GERÇEK SORUNLARIMIZ: KAYNAKLARIMIZ NASIL YOK EDİLİYOR?

GERÇEK SORUNLARIMIZ: KAYNAKLARIMIZ NASIL YOK EDİLİYOR?

Cihan_Dura036

Hayat gerçeklerle düzenlenir. Hayatına dünya gerçekleriyle düzen vermeyi başaramayan toplumların başı beladan kurtulmaz, hatta zamanla bozulur ve dağılırlar. Gerçekler ise ancak dünya ile ilgilenerek, gözlem yaparak, muhakeme yaparak bulunur. Gerçekler asla bir yerlerde hazır değildir; öyle olduğunu söyleyenler ya zihin tembeli olanlardır ya da insanları uyutmak işlerine gelen kimselerdir. Beynimiz, göz ve kulaklarımız, ellerimiz bize “sen görmek ve düşünmek için, çalışmak için, kendine iyi bir hayat kurmak için yaratıldın” der âdeta. İşte ben bu sese kulak vererek, okuduğunuz yazıda gözlerimi ve aklımı ülkemin doğal kaynaklarına yöneltecek, böyle bir “bilimsel davranış” çabasına küçük bir örnek vermeye çalışacağım; gözlem ve muhakeme yapacağım.

Temel alacağım örnek olayları basından derledim[1].

Bizi 8 yıldır yöneten iktidarın, onun çığırtkanı olan medyanın “sözde özgürlükçü, etnikçi, açılımcı” gündemine bakarsanız, yazım size belki soğuk gelebilir. Ancak asıl ana gerçekler bunlardır değerli okur. Ben de, sen de, hepimiz, milletçe asıl bu gerçeklerin gündeme getirilmesi için uğraş vermeliyiz. Bunları ve benzerlerini dert edindiği ve çözümlediği ölçüde siyasal partilere oy vermeliyiz. Çünkü hayatı asıl yapanlar onlardır, asıl sorunlarımız onlardır, birçok sorunumuza çare de onlardadır.

I) YOK ETTİĞİMİZ TARIM ARAZİLERİ

 Verimli tarım arazileri…  Verimli tarım arazileri doğanın en değerli bağışlarından biridir bir topluma. Öyledir ama, biz bu gerçeği hakkıyla takdir edebiliyor muyuz? Aklın ve bilimin yolundan giderek, değerlerini bilip koruyor, asıl kullanılmaları gereken alanda kullanıyor muyuz onları? Ne gezer! Tam tersine, biz bu paha biçilmez alanları 3-5 “rantçı daha da zenginleşsin diye betonlaştırıyoruz.Dahası bu rezilliği, bu akılsızlığı yapanlar karşısında başta hükümetler, sessiz kalıyor, yapılana göz yumuyor, tepki bile göstermiyoruz.  Bu hususta o kadar ileriyiz ki, sanırım, dünyada bu alanda bizimle yarışacak ülke az bulunur. Örnek çok…, ancak ben iki örnekle yetinmek zorundayım:

-Birinci örnek Türkiye’nin her yerinde rastlanabilecek türden: Burdur ilinin Bucak ilçesinde birileri 1. sınıf tarım arazilerini köstebek gibi oyuyor, çıkardıkları toprağı tuğla fabrikalarına satıyorlar. Ya boşalan yerler, onları ne yapıyorlar? Mermer fabrikalarından çıkan mermer çamuru ile dolduruyorlar.

Bu olayı iki açıdan değerlendirebiliriz: Bu işi yapanlar açısından, yani birey açısından kârlı bir iş… ama toplum açısından korkunç bir kayıp, aynı zamanda bir doğa cinayeti…  Üç beş kişi kolayından para kazanıyor, zenginleşiyor; ancak toplum olarak kat kat fazlasını kaybediyoruz: Bucak ilçesinde 400 – 500 dekar arazi artık tamamen kaybedilmiş durumda. Burdur’a bağlı Ağlasun ilçesinde de durum içler acısı… Ne yazık ki bu ilçenin idarecileri de herkes gibi cinayeti ve toplumsal kayıpları sadece seyretmekle yetiniyorlar.

-İkinci örnekse ne yazık ki nadiren karşılaştığımız türden: Düzce’de 122 hektar tarım arazisine Organize Sanayi Bölgesi kurulmasına kalkışılıyor. Ancak ne mutlu ki TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Gökhan Günaydın’ın girişimiyle açılan dava sonucunda Sakarya 2. İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı alıyor.

Eğer bu yurtsever, özverili, gerçek aydınımız olmasaydı, gitmişti güzelim tarım arazileri!… Keşke Türkiye’nin her yerinde böyle binlerce Gökhan Günaydın’lar olsaydı.

II) ÇÖLLEŞEN YEŞİLLİKLER

Konya Ereğli… Bir zamanlar bu bölge Anadolu’nun en yeşil bölgesiydi, “Yeşil Ereğli” diye anılırdı. Bugünse çölleşme tehlikesi ile karşı karşıya. Bu, gerçekte yalnız o bölgenin sorunu değildir, bütün Türkiye ödüyor böyle olayların bedelini. Acaba söz konusu ağır bedelin sebebi nedir?

