ESKİ ÇAĞ TÜRK DÖNEMİNDE ALTAYLAR

ESKİ ÇAĞ TÜRK DÖNEMİNDE ALTAYLAR

Eski Dünya’nın diğer uluslarının tarihi ile karşılaştırıldığında, Sibirya’nın eski çağ uluslarının tarihi, dünya bilimi açısından iyi bir şekilde çalışılmamıştır. Bunda şaşılacak bir durum yoktur. Sibirya’nın yerel halklarının tarihi, XVI. ve XVII. yüzyıldan beri çalışılmaktadır. XVIII. ve hatta XIX. yüzyılda, bir çok araştırmacı, burada yaşayanların “tarihsiz bir halk” olduğuna inanıyordu. Kuzlasov L. R., Sibirya’nın bu inanışlar yüzünden donmuş bir durum içinde olduğunu ve sadece Rus hareketi ve birleşiminden sonra kendi tarihsel gelişimine sahip olabildiğini söyler.[1] Bu zamandan başlayarak, bu kolonici düşünce, dünya biliminde sürdürülmektedir. Bu düşünceye göre, Altayları da kapsayan Sibirya ulusları, dünya tarihine hiç katkıları olmamış gibi “barbar” olarak görülmektedir. Potapov L. P.’nin, ünlü çalışması “Altay Tarihi Makaleleri”nde, Altay Dağları’ndaki “Ekim Devrimi’nden önce (Rusya’da 1917’de-V.S.) yarı göçebe olarak yaşayan halkların”, “Sovyet Devlet sistemi ve Lenin¬Stalin politikaları” sayesinde yüksek bir kültür seviyesine eriştiklerini yazar.[2]

Halbuki, ilk arkeolojik araştırmalardan başlayarak, binlerce yıldır bu bölgede yaşayan Altaylar’ın eski sakinlerinin tarihsel olaylarla dolu olduğu ve arkeolojik anıtların biçimi içersinde ifade edilen kalıntılar sayesinde hatırı sayılır kültürel değerler yaratabildiği görünen bir gerçektir. “Eski Göktürk Türk Dönemi” (VI. ve VII. yüzyıl) olarak adlandırılan tarihsel dönem, Altaylar’ın tarihi içersinde küçük, ama çok önemli bir dönemdir, çünkü Erken ve Orta Çağ döneminde Altay’ın Türkçe konuşan nüfusu, modern Altay Türklerinin ve diğer Türkçe konuşan ulusların etnogenezinin ana unsurlarından birini oluşturmaktadır.

Kesin bir şekilde, Altay nüfusunun kültürel araştırmaları, Oorta Çağ’daki arkeolojik anıtlarla sınırlandırılmamıştır. Ancak, aynı zamanda bunlar Eski Çağ Türk tarihi çalışmalarının çok önemli kaynaklarıdır. Göktürk Dönemi’nin arkeolojik kültürü içersinde, çözülmeyi bekleyen çok sayıda sorun vardır. Birinci sırada, kültürün köken sorunu gelmektedir. Türk-Tugo kökenli ve hatta onların Doğu Türkistan ve Güney Altay dönemlerindeki yaşamları hakkındaki efsaneler, Kuzeybatı Moğolistan ve Sincan anıtlarındaki sınırlı çalışmalar yüzünden, arkeolojik malzemelerle henüz tanımlanmamıştır. Ama Altay bölgesine dair söylenenler, Eski Çağ Türk etnogenezi’nin bir çok yeterliliği içersinde bize bir kesinlik kazandırır.[3] İskit dönemi Pazırık kültürünün sınırları ve batı, kuzey[4] ve güneybatı[5] nüfusu, Altay nüfusunun unsurlarıdır. M.Ö. 1000’de ve M.S. 1000’in ilk yarısındaki Altaylar’ın Saka Dönemi, Pazırık arkeolojik kültürü içersinde yapılmış her iki bölgenin (Kuzeybatı Moğolistan ve Sincan, Ç.N.) anıtları ile gerçek anlamda ilişkilendirilmiştir.

