ESKİ TÜRKLERDE SİLAH

ESKİ TÜRKLERDE SİLAH

Orta Çağ’da, Avrasya çöllerinde göçebe halklar arasında yaşayan, kendilerini tarihî savaşları ve sanatsal yönleri ile tanıtan ve üç asır içinde Altay’a yerleşen, I. bin yılın ortalarında, Eski Türkler olmuşlardır.

Türkler, VI. asırda Avarların yönetimini dağıtarak, güçlü bir askerî yönetim kurmayı başarmışlardı.

Birinci Göktürk Kağanlığı, Doğu Avrupa ve Doğu Asya civarlarında yaşayan Avrasya çöllerinin göçebe kabilelerini kendi yönetimine ve Orta Asya ve Doğu Türkmenistan bölgelerinde yaşayan halkları kendi sınırları kapsamına almıştır.

Eski Türkler, tarihi meydana çıktığı andan itibaren, kültürel değişikliklere uğramışlardır.[1]

Eski Türklerin savaş başarıları, göçebe ve yerleşik etnik birliklerin zengin kesimlerini harekete geçirmiş ve Türklerin savaş kültür bilgilerini ve detaylarını örnek almaya başlamışlardı. Savaş kültür detaylarını; savaş rütbeleri, Orta Çağ Dönemi için çok gelişmiş silah örnekleri, askerde ve atlarda kullanılan askerî donanım, ideolojik ve etnik fikirler olarak açıklayabiliriz.

Orta Çağ’da, Eski Türklerin kültürel örnekleri ve onların yarattığı etki, Türklerin yaşadıkları sınırların dışına çıkmaktaydı.

Avrasya bölgesinin göllerinde ve ormanlık bölgelerinde yerleşen, Türk olmayan etnik gruplar ve kabileler, Türklerin savaş yönetimi, siyasî ve kültürel etkisi altında kalarak Türkleşmişlerdi. Onlar kültürel değişikliğe uğramaktaydılar.[2]

Eski Türk göçebe halkı, kendisine karşı çıkan oturak toprak sahiplerinden korunmak için, merkezi savaş birim ve çeşitli silahlar üretmekteydi. Bu koruyucu strateji, Eski Türkleri Orta Asya bölgesinde, Büyük İpek Yolu ticaretinde ve Doğu Türkistan’da hakim tutmayı başaracaktı.

Eski Türklerin, Çinlilere karşı savaşlarında bir çok başarısızlıklarına rağmen, birkaç asır Türkler güçlü Tan İmparatorluğu’na karşı direnmişler ve özgürlüklerini korumayı başarmışlardı. Zaman içinde, yerleşik ve tarım işleriyle uğraşan devletlerin zayıflaması sonucu, Tan İmparatorluğu, Eski Türkleri kendi siyasî yönetimine dahil edebilmişlerdi.

Orta Çağlar, tarihte savaşlar dönemi olarak bilinmektedir, bundan dolayı silah üretim teknolojisinde, metal işlemecilik sektöründe gelişmeler oluşmuştur. Büyük sayıda silah ihtiyacı, üretim merkezleri ve hükümdara bağımlı derebeyi kabileler arasında vergi ve ticaretle sağlanmaktaydı.

Eski Türklerin ilk devletleri, Birinci Göktürk, İkinci Doğu Göktürk ve Batı Göktürk kağanlıkları, gelişmiş silah üretim teknolojisi ve eğitimli savaş atlarıyla örnek teşkil etmekteydiler. Yakın ve uzak taktiklerde kullanılan savaş silahlarının birçok çeşidi, yaylar, oklar ve hançerler Orta Çağ’a en uygun şekilde geliştirilmiştir.[3] Demir başlıklar ve vücudu koruyan kıyafetleri askerlerin savaşta vazgeçilmez aksesuarları olmuştur. Savaşçılar kıyafetlerine, bir de toplama kemerler dahil ediyorlardı. Savaş atları için de özel sert palan ve üzengi kullanılmaktaydı. Bu usul aslında, atlının rahat etmesi ve savaş alanında ön cepheyi daha rahat görebilmesi için düşünülmüştür.[4] Savaşta, atlının rolü büyüktür. Atlı özel koruyucu kıyafetleri ve kullandığı silahlarla ordunun direği olarak nitelendirilmekteydi.[5]

Eski Türklerin savaş organizasyon bölgelerinde, ordu ve halk arasında ciddî farklar vardır.[6] Göçebe halkın savaş sanat anlayışında ve atlılar ordusunun savaş tekniğinde de değişiklikler oluşmuştur.

