EVRENSEL DİNLERİN ŞAMANİZM’E YAKLAŞIMI

EVRENSEL DİNLERİN ŞAMANİZM’E YAKLAŞIMI

“Bitiş gördüğün baştır, mezar beşiğe aştır,
Ölü diriye eştir, düşün biraz derince.” (Atsız)

26 Temmuz 2007’de Ecel Kuşu’na yakalanan Mehmet Cihat Özönder Hoca’nın ruhuna…

Bu kısa çalışmada, tarihsel olarak aynı bölgede art arda gelen Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet’in kutsal kitaplarında, diğer inanç ve uygulamalara nasıl baktığı konusundaki ilkeleri temel alıp inananlarının ve temsilcilerinin görüşleri ve tavrı doğrultusunda, 18 yy.da din antropolojisi alanına dâhil olan Şamanizm olgusunun nasıl değerlendirildiğini genel çizgileriyle ortaya koymaya çalışacağız.

Bunun için öncelikle dinî konuları anlayabilmek amacıyla ‘din’in ne ve nasıl olduğunu ortaya koymak gerekir. Zira, gerek ilahiyatçı gerekse de din bilimcisi olsun din konusunu tartışanların “din”den ne anladığı, çalışmalarında değişik biçimlerde kendini göstermektedir. İkinci bölümde din tarifi ve özelliklerine göre dünyada yaygın olarak görülen ve evrensel dinler sınıflaması içinde bulunan üç Sami dinin (Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet) kutsal kitaplarında “eskiler” ve “ötekiler” hakkında neler düşünüldüğünü ortaya koyacağız. Çünkü, sonraki dönemlerde ve günümüzde “eskiler” ve “ötekiler” hakkında bu ilkelere göre kanaat ortaya konulmakta, ona göre tavır sergilenmektedir. Son bölümde de buraya kadar ortaya koyduğumuz anlayış ve tavırlara göre önümüze çıkan Şamanizm değerlendirmelerini ortaya koyduktan sonra, bizim görüşlerimizi sunmaya çalışacağız.

1. Din Tanımı ve Evrensel Din Temsilcilerinin Özellikleri

Din bilimlerinde ortaya konulan din tarifleri bilinmek durumundadır. Alanımızla ilgili olmasından ötürü, dinler tarihine göre bunu tanımlamak faydalı olacaktır.

Dinler tarihi açısından din; en kısa tanımıyla, kişinin “kutsalla olan ilişkisidir.” Biz bu türden ilişkiyi, bütün millî ve evrensel inanç sistemlerinde görebilmekteyiz. Kutsalın içine hem maddi hem de manevi varlık ve nesneler dâhil edilebilir. Bunlar nedir, denildiği zaman kesin bir şekilde sayılarak cevaplandırılamaz, çünkü bunlar coğrafyadan coğrafyaya, milletten millete, zamandan zamana, şartlardan şartlara değişebilmektedir.[1]

Bu özellikleri kültür tarihçileri ortaya çıkarır, din etnolojisi ve antropolojisi de formlarını ortaya koyup tasvir ve tasnif etmesi için dinler tarihine havale eder.[2]

Konumuzun daha anlaşılır olabilmesi için evrensel dinlerin temel özelliklerini ortaya koymak gerekir:

  1. Evrensel dinler proseltisttirler yani, yayılmacıdırlar; ortaya çıkmış olduğu coğrafyanın ve toplulukların dışına çıkma yeteneğinde olup sadece bir ırka veya ulusa bağlı kalmayarak başka ırktan insanların da kendisine katılmasına izin verirler.
  2. Dışarıdan kabul ettiği milletlerin daha önceden sahip olduğu birtakım inanç ve uygulamaları, kendi evrensellik tabiatı içinde “sindirme” özelliği taşır.
  3. Yegâne “kurtuluş dini”, kendinden başkası değildir; bu bağlamda ortaya çıktığı coğrafyada kendinden önce ortaya çıkan dinleri “bozulmuş” olarak kabul eder; kendinden sonra çıkanları da “sapık” ilan eder. Kendinden önce çıkan dinlerden birtakım fenomenleri kendi “kurtuluş öğretisine” göre yeniden şekillendirip kurumsallaştırır; kendinden öncekilerin “eksik” veya “bozulmuş” olduğunu, kendilerininkilerin ise “mükemmel” olduğunu kabul eder. Dolayısıyla tekâmülcü bir anlayış içinde bulunur.
  4. Yayıldığı kültür ve doğa coğrafyasının genişliği oranında, değişik elemanlar ile sentetize, iç içe olma özelliğine sahiptirler. Dünyanın değişik yerlerinde yapılan dinî antropoloji, dinler tarihi ve karşılaştırmalı dinler tarihi ile ilgili yapılan araştırmaların sonuçlarından anlaşıldığına göre, ister yerel ister evrensel olsun, hiçbir dinin saf, katıksız olmadığı anlaşılmıştır. Evrensel dinlerde, başka kültürlerden, geleneklerden ve uygarlıklardan alınan başka bir deyişle, haricî etki veya unsurların daha fazla olduğu ortaya konulmuştur.[3]
  5. Tarihselcilik anlayışı içinde birtakım olguları, kendi zamanında anlamlandırır.[4]

