FÂTIMÎLER DEVLETİ’NDE TÜRKLER

FÂTIMÎLER DEVLETİ’NDE TÜRKLER

Giriş

Türklerin, ilk İslam fetihleriyle birlikte İslam şehirlerine doğru gruplar halinde gelişleri, Emevilerin ilk halifesi Muaviye (661-680) zamanından itibaren başlamıştır. Muaviye’nin Horasan Komutanı Ubeydullah b. Ziyad tarafından Buhara’dan getirilen ve 2.000 okçudan ibaret olan ilk Türk askeri taifesinin Basra’ya, daha sonra Haccac b. Yusuf zamanında bir garnizon olarak kurulan Horasan’ın yeni eyalet merkezi olan Vasıt şehrine yerleştirildiği belirtilmektedir.[1]

Kısaca, Emeviler döneminde İslam şehirlerinde istihdam edilen Türklerin, Emevilerin takip ettiği ırkçı politikalar yüzünden, önemli mevkilere getirilmediği ve daha ziyade garnizonlarda rütbesiz askerler olarak kaldıkları bilinmektedir.[2]

Emevilerden farklı bir politika takip eden Abbasiler, başa geçtikten sonra bütün Müslüman unsurları eşit tutan siyasetleri neticesinde, İslam dinine girmiş olan muhtelif unsurlar, imparatorluğun gidişatında etkin olmaya başladılar.[3] Bu dönemde, ana tarafından Türk olduğu belirtilen Halife Me’mun, devlet idaresinin başına geçtikten sonra sistemli olarak Türkleri orduya almış ve Türk askerlerin sayıları kısa zamanda artmıştır. Nitekim bu dönemde gelenler arasında Me’mun’un kumandanlarından ve daha sonraki yıllarda Mısır’da Tolunoğulları Devleti’ni kuracak olan Ahmed’in babası Tolun da vardı.[4] Türklerin çok yoğun bir şekilde Abbasi İmparatorluğu’nda yer almaları ve devlet idaresinde tam yetki sahibi olmaları, Annesi Türk olan Mu’tasım devrinde (833-842) zirveye çıkmıştır.[5]

Türklerin Abbasilere bağlı bir vilayet olan Mısır’daki durumlarına gelince Makrizî, bu konuda, Mısır vilayetinden söz ederken şöyle demektedir: “Halife Mu’tasım başa geçince Türk kökenli askerleri çoğalttı, divana kaydetti. Mısır valisi Kayder b. Nasr es-Safedî’ye, Mısır divanında bulunan Arapların kayıtlarının silinmesini ve maaşlarının kesilmesini emretti. Daha sonra bunların yerine mevali ve acemler geçtiler”. Buna örnek olarak da M. 866 yılında Mısır’da çıkan bir isyanda Mısır Emiri’nin bunu bastırmak için bir Türk birliğini gönderdiğini belirtmektedir.[6] Makrizî, Mısır’a gelen Türk ve diğer kavimlerin daha sonra buraya akmaya devam ettiklerini belirttikten sonra şunu yazar: “Türk dalgası, Tolunoğullarından beri görünmeye başlamıştı. Memlükler döneminde artık Arapların rızk elde ettikleri delikleri bir bir kapatmaya başlamışlardı”.[7] Artık, Halife Mu’tasım’dan sonra Türkler, sadece Emiru’l- Ümerâlık değil, vilayetlerdeki valilikleri ve komutanlıkları da ellerine almaya başlamışlardı. Kısaca Türkler sade bir asker olmaktan çıkıp, idareye bizzat yön veren güç durumuna gelmişlerdi.[8] Nitekim Fatımiler Devleti Mısır’ı ele geçirdiği zaman buranın idaresi Türk asıllı olan İhşidîlerin eline geçmiştir.

Fatımîler Devleti Kuzey Afrika’da kurulmuş ve o bölgede teşekkül ettirilen Mağribli askerlerle Mısır’ı ele geçirmiştir. Bundan dolayı Fatımiler Devleti’nin Mısır’daki ilk yıllarında, ordu, ağırlıklı olarak Kuzey Afrika’nın (Mağrib), Kutame, Züveyle, Sinhace, Barkiyye gibi Berberi kabileleri ve azınlık olarak da Sekalibe (Slav) kökenli askerlerden oluşmuştu. Bu sebeple, bunlara geldikleri bölgeye nispeten Meğâribe ismi verilmiştir.

