ESKİ ÇİN KÜLTÜRÜ VE TÜRKLER

ESKİ ÇİN KÜLTÜRÜ VE TÜRKLER

Çin denildiği zaman birçok insan, memleketi düşman taarruzlarından ve dışardan gelen bütün kültür tesirlerinden ayıran Çin seddini hatırlarlar. Çin, bizim için kendi içinde ve kendi kendine tekamül eden kapalı bir kültürün timsalidir. Çin kültürünün bu tasviri artık bugün için doğru değildir. Çin hakkında düşündüklerimiz son on sene zarfında tamamiyle değişmiştir. Bu yazımızın gayesi, Çin hakkındaki yeni ilmi mütalealar üzerinde konuşmak,[1] en mühim noktaları tebarüz ettirmek ve bilhassa Çin’in aydınlanması için Türklerin bu sahada oynadıkları rolün ehemmiyeti ile ilgili olan problemleri izah etmektir. Bununla aynı zamanda Türklerin en eski tarihlerine de temas etmek zorunda kalıyoruz. Bunu söylediğim zaman anlaşmazlığa sebebiyet vermemek için biraz izahat vermem lazımdır. Ben Türklerin ilk yurtlarının doğu Asya olduğunu iddia etmek istemiyorum. Fakat bugün Türklerin ve Türklerle akraba kavimlerin, M.Ö. 3. bin yılda, hatta Neolitik devirde Orta Asya’nın Doğu kısımlarında yaşadıkları bir hakikattir. Bu Türkler de tıpkı Türk ırkına mensup diğer kavimlerle Anadolu’da yaşayan ve Asya’nın diğer kısımlarından Anadolu’ya hicret eden Türkler gibi bugünkü Türklerin ecdadlarıdır. Bunların tarih ve kültürlerinin incelenmesi, Türk tarih ve kültürlerinin incelenmesi demektir ve bu ulusal bir ödevdir. Orta Asya’da Türkleri hakkında elde ettiğimiz en eski malumat ve zaten Türkler hakkında mevcut en eski bilgiler Çin kaynaklarından alınabilir. Bunu yapmak bu memlekette Sinolojinin vazifesidir. Bunun nasıl yapıldığından yazımızın sonunda bahsedeceğim.

***

Çinlilerin dünyanın en eski kültür milleti oldukları ve arkalarında 5000 senelik bir kültür devri bulunduğu birçok defalar söylenmiştir. Bu fikir bu şekilde artık doğru değildir. Tabii Çin, haritalarımızda gösterilen coğrafi bir mıntaka olarak ele alınacak olursa Akadlar ve Sümerler kadar olmasa bile yine çok eski bir kültüre sahiptir. Fakat 4000 sene evvel orada mevcut olan kültür, bizim bugün gördüğümüz Çin kültürü değildir. Tıpkı Bugünkü İtalya Eski Roma İmparatorluğu’nun aynı olmadığı gibi, Bugünkü İtalya, eski Roma İmparatorluğu’nun da üzerinde bulunduğu coğrafi mıntakadır, fakat insanları aynı değildir ve kültürleri de eski Roma kültürünün devamı değildir. Memlekete yeni kavimler gelmiş, yeni kültürler nüfuz etmiş ve netice tamamiyle yeni ve kendisine has bir şekil almıştır.

Çinliler bize, tarihi devirler için umumiyetle iyi ve kullanılabilen birçok tarihi eser bırakmışlardır. Eski tarihleri için uğraşmışlar ve hatta M.Ö. I. yüzyılda en eski devirleri tasvire çalışmışlardır. Bu tasvirin üzerinde zamanla uğraşılmış ve nihayet birçok muahhar tarihlerde ve Avrupa dillerindeki tercümelerde görüldüğü üzere tesbit edilmiştir. Tasvir, Çin tarihinin başlangıcında halka, kültürü öğreten birçok akıl ve ahlaklı İmparatorlar gösteriyor. Bu İmparatorlar evlenmeyi, giyimi, yazıyı vesaireyi, yani kısaca yüksek bir kültür için lazım olan her şeyi icat ettiler; ekseriya 100 yıldan fazla icrayı hükmettiler. Bu devirlerde harp yoktur ve mes’ut bir devir hüküm sürmektedir. Ancak sonradan, bizde şimdi mevcut olan kötülükler, harpler, ahlaksızlıklar, cinayetler, kıtlık ve sefalet yavaş yavaş baş göstermiştir. Bütün bu İmparatorların saltanat sürdükleri tarihler de veriliyor ve yeni icatlarda bulundukları zaman bundan bahsediliyor. Her şey gayet mantıkî ve sarihtir.

