ERKEN DÖNEMLERDEN MOĞOL İSTİLASINA YENİSEY KIRGIZLARI

ERKEN DÖNEMLERDEN MOĞOL İSTİLASINA YENİSEY KIRGIZLARI

Tarihi kayıtlarda erken dönemlerde yer alan ilk Türk halklarından biri olmalarına rağmen (M.Ö. 3. yüzyılın sonu) Kırgız tarihi çok iyi anlaşılamamıştır. Elimizde bulunan birkaç yerli kaynak sekizinci yüzyıl ve sonrasına ait epigrafik yazılardır. Diğer kaynaklar Çince, Farsça ve Yunanca gibi farklı dillerde bulunmaktadır. Geçtiğimiz yıllarda arkeolojik çalışmalar bilgimizin artmasına katkıda bulunmuştur. Buna rağmen yazılı kaynaklar ve fiziksel kalıntılar bizlere hâlâ erken Kırgız Dönemi tarihi ve kültürü ile ilgili bütüncül bir tablo sunmamaktadır.

Kırgız halkına değinen ilk kaynak, Kırgızların Ko-k’un ya da Chien-k’un olarak anıldıkları Batı Hanlığı Dönemi’ne (M.S. 202-9) ait Çin kaynaklarıdır. Ancak bu isim sürekli aynı kalmamıştır. Altıncı yüzyılda yeni formların -Ch’i-ku ve Ho-ku- kullanılıyor olmasına rağmen, T’ang hanedanı (618-907) Dönemi’nde Chü-wu, Chieh-ku, Ho-ko-ssu ve Hsia-chia-ssu (kimi zaman Chia-chia-ssu olarak yanlış yazılmış, ya da Hsia-chia olarak budanmış) gibi formlar da geçerli olmuştur.[1] Sekizinci yüzyıla ait eski Türk yazıtlarında ise isimleri Kırkız (Qırqız) olarak geçmektedir.[2] Altıncı yüzyıla ait bir Bizans kaynağında araştırmacıların Kırgız kelimesine atıfta bulunulduğunu öne sürdüğü Kherkhir (dişi köleye -savaş tutsağı- atıfta bulunulur) kelimesi kullanılmaktadır.[3] Bunlara ek olarak, Kırgız isminin Kher-ged, Gir-tis, Hir-kis ve muhtemelen Hir-tis gibi değişik şekillerde görüldüğü sekizinci yüzyıla ait Tibetçe bir metin de bulunmaktadır.[4]

Erken dönem Kırgızlarının yerleşim yerine ilişkin konularda Çin kayıtlarında belirsizlik bulunmaktadır; birçok tarihçi bu dönemin Kırgızlarını, büyük olasılıkla T’ang Dönemi’nde yerleştikleri, (Kırgızların Kem olarak adlandırdıkları) yukarı Yenisey Vadisi bölgesine, Güney Sibirya’ya yerleştirmektedir. Bu bölge Çinlilerin Kırgızlar hakkındaki belirsiz imajlarını açıklayacak kadar Çin’den uzaktır. Bu halkın kökenine ilişkin özet Çin kaynaklarının değeri oldukça azdır.

T’ang Dönemi Çin kaynakları, Kırgızları “iri, kırmızı saçlı, beyaz tenli, yeşil ya da mavi gözlü”[5] olarak tanımlar; benzer tanımlamalar Tibet kaynaklarında ve İslami kaynaklarda da bulunur.[6] Bu yüzden, bir dizi araştırmacı erken dönem Kırgızlarını büyük oranda Türk olmayan (özellikle Samoyed) etnik öğelerle karışmış olarak tanımlar. Pek çok araştırmacı, Çin kaynaklarında bulunan Kırgız kelimeleri arasında Türkçe olmayan (özellikle Samoyed dili) kelimelerin örnekleri olduğuna inandıkları kelimeleri saptadıklarında bu düşünceyi desteklemişlerdir.[7] Ancak dil ve “ırk” arasındaki ilişkinin oldukça belirsiz olduğunu da vurgulamakta yarar vardır. Kırgızların fiziksel görünümleri bunların Türk olmadığına dair bir gösterge değildir. Kırgız dilinde Türkçe olmayan birkaç kelimenin bulunması ise bunların ödünç kelimeler olduğu ile açıklanabilir.[8] Yenisey Kırgız yazıtları (sekizinci yüzyıl ve sonrası) gerçekte tamamen Türk diliyle yazılmıştır ve T’ang Dönemi Çin kaynakları, Kırgızların yazılı ve sözlü dillerinin Uygur Türklerininkiyle (Çince Hui-ho, Hui-hu) aynı olduğunu açıkça belirtmektedir.[9] Aslında, Çince kaynaklarda bulunan Kırgızca kelimelerin pek çoğu Türkçedir. İhtimal dışı olmamasına rağmen, Kırgızlar için Türkçe olmayan bir köken varsaymak için hiçbir neden yoktur.[10]

