ERKEN OSMANLI DÖNEMİ MİMARİSİ

ERKEN OSMANLI DÖNEMİ MİMARİSİ

Anadolu Selçuklu Devleti’nin yıkılışı daha 1277 yılında Moğolların Anadolu’nun mülkî ve askerî idaresini ellerine geçirmeleriyle başlamış, Anadolu Selçuklu sultanları buna karşı koyamamışlar, varlıklarını ve geçimlerini Moğol hanlarının himayesinde sürdürmüşlerdir. Son Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Mesud’un Kayseri’de ölmesiyle, 1308 tarihinde Anadolu Selçuklu Devleti resme sona ermiştir. Moğolların önemli özelliklerinden biri ailelerini de gittikleri yerlere götürmekteydi. Bu nedenle Anadolu’ya yerleşmeleri kolay olmuştur. Böylece Anadolu’nun güneydoğu ve doğusunda Moğol toplulukları meydana gelmiştir. Anadolu’daki Moğol baskısına karşı koyan tek unsur ise Türkmenler olmuştur. Türkmenler göçer topluluklar olup, Moğol baskısıyla Batı Anadolu’da uç bölgelere çekilmişler ve sarp yerlere yerleşmişlerdir. Türkmenler Anadolu’nun batısını, yani Selçukluların yeniden geri alamadıkları Batı Anadolu ve Marmara Bölgesi’ni ele geçirmişler ve fethettikleri bu yerlerde birer Türkmen devleti kurmuşlardı. İşte Osmanlı Beyliği bu beyliklerden biridir.

Oğuz Boylarından olan Osmanlı Türkmenleri, Selçuklularla Doğu Anadolu’ya oradan da Anadolu’ya ilerlemişler, ilk birliklerini Söğüt kasabasında kurmuşlardır. Caber Kalesi üzeriden Fırat Nehri geçilirken, beyleri Süleyman Şah ölmüş, oğlu Ertuğrul Bey, Beylik’in ilk Bey’i olmuştur. Ancak Ertuğrul Bey’in Söğüt’te doğan oğlu Osman Bey, 1299 yılında Beylik’e adını vermiştir.

Osman Bey’in oğlu Orhan Bey, 1326 yılında Bursa’yı ve Selçuklulardan sonra ikinci kez olarak da İznik’i 1331 yılında fethetmişlerdir. Orhan Bey 1336 yılında da Karasi Beyliği’ne son vermişlerdir. Daha sonra Murat Hüdavendigar, Trakya’da Edirne’yi fethederek, İznik ve Bursa’dan sonra başkent yapmıştır. Osmanlı Beyliği topraklarını Trakya’da Filibe, Sofya ve Selanik şehirleri de katılmıştır.

14. yüzyıl sonunda İstanbul çevresi ve Trabzon Tuna Nehri’nden Fırat’a kadar bütün Anadolu toprakları Osmanlı Türk hakimiyeti altına alınmıştı. Ancak bu birliği daha önce de Moğolların yaptığı gibi bu sefer de Asya’daki Türkleri bir araya toplayarak Anadolu’ya gelen Timur bozmuştur. Timur istilası Anadolu’ya çok zarar vermiştir.

“Sultan el-Muazzam” unvanını almış olan Yıldırım Bayezid, Ankara Karşılaşması’nda yenilmiş ve esir edilmiştir. Ankara yenilgisiyle sarsılan genç Osmanlı Devleti’ni Çelebi Sultan Mehmet tekrar toplamıştı. Daha sonra II. Murat ve oğlu genç Fatih, Sultan II. Mehmet 1453’te yedi haftalık bir kuşatma ile İstanbul’u almış ve başkent yapmıştı. Daha sonra Anadolu’da başka yerleri de fetheden Fatih 1460’da Trabzon Rum Devleti’ne son vererek, 1475 yılında Kırım’ı ve 1480 yılında da Otronto’yu Osmanlı topraklarını katarak, sınırlarını genişletmişti. Sonraları Yavuz Sultan Selim (1512-1520), gene bir Türk olan Şah İsmail Safevi’yi yenerek bütün Doğu Anadolu’yu birleştirmiştir. Mısır’daki Memlük Devleti’ne son vermiştir. Suriye, Filistin, Arabistan ve Mısır’ın Osmanlı topraklarına katılmasıyla birlikte, “Halife” unvanını da alarak, İstanbul’a dönmüştür. Oğlu Kanunî Sultan Süleyman (1520-1566) zamanı, Osmanlı Devleti’nin en parlak devri olmuş, bu devri devam ettiren ise Sultan II. Selim olmuştur.

Bütün Balkanlar, Macaristan, Güney Rusya toprakları, bugünkü Polonya’nın bir kısmı ile güneyde Kuzey Afrika topraklarıyla Akdeniz bir göl halinde Osmanlı Devleti’nin sınırları içinde kalmış ve Barbaros Hayreddin Paşa, Piyale Paşa, Turgut Reis bu deniz ülkelerinin Osmanlı’ya katılımında büyük rol oynamıştır. Bu arada doğuda Bağdat, Revan ile Akdeniz’de Girit ve diğer adalar katılmıştır.