Yeni araştırmalar bu güzel hayali tamamiyle bozmuştur. Bugün artık bunların hiç birine inanmıyoruz. Kazılar bize yazının E.E. 3. bin yılın başlangıcında icat edilmeyip ancak M.Ö. 15. yüzyılda icat edildiğini gösteriyor. Çünkü M.Ö. 15-10. yüzyıllar arasındaki yazı daha çok iptidaidir ve bu kadar uzun bir tekamül devresi geçirmiş olamaz. Eski masal araştırmalar ve din tarihi bize eski İmparatorların hakiki İmparator olmayıp, ancak sonraları Çin alimleri tarafından insan ve İmparator şekline sokulan tanrılar oldukları göstermiştir. Biz bugün kati olarak tanrı olan bu İmparatorlara hangi bölgelerde tapıldığını biliyoruz; bu tanrılar hakkında mufassal malumat veren birçok eski kanıtlar bulduk. Etnoloji bize “evlenme”, “giyim” gibi şeylerin bir İmparator tarafından icat edilmediğini, fakat, insanlığın, pek çok devirler evvel bunları icat ettiğini göstermiştir; sonra Etnoloji bize yine en eski devirlerde, başlarında bir hükümdarla memurların bulunduğu bir devletin hiçbir yerde bulunmadığını, bunun bugün bildiğimiz ve o zaman Çin’de mevcut olduğunu gördüğümüz ilk merhaleler üzerine kurulmuş olan muahhar bir gelişme olduğunu öğretmiştir. Astronomi riyazi hesaplarla takriben M.Ö. 1000 yılına kadar Çin kaynaklarında verilen tarihlerin yanlış olduklarını isbat etmiştir.[2] Burada bahis mevzuu olan tarihler, tarihi devirlere ait olmayıp İsa’nın doğduğu yıllarda ve hatta daha sonraları yaşamış olan Çinli alimlerin hesaplarının neticeleridir. Astronomik bilgileri çok olan bu bilginler, eldeki pek az malumatla ve kendi bazı fikirleri ile bu pek eski zamanlarda yaşamış olan kralların ne zaman yaşadıklarını hesaplamağa çalıştılar. Fakat astronominin bugünkü kadar tekamül etmemiş olmasından hesaplarında bazı hatalar mevcuttur. Büyüklüğü hesap edilebilen bu hatalar tarihlerde göze çarpmaktadır. Ben burada bunlardan fazla bahsedemiyeceğim, fakat bugün tarihen doğru olmadıkları her hususta görülüyor.

Fakat, tarihi devir ne zaman başlar? M. Ö. 1400-1050 arasındaki zamanı teşkil eden ve “Shang-devri” denilen çağla başlar. Çünkü bu devri hem kazılardan ve kazılarda bulunan vesikalardan ve hem de klasik Çin edebiyatından biliyoruz. 1927 yılından beri Shang sülalesinin hükümet merkezinde kazılar yapıldı ve bunların evvelce nasıl yaşadıkları hakkında bugün, oldukça kati malumat elde edilmiştir. Bundan öncekilerinden emin değiliz ve çoğu da yarı efsanevidir. Shang devrinden önceki çağlar Neolitik devre aittir. Shangların hükümet merkezinde yapılan kazılar bize vakıa Shang kültürünün sonraki Çin kültürü ile birçok noktalarda aynı olduğunu, fakat Çin kültürünü basit bir ilk merhalesi olmayıp başka karakterde bir kültür olduğunu göstermiştir.