Tüm Kırgızlar renkli gözlere ve açık renk saça sahip değildir -en azından T’ang Dönemi’nde. Bu dönemde Kırgızları tanımlayan Çin kaynakları siyah saçı uğursuz saydıklarını belirtmişler ve koyu renk saç ile göze sahip olanları Han generali Li Ling’in torunlarından kabul etmektedirler (aşağıda değinilecektir).[11] Yu-yang tsa-tsu’nun yazarı Tuan Ch’eng-shih koyu renk saçlı ve gözlü Kırgızların Li Ling’in ve Çinli birliklerinin soyundan geldiklerini yazar ve bu da Kırgızların yalnızca Li Ling’in soyundan geldikleri iddiasından daha mantıklıdır.[12] Onuncu yüzyılda yayınlanan Farsça bir kaynak olan Hudûd’ül-A’lâm, Kırgızları “sert yüz ifadeli ve seyrek saçlı” olarak tanımlarken,[13] on ikinci yüzyılda Farsça yazan Gazneli yazar Gerdizî, Kırgızların “saçlarının kırmızılığı ve tenlerinin beyazlığından” dolayı Slavlar (Saqlab) ile aralarında bir bağ olduğunu iddia eder.[14]

Erken Kırgız Dönemi siyasi tarihi, Moğolistan yaylasında ilk büyük göçebe imparatorluğu kuran Hsiung-nular (Hunlar) ile ilişkilidir. Çin kaynakları Kırgızlara (ve komşu Ting-ling’e) M.Ö. 201 civarında Hun hakanı Mo-tun (209-174) tarafından saldırıldığını yazar.[15] Bunun sonrasında Çin kaynakları Kırgızları Hunların tebası olarak gösterme eğilimindedir. Aynı kaynaklar M.Ö. 99’da Hunlara teslim olan Han generali Li Ling’in (M.Ö. 74) Kırgızları gözetmek için gönderilen bir görevli olduğunu yazar. Li Ling ve birliklerinin Kırgız kadınlarıyla evlendiklerine inanılır ve T’ang kaynaklarına göre Kırgızlarda bulunan siyah saç ve gözler Çinlilerle gerçekleşen bu karışıma bağlıdır. Kırgızlar da bunun doğru olduğuna inanmakta ve T’ang kaynaklarına göre Kırgızların koyu renk saç ve gözleri uğursuz saymalarına rağmen yüzyıllar sonra bile kendilerini (en azından Han ailesini) Li Ling’in[16] torunları kabul etmektedirler. Çin aristokrasisi ile bu türlü bir bağlantı kurulmasının yalnızca Kırgız yöneticilerinin prestijini arttırmak için bir araç olduğunu söyleyebiliriz. Bu özellikle T’ang Dönemi’nde, T’ang’ ın Li imparatorluk evinin -gerçek olmasa da gerçekçi olarak- Li Ling’le yani Kırgız yöneticileriyle ilişkili olması ile önem kazanmıştır (aşağıda değinilecektir).

Daha önce de belirtildiği üzere erken dönem Yenisey Kırgızları güçlü Hun İmparatorluğu’nun siyasi hakimiyeti altındaydı. Bunun tam olarak ne anlama geldiği bilinmemekle beraber, bu birtakım siyasi gözetim (Li Ling’in atanması gibi) ve vergi toplama gibi konuları içeriyordu. M.Ö. 1. yüzyılda, Kırgızlar beş adayın imparatorluk rekabetine girdiği dönemde yaşanan M.Ö. 58/57’deki (Hsiung-nu) Hun haleflik krizine yakalanmışlardı. Daha sonra adaylardan yalnızca ikisi ayakta kalmıştı. Bunlardan biri Hu-han-yeh Çin’in Han hanedanından (M.Ö. 202-M.S. 220) yardım isterken, üvey kardeşi Chih- chih ise batıya ilerledi ve M.Ö. 49’da Kırgızları da içeren pek çok halk üzerinde otoritesini kurdu.[17] Chih-chih’nin çabası uzun süreli başarılı olamadı ve imparatorluk hayalleri Han generali Ch’en T’ang tarafından M.Ö. 36’da yenilince yıkıldı. Bu olaydan sonra Kırgızların bir kez daha Hun hakimiyetine girdiği varsayılır. Ancak Hunların gücü ilk yüzyılda daha da azaldığı için Kırgızların daha fazla siyasi otonomiye sahip olmaları muhtemeldir.

