ESKİ TÜRK YAZITLARI

ESKİ TÜRK YAZITLARI

Göktürk adını verdiğimiz ve genel olarak Türk adı altında tanınan yani altıncı asırda Çinlilerin Tukiüe diye bahsettikleri ulus, tarihte ilk defa olarak KinŞan dağları havalisinde gözükmekte ise de bu adın eskiliğini Çin tarihlerinin bu kayıtlarıyla başlatmak doğru değildir. Evvela Edkinsin dikkatini çeken, bilahara Franke ve De Groot tarafından da zikrolunan Hiungnulardan evvel varlığını bildiğimiz Tik ulus adınm Türk adıyla birleştirilmesi bu ismin zannedildiğinden daha çok eski olduğunu ortaya koymağa kafidir.[1]

Türk adının manasını da ilk defa olarak F. W. K, Müller Uigurica II de göstermiş, ondan sonra Le Coq da Thomsen Festschriftde bu mananın ulus ismi olan Türk ile alakasını ortaya koymuş, Thomsen de 1922’de bu ciheti kabul eylemişti. En son olarak da Mémeth 1927 de bu husustaki bütün literatürü toplayarak bu ciheti takviye etmişti. Artık bilgi âleminin kabul ettiği veçhile bu isim kuvvet, kudret manasına gelip Türkler arasında baş kabileye, hâkim unsura verilen bir isimdir.

Göktürkler tarihte ilk ortaya çıktıkları dönemde onları Juan Juan denilen Avarlara tabi olarak görmekteyiz, Bunlar Kin Şan dağlarında demir işleri yapmakla meşgul olup yay ve ok yapmakta temayüz etmişlerdi. Daha sonra 546 senesinde Avarlar Çinlilerin Tiele dedikleri bir Türk kavminin hücumuna maruz kaldıkları vakit Göktürkler derhal bunların üzerine hücum etmişler ve Tieleleri mağlup etmişlerdi. İşte bu sıralarda ilk defa olarak Göktürk hakanının ismini Çin tarihleri kaydetmişlerdir. Tumen namı verilen bu han bu muzafferiyetten sonra kendisini tahkir eden JuanJuan’ların aleyhine dönmüş, 552 de bunları da mağlup ettikten sonra aynı senede ölmüştür. Tumen hanın ismini Türk yazıtları Bumin diye yazmaktadır. Bumin Han tahta çıktığı vakit Türk an’anesi veçhile garp taraf hidivi olarak kardeşi Şetiemiyi tayin etmiş, Şetiemi de Onokların yani on kabilenin ve diğer garpte bulunan Türklerin idaresini eline almıştı. Çinlilerin Şetiemi dedikleri bu ismi Türk yazıtları İstemi diye yazmaktadır.[2] Bumin’den sonra oğlu Kolo Göktürk hükümdarı olmuş ise de Kolo bir sene hükümet sürdükten sonra ölmüş, yerine Bumin’in diğer oğlu Kolo’nun küçük kardeşi Mukan tahta çıkmıştı.[3] Mukan Göktürk hükümdarları içinde en meşhurlarından biridir.

Yapmış olduğu fütuhat neticesinde Türk ülkesi şarkta Mançurya’dan garpte Semerkand ile Belh arasında meşhur bir geçit olan Demir Kapı’ya kadar uzamış bulunuyordu. Garpte Eftalit denilen büyük ve kuvvetli bir kavmi mağlüp ile buralarda memleketi büyültüp kudretini arttırdıktan sonra Mukan nazarını şarka çevirmiş, Çinlilerle münasebete başlamıştı. Bu esnada amcası İstemi han da garp hidivliğini idare ediyor, Bizans ve İran ile münasebette bulunuyordu. Bizans hükümeti Türkler nezdine sefir göndermiş, bu sefirler memleketlerine döndükleri vakit Türkler hakkında mühim malûmat getirmişlerdi. Bu malûmat Menandros ve Theophylaktos Sımokatta gibi Bizans müverrihlerinin eserine de geçmiş olup Türklerin ne derece yüksek bir medeniyet seviyesine vardıklarını göstermesi itibarıyla son derece mühimdir.

Mukan 572’de ölünce yerine Bumin’in üçüncü oğlu Topo geçmişti. Topo Çin ile iyi bir şekilde münasebette bulunmuş, bir Çinli prenses ile izdivaç etmiş, fütuhattan ziyade din ile meşgul gözükmüştü. 581 senesinde Topo da ölünce Göktürk tahtına çıkacak Bumin hanın oğlu kalmamıştı. Binaenaleyh ya Topo’nun veya Mukan’nın bir oğlunun tahta geçmesi icap ediyordu.

