ENVER PAŞA

ENVER PAŞA

Enver Bey, 23 Kasım 1881’de[1] İstanbul’da Divanyolu’nda eski Lisan Mektebi karşısındaki evlerinde dünyaya gelmiştir.[2] Altı yaşına kadar İstanbul’da çeşitli iptidâî mekteplerine devam etmiş, Fatih Mekteb-i İptidâî’sinin ikinci senesinde iken babasının Manastır’a tayini üzerine iptidâî tahsilini burada tamamlamıştır. Yine aynı şehirde askeri rüşdiye ve askeri idadi tahsilini tamamlayarak Mekteb-i Harbiye-i Şahane’ye girdi.[3]

Harbiye öğrencisi iken, o sıralarda yüksek okullarda yaygın olduğu üzere II. Abdülhamit aleyhtarı propagandalardan etkilendiği hatıralarından anlaşılan Enver Bey, Harbiye’de başarılı bir grafik çizer. Üç senenin not ortalamalarıyla dokuzuncu olarak erkân-ı harpliğe aday 40 öğrenci arasına girmeye hak kazanır.[4] Enver Bey, o dönemde harp okulunu ve kurmay okulunu saran siyasi olayların içine girmiş ve Yıldız Mahkemesi’nde sorgulanmıştır. Ancak bu dönemdeki İttihat ve Terakki cemiyeti faaliyetlerine katılmadığı kesindir.[5]

Enver Bey, kurmay okulunu bitirdikten sonra, stajlarını da tamamlayarak diğer mezunlar gibi büro vazifesi almak yerine 23 Ekim 1902’de Manastır’da 13. Topçu Alayı’nın birinci bölüğüne verildi. Enver Bey’in Makedonya’da çetelerle mücadelesi ilk burada başlamıştır. 1903 Mayıs’ında Napilhi köyünde on sekiz kişilik Bulgar çetesiyle müsademeye topçu zabiti sıfatıyla iki topla iştirak etmiştir. 1903 yılı Eylülü’nde, yani Makedonya olaylarının en şiddetli günlerinde kendi ısrarıyla Bulgaristan sınırında Koçana’daki 20. Piyade Alayı’nın 1. Taburu’na çetelerle savaşmak için gönderilir.[6] Nisan 1904 tarihinde Üsküp’teki 16. Süvari Alayı’nda görevlendirildi. Aynı yılın Ekim ayında İştip’teki alaya giden Enver Bey, iki ay sonra “sunuf-ı muhtelife görevini tamamlayarak Manastır’daki karargâha geri döndü. Burada erkân-ı harp dairesinin birinci ve ikinci şubelerinde çalıştı, ardından Manastır Mıntıka-i Askeriyesi Ohri ve Kırçova mıntıkaları müfettişliğine tayin edildi.[7]

Enver Bey’in bu yeni görevindeki asıl maksadı Bulgar ve Yunan çetelerini takip ve bunlarla mücadele etmekti. Çetelerle yapılan mücadelelerden birinde Enver Bey, sağ bacağından yaralanmıştır. İki sene içerisinde çetelerle kendi kumanda ettiği müfrezelerle elli dört müsademede bulunmuştur. Buradaki başarılarından dolayı dördüncü ve üçüncü Mecidî, dördüncü Osmânî nişanları ve altın liyakat madalyası ile ödüllendirildi. 13 Eylül 1906’de fevkalade olarak Binbaşılığa henüz 26 yaşında iken terfi etti.[8]

Bulgar çetelerine karşı yürüttüğü faaliyet onun üzerinde milliyetçilik fikirlerinin etkili olmasında önemli rol oynadı. Bu nedenle Selanik’te kurulan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’ne ilgi duydu. Enver Bey, 1906 Eylülü’nde Manastır’dan Selanik’e gelerek cemiyete giriş şartı olan ve büyük bir gizlilik içinde yapılan yemin merasiminden sonra cemiyete on ikinci üye olarak katılmıştır. Bundan sonra cemiyetin en faal üyelerinden biri olan Enver Bey, o günkü duygularını: “Artık kalbim vatanın kurtulacağına kuvvetle inanarak ertesi gün Manastır’a hareket ettim” şeklindeki sözleriyle ifade etmiştir.[9]

Cemiyetin amacı Abdülhamit yönetimini devirmek ve Kanun-ı Esasîyi yeniden yürürlüğe koymaktı. Cemiyet Kanun-ı Esasiyi yeniden ilan etmek için faaliyetlerine başlamıştı. Cemiyet’in faaliyetleri ordu tarafından da destekleniyordu. Selânik’te Cemiyet’in çekirdeği oluşturulduktan ve güçlendikten sonra Üçüncü Ordu’nun mıntıkasına giren Kosova vilayetinde, özellikle Manastır’da örgütlenme işine girişildi.