Evrensel dinler ile birlikte ya da onun içinde yaşama imkânı bulabilen bir olgu daha vardır ki buna halk dini adı verilir. Halk dini, en basit deyimle, evrensel din ile birlikte geleneksel olguların sınır ötesi bölgelerde yeni bir anlayış, yorum ve şekil ile iç içe yaşatıldığı inanç ve uygulamalar biçiminde tarif edilebilir. Tam ve genel anlamıyla da halk inancı, evrensel dinin ortaya çıktığı bölgenin dışında karşılaşıp da kendi bünyesine kabul ettiği yerli fenomenlerin evrenselinkiyle birlikte yaşadığı fenomenler bütününe denir. Dinler tarihi, din sosyolojisi ve din antropolojisinde buna halk dini veya yaygın din de denilmektedir.[5] En pratik bakış açısıyla, değişik mezheplere ayrılan bütün dinlerde halk dinlerinin bulunduğunu ve bulunacağını söyleyebiliriz.

Bunun yanında da resmî ya da kitabi din kavramı bulunmaktadır. Resmî/ kitabi din, din kurucularının bizzat kendilerinin veya Tanrı’nın peygamberler aracılığıyla insanlara bildirdiği ve bunlara dayanarak ilgili din bilginlerinin üzerinde tartıştıktan sonra “dinîdir” hükmünü verdikleri olgulardır.[6]

Halk dini, ülkemizde hem günlük ibadetlerini düzenli olarak yerine getiren hem de düzensiz ya da pek nadir yapan ama kendini “Müslüman” olarak tanımlayan kimselerin inanç ve uygulamalarını ihtiva etmektedir. Burada, insanların günlük hayatında sergiledikleri inanç ve uygulamaların, iman edilen dinin resmî öğretilerine uysa da uymasa da, genel dinler tarihi araştırma yöntemlerine göre, “dinî” olarak nitelendirildiğini belirtmemizde yarar vardır.[7]

Dinler tarihçileri için “halk dini” deyimi, aşağılayıcı, küçük düşürücü bir deyim olmayıp tasvir edici bir adlandırmadır; yani, dinler tarihinde resmî din nasıl tasvir ediliyorsa halk dini de aynı yöntem üzere tasvir edilir; hakkında “doğrudur”, “yanlıştır”, “haktır”, “batıldır” gibi hükümlerde bulunulmaz ve içindeki inanç ve pratikler “dinî” olarak nitelendirilir.[8]

İşte bu noktada, bölgemizde ve dünyada yaygın olarak kabul edilen üç Sami din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam’ın da yukarıda verdiğimiz evrensel dinlerin özelliklerini taşıyan birer resmî ya da kitabi din olduklarını söyledikten sonra bunların kutsal kitaplarından başlayarak dinî ve resmî temsilcilerinin diğer dinlere bakışını sırasıyla ortaya koymaya çalışacağız. Şimdi, aşağıda vereceğimiz kutsal kitap alıntılarının, haklı olarak Şamanizm ile ne alakası var gibi bir soru sorulabilir. Bunun için şöyle bir açıklama yapabiliriz: Bütün kutsal kitaplar ve inananları, aynı coğrafyada kendinden önce görülen kitabı tamamen reddetmeyip “bozulmuş” olduklarını, geçerliliğini yitirdiğini ve “öteki” olduklarını kabul eder; kendinden sonra ortaya çıkan din ve kitapları ise, “sapkın” olarak kabul eder. Bu bilgiye dayanarak ileride yapılacak analojik değerlendirmeler de aynı sonucu doğuracağı için kutsal metinlerin temel ilkelerini sırayla ortaya koymak gerekir.

