ESKİ TÜRKLERDE GİZLİ TABİAT KUVVETLERİNE İNANMA (İYE İNANCI)

ESKİ TÜRKLERDE GİZLİ TABİAT KUVVETLERİNE İNANMA (İYE İNANCI)

Eski Türklerin dini inanışlarının esasını Gök Tanrı inanışı, atalar kültü ile birlikte tabiat kuvvetlerine inanç oluştururdu. Eski Türkler, tabiatta gizli kuvvetlerin olduğuna inanırlardı.[1] Onlar kainatı ruhlarla dolu bir alem kabul ederlerdi. VI. yüzyıl tarihçisi Menandosr, Türklerden bahsederken ‘her ne kadar toprağa, suya ve ateşe kutsiyet yüklerlerse de kainatın tek yaratıcısı olan tek Tanrı’ya inanırlar’ demektedir.[2] Bu yönden eski Türk dini inanışlarından bahsedilirken doğadaki birtakım güçlere mukaddeslik vasfı verilmesi ve saygı gösterilmesi ile onlara inanılması arasında çok fark vardır. Bu farklılığın sınırlarının tespiti, Türk dini inanışları hakkında fikir yürütürken oldukça önemlidir. Eski Türk inanış sisteminde gizli tabiat kuvvetlerine inanışın yeri tam olarak kesinleştirmediğinden, eski Türklerin yeterince dindar ruhlu olmadıkları, hiçbir dine inanmayıp, hiçbir şeye ibadet etmedikleri, üstelik de inanç sistemlerinin ahlaki yönü olmadığı[3] gibi bazı iddialar da ortaya atılmıştır. Halbuki eski Türk toplumunda kaynağını dinden alan ahlaki değerlere önem verilirdi. Bu sebeple, böyle bir toplumda dinin ve medeniyetin yalnızca oldukça güzel ahengini vurgulamak gerekir. Bu ahenk, tabiatın bizzat kendisinden gelmektedir. Bunun esası, kainatı bir bütünlük içerisinde kavramak gibi ananevi düşünce sistemidir. Böylelikle, yüksek ahlakı bozulmayan ananeye bağlı bu cemiyetin, medeniyeti, dini dünya görüşü ve inançlarıyla ilgili ve iç içeydi. Bu inanış sisteminde tabii objelerin bir göstergesi olarak İzi / İye (yiye / eye) adını taşıyan koruyucu ruhların ayrı bir yeri vardı. Yerin sahibi sayılan mitolojik varlıkların tabiatı ve bunlarla ilgili inanışların İdil boyu ve Sibirya’da yaşayan Türk boylarının mitolojik tefekküründeki yeri nispeten daha geniş bir biçimde araştırılmıştır.[4]

İzi / İye anlayışı, Türk dini inanış tarihi boyunca bilinen en eski anlayışlardandır. Daha önceleri GökTanrı dini ile ilgili olan bu anlayış Türk lehçelerinde de oldukça yaygın şekilde kullanılmıştır.

Bu konuda V. Bang, M. Rasanen, M. Kastren, H. Tanyu, E. Necip, E. Sevortyan, K. Menges, N. Yeqorov gibi birçok ilim adamı kıymetli fikirler söylemişlerdir. Biz daha çok değişik şekilleriyle İzi / İye anlayışının gelişimini ve arkaik düşünce tarzının etnografik çizgileri ile mitolojik yönden geçirdiği semantik şekillenme üzerinde duracağız. Bu semantik gelişim, aynı zamanda hem sitemin içinde gelişmiş hem de kelimenin farklı fonetik varyantlarını türetmişlerdir.

Eski Türk bengü taşlarında idi şeklinde “sahib” manasına gelen bu kelime, Türk lehçelerinden Hakas’ta ezi, Tuva’da ie, Altay’da ee, Kırgız, Kazak ve Nogay’da ie, Sagay’i, Karakalpak’ta i, Başkurt eye, Tatar’da iya, Azerbaycan’da yiye, Türkmen’de ee, Özbek’de eqa, Uygur’da eqe, Kazak ağızlarında iqe, Koybal ize, eski Osmanlı’da is, issi, Özbek ağızlarında iyqa, ike, Saha’da (Yakut)’da iççi şekillerinde kullanılmaktadır. Kumuk Türkçesinde de es şekli korunmuştur. Kelimenin ezi / ege şekillerine Altay ağızlarında, eçe şekline Türkiye Türkçesi ağızlarında, ezi şekline ise Tatar ağızlarında rastlanmaktadır. Eski Türkçe Sözlükte izi / iye kelimesinin idi ve ige varyantları gösterilir (ay yer kök idisi veya yer suv igesi).[5]

Araştırmacılar Etrüsk yazılarında iesi kelimesini okuyarak onu ‘yiyesi’ şeklinde anlamlandırırlar.