Memleketin ileri gelenleri Muka’nın oğlu Talopien’i tahta geçirmek isterken halk da buna itiraz ederek Topo’nun oğlunu iktidar mevkiine çıkarmak istiyordu. Nihayet Topo zamanından beri şark hidivi olan Kolo’nun oğlu Asparuh işe müdahale etmiş, Toponun oğlunu tahta çıkarmış ise de Talopien buna razı olmamış, Topo’nun oğlu da hükümdarlığı Asparuh’a terk eylemişti. Çin tarihlerinin Şapolio şeklinde yazdıkları bu ismin Türkçe telaffuzu Asparuh’dur.

Bu esnada Türkler nezdine sefaretle gelen Şangsunçing Çin imparatoruna Türklerin vaziyetini bildiren bir layiha vermiş, Türkleri kuvvetle mağlûp etmenin imkansızlığını göstermiş, ancak hile ile bu işlerde muvaffak olmanın imkanını anlatmıştı. Bu proje imparator tarafından da tasvip edilmiş, tam tatbik edileceği sıralarda da Türk orduları Çin hudutlarına doğru ilerlemeye başlamıştı. Türk ordularına karşı Çinliler kuvvetle mukabele edemiyorlar, ordular Çin içinde istedikleri gibi hareket ediyorlardı. Binaenaleyh yine hileye müracaat olunmuş, Asparuh hanın oğluna Tielelerin isyan ettiği haberi gönderilmiş, fakat bu da bir netice vermemiş, Türk orduları gene Çin hudutlarında gözükmeye başlamıştı. Müthiş muharebeler netice vermiyor, Çinlilerin bütün gayreti boşa gidiyordu. En nihayet Çin ümerası teke tek harp etmeye karar vermişler, buna Türkler de razı olmuştu. Teke tek harpte Türk muharibi mağlûp olmuş, orduları da geri çekilmişti. Çinliler hile siyasetinde devam ediyorlardı. Bunun neticesi olarak Talopien ile Asparuh’un arası açılmış, dahili mücadeleler baş göstermişti. Nihayet Asparuh Han Çine tabi olmaya mecbur olmuş, bu suretle Türkler tamamıyla değilse de kısmen istiklallerini kaybetmişlerdi. Zaten garp hidivliği de Topo’nun ölümünden sonra İstemi’nin oğlu Tardu zamanından beri Şarkî Göktürk Hanlığı’ndan ayrılmış bulunuyordu.

Asparuh’un ölümünden sonra tahta çıkabilecek kardeşi ve oğlu vardı. Diğer milletlerin tarihlerinde pek tesadüf edilmeyen hadiselerden biri işte bu sırada amca ile yeğen arasında cereyan etmişti. Bunların her ikisi bir müddet birbirlerine tahtı teklif etmişler, nihayet Asparuh’un kardeşi ağabeysinin vasiyeti mucibince Moho namıyla Göktürk tahtına geçmişti. Moho Han kısa bir müddet hükümran olabilmiş, bir harpte kendisine ok isabet ederek ölmüştü. Bu devirlerde Göktürk hükümdarlığında dahili kargaşalık devam edip gitmekte idi. Bu mücadeleler kendilerini zaafa düşürmüş, Çinliler de bu kargaşalıktan ve zaaftan istifadeye başlamışlardı. Çin orduları Göktürk Hükümdarlığı dahiline girince Türkler mukavemet edememişler, daha şimale çekilmeye mecbur olmuşlardı. Çin’in himayesinde hareket eden Kimin han da yavaş yavaş diğer Türkler arasında şöhret kazanıyor ve handan yüz çevirenler buna iltihak ediyordu.

Diğer taraftan Çinliler de hile siyasetlerinde devam ediyorlardı. Kimin Şarkî Göktürk tahtına geçtiği vakit Türklerin müstakil olmaları tamamıyla zahiri idi. Bütün Türkler hakikatte Çin’e tabi olarak yaşamakta ve onların arzusu veçhile idare edilmekte idi.

Çin boyunduruğunda yaşamak Türklere pek ağır geliyor, müstakil yaşamaya alışmış bir ulus için bu tahammül edilmez esaret hayatına bir nihayet vermek arzuları uyanıyordu. Diğer taraftan Çinliler de Türkleri Çinlileştirmek için her türlü gayreti sarf ediyorlar, Türk ahlak ve adâtını değiştirmeye çalışıyorlardı. Kimin’in yerine geçen Şipi Göktürk Hükümdarlığı’nı tekrar diriltir gibi olunca Çinliler bundan telaşa düşmüşler, hile siyasetlerine devama çalışmışlar ise de bu sefer muvaffak olamamışlardır.

