ESKİ UYGUR DÖNEMİ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI

ESKİ UYGUR DÖNEMİ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI

Eski Türk yurtları üzerine yapılan arkeolojik araştırmalar Türk tarihinin, M.Ö. 30002500 yıllarına kadar gittiğini göstermektedir. Türklerin ana yurtları konusunda tarihçiler ve dilciler arasında çeşitli görüşler mevcut ise de, biz kitabeler üzerinde yapmış olduğumuz incelemeler ve Orta Asya’nın coğrafi durumuna bakarak tarihi Türk yurdunu Selenga Orhun kıyıları olması gerektiği düşüncesindeyiz. Tarihçe: Orhun kitabelerinde ilk defa 717 yılındaki ayaklanmalar münasebetiyle zikredilen Uygurlar, Çin kaynaklarında adlarının türlü şekilleri ile anılmışlardır: Hoeiho, Veiho, Çince Kiu Wu Tai adlı eserde: “Şahin sür’ati dolaşan ve hücum eden” diye açıklanmaktadır.

Uygur adı, manası ve etimolojisi hakkında çeşitli görüşler mevcuttur. Yukarıdaki anlamın yanında “çukur” ve Nemeth’e göre de “takip etmek”ten türemiş olduğu, Ebu’l Gazi’de “Uymak”, “Yapışmak” fiillerine dayandığı, Kaşgarlı’da ise “kendi kendine yeter” manasında kullanıldığı, çeşitli rivayetlerle anlatılmaktadır. Genellikle Uy+Gur şeklinde geliştiği “akraba, müttefik” ve OnUygur adının da “On müttefik”ten türemiş olduğu yolunda açıklamalar bulunmuştur.

Çin kaynakları, Uygurların Kök Türkler (Göktürk) gibi Hunların neslinden olduğu yolundaki haberlerde hemfikirdirler ve KökTürkler gibi onların da kurttan türediklerini söylerler. Fakat bunun yanı sıra Uygurların iki ağaçtan türediklerine dair efsaneler de vardır ve Uygurlara ait en eski kayıtların M.Ö. 176 ve 43 yıllarında Issık Göl civarındaki kalıntılarda bulunduğu söylenmektedir.

Kök Türkçe kaynaklarda ve Çin yıllıklarında 716 yılına kadar Uygurların önemli bir faaliyeti görülmemektedir. Demek ki, Aşina Hanedanlığı kuvvetli olduğu müddetçe onlara sadık kalmayı tercih etmişlerdir. 716 yılında bilindiği üzere Kapgan Kağan’ın çocukları ile İlteriş’in oğulları arasında taht için kıyasıya bir mücadele başlamış idi. Fakat bundan önce, Ötüken’de hakimiyet kuran Tokuz Oguzların Kağanlığı’na Uygurlarında sahip çıktıklarını görüyoruz. Klyaştorny’a göre Tokuz Oguzların bu kağanlığı Boz Oklardan Bedi Bersil ve Kadir Kasar’ın ihaneti sonucu yıkılmıştır.

Bilge Kağan’ın 734 senesinde ölümünden sonra, yerine geçen oğulları devleti ellerinde tutamamışlardır. İçten ve dıştan vurulan darbeler neticesinde devlet çökmeye başlamıştı. 73940 yıllarında Mayın Çor tarafından Tokuz Oguzların katılmasıyla On Uygur ittifakı meydana getirildi. 748 yılında milletin de devletin de katıldığı Atalar Mezarlığı’ndaki kurultaydan sonra Türk devletinin başına Uygurlar geçirildi. Bu hadise Terhin ve Şine Usu Yazıtlarında şöyle anlatılmaktadır: “İt yılında (746) Üç Karluklar kötü düşünüp kaçtılar. Batıya On Oklara sığındılar, orada onlara tabi oldular. Üç Karluklar domuz yılında (747), Tokuz Tatarlar, Tokuz Buyruk bin komutan ve halk ayağa kalkarak, Köl Bilge’ye maruzatta bulundular: ‘Atalarınızın ünü vardır. Ötüken ülkesi sizde, yönetin’ demişlerdir.

Tay Bilge Tutuk orada yabgu atanmıştır. Ondan sonra sıçan yılında (748) Atalar Mezarlığı’nda ‘güç halktır’ denmiş. Halk da ‘atalar mezarı sizde gücün kaynağı sudur’ diyerek ayağa kalkmışlar ve kağan tayin etmişlerdir. Uygurların ilk kağanı Kutlug Bilge Köl Kağan, Husu adında bir İlteberin oğlu olup, Çin kaynaklarında adı Yehu Chiehli Tu fa ve Kuli’peilo şeklinde geçmektedir ve kağanlık unvanı Kutulu P’i chi’a Ch’üeh biçiminde transkripsiyon edilmiştir.