2.a. Yahudi kutsal kitabı Eski Ahit’te, İsrail Oğullarının yalnızca Tanrı Yehova’ya inanmaları, tapınmaları ve onun gösterdiği yoldan gitmeleri tavsiye edilir, bunun karşısında put yapanlar ve bunlara tapanlar şiddetle kınanır:

“Seni Mısır diyarından, esirlik evinden çıkaran Allah’ın Yehova benim. Karşımda başka ilahların olmayacaktır. Kendin için oyma put, yukarıda göklerde olanın yahut aşağıda yerde olanın hiç suretini yapmayacaksın; onlara eğilmeyeceksin; çünkü ben, senin Allah’ın Rab, benden nefret edenlerden babalar günahını çocuklar üzerinde, üçüncü nesil üzerinde ayıran, …emirlerimi tutanların binlercesine inayet eden, kıskanç bir Allah’ım.”[9]

Eski Ahit’in başka bir yerinde de diğer kültler ve tanrıların çıkışı eleştirel, reddiyeci ve savunmacı bir tarzda değerlendirilir ki, bununla kendi kurtuluş öğretilerinin doğruluğu ispatlanmaya çalışılır: İsrail Oğullarının Tanrı Yehova’nın peşinden gidenlerin kurtuluşa ereceği;[10] puta tapanların helak olacağı anlatılıp[11] Tanrı ile İsrail Oğullarının ahitleşmesinde Tanrı Yehova, onlara bütün iyilikleri vadetmiş, ancak daha sonra onların şımarmasından, ahlaksızlığı rehber edinmelerinden ve başka tanrıların peşinden gitmelerinden sonra, Rab Yehova’nın onları şiddetli bir biçimde cezalandırdığı ifadelerinde[12] diğerlerine karşı kesin tavrını açıkça gösterir.

2.b. Hristiyanların ötekilere karşı tutumu da Yeni Ahit’te anlatılan Hristiyan kurtuluş öğretisi doğrultusunda şekillenir. Bu öğretiye göre, kurtuluşlun tek adresi, Yahudiler tarafından çarmıha gerilen ve Allah’ın kendisini hem Rab hem Mesih yaptığı İsa’dır. Bunun dışında bir kurtuluş yoktur;[13] putçuluk ve onlara kurban kesenler yerilir ve putlar cinlerle eşit görülür.[14] Biraz daha ileri gidilirse, Hristiyan mezhepleri bile kendi aralarında tekfirleşme içine girerek biri diğerini cehenneme atmaktadır. En son örneği şudur: 10 Temmuz 2007’de Katolik Kilisesinin ruhani başkanı Papa Benedict, Katolik Kilisesi dışındaki kiliselerin geçersiz olduğunu yıllar sonra yeniden ilan etmiştir.

2.c. İslam için de aynı durum söz konusudur. Kur’an ve Hz. Peygamber’in hadislerinde anlatılanlara göre, insanlar ancak Allah’ın tavsiye ettiği yolda yaşarlarsa kurtuluşa erebilecektir. Kur’an’da belirtildiğine göre, insanın her iki dünyadaki ihtiyacını karşılayan yegâne din İslam olup ondan başka bir din tanıyan kimsenin bu tutumu, Allah katında geçersiz sayılır ve o kimse ahirette ziyan edenlerden olur. Diğer Sami dinler gibi, İslam da putlara tapınmayı kesinlikle yasaklamış olup bu tavır içinde bulunanlar da ahirette cezalandırılacaktır.[15]

Bu şekilde aktardığımız dinlerin başkalarına karşı tutumu, söz konusu bu kitaplara inananlar tarafından da ilerleyen zamanlarda sürdürülmüştür. Özellikle de cihan hâkimiyeti ülküsüne sahip ulusların, o gücün kendisinde oluştuğunu fark ettiği zaman, benimsemiş oldukları evrensel veya yayılmacı karaktere sahip dini, düşman tarafa karşı kullandıkları, tarihin değişik dönemlerinde görülmüştür. Bu bağlamda, geçmiş dinsel veya kültürel inanç ve uygulamalar yok edilmeye çalışılmıştır. Bu tür davranışlar hemen hemen dünyanın her yerinde görülmüştür.

Örneğin, 8, 9. ve takip eden yüzyıllarda Saksonlar, Hristiyanlığı bir araç olarak kullanmışlar ve tabiiyetin sembolü olarak herkesin vaftiz olmasını emretmişler ve eski geleneksel veya pagan kültürlere ait inanç ve uygulamaları yasaklamışlar, aksi şekilde davrananlar, otoriteleri yerleştirilinceye kadar, topluca katledilmiştir. Benzer tutum Norveç kralları Olaf Tryggvason (996-1080) ve Kahraman Olof (1015-1030) tarafından sergilenmiştir.[16] Hristiyanlığın kuzey batı kanadında durum böyle iken, doğu kanadında da aynı tutum, Hristiyanlar tarafından Hristiyanlığı kabul etmemekte direnen yahut kabul edip de aynı zamanda geleneksel uygulamalarını devam ettirmek isteyen Kafkasya Türklerine karşı sergilenmekteydi. Bizanslıların tazyiki sonucu, Hristiyanlığı kabul etmek zorunda kalan Arsak Türklerinin hakanı Baça Han, Hristiyanlık dışında kalan bütün uygulamaları, özellikle geleneksel Gök Tanrı inancı etrafındaki en önemli uygulamalardan olan yuğ törenini yasaklamış ve bununla ilgili olarak “Her kim evinde yuğ töreni düzenlerse, elleri bağlı olduğu hâlde Han’ın huzuruna getirilecek ve öldürülecektir.” emrini çıkarmış ve ayrıca insanların altında toplanarak Tanrı’ya dua ettikleri, kurban sundukları kutsal ağaçları kestirmiştir.[17]