VIII. asırda, Batı ve Doğu Göktürk kağanlıklarının dağılması, Eski Türk etnosunun kaybolmasına sebep olmuştur. Göktürk Kağanlığı’nın dağılışından sonra, göçebe Türklerin savaş sanatı kaybolmadı. Türklerin savaş sanat gelişmesini onlara akraba olan Orta Asya bölgesinde yaşayan Türgeş, Uygur, Kırgız, Kimek kağanlıkları ve Karluk Devleti dahilinde devam ettirilmiştir.[7]

Eski Türklerin savaş sanat gelenekleri, Orta Çağ’ın diğer göçebe olan Türk halkları tarafından örnek olarak alınmıştır ve Türklerin savaş sanat gelenekleri Moğol halklarına ve günümüze ulaşmayı başarmıştır.

Eski Türklerin Birinci Göktürk Kağanlığı’ndan Önceki Savaş Sanatı

Çin soylarını ve Eski Türk etnik köklerinin rivayetlerini araştırarak bir sonuca varılmıştır, Eski Türkler Hun etnik ve kültür ortamında gelişmişlerdir.

Aşına neslinin yönetiminde Eski Türkler, Hun topraklarından III. asırda Orta Asya’nın Alaşana, oradan da V. asırda Gaoçan bölgesine göç etmişlerdir.[8] Bu dönem içinde Eski Türkler Avar adını taşıyan bir kabilenin yönetiminde yaşamışlardı.

VVI. asırlarda, Avarlar, Gaoguyslar ve Batı Dinlinler arasında baş veren savaşlar döneminde, Eski Türkler Avarlar Devleti’nin bölge yöneticileri olmuşlar ve Altay topraklarına taşınmışlardı.

Türkler, Avarların kağanlık yönetimini, yerli göçebe kabileler için de desteklemek zorunda idiler. Aynı zamanda ürettikleri metal ürünlerini onlara vergi olarak sunmak zorunda kalıyorlardı.[9] Araştırmacı N. J. Bicurin’e göre “Türk” kavramı Moğolca “Şlem”, yani miğfer demektir. Bu ismi Türkler, Altay topraklarına yerleştikten sonra almışlardı. İsmin asıl kaynağı ise, Altay Dağlarının bir “miğfer”e benzeyiş şekli oluştururdu.[10]

Türklerin ismiyle ilgili diğer versiyon, araştırmacı Mahmud Kaşgarî tarafından belirlenmiştir. “Türk”, bir “Ordu” manasını taşıyan bir kavramdır. Buna göre bu isim Türklere, Allah tarafından verilmiştir. “Benim gerçek manada bir ordum var, ona Türk ismi verdim ve Doğu’ya yerleştirdim.”[11] Bu belirlemeler, “halk etimolojisi” rivayetine benziyordu. Yalnız Türkler, Altay’a Avar Kağanlığı’nın koruyucu savaş gücü olarak yerleşti. Aşına Türklerinin sanat abideleri, Alaşan ve Gaoçan bölgelerine yapılan arkeoloji kazıları esnasında maalesef bulunamamıştır. Bu da III-V. asırlarda yaşayan Türklerin, savaş sanatıyla ilgili bilgileri kısıtlamaktadır.

XIX. asırda V. V. Radlov tarafından, Türklerin yaşadığı Altay bölgesinde bulunan Berel tipli abideleri incelenmiştir.[12] Bu abidelere A. A. Gavrilova tarafından “Berel tipi” adı verilmiştir. Bu abideler, VVI. asırlara kadar gidiyorlardı.[13]

Eski Türkler Altay’a göçtükleri zaman, bir yıl Dağlık Altay topraklarında diğer göçebe kabilelerle birlikte yaşıyorlardı. Bu topraklarda yaşayan kabileler, Türk savaş birliklerine dahil oluyordu. Eski Türklerin yükseliş döneminde birlik oluşturan bu göçebe kabileler güçlü etnososyal ve savaş yönetim sistemi oluşturuyorlardı.

Aşına Türklerinin, Altay abidelerinden bulunan farklı silah çeşitleri, onların harbe verdiği önemi sergilemektedir. Berel abidesinde Eski Türklerin atla birlikte gömülü mezarlıklarında iki tipli savaş yayı bulunmuştur. Bulunan iki tipli, ahşap temelli yaylar, o dönem için zor yapılı ve üzerinde bir çok detayı olan silahlardandır. Birinci tip yaylarda, son uç ve orta yan takmalar dikkat çekiyordu, yayın iç kısmında ve bir köşesinde yamuk çizgiler vardı, bu detaylar yayın ahşap temeline iki taraftan iyice tutunması için ve okçunun rahat atış yapması için düşünülen yöntemlerden biridir.