Orhun kıyısındaki başkenti Ordu Balık şehrini (sonraki Karabalgasun yakınında) kuran ilk Uygur Hakanı Kutay Bilge Kül 747’de öldü. Yerine oğlu Mogançor (Bayançor) kağan oldu. Talas muharebesi (751) İslam kuvvetleri ile Çinliler arasında yapılan ve sonuç itibariyle Tarım Havzası’nın Uygurlara geçmesini sağlayan bir savaştır.

759’da devletin başına geçen Bögü’nün niyeti Çin’e hakim olmaktı. “Loyang seferi (762) Türk kültür tarihi bakımından da önemli neticeler doğurdu. Hakan Ötüken’e dönerken, Uygurların hayat ve telakkilerinin değişmesi bakımından çok tesiri görülen Mani dinini Türkler arasında yaymak için dört rahibi de beraberinde getirmişti. Böylece hayvani gıdalar yemeği yasaklayan, savaşçılık duygusunu zayıflatan, Hıristiyanlık Mandeizm Budizm karışması bir din olan Maniheizm hakan tarafından kabul edilerek Türk ülkesinde resmi bir mahiyet aldı.

Kırgızlar 840 yılında kalabalık kuvvetlerle Uygur topraklarına girdiler, başkent BeşBalık’ı zapt ederek son hakan Hosa (83940) öldürdüler. Ahaliyi kılıçtan geçirdiler. Ötüken’de devletleri yıkılan Uygurlar kütleler halinde yurtlarını terk ederek Karluk ülkesine, Çin sınırlarına ve daha kesif olmak üzere zengin ticaret merkezlerinin bulunduğu İç Asya’ya göçtüler.

Bozkır felaketi sonucunda büyük bir kısmı Tarım Bölgesi’ne gelen Uygurlar burada “merkez Hoçu olmak üzere T’ienşah (İslâmî kaynaklarda: Tafkan) Dağları’nın güney eteklerinde, Tarım Çölü’nün başladığı yere kadar olan kısımdaki vahâda şehirleri ile (batı da Kuço’ya kadar) aynı sıra dağların kuzeyindeki yayla şehirlerinde, siyasi bakımdan ikinci kültür bakımından birinci derecede bir güç olarak Moğol Devri’ne kadar hüküm sürmüşler idi.”

“Uygurların Burkancılık ile olan temasları ise VII. yy.’a rastlar. Ötüken’de devlet zoru ile kabul ettirilmiş Mani dini, 840 yılında Uygur Devleti’nin yıkılması ile rağbetten düşmüş ve Hoçu’ya sığınan halk eskiden beri benimsediği tarımcılığa yeniden rahatça dönme fırsatı bulabilmişti. Bununla birlikte yukarıda gösterildiği gibi Mani dini bir süre daha revaçta kalmıştır.

IX. yy.’dan itibaren artık yerleşik hayata tamamiyle alışan Uygurlar şehirlerinde çok eskiden beri tanıdıkları Burkancılık ile daha yakından ilgilenme fırsatını buldular. Turfan ovası esas itibari ile Tanrı Dağları’nın eteklerinde bulunuyor ve bu sebeple kuzeyden, Selenga ve Orhon bölgelerinden gelen Uygurların yaşaması için çok müsait imkanlar taşıyordu.

Turfan bölgesinde Uygurlardan kalma “Karahoca (hoça olmalı) denen kısımlarının eteğinde iki şehir harabesi görülüyordu. Bunlardan ovanın içinde olanı Karahoto şehiri tepeciklere yakın olanı ise meşhur Hoço Şehri idi. Hoço, bir Uygur şehridir. Bu şehre “idikut şehri” de denirdi. Bu şehrin böyle adlandırılmasının sebebi, Uygur Devleti’nin merkezi olması ve Uygur kağanlarının orada oturması idi.

Budizm, Mani vesaire gibi dînler dışında Hıristiyanlık da Uygurlar arasında nisbî bir intişar sahası bulmuştur. Bu dînin yayılım kaynağını bilhassa Nestorîlerin vücuda getirdikleri koloniler teşkil etmekte idi. Bütün gayretlerine rağmen Hıristiyanlık Uygurlar içerisinde geniş bir sempati kazanmamış ve bu yüzden Uygurcaya diğer dinlere ait olanlara nisbetle, Hıristiyanlığa ait çok az unsur girmeğe muvaffak olmuştur.