Türkler Çin üzerine muvaffakıyetli akınlar yapmaya başlamışlar, bu sefer de Çin’de çıkan kargaşalıktan Türkler istifade etmişlerdi. Şipi’nin ölümünden sonra tahta geçen Çulu zamanında da Türkler Çinlilere karşı tefevvuklarını göstermişler, fakat Türk sarayında Çinli prenseslerle izdivaç her zaman fena neticeler çıkardığı gibi bu defa da han, zevcesi Çinli prenses tarafından zehirlenmişti.

Çulu’nun vefatından sonra küçük kardeşi Kieli han Göktürk hükümdarlığı tahtına geçmiş ve ilk işi kardeşini zehirleyen prenses ile izdivaç olmuştu. Çin imparatoru ise Türkleri savsaklıyor ve Türklere tâbi olan kavimleri kendi tarafına celbe çalışıyordu. İmparatorun Türklere tabi olan Hitanlarla münasebeti Göktürkleri telaşa düşürmüş, Çin sefirlerini tutarak hapsetmişlerdi. Bunu haber alan Çin İmparatoru da Türk sefirlerini hapsetmişti. Bu hal muharebeyi intaç etmiş, Türk orduları Çin’e girmişti. İmparator Türklere karşı kuvvetle mukabele edemeyeceğini bildiğinden Hana hediyeler takdim etmiş, sulh teklif ederek muahede aktolunmuştu. Bu sulh de uzun sürmemiş, kısa bir müddet sonra harbi mucip olan sebepler ortaya çıkmış, Türk orduları tekrar Çin’e girerek Çinlileri birçok zayiata uğratmıştı. İlerleyen Türk ordusuna karşı koyamayan imparator nihayet birçok vaatlerle Türkleri sulha razı etmiş, Çin’den çıkarmaya muvaffak olmuştu. Kieli Han her fırsatta Çin içerisine giriyor, Çinlileri mağlûp ve perişan ediyordu. Bir defasında da merkezi hükümetin yakınına kadar gelmişti.

Kieli Han’ın iyi idare edememesinden ve Çinlilerin mütevali teşvikleri neticesinde Göktürklere tâbi olan Bayırko, Hoeihe ve Sieyento gibi bazı kabileler isyan etmişler ve üzerlerine gönderilen Toli han kuvvetlerini mağlûp etmişlerdi. Kieli han Toli’nin mağlûp olmasına kızmış, onu zincire vurarak hapsettirmişti. Bilahare hapisten çıkan Toli, Hana düşman olmuş, derhal isyan ederek Çin’den de yardım istemişti. Çin İmparatoru Türkleri Türklere kırdırmak siyasetini takip ettiğinden bu teklifi reddetmiş, fakat aralarındaki nifakı çoğaltmak için isyan eden Sieyento reisi Inan’ın hanlığını tasdik etmişti. Artık yavaş yavaş Göktürklere tabi olan bütün kabileler isyan ediyorlar, Çin’in de manevi yardımlarına mazhar oluyorlardı. Göktürkler için pek müşkül olan bu zamanlarda Çin imparatoru da fırsattan istifade etmek istemiş, ordusuyla Türk ülkesine girmiş, Hanı firara mecbur etmişti. Artık Hana tabi olan bütün kabileler Çin’e iltihak ediyorlardı. Hanın firarı üzerine Çin imparatoru Türkleri takip için büyük bir ordu göndermiş, Türkleri müthiş bir hezimete uğratarak Kieli Han’ı da esir almıştı.

Bu tarihten sonra Göktürk hükümdarlığı tamamıyla inkıraz bulmuş, Türk kabileleri Çin’e tabi olmuş, Türk ülkeleri Çin’in bir eyaleti gibi idare edilmeye başlanmıştı. Bütün Türk başbuğları Çinlilere itaat ediyor ve Çinlilerden birtakım unvanlar, rütbeler alarak bir Çin memuru gibi kullanılıyordu. Çinliler Türklerin tekrar baş kaldırmamaları için her türlü tedbiri alıyorlar, bir kısım halkı etrafa dağıtıyorlar, bir kısmını da Hami taraflarına hicret ettiriyorlardı.

Türk ülkesi altı eyalete bölünmüş, bu suretle idare edilmeye başlanmıştı. Fakat Çin’de yerleşen Türkler esaret hayatına tahammül edemiyorlar, istiklal için çareler düşünüyorlardı. Çinliler ise Şarkî Göktürkleri tamamıyla idareleri altına aldıktan sonra 659’da Garbı Göktürk memleketlerini de kısım kısım ellerine geçiriyorlardı.

Çin’de yerleşen Türklerin bazı istiklal için mücadeleleri akım kalmış, Çinlilerin takip ettiği şiddet politikaları hepsini de geri bıraktırmıştı. Nihayet 681 senesinde Çin tarihlerinin Kutluğ ve Türk kitabelerinin Elteriş han diye kaydettikleri bir prens maiyetinde pek az insanla ortaya atılmış, her istiklali seven Türk derhal etrafına koşunca kuvveti çoğalmış, Göktürk hükümdarlığını bu suretle tekrar kurmaya muvaffak olmuştu.