Kırgızlarla ilgili yeterli bilgi ancak Göktürklerin (Çince T’u-chüeh) 552’de yükselişiyle mümkün olmuştur. Çince kaynaklara göre, bu dönemde Kırgızlar doğuda Kurıkan, güneyde Tibet ve batıda Karluklarla komşu olan bir bölgeye sahip güçlü bir ulustu. Bu alan Kırgızların evlilik ittifaklarıyla ilişkide olduğu Göktürklerin topraklarına eşit büyüklükteydi. Çin kaynakları, Kırgızların bey olarak adlandırılan Hsieh-yen-t’o’ya tabii olduklarına işaret etmekteydi. Bu dönemde Kırgızların Çinlilerle çok az ilişkisi vardı.[18]

Kırgızlar, 560 civarında Muhan Kağan (553-572) zamanında Göktürklerin doğrudan kontrolü altına girdiler. Kırgızlar üzerindeki Göktürk gücü Ch’i-pi Kağan’ın (645-650) yönetimi esnasında pekiştirildi. Sui İmparatoru Wen-ti (581-604) Çin topraklarına yapılan Göktürk saldırılarından duyduğu öfke üzerine yayınladığı fermanda, Kırgızların Göktürk hakimiyetinden duydukları rahatsızlığı belirtir ve Kırgızların “dişlerini sıkarak, kendi sıralarının gelmesini beklediğini” iddia eder.[19] Eski Göktürk yazıtları Kırgızların Bumin Kağan (552) ve kardeşi İstemi Han’ın cenazelerine temsilciler gönderdiğini yazar, ancak Tibet ve Bizans gibi kontrol altında olmayan bağımsız devletler de temsilciler gönderdiği için Göktürk kontrolünün derecesinin anlamlı bir göstergesi değildir.[20]

630 yılında ilk Göktürk İmparatorluğu’nun yıkılması ve bunu takiben Türklerin elli yıllık bir süreç için Çin hakimiyetine girmesi sonrası Hsieh-yen-t’o, Uygurlar ve diğerleri -Çinlilerin yanı sıra- Doğu İç Asya’da kendi iktidarlarını pekiştirmeye çalıştılar. 630 yılında Doğu Göktürklerinin yıkılması sonrası Çin İmparatoru T’ang T’ai-tsung (626-649) Kırgızlarla temasa geçmesi için 632 yılında bir general göndermiştir.[21] İlk başlarda buna herhangi bir cevap verilmedi; ancak Kırgızlar 648’de T’ai-tsung’un sarayına resmi bir görevli (ilteber) gönderdiler. Hem Çin, hem de İç Asya’yı yönetmek isteyen Çin İmparatoru tarafından oldukça sıcak karşılandı. Çin kaynaklarına göre, ilteber şarap sayesinde sarhoş oldu ve Çinli resmi bir görevli atanmasını istedi. Erken dönem T’ang kaynaklarına göre Kırgızlar pek çok değişik isimle anılır,[22] İmparator T’ai-tsung, Kırgız topraklarına Chienk’un bölgesi adını (Han Dönemi’nden kalma bir isim) ve iltebere de general (sengün) ve vali (totok) unvanlarını verdi.[23] Bunun sonrasında, T’ang, Çin ve Yenisey Kırgızları arasındaki iletişim Kırgız temsilcilerinin hediyelerle Çin sarayını ziyaretleriyle beraber düzenli bir temelde devam etti.[24] Çin kaynaklarına göre Çinlilerin Li Ling hikayesini kabul etmelerine dair önemli bir gösterge -oldukça önemli bir bağlantı, çünkü Li’nin T’ang imparatorluk ailesinin Li Ling’in akrabalarından birine ait olduğu iddia edilir- imparator Chung-tsung’un şu ifadesinde (684, 705-710) “Milletiniz ve milletimiz aynı ailedendir; diğer yabancılarla karşılaştırılamazsınız” yer bulur.[25]

Bu dönemde Doğu Göktürklerinin hakimiyeti Moğolistan’da İlteriş Kağan (682-691) tarafından yeniden pekiştirilmiştir; Moğolistan’daki eski Türkçe yazıtlarda Kırgızları yenmek için verilen Göktürk çabalarını anlatır. Kırgız hükümdarı da Çin, Tibet, Kırgız ve Göktürk yöneticilerine verilen Kağan adıyla anılır. Göktürk kaynakları Kırgızların Moğol yaylasındaki bu Göktürk hakimiyetine karşı düşmanca hisler beslediğini yazar.[26] Kırgızlar beklenmedik bir saldırıyla 710’da Göktürkler tarafından yenilgiye uğratıldı, ve kağanları öldürüldü,[27] ancak Göktürklerin Kırgızlar üzerinde daha sonra gelişen hakimiyetlerini bilmiyoruz. Bir Kırgız elçisi Bilge Kağan’ın kardeşi Köl Tigin’in ölümüne (731) taziyede bulunmak için gönderildi.[28] Çin kaynakları Kırgızların Göktürkler tarafından yenilmesinden sonra bile Çin sarayı ile diplomatik ilişkilerini sürdürmek için yeterli özerkliğe sahip olduğunu belirtir.[29]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