Uygurların ilk devirlerine ait olup eskiden beri İslam ve Batı dünyalarınca tanınmış yazılı Uygur eserleri de yoktu. Ancak XIX. yy. sonlarından itibaren Doğu Türkistan’da eski Uygur şehirlerinde yapılan araştırmalar bu sahaya aydınlık getirmiş ve bu medeniyetin ehemmiyeti hakkında dikkati çekmiştir. Çeşitli medeniyet eserleri ve birçok dil malzemesi elde edilmiştir.

Uygurlardan sarih olarak kendi adlarıyla bahseden ve onlara dair çok değilse bile bir hayli çeşitli bilgiler veren ilk İslam müellifi Kaşgarî’dir.

Uygur Devleti 940’tan sonra ve daha sonra 1028’lerde Tangutların nüfuzu altına girdi. 1226’da da Cengiz Han Moğollarının tahakkümü altına düştü. Kançou Uygurları daha o sıralardan beri “Sarı Uygurlar” diye bilinen Türk topluluğudur ki hâlâ Batı Çin sahasında yaşamaktadırlar.

911 tarihinden itibaren Doğu Türkistan Uygur devleti de müstakil olmuştu. Bundan sonra güneyde Tibet Batı Türkistan’da Karluk bölgesinde sınırlı ve başlıca şehirleri Turfan, Kaşgar, Beş Balık, Kuça, Hami olan ülkelerini müdafaa ile iktifa ederek san’at, edebiyat ve ticaret sahasında yükselen bu Uygur Devleti ile siyasî hadiseler hakkında fazla bilgi görülmüyor.

Doğu Türkistan Uygur Devleti’nde öteki Uygur kolunda olduğu gibi Budizm çok yayılmış, hatta Maniheizm’den üstün bir mahiyet almış, bunun yanında Nasturî Hıristiyanlık ve başlangıçta pek az olmak üzere İslamiyet tesirlerini göstermiştir. Müslüman Türk Karahanlılar, Kaşgarlı Mahmud’un eserinde (1074) de “kafir” diye bahsedilen Uygurlarla mücadele ediyor ve Uygur memleketinde İslamiyet’i yaymağa çalışıyorlardı. Sonra İslamiyet Çin’e Uygurlar aracılığı ile girdiği için orada ilk Müslüman Çinlilere Hueiho (Uygur) denilmiştir.

Doğu Türkistan Uygur Devleti 1209’da Cengiz Han’a bağlandıklarında İdiKut Barçuk bulunuyordu. 1283’te ise Kubilay Han tarafından BeşBalık şehrine bir vali tayin edilmiştir. Çağatay hanedanından Tarmaşırın 1326’da İslamiyeti kabul ederek Alaeddin adını aldıktan sonra Uygurlar içerisinde Müslümanlık yayılmaya başladı. 15. yy. başlarında Çağatay Hanedanlığı’nın idaresinde bulunan Turfan ve Kumul (Hami) bölgesinin Uyguristan olarak anıldığı söylenmektedir. Bu bölgede hem Müslüman, hem de gayrimüslim Uygurlara rastlanıyordu. 1509’da Turfan hanı olarak Ahmed’in oğlu Mansur (ölm. 1543) seçilmişti. 16. yüzyılın ikinci yarısında Turfan Uygur hanları arasında kardeş kavgaları başladı ve bu durum onların çökmesine sebep oldu. Uygur Hanlığının yıkılışıyla Çin’deki Türk hakimiyeti de sona ermiş, Uygur tüccarlarının işi bozulmuş, Mani dini büyük darbe yemiştir.

Doğu Türkistan 15. asrın sonlarıyla 16. asrın başlarında Temür Hanedanlığı’nın etki sahasına girdi. 1606 ise bu bölgenin idaresi Çağataylılardan Emir İsmail’in eline geçmiş ve böylece Hocalar (Haceler) Hanedanı başlamış oldu.

Dil ve Edebiyat

Eski Türkçe Dönemi içerisinde yer alan Uygur Türkçesi KökTürk Türkçesine göre bazı fonetik, morfolojik, leksikolojik değişme ve gelişmeleri bünyesinde barındırmıştır. Metinlerde kullanılan dil bir önceki döneme göre, özellikle tercümenin yaygınlaşması, dini mahiyetli metinlerin çoğalması ile yabancı kelime varlığı dilde artmaya başlamıştır.

