GEÇEN 20 YILI ESLERKEN (1992 – 2012)

İklil Kurban

Yazarın şu ana kadar yazılmış 21 makalesi bulunuyor.

Iklil_Kurban006

1990’lı yılların başında meydana gelen büyük değişimin hemen arkasından, “Adriyatik’ten Çin Seddi’ne dek Türk dünyası; 21.Yüzyıl Türk asrı olacaktır!” şeklindeki sloganlar, Türkiye’mizde heyecan yaratmıştı. Ben de bu heyecan gereği 1992 yılının Temmuz-Ağustos-Eylül ayları kapsamında Türkistan gezisine çıkmıştım. 1993–1994 eğitim yılında ise bir yıl görevli olarak Taşkent Doğu Bilimleri Enstitüsünde çalışmıştım. Çok hızlı bir şekilde geçip giden o günleri-ayları-yılları bugün özlem duygularımla eslerken, gözlerim doluyor, yüreğim sızlıyor. O güzelim günlerden günümüze hiçbir eser kalmadığına inanmakta güçlük çekiyorum.

Bişkek’te açılan Uyguristan Azatlık Teşkilatının kuruluş kurultayındaki konuşmamda (25.07.1992), şöyle sesleniyordum: “Uygurlar tarih boyunca Çinlilerin kuzeye ve batıya genişlemesine engel olmuş, Batı uygarlığını bu sarı tehlikeden korumuştur.”

Bugün ise bu sarı tehlike, AKP’nin daveti üzerine Türkiye’mizi işgal etmiş bulunmaktadır.

Almatı’da çıkan “Uygur Avazi” gazetesinin 15 Eylül 1992 tarihli sayısında basılan “Bizning İstikbalimiz” (Bizim Geleceğimiz) başlıklı Uygurca yazımı şu ifadeler ile sonuçlandırmıştım: “Bugünkü Amerika dolarıyla İngiliz dilinin üstünlüğü, İngiliz ulusuna dünya egemenliğinde haklılık kazandırmaktadır. Bu sebeple ulusumuz İngilizlerin seçtiği yolu seçmelidir. Bu yol, fikri hür, vicdanı temiz insanların açtığı yol, bu yol uzak denemelerden başarıyla geçen, iyiliği dünya çapında kanıtlanmış özgürlük ve demokrasi yoludur.”

Batılılaşmayı Türkün-Türklüğün kurtuluş yolu olarak algıladığım için, Türkistan’ın takip edeceği yolu böyle tanımlamıştım. Bana göre o zaman Türkiye de bu yolda idi. Ne yazık ki günümüzün Türkistan’ı Batılılaşmanın aksine, Batı’dan uzaklaşıp, Ruslaşmanın-Çinlileşmenin yoluna girmiştir. Bilhassa sarı tehlike gün be gün güç kazanmaktadır.

Türkistan gezisinin sonuna gelmiştim. Bu gezi izlenimlerimi, “Türk Şehirlerinde Doksan Gün” başlıklı yazımda anlatmıştım. Bu yazıma şu satırlarla son vermiştim: Artık bu kutsal topraklar ile vedalaşmanın zamanı gelmişti. Trenle Almatı’ya gitmek üzere 13 Eylül 1992 günü saat 17.20’de Taşkent’ten ayrılıyordum. Bu ayrılış etkisi olmayan kolay bir ayrılış değildi. Çünkü geride, büyük atalarımın mezarlarını, atalarımın zihni ve ruhu ile beni bağlayan anıtları, anıtlar ülkesi Maveraünnehir’i bırakıyordum. Ben Taşkent’ten ayrılıp, 2 saat kadar zaman geçtiğinde, Maveraünnehir üzerindeki mavi gökte dolun ay yavaş yavaş yükseliyordu. Sanki o beni uğurluyor, sanki o beni yine gel diye, bu kutsal topraklara tekrar davet ediyor, bu hüzün dolu dolun ayı öyle algılıyordum. Elveda Maveraünnehir, elveda hüzünlü dolun ay.

Türkistan’a-Maveraünnehir’e elveda derken, acaba bir daha gelemeyeceğimi mi düşünmüş müydüm? Acaba yüreğimdeki gizli bir ön sezginin gücünü mü hissetmiştim? Oraları özlüyorum, tekrar gitmeyi düşündüm-arandım fakat bir daha gitmenin yolunu bulamadım. Oralardaki satılmış hakim güçlerin beni yakalayıp Çin’e teslim edebileceğinden sakındım. Bu arsız hakim güçler, Çin düşmanı birçok Uyguru yakalayıp Çin’e teslim ederek, Çin yalakalığının zevkini yaşamışlardır. Çin onlara milyonlarca-milyarlarca dolar verip, o kutsal toprakları egemenliği altına almıştır. İslam Kerimov, Nursultan Nazarbayev gibi eski komünistlerin-yeni hainlerin idaresindeki Türkistan, bugün benim özlediğim Türkistan değildir.

Bundan 20 yıl önce, ezeli ve ebedi düşmanımız olan Rusya’ya ve Çin’e karşı Türkistan’ın kurtuluşu heyecanını yaşarken, Türkiye’mizin bugünkü başına gelenleri hiç düşünmüş müydük? Hayır, bana göre Türkiye, Batı Bloğunun-NATO’nun sağlam-güçlü bir Türk devleti idi. Onun vatandaşı olmaktan gurur duyuyordum. Ne yazık ki, bugün  Türkiye’nin başına gelenler Türkistan’ın başına gelenlerden hiç de farklı değildir. Türkiye bugün, laik-çağdaş-Türk hukuk devleti olmaktan çıkmıştır. Orta Çağ Arap ideolojisi olan İslam’ın egemenliğindeki bir Türkiye, Orta Çağ şeriat devleti seviyesine indirilmiş bir Türkiye. Sonu gelmeyen tutuklamaların, alabildiğine çoğalan hapishanelerin at oynattığı, cinayetlerin meydan okuduğu, Erdoğan’ın iki dudağı arasından çıkan hükme mahkum edilmiş zavallı bir Türkiye.

Çin-AKP arasında gerçekleşen bir anlaşmaya göre:

Yıl 2012, Çin’in Türkiye’deki kültür yılı olacakmış. Yıl 2013 ise, Türkiye’nin Çin’deki kültür yılı olacakmış.

Kültür sözcükleriyle örtülmüş bu anlaşmanın derinliklerinden yansıyan gerçek şu, “Sarı Tehlike” Uygurları çiğneyerek Türkiye’ye girmiştir. AKP’nin insanlık karşıtı bu cinai eylemlerinin temelinde-bu AKP olgusunun perde arkasında, Türkiye’nin Atatürkçü-laik düzenini sonuna kadar yıkmada güç kazanmak için, Batı ve Türk düşmanı olan Çin’i arkasına aldığı gerçeği saklıdır. Batı’ya-Batı değerlerine ters dönüp, işgalci Urus ile Çin’i dost olarak bağrına basan AKP’yi, Türk adaleti ve Türk tarihi er geç yargılayacaktır.

İlker Başbuğ’un tutuklanması da, laik düzenden-Atatürk ilkelerinden intikam alma hırsının doruk noktadaki yansımasıdır.

Bugün yaşadığım Türkiye’nin siyasi konumu ve seviyesi, 1980’de ayrılmak zorunda kaldığım aziz vatanım Şarki Türkistan’a hakim olan siyasi konumdan ve seviyeden hiç de farklı değildir. Şu günlerde “Sarı Tehlike”nin gereği, üzerime her an bir siyasi tehdidin çökebileceği endişesiyle yaşıyorum.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