Bu fikre göre Moğolcada karşılığı ada olup ‘acıklı ruh’ anlamına gelen asar kelimesinin Eski Türkçedeki karşılığını ezi (yeni izi, issi) oluşturmuş ve Tanrı manasını yüklemiştir.[6]

İzi / İssi anlayışına Kumuk Türkçesinde yeye, Özbek ağızlarında yiqa ve Azerbaycan Türkçesinde yiye şeklinde de rastlanmaktadır. Burada kelime başında bulunan y sesi protez olarak düşünülmektedir.[7]

İlginçtir, kelime başındaki y’li kullanıma abidelerde rastlanmamaktadır.

Türkçenin dil yadigarlarına baktığımızda; Kutadgu Bilig’de bu kelime İdi şeklinde “Tanrı” manasında kullanılmıştır. Kaşgarlı Mahmud’un Divanı Lugatit Türk’ünde İzi hem “sahib, efendi”, hem de “Tanrı” olarak anlamlandırılır. Atabet’ülHakayık’ta İzi’nin “sahib, yiye” ve “Tanrı” manaları verilir. EbuHeyyan’da da İzi’nin “Tanrı” anlamı bulunmaktadır. O, bu kelimedeki z sesinin Türkçede olmadığını, bu sesin ancak Bulgarcada bulunduğunu yazar. “LügatiÇağatayi ve Türkii Osmani”de ise izi sözü Tanrı, ayrıca İdi ise “sahib, yiye” manalarıyla kaydedilir. “Muhabbetname’de ve Seyfi Sarayi’de izi şekli yoktur. Ancak birincide İdi sözü “yiye, sahib” ve tamamı “Tanrı” manalarında kaydedilmiştir. “Bedaü’llügat”da ega, “Nechülferadis”te izi, eya ve eqa sözleri “sahib, yiye; Tanrı” manalarında kullanılmıştır.

Uygur liderleri XIII. yüzyılda “idikut” ünvanını taşımaktaydılar. Ebulgazi, Yedisu’da yaşayan Türklerin diline dikkat ederek “idikut” kelimesinin Moğolcada ‘devletli’ anlamına geldiğini yazmaktadır.

“EtTuhfet’üzZekiyye’de (14. yy.) egi, idi, iye şekillerinde bulunan bu kelime “AltunYaruk’ta iya şeklinde geçmektedir.

“Kelile ve Dimne”de de İdi / İzi ile aynı kökten olan is “sahib, yiye, malik” sözü, Moğol sözlüğü olan “MukeddimetülEdeb’de ise aynı “sahib” manasında i sözü bulunmaktadır.

Eski Özbek ve Tatar Türkçelerinde igi, izi sözüne hatta 1917’ye kadar olan (didaktik) eserlerde İdzi ta’la (İzi Taala) şeklinde kullanılmıştır. Bu ise aslında kanaatimizce Kitabı Dede Korkut’taki “AllahTanrı”, “Yaradan Allah”, “Kadir Tanrı”, “TanrıTaala”, “HakkTaala” ya da “Allahtaala” kullanışlarının aynısıdır.

Ali “Kıssayı Yusuf’ta (idzi, izzi) izi sözünü hem “sahib, yiye”, hem de Allah manasında kullanır.

Kutb’un “Hüsrev ü Şirin’inde ise “İzi atı birle başla sözünni” (İziYaradanın adı ile başla sözünü) şeklinde kullanılmaktadır.[8]

Kur’anı Kerim’in Eski Türkçe tercümelerinde “Rabbena” sözü “Ey İzimiz” şeklinde çevrilmiştir.[9]

XIIXIII. yüzyıla ait bir Türkistan “Tefsir”inde idi ve izi şekilleriyle “sahib, yiye” ve “Tanrı” manalarında kullanılan bu söz “sahib, malik” manalarında da “Kitabı Dede Korkut’un dilinde iye “Kanturalı cemal ve kemal iyesi yigit idi” (D180) ve is “Zira Dede Korkut vilayet issi idi” (D84) şekillerinde geçmektedir.