Birçok araştırmacı, Pazırıklıları Yüeçiler ile özdeşleştirerek ve bularında Doğu’ya doğru olan Hun hareketi yüzünden güneybatıya göç ettiklerine inanarak M.Ö. VI ve II. yüzyılın Pazırık halkının Altay Türklerinin etnogenezi içersinde ele alınmalarını kabul etmeyi istememektedirler. Altayların Hun- Sarmat döneminin arkeolojik malzemeleri, bir diğer görüş açısını ispatlamaktadır. Son zamanlara kadar, bu zamanın anıtları hemen hemen bilinmemekteydi. Ama son 15 yıldır, M.Ö. II-M.S. V. yüzyıl olarak tarihlenen yirmi anıt keşfedilip çalışılmıştır. Bunlar; gömü tepeleri: Üst-Edigan,[6] Çendek, Vyerk- Uymon,[7] Sarı-Bel,[8] Kuraika,[9] Bulan-Koby IV,[10] Bely-Bome II,[11] Ayrıdaş I,[12] Bikeh I,[13] Dyalyan[14] ve yerleşmeler gibi diğer yerler: Maima I, Cheposh II ve daha küçük yerleşimler olduğu Çeremşanka[15] ve çalışma merkezi Yustyd,[16] dinsel alanlar Bertek III.-IV.[17] ve Kouçyerla I,[18] Petroglitler.[19] Bulunan malzemeler, Altayların Pazırık kültürünün bir iz bırakmaksızın yok olduğuna, ya da gömü tepelerinin birinden sonra “Bulan-Kobi”[20] kültürü olarak isimlendirilen Hun tipi kültür içersinde değişime uğradığı gerçeğine dair kanıtlar verir. Gömü ayininin ardıllığı ve nesnelerin tüm kategori serileri, ama antropolojik gerçeklerde,[21] daha sonraki nüfusun temelini biçimlendiren Pazırık arkeolojik kültürünün taşımacılıklarını ispatlar.

“Bulan-Kobiler”, sırayla Altayların eski Türk Dönemi’nin nüfusunu biçimlendirdiler. Hun-Sarmat döneminin kültürel yapısından Eski Çağ Türk Dönemi’nin kültürel yapısına yumuşak bir hareket, M.S. birinci yüzyılın ortalarında görülür. Hızlı bir değişimin olmayışı, bir “Kudyrgin kültürü”nün (VII. yüzyıldan önce) varolduğu fikrini olası kılar.[22] Ancak, şimdiye kadar bu gerçek, bulunan verilerle tespit edilemediğinden ve olumsuz bir tepki uyandırmıştır.[23] Arkeolojik malzemeler, Altayların tarihindeki iki dönem arasında birçok ilişkinin olduğunu gösterir: Hun-Sarmat ve Göktürk,[24] eski çağ Türk ve Pazırık dönemleri de denilir,[25] birbirleriyle konuşabilmekteydiler.

Bizim, detaylı olarak, eski çağ Türk kültürel elemanlarının kökeni, bunların doğuşu ve Altayların Türk kültür taşıyıcılarının tarihsel yaşamları ile ilişkili olan farklı sorunlarla ilgilenmeye fırsatımız yoktur. Bu nedenle, biz sadece kaynak alanımızı belirleyerek Göktürk Dönemi’nin arkeolojik anıtlarını sorgulayacağız. VI. ve X. yüzyıllardaki, geleneksel olarak Rus ve Avrupa bilimlerinde sadece Göçebe- Barbarlar olarak düşünülen, Altay Türk Kültürü’nün seviyesini nesnel bir şekilde değerlendirmeye çalışacağız.

***

Altayların eski Türk Dönemine ait bir anıtını inceleyen ilk kâşif, olan, Derpsky Üniversitesi profesörlerinden Lebedur K. P., 1826’da Çaruş vadisinde arkeolojik araştırmalar yaparak IX. ve XI. yüzyıllara tarihlenen bir mezar yapısını açtı.[26]

Lebedur K. P.’nin araştırmalarından sonra, birçok ilginç araştırma yapıldı. Kaşifler, eski Türk Dönemi’nin kazılan gömü tepelerini, Koudergeh tipinin anıtları ve Kourai arkeolojik kültürü olarak tanımladılar.

