarak verilen yerlerden bazılarını geri aldı, bazılarını da almaya çalışıyordu. Bu arada Karamanoğlu da Beyşehri’ni ele geçirdi. Bu durumda Yıldırım Bayezid önce Rumeli taraflarını güvence altına alarak Sırplarla anlaştı ve Bizans’taki taht kavgalarını kendi istediği gibi neticelendirdi. Bundan sonra aleyhine ittifak yapan Saruhan, Aydın ve Menteşe beylikleri üzerine yürümüş ve hepsinin topraklarını zapt etmişti. Bu durumdan çekinen II. Yakub Bey, Yıldırım Bayezid’i hediyelerle karşılamaya çıktı ise de Bayezid, itimat etmeyip onu ve subaşısı Hisar Bey’i İpsala kalesine hapsettirdi. Böylece 1390 tarihinde bütün Germiyan memleketleri Osmanlılara geçti. 1399’da bir yolunu bulup kaçan Yakub Bey, Timur’un yanına gitti ve ondan yardım istedi. Ankara Savaşı sırasında Timur’un yanında Aydınoğlu ve Menteşeoğlu’nun ve bazı Anadolu beylerinin bulunduğu bilinmektedir. Savaştan önce Timur’un Bayezid’den istekleri arasında Anadolu beyliklerinden aldığı yerleri geri vermesi de vardı. Sonunda savaş yapılmış ve 1402’de Bayezid, Timur’a esir düşmüştür. Savaş neticesinde Bayezid’i görüp tanıyan ve esir olmasına sebep olan II. Yakub Bey’dir. Ankara Savaşı’ndan sonra Anadolu beyliklerinin memleketleri geri verilmiş, Osmanlılara çeyiz olarak verilen yerler de dahil olmak üzere Yakub Bey memleketine sahip olmuştur.[17] Timur, İzmir üzerine seferi sırasında Kütahya’ya gelip bir süre kalmış, İzmir’in alınışından sonra ülkesine dönmüştü. Yıldırım Bayezid’in esirliği sırasında ölümünden sonra Osmanlı tahtında şehzadeler mücadelesi başladı.[18]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