FÂTIMÎ-SELÇUKLU MÜNASEBETLERİ

FÂTIMÎ-SELÇUKLU MÜNASEBETLERİ

Bilindiği gibi, Şiâ mezhebinin iktidarı ele geçirmek için İslâmiyet’in ilk yıllarından beri yönetime karşı başlattığı savaşın temelinde yatan sebep, Hilâfet’in (imâmet) Ali b. Ebî Talib’in soyundan gelenlere ait olduğu ve bunun gerek Emeviler gerekse Abbasîler tarafından gasp edildiğine inanmalarıdır. Şiâ mezhebi bu amacını gerçekleştirmek için gerek Emeviler ve gerekse Abbasîler döneminde pek çok defalar ayaklanmalarda bulundular. Ancak tüm gayretlerine rağmen, hilâfet merkezlerinin bulunduğu Suriye ve Irak topraklarında hedeflerine ulaşma imkanı elde edemediler. Bu nedenle Hz. Ali’nin torunları, iktidar olma mücadelelerini, hilâfet merkezlerinden daha uzağa kaydırdılar. Neticede, Şia’nın İsmailiyye kolu, Kuzey Afrika’ya gönderdikleri dâilerinin yoğun propagandaları neticesinde 296/909 yılında Kuzey Afrika’da Fatımîler Devleti’ni kurmayı başardılar.

Fatımîler, Kuzey Afrika’da (Mağrib) devletlerini kurduktan sonra, daha ilk halife el-Mehdî Ubu Muhammed Ubeydullah (297-322/909-934) zamanında bile istikametini doğuya doğru yani Bağdat’a doğru yöneltmiştir. Bu amaç doğrultusunda 358/969 yılında Mısır’ı ele geçirmişler ve hemen ardından da Suriye’ye doğru asker çıkarmışlardır. Aynı dönemde ekonomik destek sağlamak suretiyle, Hicaz bölgesinde hutbenin kendileri adına okunmasını sağladılar. Böylece kutsal bölgeler olan Mekke ve Medine de hutbeyi kendi adlarına okutmak suretiyle İslam dünyasında itibarlarını arttırdılar. Nitekim Mısır Fatımîlerinin ikinci halifesi olan el-Aziz Billah (955-996) zamanında bu devlet zirvede iken Kuzey Afrika, Sicilya, Mısır, Yemen, Hicaz ve Suriye bölgelerinde hutbe Fatımîler adına okunuyordu. Dolayısıyla İslâm dünyasının tamamında siyasî önder olmaları için önlerinde tek engel olarak, Irak’taki Bağdat yönetimi kalmıştı.

Fatımîler -kendi devletinin kuruluşunda da görüldüğü gibi- her hangi bir bölgeyi egemenlikleri altına almak istediklerinde ilk önce oraya kendi dâilerini göndererek oranın bir nevi alt yapısını hazırlamadıkça askeri müdahaleye başvurmazlardı. Bu hareket metodu Fatımîlerin dış siyasette takip ettikleri en belirgin özelliğini oluşturuyordu diyebiliriz.

Irak’ın hilafet merkezi olması hasebiyle Fatımîler, davalarını yaymak için bu bölgeye çok sayıda dâi göndermişlerdi. Fatımîler, bu vesileyle davalarını yaymak üzere devletin ilk kurulduğu yıllarda yani henüz Mısır’a gelmeden önce Abbasî devlet ricali arasında çok sayıda Iraklı ahaliyi kendi taraflarına çekmeyi başarmışlardı. Nitekim kaynaklarda Abbasî Halifesi el-Muktedir’in (295-320/908-932) komutanlarından Yusuf b. Ebi’s-Sâc’ın Fatımîlerin ilk halifesi el-Mehdî’nin hilâfetini onayladığı ve onun için çalıştığı belirtilmektedir. Böylece yıllarca süren bu dâilerin gayretleriyle özellikle Büveyhîler, Deylemliler ve Türklerden saflarına katılan büyük bir kesim olduğu ifade edilmektedir. Her ne kadar siyasî konularda Büveyhîler, Fatımîlere itaat etmiyorlar ise de yine de Fatımîlerle olan münasebetlerini kesmediler ve onların egemenliklerinde bulunan topraklarda davalarını yani mezheplerini yayma konusunda müsamahalı davrandılar.

Fatımîler, Selçuklulardan önce Bağdat hükümetini elinde bulunduran Büveyhîlerle dâileri vasıtasıyla sıkı temasa geçmiş ancak, bu ilişki siyasî anlamdaki bir birlikteliğe dönüşememiştir. Zira Büveyhîlerin Fatımîlerin egemenliğini tanımaları halinde kendi egemenliklerinden olmaları söz konusu olduğu için Fatımîlerin hilafet konusundaki iddialarına olumlu yaklaşmadılar. Çünkü Bağdat’ta iktidâr tamamıyla kendi ellerinde idi ve bu yetkilerini hiç de Fatımîlere bırakmak niyetinde değillerdi.