Mısır’ın ilk Fatımî halifesi Halife Mu’izz Lidinillah, onları kendisine yakın seçmiş ve her türlü idari mekanizmalarda olduğu gibi ordu teşkilatında da onlara daha çok yer vermişti. Daha sonra Fatımîler, paralı asker olarak doğudaki Türkleri ve Deylemlileri[9] orduda istihdam etmeye başlamışlardır. Bunlara da doğudan geldiklerinden dolayı Meşârika denilmiştir.[10] Zamanla Fatımîler döneminde sayıları artan Meşârika askerleri Fatımilerin dahili ve harici politikalarında etkin ve söz sahibi olmaya başlamışlardır. Özellikle Fatımi halifelerinin, Şam (Suriye) üzerindeki hakimiyetinde, Türk komutanlarının üstün harp tekniğinden ziyadesiyle istifade ettiği ve onlardan bazısını uzun bir müddet bu bölgedeki valilik görevlerinde bıraktığı görülmüştür.

Tarihçiler, Fatımiler Devleti’nde, Türklerden ilk kez komutan ve paralı askerler edinen kişinin, Muiz Lidinillah’dan sonra hilafete geçen oğlu Halife el-Aziz Billah (975-996) olduğunu belirtmektedirler.[11]

El-Aziz Billah’ın askerlerini paralı, kendisini de danışmanı ve ordu komutanı olarak edindiği ilk Türk komutan, Alptekin eş-Şerrâbî’dir.[12] İncelediğimiz kaynaklarda ismi Heftekin, Elftekin ve Eftekin olarak değişik biçimlerde yazılan, Alptekin Ebu Mansur Türkî eş-Şerabî, Mısır’a gelmeden önce, Abbasi halifesi Muti’ Lillah döneminde (946-974) Bağdat idaresini elinde bulunduran Mu’izzu’d-Devle Ahmed b. Büveyhî’nin hizmetinde idi. Daha sonra Mu’izu’d-Devle’ye isyan eden Alptekin, Bağdat’ta 30 Ocak 975’te yenilince etrafındaki yaklaşık 400 süvariyle birlikte Dımaşk’a girdi ve Fatımî valisini şehirden çıkararak yaklaşık bir buçuk yıl Dımaşk’ı idare ederek, hutbeyi Abbasi halifesi adına okuttu. Bunun üzerine harekete geçen Fatımî Halifesi el-Aziz Billah ilk önce Mısır’ı ele geçiren meşhur Fatımî komutan Cevher’i bir orduyla Alptekin üzerine gönderdi. Alptekin Karmatilerden aldığı destekle Cevher’i sıkıştırdı. Cevher ancak mal karşılığında antlaşma yaparak canını ve ordusundan geriye kalanları zor kurtarabildi. Daha sonra bizzat Halife el-Aziz Billah’ın iştirak ettiği büyük bir orduyla Ağustos 977 tarihinde Remle’de giriştiği savaşta yenildi ve savaş sonucunda esir olarak halifenin yanına getirilen Alptekin, el-Aziz Billah’ın büyük ikram ve izzetiyle karşılaştı. Halife kendisine ayrı bir çadır kurulmasını emretti ve kıymetli hediyeler sundu. Ardından da esir aldığı adamlarıyla birlikte Alptekin’i Mısır’a götürdü.[13] el-Aziz Billah’ın ordusuyla birlikte Hilafet merkezi Kahire’ye gelen Alptekin’in askerleri, Fatımî ordusunun paralı askerleri statüsüne alınarak Haretü’l-Etrak (Türkler Mahallesi) denen mahalleye yerleştirildiler.[14]

el-Aziz Billah, Alptekin’i Kahire’de dayayıp döşettiği kendi sarayına yakın güzel bir evde ikamet ettirdi. Alptekin’i en iyi komutanları arasına kattı ve tüm komutan, ümerâ ve devlet ricalinin onu davet etmesini emretti. Yine ona hil’at giydirdi ve kendisine geniş miktarda ikta arazisi tahsis etti.[15] Böylece devletteki konumu bir hayli yükseldi. Nitekim Devadârî, Alptekin’le Halife el-Aziz Billah’ın hukuku hakkında: “Efendisinin Alptekin’le olan dostluğu baba-evlat gibiydi” ifadesini kullanmaktadır.[16]