Kutluğ Han’ın vaziyeti pek nazik idi. Her taraf kendisine düşman idi. Memlekette iyi teşkilat yapmak, harice karşı müttehit hareket etmek icap ediyordu. Kutluğ bunlara muvaffak olmuş, düşmanlarına karşı müteaddit seferler yapmış, Türk ülkesini tekrar eski büyüklüğü kadar büyütmüştü. 682 de Çin akınlarına başlamış, birçok şehirleri zapt ve birçok da insan esir etmişti, Çin İmparatoru bu önüne geçilmez Türk akınlarına karşı ne yapacağını şaşırıyor, Türklerin hücumuna maruz kalmasın diye şehirleri tahribe kalkıyor, vükelası da hükümdarın bu şaşkınlığına mani olmaya çalışıyordu. Artık Türk orduları her sene Çin hudutlarında gözüküyor, Çinlilere bir hayli zayiat verdiriyordu. 685’te yine Türk orduları Çin’e girmiş, şimalî Çin’i istilaya başlamış. Çinlilerle yapılan harpte Çin ordusundan beş bin maktul düşmüştü, Çinliler Türklerle başa çıkamayacaklarını anlayınca diğer kavimlerden yardım istemeye mecbur olmuşlar, bunların yardımıyla şimali Çin’i istiladan kurtarabilmişlerdi.

Kutluğ Han 691 senesinde ölmüş, biri sekiz diğeri yedi yaşında iki oğul bırakmıştı. Cenaze merasimine birçok kavimler iştirak etmiş, defninden sonra da kabrine bir abide rekz olunmuş, hayatı üzerine yazılmış. Kutluğun ölümünden sonra Çinlilerin Meçüe Türklerin Kapagan han dedikleri kardeşi Göktürk tahtına geçmişti.

Meçüe han evvelâ Çin ile uğraşmaya başlamış, 694’te bir ordu ile Çin üzerine yürüyerek Çinlilerin hazırlanıp üzerlerine hücum edinceye kadar birçok esir ile geri dönmüştü.

Çinliler hudutlarının muhafazası için çalışırken öbür taraftan Hıtanlar isyan etmiş, bundan istifade etmek istiyen Meçüe bir ordu ile Çin’e girmiş, bir kumandanı esir almış ve Çin’de kalan Türkler iade edildiği takdirde bu isyanı bastıracağını bildirmişti.

Çinliler bu teklifi memnuniyetle kabul etmişler, bunun üzerine de Türk ordusu Hıtanlar üzerine yürüyerek bunları müthiş bir mağlûbiyete uğratmış ve birçok da esir almıştı. Türklerin bu hareketine karşı Çinliler Türk hanına unvanlar vermiş, fakat Türkleri vaatlerle avutmaya çalışmışlardı. Türkler bu harekete karşı Çin’e hücum etmiş, diğer taraftan Çin sarayına da bir sefir göndererek Çin’deki Türklerin iadesi, bir şehrin Türklere terki ve darı, sapan, demir, ipek verilmesini şart koşmuşlardı. Çin’de vükela toplanmış, Türklerle harp etmektense bu şartları kabul etmeyi daha muvafık bulmuş ve Türklerin istedikleri verilmişti.

Artık Türk şevketi Orta Asya’da pek ilerlemişti. Türkler Çin’in içişlerine bile karışıyorlardı, 698’de Türk orduları Çin’e girip birçok şehirleri istilaya başladığı vakit Çin dehşet ve heyecan içinde kalmış, Hanın başını getirene krallık dahi vadolunmuştu. Nihayet müsaleha aktolunmuş, Çinliler Türklere 300, 000 kilo darı, 50, 000 top ipek, 3, 000 ziraat aleti vermişlerdi.

Çin ile zahiri dostluk bir müddet devam etmiş, Meçüe Han Çinliler nezdine Mohatakan’ı [Bağa Tarkan?] sefir olarak göndermiş, bir kızını imparatorun oğluna vermek arzusunda olduğunu bildirmişti. Çinliler sefire pek hürmet etmişler, kendisine mihmandar tayin etmişler, Hanın teklifine de muvafakat etmişlerdi. Türklerle Çinliler arasında sulh epeyi müddet devam etmiş, fakat Çin’de imparator değişince siyaset de değişmiş, Türk orduları yine Çin’e girmişti. Artık her fırsatta Türk orduları Çin’e giriyor, Çinlilere kuvvet ve kudretlerini tanıttırıyordu. Çin’e akın başlamadan evvel Sarı Irmak’ın şimalinde bir mabede toplanıyorlar, burada ibadet edildikten sonra hareket ediyorlardı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al