ESKİ ÖNASYA’DAN GÜNÜMÜZE YENİ YIL BAYRAMLARI, BEREKET VE YAĞMUR YAĞDIRMA TÖRENLERİ

ESKİ ÖNASYA’DAN GÜNÜMÜZE YENİ YIL BAYRAMLARI, BEREKET VE YAĞMUR YAĞDIRMA TÖRENLERİ

1. Giriş

Tüm canlılarda olduğu gibi, insan hayatındaki en önemli mücadele besin elde etmeye yöneliktir. İnsanların besin gereksinimini karşıladığı bitkilerin yetişmesi için su ve toprak, hayvanların üremesi ve büyümesi için de su ve bitkiler gerektiğinden, insanlık tarihinin başlangıcından beri bu maddelere verilen önem, bunları dinsel kavramlar haline getirmiştir. Toprak, su ve bitki­ler tanrısallaştırılmış, doğanın mevsimlere göre gösterdiği yaşam döngüsü mitolojik öykülere konu edilmiştir. Canlılara hayat veren suyu ve kış sonunda doğanın yeniden canlanmasına bağlı olarak ortaya çıkan bereketi elde ede­bilmek için çeşitli dinsel törenler düzenlenmiş ve bunlar için tapınaklar yapıl­mıştır.

Bu çalışmada insanların en çok gereksinim duyduğu su ve besinin bereketli olmasına etki ettiğine inanılan mitolojik öykülerin ışığı altında çeşitli inanışlar ve bu inanışlar doğrultusunda uygulanmış çeşitli dinsel törenler ele alınmıştır. Eski Önasya yazılı kaynaklarında anlatılan bu uygulamalar, belirli zaman dilimlerinde kutlanan bayramlara dönüşmüştür. Kutlamaların gerçekleştirildi­ği kutsal mekanlar ile uygulanan ritüellere ilişkin kalıntıları içeren arkeolojik veriler, antik kaynakları desteklemektedir. Her ne kadar araştırmamız daha ziyade antik dönem ve Roma Bizans çağlarında yoğunlaşsa da, günümüze uzanan bazı uygulamalara da değinilmiştir. Nitekim etnolojik verilere göre bazı gelenekler günümüzde yaşatılmaya devam edilmektedir.

2. Toprak ve Su

Tarım bereketli toprak ve yeterli su kaynaklarına bağlıdır ve suyun miktarı da iklimsel değişimlere göre değişir. Toprak canlıları içerisinde barındıran ve besleyen, yaşam mekanı sağlayan koruyucu alan, su ise yaşam iksiridir. Top­rağın içindeki su pınarlar, nehirler, göller halinde ortaya çıkarken, yağmur olarak da gökten inmekte ve toprağa katılarak bitkilerin çoğalmasını sağla­maktadır. Bu nedenle canlıların büyüyüp geliştiği toprak ile yer altı suyu ve yağmuru getiren gök, Eski Önasya toplumlarının ana dinsel ögelerini oluş­turmuştur. Bu iki öge zamanla toprağı simgeleyen Ana Tanrıça (Toprak Ana) ve suyu simgeleyen Su Tanrısı veya Hava Tanrısından oluşan baş tanrı çifti haline gelmiştir.

Tanrı Çiftleri

Eski Anadolu’da Ana Tanrıça Kubaba idi (Gusmani 1969: 158-161; Showerman 1969; Klengel 1989: 465; Haas 1994: 406). Hititlerin “Arinna Kenti Güneş Tanrıçası” ve Hava Tanrısı’nın eşi, Toprak Tanrıçası Wurunsenu (Klengel 1989: 53-54, 243) ile eşdeğer sayılan Kubaba Alalah’da yaşamın ve hayvanların bereketinden sorumlu olan tanrı LAMMA nın eşi, MÖ. 18. yüz­yılda Karkamış kentinin tanrıçasıydı. Ana Tanrıçanın farklı isimleri Eski Assur kaynaklarında Kubabat, Frig kaynaklarında Kybele, Lidya’da Kybebe, Lik- ya’da Kuvava olarak geçmektedir (Gusmani 1979) ve Eski Yunan’da Arte­mis adını almıştır.