Yukarıda bahsedildiği üzere, Fatımîler, İslam dünyasının dinî ve stratejik yönden tanınan önemli bölgelerde hutbeyi kendi adlarına okuturlarken, dönemin uluslararası ilişkilerinde İslam dinini ve İslam dünyasını temsil etmesi açısından hutbenin kimin adına okunduğunun önemli olduğu bir diğer devlet olan Bizans’ın merkezi Kostantiniyye’de (İstanbul) de -daha önce hutbe Abbasîler adına okunmakta iken hutbeyi kendileri adına okuttular. Nitekim, Halife el-Aziz Billah, 377/987 yılında Bizans İmparatoru Basileios II (976-1025) ile yaptığı barış antlaşmasında anlaşma maddelerinden birisinin, İstanbul’daki camide hutbenin Fatımî halifesi adına okutulması, şeklinde olmasını istemiş ve Bizanslılar tarafından da kabul edilmiştir.

İşte 5./11. yüzyılın ilkyarısına gelindiğinde yani Selçuklular henüz Bağdat’taki Abbasî halifeleriyle temasa geçmeden önceki Irak, Suriye ve buranın batısında bulunan diğer ülkelerin siyasî coğrafyası kısaca, ağırlıklı olarak İsmailî mezhebine mensup olan Fatımîlerin egemenliği altında idi.

Selçuklulara gelince, 8 Ramazan 431/23 Mayıs 1040 tarihinde Dandanakan Savaşı’nda Gaznelilere karşı galip gelen Selçukluların doğudaki nüfuzu git gide arttı. Bu galibiyetten sonra ittifak eden liderleri birbirleriyle yardımlaşma kararı aldılar ve başlarına Tuğrul Bey’i atadılar. Bir yıl sonra da Abbasî halifesi Kâim Biemrillah’a mektup göndererek, devletlerini kabul etmesini istediler.

Şiî İsmailî mezhebine mensup olan Fatımîler, Suriye’deki hakimiyetlerini pekiştirmeye çalışırken, Sünnî Selçuklular ise Mâverâü’n-Nehr bölgesinde hakimiyet alanlarını genişletmeye çalışıyorlardı. Özellikle Samaniler Devleti’nin yıkılmasından sonra, Selçuklular, Tuğrul Bey’in liderliğinde Horasan’a doğru ilerlemeye başladılar ve Merv, Nîsâbûr, Kirman, Belh, Azerbaycan, Taberistan ve Hevârizm bölgelerini 429-437/1037-1045 yılları arasında yönetimleri altına aldılar.

Irak’ın doğusunda ve batısında tüm bu gelişmeler yaşanırken Abbasîlerin hilâfet merkezi Bağdat’ta ise Muizzu’d-Devle Ahmed’in Bağdat’a girmesi ve Halife el-Müstekfî’yi işkence ve hapis ile devre dışı bırakması neticesinde, Abbasî hilafeti daha önce Türklerin idaresinde iken 334/945 yılından beri tamamen Şiî (Zeydî) Büveyhîlerin kontrolüne girmiş ve bu nedenle geçen uzun zaman aralığında Bağdat’ta zaman zaman dinî merasimler, ya da siyasî, ekonomik bahaneler ileri sürülerek meydana gelen şiddetli Sünnî-Şiî mezhep çatışmaları yaşanıyordu. Bu mezhep çatışmaları Selçukluların Bağdat’a gelmesine bir iki yıl kala daha sık ve daha tahripkâr olmaya başlamıştı.

Selçukluların Bağdat’a gelmesine az bir süre kala Bağdat’ta halifeyi rahatsız eden siyasî gelişmeler yaşanmaktaydı. Büveyhîlerin komutanları arasında, Türk asıllı Ebu’l-Hâris Arslan el- Besîsîrî ismindeki komutan, Halife Kaim Biemrillah tarafından Türklere reis olarak atandıktan sonra Irak’taki konumu bir hayli arttı. Halife neredeyse ona danışmadan hiçbir karar almıyordu. el- Besâsîrî’nin bu konumundan son derece rahatsız olan vezir Reîsü’r-Rüesâ halifeyle el-Besâsîrî’nin arasını bozmak için her türlü hileye başvurdu ve bu amaç doğrultusunda Bağdat’ta bulunan Türklere, el-Besâsîrî’nin maaşlarının azlığına neden olduğunu bildirerek onları el-Besâsîrî’ye karşı kışkırttı. Türklerin el-Besâsîrî’nin mal ve mülkünü dağıtmalarının ardından durumdan haberi olan el- Besâsîrî’nin vezire olan kini gittikçe arttı.