Arkeoloji tetkiklerinden elde edilen neticeler ile ve Etnolojinin de yardımı sayesinde en eski Çin kültürü meselesine temas edilmiş; bu suretle Çin kültürünün teşekkülü hakkındaki yeni görüşler vücude gelmiştir.

***

Bu yeni mütaleaya göre bir “Çin” kültüründen ancak M.Ö. 1050 yılından itibaren bahsedebiliriz. Bundan öncekilerin hepsine “proto-Çin” yahut buna benzer bir isim verilir.

M. Ö. 3. yüzyılda coğrafyada Çin adını alan bölgede ne bir birlik teşkil eden Çin kültürü ne de bir vahdeti olan bir Çin nüfuzu vardı. Fakat bunun yerine muhtelif Çin kültürleri ile muhtelif kavimler bulunuyordu. Bugün bu bölgede 20 büyük halk grubu tefrik edilebiliyor, fakat bunlar büyükçe gruplardan müteşekkil bir sıra halinde toplanabilir. En mühimleri aşağıdakilerdir; bölgenin doğu şimalinde bizim bugün Çin dediğimiz yerde bugünkü Mançuların ecdadı olan Tunguzlar yaşıyordu. Bunlar iptidai kültür kavmi idiler. Kısmen avcı, fakat kısmen de ehli hayvan ve bilhassa domuz beslerler (Tunguz kelimesinin Türkçesi domuz kelimesi ile karabeti hiçbir suretle tesadüfi değildir. Tunguzlar için domuz tipik bir hayvandır; halbuki Türkler bütün tarihleri boyunca, hatta İslamiyet’ten evvel hiçbir zaman domuz beslememişlerdir). Tunguzların batısında bugünkü Moğolların ecdadı olan Moğollar yaşarlardı ve bunlar bilhassa sığır beslerlerdi. Fakat bugünkü Moğollar gibi yalnız Moğolistan’da değil, ta Çin’in içlerine, Sarı ırmağa kadar yayılmış olarak yaşarlardı.

Bunların da batısında, bugünkü Türklerin ecdadı oturuyordu. Büyük Huangho dirseğinin içinde bizim bugün Ordos dediğimiz bölgenin batısında olan Kansu eyaletinde ve cenupta Wei nehrine kadar uzanan yerlerde yaşarlardı. Onları ilk tanıdığımız en eski zamanlarda bile bilhassa at yetiştirirler ve insanlarla hayvanların kışlık yiyimlerini temin için ziraatla meşgul olurlardı. “Göçebe” kavimlerin yalnız hayvan besledikleri gibi fikirlerden ayrılmamız lazımdır. Hemen bütün göçebeler kışlık yiyeceklerini temin maksadı ile ziraat ile de meşgul olmak zorundadırlar ve bunu yapmıyan kavimler de istisna teşkil ederler. Bu en eski Türklerden ilerde tekrar bahsedeceğiz.

Çin’in batısında en eski zamanlardan beri Tibetliler otururlardı. Yalnız bugün yaşadıkları bölgelerde değil, fakat Çin’in içlerine kadar uzanırlardı. Bu Tibetliler bilhassa koyun beslerler ve koyunları için dağları tercih ederlerdi. Türkler ise ovalarda yaşamağı sevdiklerinden Türklerle Tibetlilerin bir arada oturdukları büyük sahalar vardı; yani ovalarda Türkler, dağlarda da Tibetliler yaşarlardı. Bazan bunların karıştıkları da vaki olmuştur ve İsa’nın doğum yıllarında birçok Türk-Tibet melez kavimlerine tesadüf ediliyor. Muhtelif kültüre sahip olan kavimlerin karışmalarını araştırmak modern Etnolojinin en mühim problemlerinden biridir ve böyle araştırmaların neticeleri bizim meselelerimiz için çok ehemmiyetlidir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