Eski Mezopotamya inancında dünyanın yaratıcısı olan AB.ZU/apsu “yaşam suyu” ve “taze su okyanusu” anlamına gelir ve yer altı sularını, pınarları ve nehirleri besler (Ebeling 1938: 375-376). Sumerlerin baş tanrısı ENKI “Abzu’nun efendisi”dir ve Semitik Mezopotamya toplumlarının Su Tanrısı Ea ile eşdeğerdir. Yağmura dayalı tarımı Sumerlerde “Rüzgarın efendisi” olarak nitelenen ENLIL ile Hava Tanrısı AN sağlamaktadır. Hititlerde de hava tanrı­sı aynı işleve sahiptir ve Hitit Ana Tanrıçasının eşidir (Klengel 1989: 53-54, 243). Bu tanrı çifti Eflatunpınar anıtında tahtlarında oturur biçimde betim- lenmiştir (Bittel 1953: 4; Kohlmeyer 1983: 40).

Pınar tanrıçaları da çoğu kez bitki tanrılarının sevgilileriydi (Haas 1994: 446). Suriye pınar tanrıçası Sala ile Dagan, Hitit pınar tanrıçası Hatepuna/Hatepinu ile Telipinu ve Hatti tanrıçası Tassuwassi ile “Nerik Hava Tanrısı” birer tanrı çifti olarak nitelenmişlerdir. Bitki tanrıçaları da genellikle yer altı su kaynakları ile ilişkilendirilmişlerdir. Emar’da Bitkiler Tanrıçası Ishara’nın ırmaklar ve pınarlara da hükmettiğine inanılmış ve çoğu kez ır­makların tanrıçası Balıha (Balih) ve Haburıtum (Habur) ile birlikte anılmıştır (Haas 1994: 393-397). Kizzuwatna’lılar, bitkilerin büyümesi üzerinde etkisi olduklarına inandıkları bu tanrıçaya, dünyayı terk etmemesi için ilkbahar bayramlarında yakarmışlardır. Ugarit bitkiler tanrıçası Astart da su kaynakla­rından sorumlu olan yer altı tanrısı Astar ile bağlantılı görülmüştür (Klengel 1989: 279).

Kutsal Su Kaynakları

Eski Önasya’da yer altı su kaynakları, kuyular ve içlerinden su çıkan mağraların tanrıların ve ruhların dünyaya çıktıkları geçitler olduğuna inanılır (Macqueen 1959: 173; Segal 1970: 48-49, 53-54; Hawkins 1990: 314), diriliş ritüellerinde tanrıların pınarlar, denizler, nehirler, ateş, dağlar, gök ve sunular için kazılmış olan çukurlardan gelmesi beklenirdi (Haas ve Wilhelm 1974: 145, 177, 243).

Boğazköy “Südburg” yazıtında (Hawkins 1990: 314; 1995: 23, 44-45) ve Elbistan Karahöyük stelinde geçen dKASKAL.KUR, “yer altına yapay giriş” olarak tercüme edilmektedir (Hawkins 1993: 274-275, 277). Bu terim yer altı sularının yer yüzüne çıktığı noktalar için de kullanılmıştır (Gordon 1967: 70 v.d; Otten 1976-1980: 464). Troia’daki kaynak mağara (Korfmann 1998:57) ve Boğazköy-Yazılıkaya B odası (Hawkins 1998: 76) dKASKAL.KUR olarak nitelenmektedir.

Assur kralları I. Assur-uballit (Oberhuber 1972: 158) ve Sanherib (Ebeling 1954: 6) Akıtu tapınaklarının bahçelerindeki sulama kanallarına serin pınar suyu sağlamak için kuyular açtırmıştır (Ebeling 1931: 50, 135; Heinrich 1982: 276). Boğazköy 1. Tapınak yakınındaki yer altı su kaynağına ulaşan merdivenli yapının da ritüellerde kullanmak üzere temiz kaynak suyu elde etmek için inşa edildiği öne sürülmektedir (Neve 1969-1970: 98-99).

Hitit (Bittel 1976: 185-197; Bittel v.d. 1967; Ökse baskıda) ve Frig (Barnett 1953: 80-82; Haspels 1971) kaya tapınakları bir nehir, pınar ya da havuz yakınlarındaki kayalara oyulmuşlardır. Fenike’deki Astarte tapınakları da pınarlar ya da nehir kenarları gibi su kaynakları yakınına kurulmuştur (Groenewoud 2001: 141-151). Bunlar arasında kutsal olduğuna inanılan Afqa (Nahr el-İbrahim) ırmağının kaynağı da yer alır. Palmyra’daki Bel tapı­nağı da kutsal sayılan bir pınar yakınına kurulmuş ve sunular bu pınara akı­tılmıştır (Segal 1970: 48). Buradaki su kültü kapsamındaki kutlamalar tanrı Nabu ve Bel için Selevkoslar döneminde de sürdürülmüştür. Sâbîler ünlü Ortaçağ kenti Harran’da bulunan Ay Tanrısı Tapınağı yakınındaki “Su İdo- lü”nün bulunduğu kutsal mekana her 20 Nisan’da sunular yapmışlar, Hierapolis’deki kutsal havuzlar Hristiyan döneminde ve sonrasında da öne­mini korumuştur (Segal 1970: 54). Anadolu’da halen bazı pınarlar ya da kuyuların kutsal olduğuna inanılmaktadır. Bunlar arasında Şanlıurfa’daki Halil ür-Rahman gölü de yer alır.