Fatımî ordusunun Dımaşk’ta Alptekin’in adamları ve Karmatiler tarafından zor durumda bırakılması, Alptekin ve adamlarının savaştaki üstün maharetleri, Fatımî ordu teşkilatında yeni bir oluşuma gitmeyi lüzumlu hale getirmiştir. Halife el-Aziz Billah, Türk komutan Alptekin’in ordusuyla karşılaştığında Türklerin savaş tekniklerine bizzat şahit olmuş ve döndükten sonra Veziri Yakub b. Killis ile yaptığı istişarede ordu teşkilatında ıslahat yapmaya karar vermiştir. Bu ıslahatın en önemli özelliği, Türkler ve Deylemlilerin Fatımî ordusuna alınmış olmasıdır. Türklerin paralı askerler olarak orduya katılmasıyla, Fatımî ordusu yeni bir teşkilatlanmaya gitmiştir.[17] Nitekim ed-Devadârî: “ Onun (Alptekin) Mısır’da, Iraktaki gibi (düzene göre oluşturulmuş) askerleri oldu” demekle aslında bu dalda meydana gelen ilk değişikliğin tezahüründen söz etmektedir. Yine aynı müellif daha sonraki yıllarda cereyan eden olaylardan bahsederken, Alptekin’in Vezir Yakub’a hediye ettiği komutan Bultekin’in ordusunda ok kullanan çok sayıda askerin bulunduğunu belirtmesi[18] de askeri alanda meydana gelen değişikliğin bir sonucu olsa gerektir. Zira Türk ordu teşkilatında okçuların ayrıcalıklı bir yeri olduğu bilinen bir husustur.

Halife el-Aziz Billah’ın Türklere karşı olan iyi tutumu sayesinde onun döneminde Türkler Mısır’a gelmeye devam etmişlerdir. Nitekim Haleb’den ayrılan bazı Türk kuvvetlerinin daha sonra Mısır’a geldikleri ve son derece iyi karşılanan bu birliğin el-Aziz Billah tarafından orduya alındıktan sonra ileri gelenlerinden Bişâre el-İhşidî’nin Taberiyye’ye vali olarak atandığı belirtilmektedir.[19]

İncelediğimiz kaynaklarda, Türkleri paralı asker olarak istihdam etmeye son derece önem veren el-Aziz Billah’ın bu konudaki gayretlerinin onun hilafeti boyunca devam ettiği anlaşılmaktadır. Nitekim onun döneminde -özellikle-Şam (Suriye) istikametine doğru gönderilen en büyük orduların başında bulunan komutanların hemen hepsinin Türk oldukları görülmektedir.

Ordu başında Şam (Suriye) istikametine doğru sefere gönderilen ilk Türk komutan, Bultekin[20] et-Türkî’dir.

Devâdârî H. 372 yılı olaylarını anlatırken, Bultekin et-Türkî’nin, Alptekin tarafından el-Aziz Billah’ın veziri Yakub b.Kilis’e memluk olarak hediye edilen bir Türk genci olduğunu belirttikten sonra vezirin, Bultekin et-Türkî’yi ordunun başına getirerek, Meğaribe, Mısırlı, Arap, Türk ve Deylemli vs. unsurları içine alan bir ordu ile bedevilerle birlik olan İbn Cerrah’i itaat altına almak üzere Mısır’dan Şam (Suriye)’a doğru sefere gönderdiğini zikretmektedir.

Bultekin ve ordusu Remle’de İbn Cerrah’ın askerleriyle karşı karşıya geldi ve aralarında çıkan şiddetli savaşı kazanan Bultekin, daha sonra Kerk[21] kalesine geçerek orayı da ele geçirdi. Bu esnada Bultekin, el-Aziz Billah’dan Dımaşk’ın muhasara edilmesine dair mektup aldığından idari boşluktan yararlanarak Dımaşk’ta itaatten uzak duran Dımaşk yöneticisi Kassam’ı itaat altına almak için oraya yöneldi. Kassam’la Bultekin arasında bir hafta süren savaştan sonra, Kassam Dımaşk’ı eman karşılığında Bultekin’e teslim etmek zorunda kaldı. Daha sonra Bultekin saklanan Kassam’ı parangalara vurarak Mısır’a gönderdi.[22]

Halife el-Aziz Billah zamanında Suriye üzerine gönderilen ünlü Türk komutanlardan birisi de Mencütekin[23] et-Türkî’dir.

Haleb’de hüküm süren Hamdaniler, Emir Sa’dü’d-Devle (966-991) zamanında Fatımî hilafetine bağlılığını bildirmiş ve hutbeyi onlar adına okutmuştu. Bundan dolayı da daha önce Bizanslılarla yapılan antlaşmayı bozmuştu.[24] Hamdanilerin lideri Sa’düddevle öldükten sonra yerine geçen oğlu Ebu’l-Fedâil Saî’düddevle ve naibi Lü’lü’l-Kebîr et-Türkî, Fatımî hilafetine olan bağlılıklarına son vermişti. Dolayısıyla Bizans’la yapılan antlaşmaya yeniden uyarak oraya hediye ve mal göndermeye başlamıştı. Bunun üzerine Halife el-Aziz Billah bölgeyi yeniden itaati altına almak için memlüklerinden olan Mencütekin’i 993 yılında 30.000 kişilik Mısır ordusunun başında Haleb’e göndermişti.[25] Mencütekin, Haleb’e giderek şehirde bulunan Hamdanileri şiddetli muhasara etmek suretiyle burayı ele geçirmeye karar verdi.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