XVI. asra ait “İbn Kebir Tarihi’nde ise issi ve eye sinonim kelimeler gibi kullanılmaktadır.[10] “Yusuf u Züleyha’da, A. İnan’ın fikrince, Eski Türkçedeki zel sesi ancak İdzi / İzi sözünde korunmuştur ki, bu da İzi’nin Tanrı adı olduğu içindir.[11] (Yazar “Eski Türkçedeki zel sesi” derken herhalde d ünsüzünün {dy} allofonuna benzer ses şeklini dikkate almıştır).

Görüldüğü gibi kaynakların bir kısmı dışında umumiyetle idi / izi / iye (aynı i’e, ie, ige) kelimenin “sahib”, malik” manasının yanı sıra onun ‘Tanrı” anlamını da göstermektedir. Bir tek Lûgati Çağatayi ve Türkii Osmani’de ise farklı olarak İzi “Tanrı”, İdi kelimesi de “sahib, yiye, malik” gibi anlamlandırılmaktadır.

Sözlüklerde (mesela: V. V. Radloff’un Türk Lehçeleri Sözlüğü Denemesi adlı eserinde) İye, İzi, İdi, İqe, ee kelimelerinin “sahip, yiye” anlamıyla birlikte, onun mecazi olarak “peri, ruh” anlamlarını da verdiği görülmektedir.

K. K. Menges’e göre, en eski İdi şeklinde olan bu kelime “Tanrı” demektir.[12] Elbette, palatal d sesi akıcı yz seslerine göre daha eskidir. Ancak, burada idi / izi’nin “Tanrı” mazmunu onun semantik bakımdan geçirdiği genişleme ile gelmiştir. En sona kadar korunan ilk anlamıdır.

Fikrimizce, izi / iye anlayışının ilkin manası koruyucu ruh olan mitolojik varlıklara aittir. Göktürk yazıtlarında da “Yersuv” adıyla ifade edilen aynı koruyucu ruhlarla ilgili olduğunu ifade etmek mümkün olabilir mi?

Altay’da, Türkistan’da şamanların dua ederken yüz tuttukları bu varlıklarla ilgili kültle birlikte, mesela; Kırgızlarda hem de “sahab” (ee, eesi) kültünün varlığı ise bu sorunun tek başına cevabını zorlaştırmaktadır.[13]

İzi / iye anlayışının ihtiva ettiği “Tanrı” anlamına geldiğinde, bu mana onun “yiyelik, sahiblik” mazmunundan türemedir. Yeni “İzi” Eski Türk Dininde GökTanrı’nın bir vasfıdır. Bir Ülgen, Kayrakan ya da Bayat anlayışı Tanrı anlayışını ne derecede kutsileştirirse, İzi anlayışı da Tanrı’yı bir o kadar kutsileştirir.

Bir “Ugan Tengri”[14] ifadesindeki Ugan ve Tengri anlayışları arasında hangi nispet varsa, bir “İzi” ve “Tanrı” anlayışları arasında da aynı nispet vardır. Bu bakımdan XII. asır Türk alimlerinden olan Fahreddin Mübarekşah’ın “Şecereyiensab” adlı eserindeki “aynı çağlarda Türkçede kullanılan Tanrı adlarının Arap ve Farsçadaki Allah adlarına karşılık olarak bazı anlam değişiklikleri bulunduğu” mahiyetindeki bir kayıt da ilginçtir.