3. Mevsimlik Yaşam Döngüsü

İlkbahar’da havaların ısınmasıyla birlikte eriyen karlar su kaynaklarını güç­lendirir, topraktan tohumlar filizlenir ve bitki dünyası yeni bir yaşama başlar. Su kaynakları yazın azalır, sonbaharda ürün hasat edilir ve bitkiler ölür, to­humları toprağın içine düşer ve bir sonraki ilkbaharda yeni bitkiler halinde yaşama döner. Bu yaşam döngüsü Eski Önasya’da bereket tanrılarının ölme­leri ve yeniden doğmaları ile simgelenen Mitolojik öykülere konu olmuştur (Macqueen 1959: 173-175; Steiner 1957-1971: 314). Bu öykülerin çoğunda esas konu bir tanrı ya da tanrıçanın yer altı dünyasına inişi ve tekrar dünyaya dönüşüdür. Bereket tanrılarının bu yaşam döngüsü, bitkilerin yaşam döngü­sünü etkiler. Tanrıların yer altına inişleri sırasında bitkiler ölür ve tanrılar dünyaya geri dönünce bitkiler de canlanır.

Ölen ve Dirilen Tanrılar

Mezopotamya bereket tanrısı DUMUZI/Tammuz’un yer altı dünyasına inişi, doğanın yaşam döngüsünü simgeleyen bir mitolojik öyküdür (Kramer 1973, 83-85). Tammuz Savaş Tanrıçası INANNA/Istar’ın kardeşi ve eşidir. Tanrının Yeraltı Tanrıçası ERES.KI.GAL/Ereskigal’in (Ugaritice Arsy, toprak anlamına gelir) hükmettiği yer altı dünyasına inişi ile bitkilerin büyümesi durur ve hay­vanlar çiftleşmez olur. Tanrı EN.AN.KI/Ea Tammuz’un yılın yarısında dünya­ya dönmesini ve Istar ile birleşerek doğanın yeniden canlanmasını sağlar. Bu öyküde Tammuz’un Istar ile birleşmesi tohumlanmayı, Ea da bu tohumların su ile birleşerek filizlenmesini simgeler.

Eski Mısır mitolojisinde Osiris, bitkiler tanrısıdır ve erkek kardeşi ve yer altı tanrısı Seth tarafından Nil nehrinde öldürülür (Erman 1934: 40 ff., 68-75). Kız kardeşi ve eşi olan savaş tanrıçası Isis, Osiris’i tekrar yaşama döndürür, ancak Seth onu tekrar öldürür ve gövdesini parçalara ayırarak dağıtır. Isis, Osiris’in parçalarını toplar, gövdesini tamamlayarak onu tekrar yaşama dön­dürür. Isis’in Osiris’in parçalarını topladığı yerler daha sonra “Osiris Mezarla­rı” olarak tapınılan yerler haline gelmiştir. Bu yerlerde Eski Mısırlılar tanrının heykellerini gömerlerdi ve Osiris’in ölümü ürünün hasat edilmesini simgeler­di. Tanrının tekrar tapınağına dönmesi tohumların filizlenmesini simgeler ve bu olay kutlanırdı (Erman 1934: 378).

Bereket tanrısı Ba’al’in öyküsü de buna benzer. Mitolojik metinler, yer altı tanrısı Mot’un erkek kardeşi Ba’al’i öldürdüğünü anlatır. Kız kardeşi, savaş tanrıçası Anat, yer altı dünyasına inerek onu dünyaya geri getirir, Mot’u kılıç­la parçalar, parçalarını yakar, öğütür ve tarlalara serper (Dussaud 1934: 302; 1935: 179-180; Aistleitner 1964: 11-23; Driver 1956: 10-20, 72-120; Pope ve Röllig 1965: 300-301; Ginsberg 1973: 93 v.d, 112-114; Caquot 1993: 179). Anat’ın bu davranışı tohumların tarlaya serpilmesini simgeler. Mot’un ölümü Ba’al’in doğumudur ve doğanın yeniden canlanışı ile yeni yılın baş­langıcını simgeler. Marduk için yazılmış olan bir şarkı metni, Bel’in nasıl ya­kıldığını ve nasıl tekrar yaşama döndüğünü ve tohumların nasıl büyüdüğünü anlatır (Ebeling 1931: 24-25). Bu öyküde Anat’a Ba’al’in yeniden doğması çabalarında yardımcı olan Baştanrı El’dir. Bu öykü Ba’al’in evinde cenaze sunuları yapılması ve barış yemeği yenmesi ile son bulur (Ginsberg 1973: 119).