“Eski Türkçe” tabirinden Türklerin İslam dinini kabul etmeden önce Moğolistan bozkırları ile Tarım Bölgesi ve civarında kullandıkları dili anlıyoruz. Dilin iç yapısı ve ifade edilen dünya görüşü bakımından ET’yi iki ayrı bölümden mütalaa etmek daha doğru olacaktır: 1. KökTürkçe bazı araştırıcılara göre hususiyle O. Pritsak’a göre: Türkütçe ve 2. Uygurca dır.

Uygurların dili hakkında Kaşgarî’den az, fakat kıymetli bilgiler almaktayız. Kaşgarî aradaki dini düşmanlık dolayısiyle Uygurlarla Karahanlıların yakın akrabalıklarına belirtmekten hoşlanmıyor fakat yer yer yaptığı tasnifler, verdiği teferruat bu sıkı yakınlığı ifşa ediyor. Kaşgarî Uygurcayı ilkin Halis Türkçe, sonra onun içinde En Doğru Türkçe sınıflarına koymaktadır. Ona göre en doğru Türkçe Hakaniye (Karahanlı) ve Uygur lehçelerini de içine almak üzere Doğu Türkistan’da ve Yedisu’da konuşulan lehçeler grubudur. I, 30. 1.

Prof. Dr. Tuncer Gülensoy, Doç. Dr. Sultan Mahmut Kaşgarlı’dan yaptığı alıntıda Uygur Türkçesini: 1) Eski Uygurca 2) Orta Uygurca 3) Yakın Uygurca 4) Yeni Uygurca olmak üzere 4’e ayırarak eski Uygurcayı Türk boylarının ve bu boylardan biri olan Uygurların M. S. VII. ve VIII. yüzyıldan X. yy. ’a kadar kullandıkları yazı dilidir. Bu devre Uygurcada eski Türkçe içinde yer alır demektedir.

Babasının ölümü üzerine tahta geçen Moyon Çor (Bayan Çor) Türk tarihine ve dil yadigarlarına önemli bir yazıt bırakmıştır. Karabalgasun Yazıtı olarak bilinen bu kitabe Türkçe, Çince ve Soğdca olarak yazılmıştır. Bu yazıt üzerine Ramstedt, B. Ögel, Ş. Tekin çalışmalar yapmışlardır.

Uygur Türkçesiyle yazılmış olan yazmalar Çin Türkistanı’ndaki Turfan ve Miran’daki şehir harabelerinde, Kuzeybatı Çin’in Kansu eyaletindeki Tunghuang ve Estengol’da bulunmuşlardır. Uygurca yazmaların büyük kısmı bugün Berlin’deki Alman Bilimler Akademisi’nin mülkiyetindedir; diğer koleksiyonlar, Moskova Asya Müzesi’nde, İngiltere’de British Museum’da, Paris’te Bibliotheque Nationale’de ve Guimet Müzesi’nde, Stockholm’da, Dr. Hedin Koleksiyonu’nda, Pekin’deki Çin Akademisi’nde ve nihayet Kyoto ve Nagoya’da Japon mülkiyeti altında bulunurlar. Uygurların kültürü, Çin, Hint, Tohar ve İran tesirlerini taşır.

KökTürk kitabelerinin diline göre, Uygur yazmalarının dilinde farklılıkların ortaya çıkması, çeşitli siyasi hadiselere bağlanabilmiş/bağlanabilir olsa da, Uygur Dönemi Türk dilinde ağızların teşekkül ettiği bir kısım örnek kelimelerden tespit edilebilmektedir. Kitabeler ile mukayese edildiğinde “n” ağzı “y” ağzı diyebileceğimiz ağızların teşekkül ettiği görülmektedir. Budist ve Mani metinlerinin büyük bir kısmı ve pek çok yazma “y” ağzına girer. Ancak sapmalar bir kaide teşkil edecek şekilde değildirler. Mesela kitabelerde sub “su”, kubrat “toplamak, yığmak”, “ ben” ve “bin” ben ve bing veya bıngdır; fakat bazı kitabelerde men ve ming şekilleri de vardır. Daha sonraki n veya y çoğunlukla ny’dir: kony, anyıg gibi. y ağzında koy, ayıg; n ağzında kon, anıg olur. Mani yazmalarının çoğu ve bazı KökTürk harfli yazmalar bu ağzın izlerini taşır. Kitabelerdeki ny, n olmuştur. Brahmi yazmaları imla bakımından bir birlik arz etmezler. Aynı kelime veya ek bazan aynı yazmada dahi değişik yazılmaktadır. Çok az sayıdaki Hıristiyanlıkla ilgili metinlerin y ağzından biraz farklı olduğunu tahmin etmek güç değildir. Muhtemelen bu metinler başka bir ağzın ürünleridir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al