ER MEKTUBUDUR

ER MEKTUBUDUR

Ey Anadolu, sen Anam kadar yücesin. Onun için sana Anam deyip bu mektubu gönderiyorum.

Anacığım, önce selâm eder, hamurlu da olsa, çamurlu da olsa o mübarek çatlamış ellerinden öperim.

Beni soracak olursan sağlığım yerinde Allah’ıma şükürler olsun ama canım sıkılıyor, sıkıntım da senin sağlığın için.

Bu kahpe Bizans artığı şehirde ve Ankara’da garip şeyler oluyor. Hani her şey değişecek denmişti ya, sana sormadan, senin haberin olmadan senin hakkında ileri geri konuşup, senin gıyabında seni tutsak hatta köle etmek için her türlü tuzak ve plân hazırlayanlar var. Bunlar sana bu kötülükleri yapmak için yalnız kendi güçlerinin yetmediğini bildiklerinden dışarıdan takviye yabancı insanlar ile de iş birliği içindeler. Eskiden bunu saklı gizli yaparlardı. Ama şimdi gemi öylesine azıya almışlar ki artık her şeyi açıkça söylüyorlar. Sözleri o kadar güzel ki neredeyse benim bile inanacağım geliyor.

Anam benim, seni daha fazla merakta bırakmayayım, bir bir sana hepsini anlatayım. Aslında bu mektup sayfasına sığmaz ama sen Ulu’sun, yücesin, kıssadan hisse çıkarır, Allah’ın yardımıyla tedbirlerini alırsın.

Senin yıllarca emek verip dişinden tırnağından artırıp, ele güne irezil olmadan, çalışıp çabalayıp kurduğun fabrikaları yok pahasına hatta bazen de bedavaya, yabancılarla birleşip Avrupalı olacağız diye önce iflâs ettirip, sonra da “ne yapalım, zaten beş para etmezdi” diye satmağa kalkıyorlar.

Sonra senin, yavrularını okusun adam olsun, anasını, atasını bilsin, başka yabancı anaların karşısında boynunu bükük komasın diye kurduğun okulların başlarına yönetici diye başka yabancı anaların doğurduğu çocukları koyup, senin öz çocuklarını sana karşı kullanmak üzere çalışıyorlar.

Sonra atalarının sana armağan ettiği takılarını, ziynetlerini altın bileziğinden, beşi birliğinden parmağındaki yüzüğe kadar, hatta el emeği göz nuru ile işleyip başına bağladığın örtüye kadar almak için gözlerini karartmışlar. Bunun için Avrupa’dan, Amerika’dan yabancı uzman bile getiriyorlar. Çünkü o yabancı uzmanlar Afrika’da, Güney Amerika’da, Çin’de, Asya’da, hâsılı karada, havada, denizde bu işi ustalıkla yapmış becerikli insanlar.

Sonra dedemden kalan tarlalar var ya, hani fındık toplardık, çay biçerdik, ekini kaldırır, pamuğu, binbir çeşit meyveyi sebzeyi toplar, bu yabancılara kendi kurduğumuz birlik ve kooperatifler vasıtasıyla satar para kazanırdık ya, şimdi onlara bile göz dikmişler, hatta toprak sizin ama tohumu bizden alacaksınız diye bizden gözükenler ile antlaşma üzerine antlaşma imzalıyorlar. Neymiş, yabancılara çok borcumuz varmış, başka çare yok imiş.

Anacığım, dahası var: Bizim ahırdaki sarıkız var ya, onun bile köküne kibrit suyu döküp, yerine bizim otumuzu bile yemeyen, yalnızca ithal yem yiyen aklı, karalı, benekli inekler getiriyorlar. E tabiî ki, bizim sarıkız doğurmaz, koyunlarımız, kuzulamaz oldu. Neredeyse merkebi bile ithal etmeye kalkacaklar. Avrupalı merkepler daha iyi diye.

Sonra köydeki taş duvar, kerpiç dam yurdumuz var ya, sıra ona gelecek. Bunun için de boş durmuyorlar.

Anam, artık korkmaya başladım, aklıma kötü kötü şeyler geliyor. Bunlar sakın senin üstündeki urbalara da göz dikmiş olmasınlar. Geriye bir canımız ve namusumuz kalıyor.

İşte anacığım gözüme uyku girmiyor, hep bunları düşünüyorum. Sanki uyursam bütün bunları yapacaklarmış gibi geliyor. Uyumamak için, uyanık kalmak için ben ve bir avuç ülküdaşım hep bunları düşünüyoruz. Anadolu ihtilâlini yapan ve muzaffer olan senin öz evlâtların Gazi Mustafa Kemal ve ülküdaşları gibi.

Anacığım, mektubuma son verirken gene o mübarek ellerinden öper, yüce Allah’tan sana sağlık, dirlik, birlik dilerim. Sen sıkı dur, hele gün ola harman ola. 

Şuayip Bozfakioğlu

Kaynak: Orkun Dergisi Sayı: 29 Temmuz-2000

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