Sebebi, İvriz Barajı’dır. 1985’te barajın açılmasıyla birlikte bölgede akarsular kurumaya başladı. Sorun bununla bitti mi dersiniz? Ne gezer… Doğada her şey birbirine bağlı ya, çok geçmeden Türkiye’nin en lezzetli meyvelerinin yetiştiği bahçeler yok olmaya yüz tuttu, toz fırtınaları başladı, yaşam koşulları gittikçe ağırlaştı. Yeraltı su seviyesi 8-10 metreydi, 80-100 metreye indi. Ortalama yıllık yağış, can suyu kesilmeden önceki 23 yılda 315 mm. iken, sonraki yıllarda azalarak 287 mm’ye indi. Ereğli Sazlıkları dünyanın sayılı sulak alanlarından ve kuş cennetlerinden biriydi. Alanı 21 bin 500 hektardı, baraj açılınca 3 bin hektara düştü. Sulak alanlar daralınca, bölgeye özgü kuş türleri de yok olmaya yüz tuttu.

Elbette bir ekonomi için enerji gereklidir. Enerji arzı toplam üretime bağlı olarak sürekli artmalıdır. Ancak olaya böyle tek boyutlu bakmamak gerekir, çünkü enerji artışının bir bedeli vardır. Şöyle ki enerji üretelim derken -örneğimizde görüldüğü gibi- bazı doğal kaynaklar yok olabilir, tarımsal üretim kaybı ortaya çıkar.

III)  SULAK ALANLAR BİTİNCE…

Son 40 yılda Türkiye 1 milyon 300 bin hektarlık sulak alanını kaybetti, bu alanları ziyaret eden kuş sayısı da azaldı. Örneğin, Akyatan lagünü[2] Türkiye’nin önemli sulak alanlarından biriydi, 1960’lı yıllarda burayı 2 milyondan fazla kuş ziyaret etmişti, bugünse sadece 55 bin!…

Sulak alanlar ve lagünler sadece kuşlar için değil, insanlar için, gelecek kuşaklar için de çok önemli. Dünyadaki sulak alanlar, tropikal yağmur ormanları kadar biyolojik üretkenliğe sahip. Bu alanlar yağmur ormanları kadar karbondioksit gazı emerek doğaya oksijen salımı yapıyor. Dünya bugün küresel ısınmaya çare aramaktadır. Türkiye’de ise ekolojik ve biyolojik denge açısından büyük önem taşıyan sulak alanlara sahip çıkılmıyor. Bu alanların kurtarılması yasalarda yapılacak düzenlemelere bağlı.

SONUÇ

Ulaştığım sonuçları aşağıda sunuyorum:

-Kaynaklarını akıllıca kullanmayan bir toplum, hatasının bedelini kesinlikle öder.

-Her kaynak topluma en fazla fayda sağlayacağı alana tahsis edilmelidir. Bu tahsis yapılırken, parasal kazanç hesabıyla yetinmek çok tehlikelidir. Parasal kazancın yanı sıra o kaynağın bugün ve yarın topluma sağlayacağı -ölçülen, ölçülemeyen- bütün faydalar hesaba katılmalıdır, hatta bunlara öncelik tanımalıdır.

-Sorun  sanayileşme ile, büyüme ile bitmiyor.  Ekonomik büyüme putlaştırılmıştır. İşine geldiği için, onu putlaştıran, Batı’dır, onun işbirlikçileridir; çünkü Batı’nın üretimine ve tasarruflarına pazar bulması büyümeye bağlıdır, işbirlikçilerin de alacakları pay…

Doğada her şey birbirine bağlıdır; barajlar, akarsular, bahçeler, toz fırtınaları, yağışlar, sulak alanlar, kuş türleri örneğinde olduğu gibi. Bir alanda yaptığımız bir hata, zincirleme olarak bütün diğerlerini etkiliyor. Onun içindir ki devlet yönetimi akıllı, bilgili, ahlaklı adamlar ister. Böylelerini seçip, devletin başına getirmek gerekiyor; bir baraj inşaatı ile kuşların yaşamı arasında bağlantı kurabileni, buna göre de akıllı, dengeli kararlar alabileni… Daha ne Ereğli’ler, ne sulak alanlar, ne tarım arazileri Türkiye’de böyle cahil yöneticilerin aldıkları yanlış kararlar yüzünden yok ediliyor. Bizim asıl sorunlarımız bunlardır değerli okur, paha biçilmez kaynaklarımızdır, bir daha geri dönmemecesine elimizden böyle çıkıp giden doğal kaynaklarımızdır.   

Durum bu iken, ne devleti emanet ettiğimiz şahısların, ne talihsiz milletimizin “benim sorunlarıma çare bul” diye okutup yetiştirdiği diplomalıların ağzından, “Heryerekon”dan, “ermeniden özür”den, mozaik edebiyatından, etnik propagandadan, PKK açılımından, sözde insan hak ve özgürlüklerinden, sözde demokrasiden başka dişe dokunur bir laf duymuyoruz. 


[1] Kullandığım belgeler Ocak 2009’da Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerinde Melih Aşık, Gökhan Günaydın, Yusuf Baştuğ’un yayımlanmış yazıları ile bir haber yazısıdır.

[2] Lagün: Açık denizden bir kum setiyle ayrılmış ya da kıyı dilinin gelişmesiyle göl şeklini almış, sığ koy ya da körfez. Denizkulağı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Cafer Aydoğan dedi ki:

    Tamamen tüketimi artırmaya yönelik bu sistem içerisinde, Kapitalizm bütün dünyayı bir virüs gibi yok edecek gibi.
    Çok önemli konulara değinmişsiniz, ancak insanlarımız bu bilinçten uzak bir şekilde, günlük yaşayan, olup bitenlere duyarsız kalan yaşam içerisindeler.
    Doğaya saygısız insanlık âlemi, er geç doğanın çok katı direnmesiyle karşılaşacak ve çok daha büyük kayıplar verecektir.
    Umarım, yazınızı çok büyük kitleler okur.

    Saygılarımla

BİR YORUM YAZ