İkinci tip yaylarda, uçları birleştiren, orta köşeli takmalar vardır. Orta köşelerin takmaları uzundur, yayın uçlarına doğru genişlemektedir. Uç köşelerin takmaları uzun, hafif yamuk ve yuvarlak, uçları kesiklidir. Bu kesikler yayın kiriş düğünü için düşünülmüştür.[14]

Dağlık Altay bölgesinde bulunan yaylar büyük boyutları ile dikkat çekmektedir. Yayın gerilme kapasitesi en az 1,5 m. idi. Bu tip yaylar Hanların ve Güney Sibirya göçebe kabilelerinin kullandıkları silahlara benziyordu.[15] Üzerinde Hun geleneği etkisini taşıyan yaylar, orta ve uç takmaları ile bilinmektedirler. Bu yaylarda detayların fazla oluşu, onların gerilim gücünü artırmış olmaktaydı. Yaylar, uzun mesafelere ok atışı, okçunun fiziksel gücü ile bağlantılı idi. Eski Türkler, daha geniş omuzlara sahip olmaları sebebiyle, bu ağır ve büyük savaş yaylarını kaldırabilmekteydiler. Berel tipli abidelerde ise, metal başlıklı oklara çok nadir rastlanmaktadır. Dağlık Altay bölgesinde bulunan ilk göçebe Türklerin yayları birinci binyılın ikinci yarısını kapsıyordu.

Balıktıyül abidesinde, birçok değişik metalden ok başlıkları bulunmuştur.[16] Bulunan tarihî parçalar içinde, farklı ok uçları vardı. Okların uçları, uzun, altı köşeli ve sivriydi. Berel bölgesinde yassı ve dikenli ok başlıkları bulunmuştur. Bu ok başlıkları sivri uçlu ve köşeleri dikenli çıkıntılardan oluşuyordu.[17]

Dağlık Altay bölgesinde bulunan bu tarihî yaylar ve oklar, birinci binyılın ikinci yarısını kapsamaktadır ve Orta Asyalı HunSarmat göçebe halklarına uygundur. Bulunan yaylar ve oklar, hafif silahlı ve zırh gömleği olmayan düşmana karşı kullanılıyordu. Uzun ve altı köşeli oklar da savaşta hafif silahlanmış düşmana karşı kullanılabilmekteydi. Ok başlıkları arasında bir de birkaç katlı başlıklar vardır. Bu başlıkları savaşta düşmanın hedeflerini dağıtmak için kullanıyorlardı. Hedefleri dağıtan ok başlıkları, uzun ve özel kanatlardan oluşuyorlardı. Bu özelliklerinden dolayı hedef aldıkları yüzeylerin derinliklerine girebilirlerdi.

Bulunan ok başlıkları içinde çok az rastlanan yassı ve dikenli başlıklardır. Bu oklar özellikle Hunlarda ve Güney Sibirya göçebelerinde sık kullanılabilen aletlerdir.[18] Yalnız, yukarıda söz konusu olan bölgede, dağıtıcı özellik taşıyan ok başlıkları bulunamamıştır. Dağlık Altay’da Berel bölgesinde bulunan savaş aletler arasında, ilk Türklerin sivri süvari kılıçları bulunmuştur.[19]

Dağlık Altay’da bulunan Eski Türklerin arkeolojik kalıntılarında savaş eşyaları bulunmuştur. Savaş eşyaları, özellikle Berel abidesinde çıkarılmıştır. Birkaç tipli süvari kılıçları vardır. Birinci tip kılıçlar kesişmesiz, sivri uçlu ve uzun, düz kılıç demirlidir. Süvari kılıçlarının ikinci tipi, yamuk kesişmeli, sivri uçlu, uzun, düz, demiri keskin, düzgün saplı ve halka başlıklıydılar. Sivri süvari kılıçlarını uzun süre Orta Asya’da yaşayan göçebeler kullanmaktaydılar.

Bu kılıçlar Aşına Türkleri tarafından, Dağlık Altay bölgesinden, onların Doğu Türkistan topraklarına yerleşmeleri ile gelmiştir. Çünkü bu silahlar Doğu Türkistan’da Erken Orta Çağ Dönemi’nde vardı.[20] İlerideki dönemde bu tarz süvari, halka başlıklı kılıçlar Sarmat göçebelerine mâl edildi.[21] Bu kılıçlar Hanlık Dönemi’nde Çin’de yaygın olarak kullanımdaydılar. Bu bölgeden, Hunlara ve Göktürklere kadar ulaşmışlardı.

Berel abidesinde zırh gömlek bulunmuştur, onun üzerinde kullanılan demir levhalar deliklerle birleşerek bir köşede çerçevelenmekteydi. Zırh gömlekler, üzerindeki levhaların şekli, boyut, sayı ve sıkıştırmak için kullanılan delik sayısından dolayı farklı idiler. Üzerlerinde yatay dizilmiş levhalar ile koruyucu bölge düzeylerinden çerçevelenmiş bu tarz zırh gömlekler birinci bin yılın ikinci yarısına ait olan, Yukarı Obi bölgesinde de bulunmuştur.[22]

İlk Türklerin silah komplekslerinde, onların Dağlık Altay bölgesinde Avarlar ve Aşına sülalesi hakimiyet döneminden kalan, savaşta uzak mesafeli kullanılan yayları, okları, demir ok başlıkları, sivri süvari kılıçları ve savaşta korunma amacıyla kullanılan zırh gömlekleri bulunmuştur.