Ba’al’in Ugarit’de bulunan stelleri, bu tanrıyı hava tanrısı kimliğinde göster­mektedir (Dussaud 1935; Pope ve Tigay 1971: 119, 124; Koch 1979: 465­468; Wiggins 2000: 578, 597-598). Yağmurun hava tanrısı ile ilişkili olduğu ve tohumların yağmurla temas etmesi sonucunda bitkilerin büyümesi göz önüne alındığında, Ba’al aynı zamanda bereket tanrısı kimliğine sahip gö­rünmektedir.

Fenike mitolojisinde Adon/Eshmun ile Astarte, Tammuz ve Ba’al öykülerinin daha geç dönemdeki örnekleridir (Groenewoud 2001: 151). Bu tanrıların tapınımı yıllık yaşam döngüsünü simgeleyen kutsal su ile ilişkilidir. Kutsal suyun yükselmesi ilkbaharı, düşmesi kuru mevsimleri simgeler. İbrani mitolo­jisinde bereket tanrısının rolünü Yahweh üstlenir (Hermann 1979: 374). Yer altına inen tanrı ve onu kurtaran tanrıça öyküsü MÖ. 1. binde Anadolu’da görülmeye devam eder. Frig mitolojisinde Attis ve Kybele öyküsü de aynı motifleri içerir (Çapar 1979: 178-180). Pessinus da geçen öyküde Ana Tan­rıça Kybele, Sakarya nehrinin torunu Attis ile birleşir, böylece toprakta gö­mülü olan tohumlar da su ile birleşerek filizlenir (Barnett 1953: 80).

Eski Yunan ve Roma mitolojisinde aynı öyküyü Adonis/Bacchus ve Aphrodite/Venus canlandırır. Adonis’in ölümü ve yeniden doğuşu, pınarlar­daki su seviyesindeki değişiklikleri simgeler (Schaeffer 1939:49 Groenewoud 2001: 139-159). Demeter inancı da mevsim döngüsü ile ilişki­lidir. Demeter/Ceres/Cerere’nin adı “tahılı büyüten toprak” (Robertson 1996: 302), oğlu Pluton’un adı “toprağın içinde saklı olan tohum” anlamına gelir. Bu öyküde Yeraltı Tanrısı Hades/Pluton/Orkus Demeter’ in Zeus’tan olan kızı Core/Persephone’yi kaçırarak yer altı ülkesine götürür ve bereket dünyaya veda eder (Moortgat 1949: 144; Showerman 1969: 21, 73; Robertson 1996: 290 ff). Baştanrı Zeus dünyada tekrar ürün yetişmesini sağlamak için Demeter ile Hades’ in buluşarak tanrıçanın kızını yılın üçte birinde yanına alması için anlaşmalarını sağlar. Bu anlaşma tanrıçanın Eleusis’deki sarayın­da yenen yemek ile kutlanır.

Kaybolan Tanrılar

Hitit mitolojisinde yaşam döngüsünü konu alan öykülerden bazıları hiddetli bir tanrının ortadan kaybolmasını konu almıştır. Hitit bereket tanrısı Telipinu diğer tanrılara kızdığı için ortadan kaybolmuştur (Götze 1973: 87 v.d; Steiner 1957-1971: 314) ve bunun sonucu olarak tohumlar büyümemiş, hayvanlar yavrularını beslememiştir. Bunun üzerine diğer tanrılar onu arayıp bulurlar ve bereket dünyaya döner.

Hitit mitolojisinde bir diğer kaybolan tanrı öyküsü Nerik Hava Tanrısına aittir (Haas 1994: 603-605). Öyküde tanrı insanlara kızarak yeraltı dünyasına inmiş ve bu nedenle kurak bir dönem başlamıştır. Büyük olasılıkla kurak bir dönemde Kızılırmak’ın kollarından bazılarının kuruyarak kayboluşlarından esinlenilen bir başka öyküde tanrı, Marassanta (Kızılırmak) nehrinin yatağını değiştirmiştir. Bu öyküde de tanrının geri gelmesi için dinsel törenler düzen­lenmiştir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al