Diğer taraftan, el-Kâim Biemrillah, Büveyhîlerin Dâi el-Müeyyed fi’d-Din Hebbetullah eş-Şîrâzî sayesinde Fatımîlere yaklaştıklarını ve Büveyhîlerin saflarında pek çok Türk ve Deylemlinin Fatımîlere meylettiklerini farketmiş ve bizzat el-Besasirî’nin Abbasî halifesiyle arasının bozulması dolayısıyla Fatımîlerle temasa geçtiği haberini almıştı. Bunu da kendisine, veziri Reisü’r-Rüesâ iletmişti. Halife bundan emin olunca, Büveyhîlerin lideri Meliku’r-Rahîm’den onu Bağdat’tan uzaklaştırmasını istedi. Bunun üzerine el-Besâsîrî, Tuğrul Bey Bağdat’a girmeden kısa bir süre önce Rahbe’ye gitmek zorunda kaldı.

Abbasî halifesi dahili problemlerle meşgul iken diğer yandan da doğuda bulunan ve nüfuzu git gide artan ve egemenliğini buralara (Irak ve Suriye) yaymak isteyen Selçuklular için Bağdat’a girmek iyi bir fırsat idi. Nitekim 447/1055’te Tuğrul Bey; hacca gitmek istediğini ve Mekke, Şam ve Mısır yollarını ıslah etmek ve Mısır sahibi Müstansır el Alevî’yi izale etmek istediğini ilan etti.

Yakınlarına bu konuda gıda ve erzak yönünden hazırlık yapmalarını emretti. Sonra -Mekke yolunda iken- Halife Kâim’e haber göndererek, itaatinde olduğunu ve Bağdat’a girmek için izin istedi. Bunun üzerine Kâim, onun adının Bağdat hutbelerinde zikredilmesini emretti. Tüm ümerâ, kadılar, nakibler ve diğer üst düzey devlet ricali Tuğrul Bey için dışarı çıkarak büyük bir karşılama töreni düzenlediler. Tuğrul Bey’in 25 Ramazan 447/18 Aralık 1055’te şehre girmesiyle, Bağdat’ta yaklaşık bir asır süren Büveyhîler hükümeti düşerek, yerine Selçuklu hükümeti geçti.

Selçukluların güçlenmesi diplomasi alanında da kendisini hissettirdi. Buna bağlı olarak, Tuğrul Bey aynı yıl Bizans’ın merkezi Kostantiniyye’ye (İstanbul) gönderdiği elçisi ile imparatordan, hutbenin Abbasî halifesi adına okunmasını istemiş ve bu isteği yerine getirildi. Böylece Bizans’ın merkezindeki camide Fatımî halifesi el-Müstansır adına okunan hutbeye son verilerek, Abbasî halifesi Kâim Biemrillah adına okutulmaya başlandı. Bundan son derece rahatsız olan Halife Müstansır, Mısır ve Şam (Suriye)’daki tüm kiliseleri ve Kudüs’teki meşhur el-Kumâme kilisesini kapatıp, Gayr-ı müslimlerin cizyesini arttırdı ve Ruhban sınıfının da cizye vermesini emretti.

Selçukluların Bağdat’a girmelerinden sonra meydana gelen bazı çatışmalardan, Tuğrul Bey, Melikü’r-Rahîm el-Büveyhî’yi sorumlu tutarak, onu Rey yakınlarında bulunan bir kaleye hapsetti ve üç yıl sonra da o kalede öldü. Ardından, Tuğrul Bey onun tüm askerlerinin ikta’larına el koydu. Bunun üzerine Melikü’r-Rahîm’in askerlerinin çoğu el-Besâsîrî’ye giderek onun tarafında yer aldılar.

Rahbe’ye gittikten sonra kendisine katılanlarla birlikte belli bir güce ulaşan el-Besâsîrî, Fatımîlerle olan ilişkilerini daha da güçlendirdi ve Halife Müstansır’a haber göndererek, itaatine girmek istediğini bildirdi. Zaten o zamanlar Kahire’de bulunan Irak dâisi Habbetullah eş-Şîrazî ile daha önceden yazışıyordu. Nitekim o kısa bir süre önce Şirazî’ye yazdığı mektupta: “Eğer elimden tutarsanız, size ülkeler fethederim, yine eğer desteğinizi ve yardımlarınızı (boynumuza) takarsanız, sizin adınıza (tüm) yüksek ve alçak yerleri fethederiz” demişti.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al