Eski Türkler, savaşta yakın cephede ve el savaşlarında kullandıkları gelişmiş silahlarından dolayı, Dağlık Altay ve Orta Asya komşu göçebeleri geçmişlerdi. Bu unsur da onların ilerde savaş ve siyasî güçlerinin temelini oluşturmaktaydı. Bazı kaynaklara göre, Türkler silahlarını, kendileri yapıyorlardı. “demiri eritiyor” ve demir ürünleri ile Avarlara vergi ödüyorlardı. Eski Türkler, Avar kağanlarının hükümdara bağımlı derebeyi olarak onların Teles kabilelerine karşı yaptıkları savaşta bulunmuşlardı. Savaşı kazandıktan sonra Teles kabilelerini Eski Türkler kendi hükümdarlığına tâbi etmişlerdi.

Türk hükümdarı Bumin, Wei Sülalesi imparatoruyla hanedanlık arasında barış oluşturmuştur. Windi, Avar Kağanı Anahuan’a kızını vermiyor ve Çin prensesini Türk hükümdarı ile evlendiriyor.[23] Bu davranış şekli Avarların Windi’ye savaş açtıklarını gösteriyor. Bu savaşta Avarlar yenilgiye uğradı (darmadağın edildi). Bunun sonucunda Göktürkler tüm Orta Asya göçebe kabilelerini kendi hakimiyetine geçirdi, böylece birinci Türk Kağanlığı tarihi meydana çıkmış oldu.

Eski Türklerin, Birinci Göktürk Kağanlığı Zamanı Silahları ve Silah Sanatı

Avarların yenilmesi ve Kağan Anahuan’ın 552 yılında vefat etmesi, Eski Türkleri Orta Asya topraklarında yaşayan göçebe halkların yönetici etnosu yapmış oldu. Bumin, İliHan yani ElKağan unvanını almış oldu.[24] Avarlar savaşı devam ettirmek istemişler, ancak tekrar bozguna uğramışlardı. Göçebelerin bir kısmı batı yönde Doğu Avrupa’ya kaçıp orada Avar Kağanlığı kurmuşlardı. Avarların peşinde olan Türkler, Bumin’in kardeşi İstemihan’la birlikte Orta Asya ve Doğu Avrupa’da yaşayan göçebe halklarını kendi yönetimine dahil etmişlerdi. Bumin’in yakınlarından biri, MuhanKağan, Orta Asya göçebelerini, kuzeyde Kırgızları, doğuda Kidanları kendi yönetimine almıştır. Bu olay Göktürklerin sınır dışında yaşayan bölgelerini korkutuyordu.

Doğudan Kore Körfezi’ne, batıda Batı denizine 10.000 km. uzanan tüm topraklar, MuhanKağan’ın hükümdarlığı altında toplanmıştı. O, Orta Çağ’ın tek çarı olmuştur.[25]

Kuzey Çin İmparatorluğu, MuhanKağan’ın hakimiyetine geçmiştir. Orta Asya’da, Türkler Eftalit Devleti’ni dağıtıp, İran’la başarılı bir savaş yaptılar. Türkler, Doğu Avrupa çöllerinde Avarları Pannoniya bölgesine sürerek, Bizans İmparatorluğu’yla savaş içinde iken anlaşmalar yaptılar. Büyük İpek Yolu Türklerin kontrolü altına geçmişti.

VI. asrın ikinci yarısında Birinci Göktürk Kağanlığı büyük bir savaş güce (potansiyele) nail olmuştur. Göçebe Türk kabileleri Avrasya’nın geniş çöllerinde yerleşmişlerdi.[26] Eski Türklerin kültür abideleri, genelde Birinci Göktürk Kağanlığı’na dahil edilmiştir. Kültürel abideler Altay, Tuva, Moğolistan, TyanŞan bölgelerinde bulunmuştur. Abidelerde farklı savaş silahları bulunmuştur; bugün onların incelenmesi sonucunda Eski Türklerin savaş ürün sanatına merakının derecesini görmekteyiz.

Eski Türklerin silah kompleksinin kurgulanmasının asıl kaynağı kaya tasvirleri olmuştur. Bu tasvirlerde savaşçılar tasvir olunmuştur. Farklı bölgelerde VIVII. asır Eski Türk abidelerinde birçok yay bulunmuştur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