İslam kanadında da durum farklı değildi. Müslüman Araplar askerî, iktisadi ve siyasi bakımdan güçlenip uzak ülkeleri ele geçirmeye başladıkları zamanlar, aynı davranışları başka uluslara karşı sergilemişlerdir. 7 ve 8. yüzyıllarda Müslüman Arap komutanlar (Ubeydullah b. Ziyad 674’te, Aslam b. Zura 676’da, Salm b. Ziyad 680’de, Mesleme b. Abdülmelik 709, 711, 726 ve 728’de, Cerrah b. Abdullah el-Hakemi 730 ve 731’de), kuzeye ve doğuya sefer düzenlemeye başladıklarında, Hazar ve Uygur hakanlarına İslam’ı kabul etmeleri için baskı uygulamışlar ve kan dökmüşlerdir.[18]

İslamiyet’in yayılmaya başlamasıyla birlikte İslam’ı kabul eden ulusların İslam öncesi eski inanç, âdet, örf ve uygulamaları, -hatta Araplar arasında- tatbik edilmesi kesilmedi, devam etti. Müslümanlar arasında veya gayrimüslimler tarafından, Müslümanların “çevre”sinde uygulanan, İslam öncesi birtakım davranış biçimleri (sihir, büyü, korunmalar vs.) “dinî” anlamda tartışılmaya ve üzerinde “fıkhî” hükümler verilmeye başlamıştır. Yani geleneksel dönemde halk tarafından inanılan ve uygulanan fiillerin bir kısmı “İslamî” değildir denilerek “resmî” inanç ve uygulama “formu” oluşturulmuştur. Bu form gerçekleştirilirken “ölçü” olarak, yeri geldikçe bu tür inanç ve uygulamaları kötüleyen veya yasaklayan Kur’an ve Hz. Peygamber’in birtakım uydurma hadisleri veya Arap uygulamaları kullanılmıştır.[19]

Askerî ve siyasi bakımdan benzer örnekleri her milletin tarihinde bol bol görebiliriz.

Evrensel dinlerin halk dinleri içinde gördüğü Şamanik ögeleri, yukarıda verdiğimiz kutsal kitaplardaki tavrına dayanarak kültürel ve dinî baskılar uygulamak suretiyle ortadan kaldırmayı hâlâ amaçlamaktadır. Bunun için de Şamanizm için kullanılan aşağılayıcı ve küçük düşürücü nitelendirmeler, en çok tercih edilen mücadele biçimlerindendir. Bunun en baştaki örneğinin Abdülkadir İnan’ın çalışmaları olduğunu kolaylıkla söyleyebiliriz.[20] Onun bu çalışmalarında geleneksel birtakım inanç ve uygulamalar, inceden inceye İslam ile karşı karşıya getirilerek Müslüman halkın söz konusu rit ve ritüellerden uzaklaşması ve hatta düşmanca bir tavır içinde kalmaları mecbur bırakılmış olduğu görülür. Ayrıca, ülkemizde dinler tarihçileri bile Türklerin kurumsallaştırıp sahip olduğu millî inanç ve uygulamaları adlandırırken aşağılayıcı ve dışlayıcı adlar kullanmaktadırlar. Bunun en son örneği Şinasi Gündüz tarafından hazırlanıp Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayımlanan “Yaşayan Dünya Dinleri” adlı kitabın Harun Güngör Hocamız tarafından kaleme alınan 16. bölümünde yaşanmıştır. Burada “Geleneksel Türk Dini” başlığı ve adı baştan sona değiştirilip “Eski Türk Dini” adı verilerek dışlayıcı bir tavır ortaya konulmuştur.

Batıda da evrensel dinlerin günlük hayatta egemen olduğu ülkelerin din adamları, söz konusu ülkenin sahip olduğu ilgili dini korumak adına, geleneksel kültüründe var olan Şamanik ögeleri paganik, batıl inanç, hurafe gibi nitelendirmelerle dışlamaya çalışmaktadırlar. Ancak Orta ve Kuzey Avrupa’da görülen Ester ve Noel gibi eski paganik fenomenler Krismıs ve Paskalya adlarını alarak Hristiyanlaştırılmış biçimde günlük hayatta varlıkları devam ettirebilmiştir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