Gavrilova A. A, Koudergeh’in erken dönem gömülerini Koudergeh tipi ve gömü alanlarını Katanda II, Kurota I, Tyeçta olarak da tanımlamıştır. Bu dönemden bilinen öteki kurganları da, Katanda ve Srostay tipleri olarak tanımlar.[27] Daha sonra Savinov D. G., bu tanımlamadan Srosta kültürünün anıtlarını başka bir yere koyarak, Kourai arkeolojik kültürünü ayırmıştır. VI. ve X. Yüzyıllara tarihlenen tüm anıtları, Kourai kültürü olarak tanımlamıştır, ama Koudergeh tipini kendi durumu içersinde korumuştur.[28]

Atların gömü alanları ile birlikte bulunan güney yönelimli toprak pitler içindeki ölü gömme geleneği, Türk Dönemi’nin Koudergeh anıtlarının özelliğidir. Koudergeh anıtlarındaki atlar, insanlarla aynı yöne yönlendirilmişlerdir (Levha 1-1). Bu özellik, Altayların Türk Dönemi’nden önceki mezarlarıyla Koudergeh tipi mezarlarını ilişkilendirir.[29]

Kourai kültürünü, Sovinov D.G. üç devreye ayırır: 1- Katanda devresi VII.-VIII. yüzyıllar (Katanda tipi, Gavrilova A. A. tarafından); 2- Tuekta devresi VIII-IX. yüzyıllar (Strosta tipi ve Tuekta, Kourai, Uzuntal’ın bazı toprak pitleri içine Gavrilova A. A. tarafından sokulan Katanda 2 ve Yakonur’un çok sayıdaki mezarı); 3- Geç Dönem IX-X. yüzyıllar (Kourai’ı çok sayıda mezarı).[30]

Kourai kültürünün gömü tepelerinde, görünüşte köle olabilecek bir insanın bedeni ile birlikte bulunan insan kalıntıları ve üç tane öldürülmüş at bedeni bulunmuştur. Koudergeş tipi mezarlarla karşılaştırıldığında, atlar, insanlara göre karşı yöne yönlendirilmiştir (Levha 1-2). Atların gömü alanları ile birlikte bulunması, Demir Çağı’nın başlangıcından beri bilinmektedir.[31] M.Ö. birinci yüzyılın ikinci yarısı ve M.S. birinci yüzyılın ilk yarısı boyunca gömü anıtlarında yoğunlaşmıştır.[32]

Atlı gömüler, Bulan-Koby’den Pazırık ve Maiamirz’e kadar gelen Eski Çağ Türk kültürünün yerel özelliğinin göstergeleridir.[33] Türk anıtlarının bir diğer kayda değer tipi-taş çevre duvarları, balballar ve aşınmış iri kaya parçalarından heykeller, gömü ve anma ayinleri ile ilişkilendirilmiştir.[34] Şimdiye kadar, çevre duvarlarının tespiti ile ilgili çok sayıda görüş vardır. Bazı kaşifler, bu anıtların gömü olduğuna inanmaktadırlar. Onların görüşüne göre, çevre duvarları, ölü yakmanın dinsel töreni ile ilişkilendirilir. Öteki kaşifler,[35] ise çevre duvarlarının anma özelliği ile ilgili anıtlar olduğuna inanmaktadırlar. Bu görüşlerden İkinci görüş onaylanmıştır; Altaylardaki 200’den fazla çevre duvarının incelenmesi, sonucu, Mendur-Sokkon I[36] ve Kara-Koba I’in[37] gömü tepelerindeki gömülerde at ve ölü yakma ile ilişkili olmayan bir insanın ayrı kemikleri dışında, herhangi bir gömüyü bulamamıştır.[38] Dolayısıyla bu durum Altay’daki Eski Çağ Türk çevre duvarlarının, anma amacına sahipolduğu ortaya çıkmıştır.

Çevre duvarlarının görünümü, köşelerine konan taş dilimlerin kare ya da dikdörtgen yapıları şeklindedir (Levha 1-3,4). Çevre duvarlarının iç bölümü, ya dilim ve iri kaya parçaları ile, ayrılmış taşlarla ya da çay taşı ile döşenmiştir. Ölünün koyulduğu yerdeki, kalıntılar ise, bu yapıları tarihlemeye olanak sağlayan sonu bükülmüş şekilli yaylar, silahlar, aletler ve at bezemeleridir.

Altay çevre duvarları, yapı özellikleri ile tanımlanan iki tiptedir (Gavrilova A. A.): Koudergeh tipi, ortak yakın çevre duvarları; Yakonur tipi,[39] her biri ötekine yakın heykeller ve steller koyulan çevre duvarlarıdır. Yayların alt bölümünden tarihleme ise şu şekilde yapılmıştır: Koudergeh tipi -V.-VI. yüzyıllar, Yakonur tipi- VII-VIII. yüzyıllar.[40]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