Mübarekşah’a göre, Türkler arasında yaşayan Tanrı adlarından Allah adının Arap ve Farsçadaki karşılığı aşağıdaki gibidir:

Tengri                       : Allah

Ulu Tengri                 : Hüdavend

İdi                             : Hüdavend

Türklerin başlangıçta kendi dillerinde yaşayan Allah adlarına sadık kaldıklarını ifade edecek bir özellik taşıyan bu kayıt da bir kez daha ispat etmektedir ki, Türkçedeki İdi adının ölçüleri ile Arapça ya da Farsçadaki Allah adlarının ölçüleri arasında mana farklılıkları bulunmaktadır.[15]

Buna benzer şekilde “Kıssayı Rabguzi’deki “Oğan / Uğan”ın bir kaide olarak “Allah” diye anlamlandırılmasına bakılmaksızın, onun ” Tanrı”dan az da olsa farklı anlamı “Allah” anlayışını ifade ettiğine dair fikir de dikkati çeker.[16]

Yeri gelmişken, İzi / İye anlayışı bir eski ee şekliyle Buryat şaman panteonunda bütün yaratılmışların yaratıcısı olan, hatta Esege Malaa’nın yaratıcısı sayılan ve Ee Hayrhan denilen en ulu varlığın adında da korunmuştur.[17]

“Kutadgu Bilig’de “Apa yazdı erse Bayat kınadı” örneğinde BayatTanrı mazmununu taşır. Yahud Kutb’un “Hüsrev ü Şirin”nde kullanılan “İdi dergahı” ifadesindeki İdi / İzi de Yaratan’a mahsus olan sahiplik, yiyelik anlayışını gösterir. Çünkü, Tanrı en yüksek ilahi varlık olarak en büyük koruyucudur, hıfz edendir. Belalardan uzak tutar. Ancak saygı ile anılmasını ister.

İzi anlayışının Saha Türkçesinde ece şekli de var ki, Tanrı’ya ihtiramla yönelinmesini, Yaratana hitap olunduğunu bildirir. Bu bakımdan da “İdi dergahı” ve ya “İzitaala” ile aynı semantik ifadeye dayanır. Gözden geçirilen abidelerde de İzi tam olarak “Tanrı’yı değil, O’nun sahipliğini, Yeringöğün yiyesi olduğunu bildirir ve devamlı olarak bu sözün “sahip, malik ya da yiye” mazmunundan sonra kullanılır.

Yudahin de sözlükte Kırgız Türkçesindeki “ee” sözünün karşılığında önce sahip kelimesini, sonra aynı kelimenin daha sonraları ortaya çıkan ikinci anlamı olan “Tanrı” manasını vermiştir.

Kaşgarlı Mahmud’un Divanı Lugatit Türk’ünde “İdzi” (İdhi) sözünün “sahip, efendi” anlamını verdikten sonra Tanrı’ya da “İzi” denilir, şeklinde ifade etmesi bir tesadüf olmasa gerek.[18] Burada dikkati çeken sadece Tanrı’ya “İzi” denilmesi değil özellikle “Tanrı’ya da” “İzi” denilmesidir. Yeni Tanrı başka vasıflarla anıldığı gibi, “İzi” vasfıyla da anılabilmektedir. Bu, “İzi” anlayışının her yönden anlamına uygun gelmektedir.

Eski Türklerin tabiatta varlığına inandıkları gizli kuvvetler ise özellikle aynı İdi / İzi / İyeler adıyla bilinen koruyucu ruhlar idiler. Aynı İyelerdir ki, çoğu halde bu anlayış Tanrı adının sinonimi gibi onunla neredeyse aynı ölçüde “Tanrılar, ruhlar” şeklinde kullanılır. Bazen Türklerin çok sayıda Tanrılara, ruhlara inandıkları da iddia edilir. Halbuki burada Tanrılar denilen, hakkında tartıştığımız koruyucu ruhlardır. Mesela, Umay da, Al da uydurma bir tabirle söylenildiği gibi, bir Tanrı ya da Tanrı gibi değil, bir koruyucu ruh, yeni “İye”dir, ikinci dereceli ilah değildir. Türk etnikmedeni sisteminde “İzi / İye bir mitolojik varlık gibi zamanzaman melek (ferişte), evliya vb. adlarla karşımıza çıkar. Mesela, Azerbaycan Türklerinin inanışına göre “eye melekdi… Göze görünmez…”

“Manas” Destanında:

“Umay ene perişte…”

(Bir melek Umay ana)

Şor Türkleri Umay adlı bu koruyucu ruha Mayezi derler ki, buradaki “ezi” de ele İzi / İye / Eye’nin aynısıdır.

Kazakistan’ın günbatar bölgelerinde ise:

“.May eulie”, yani Umay evliya denilir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al