Osmanlı Devleti’nin ilk toprak kaybı, II. Viyana Kuşatması (1683) ve Karlofça Antlaşması’ndan (1699) sonra olmuştur. İşte 1699’da Avrupa’daki ilk gerilemeden sonra Osmanlı Devleti daha 220 yıl varlığını sürdürmüştür. Osmanlı Devleti’nin varlığını bu kadar uzun süre sürdürebilmesinin sebebi sağlam bir kültürel ve sosyal bünye ile kuvvetli ekonomik duruma sahip olmasıyla açıklanabileceği gibi, askerî ve idarî kurumlarının sağlam yapısıyla açıklanabilmektedir.

Bu topraklar üzerinde, 1923 yılında yeni ve bağımsız devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuştur. İşte sizlere kısa bir tarihi geçmişini vermeye çalıştığım Osmanlı Türk Devleti’nin zengin kültür varlıkları içinde mimarlıkla ilgili olanlar bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır.

Osmanlı Türk dönemi eserleri ihtiyaçtan doğan, bir toplumun belli gereksinmelerine cevap veren, çeşitliliklere sahiptir. Bu nedenle mevcut eserler göz önünde bulundurularak, Osmanlı mimarlık eserlerinin sınıflaması şöyle verilebilir.

Osmanlı Mimarisi

I- Dînî Mimarî

A- Cami Mimarisi (Camiler, mescitler, namazgahlar) (Bu eserler kendi içinde başlı başına gelişme gösterirler)

B- Medrese Mimarisi (Eğitimle ve eğitim derecesiyle ilgili olarak kendi içinde şöyle ayrılırlar)

B1. Dinî eğitim yapılan medreseler

  • Medreseyi evvel
  • Medreseyi sanî
  • Medreseyi salis
  • Medreseyi rabi
  • Darül hadis
  • Darül kurra

B2. Pozitif bilim medreseleri

  • Gözlemevi (Rasathaneler)
  • Tıp Medrese ve Darüşşifaları

C- Türbe Mimarisi (Kendi içinde gelişme gösteren yapılardır)

II- Din Dışı (Profan-lâdinî) Mimari

A- Sivil Mimari

A1. Şehircilikle ilgili yapılar

A.1.1. Külliye mimarisi (Bütün dinî ve sosyal yapılar muvakkıthaneler)

A.1.2. Saray mimarisi

A.1.3. Ev mimarisi

A.1.4. Amme hizmeti yapıları

A.1.4.1. Eğitimle ilgili olanlar

  • Sıbyan mektebleri
  • Kütüphaneler

A.1.4.2. Su ile ilgili yapılar

  • Su kemerleri
  • Su yolları-su terazileri
  • Sarnıçlar-bentler
  • Çeşmeler
  • Sebiller

A.1.4.3. Sosyal yardımla ilgili yapılar

  • Tabhaneler-Misafirhaneler
  • Aşhaneler (Yemek üretilen ve dağıtılan yapılar)
  • Miskinhaneler-Cüzzamhaneler

A.2. Ticaret Yapıları

A.2.1. Kervansaraylar (= Hanlar)

A.2.1.1. Menzil Kervansarayları

A.2.1.2. Şehir Kervansarayları

A.2.2. Bedestenler

A.2.3. Arastalar

A.2.4. Çarşılar

A.2.5. Hamamlar

B- Askerî Mimarî

B.1. Şehir surları ve Kapıları

B.2. Kaleler-Burçlar

B.3. Yollar

B.4. Köprüler

Bütün bu işlevsel yapı çeşitlerinden çok sayıda örnek Osmanlı Türk Dönemi’nde günümüze ulaşmıştır. Çeşitlilik gösteren mimarî ve plan özellikleriyle üç önemli süreç içinde bu eserler meydana getirilmiştir.

I – Erken Osmanlı Mimarisi

– İlk Osmanlı Mimarisi (İznik, Bursa, Edirne)

– Fatih Dönemi Osmanlı Mimarisi

II – Klasik Osmanlı Mimarisi

– Mimar Sinan öncesi Osmanlı Mimarisi

– Mimar Sinan dönemi Klasik Osmanlı Mimarisi

– Mimar Sinan sonrası Klasik Osmanlı Mimarisi

III – Son Dönem Osmanlı Mimarisi

– Lale Devri Mimarisi

– Türk Barok Mimarisi

– Eklektik Mimari

A. Erken Osmanlı Dönemi Cami Mimarisi

İlk Osmanlı mimarisinin başlıca örneklerini külliyeler oluşturmaktadır. Külliye bütünlüğündeki ana yapı ise başta cami olmak üzere medrese, türbe, hamam, bedesten, han, çeşme vs. gibi işlevsel yapılar oluşmuştur.

Bursa, 1326 yılında Osmanlıların olmuştu. Ancak ilk eserler İznik’te inşâ edilmiştir. İşte ilk ve en erken örneğini İznik’te bulduğumuz cami mimarisi, plan şeması olarak bazı büyük farklılıklar ortaya koyar. Bu nedenle ilk örnekleri ve bunlara bağlı olarak cami mimarisini üç ayrı plan şemasıyla ve her plan tipinin kendi içinde görülen farklılıklarıyla değerlendireceğiz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