Bu konuda cemiyete yeni girmiş olan Enver Bey’in büyük faydaları olmuştur. Bu yörede örgütlenmenin ilk adımını atmış, Manastır’da karargahın birçok üyesini cemiyete kaydetmiştir. Rumeli Genel Müfettişi Hüseyin Hilmi Paşa: Saraya yazdığı bir telgrafında; “Benden başka İttihat ve Terakki’ye girmeyen kimse kalmamış” diyordu. Askerlerle beraber polis ve jandarma mensupları da İttihat ve Terakki Cemiyeti üyesi olmuşlardı.[10]

Binbaşı Enver Bey Manasıtır’da ciddi bir teşkilatçılık vasfı gösterir. Mümtaz kolağası Servet, Selanik’in tanınmış adamlarından Konyalı Hüseyin, Avcı Yüzbaşısı Süleyman Cemiyet’e girenler arasındadır. İşte Enver Bey’le beraber Hürriyet kahramanı olarak ün salacak olan Kolağası Resne’li Niyazi Bey de Enver Bey tarafından cemiyete alınır.[11]

I. Meşrutiyet’in İlanında Enver Bey

Siyasi ve askeri olaylar, 1908 yılına gelindiğinde Cemiyet’in tahmin edemeyeceği kadar hızla gelişmeye başladı. Büyük devletlerin Osmanlı Devleti’nin ve Rumeli’nin paylaşılması yönündeki niyetlerini Reval mülakatında iyice açığa çıkarmaları, cemiyeti, kesin olarak sonuç alınabilecek eylemlere yöneltmiştir. Faaliyetlerini o güne kadar gizli bir şekilde devam ettiren cemiyet için bu toplantı bardağı taşıran son damla oldu. Cemiyet ileri gelenleri Reval toplantısından üçlü bir antlaşmanın çıkacağını sezdiler ve toplantıdan sızan söylentiler çok olumsuzdu. Osmanlı üzerindeki denge bozulacak, Rumeli paylaşılacaktı. Yıldız yönetimi vatanı yabancılara terk ediyordu. Cemiyet açısından bu kabul edilemez bir sonuçtu.[12] Cemiyet tarafından Reval mülakatının sonuçlarının kabul edilemeyeceğine dair bir bildiri, büyük devletlerin konsolosluklarına dağıtıldı. Bu beyannamedeki fikirler; “Büyük devletlerin dört yıldır Makedonya’da yaptıkları ıslahat teşebbüslerinden hiçbir olumlu sonuç alınamamış, bunlar faydadan çok zarar getirmiştir. İttihat ve Terakki Cemiyeti, İslâm-Hıristiyan bütün vatandaşlarla birlikte vatanı korumak amacındadır. Bunun için de mevcut istibdat yönetiminden kurtulmak gerekmektedir” şeklinde özetlenebilir. Bu tepki cemiyetin ilk fiili teşebbüsü idi ve böylece cemiyet su yüzüne çıkmış oluyordu.

Konsolosluklara gönderilen layiha ile su yüzüne çıkan Cemiyet, artık olan bitene karşı daha duyarlı olmak zorundaydı. Bu sırada Padişah, Rumeli’de olup bitenleri anlamak için Selânik Merkez Komutanı Yarbay Nazım Bey’i görevlendirmişti. Bunu haber alan cemiyet, Nazım Bey’i öldürmeye karar verdi.[13] Bu arada Nazım Bey, yeniden İstanbul’a çağırılınca, Cemiyet harekete geçmeye karar verdi. Mustafa Necip, İsmail Canbolat ve Enver Bey’in yardımıyla 29 Mayıs 1908’de Nazım Bey’i vurur.[14] Yaralanan Nazım Bey, İstanbul’a götürülür. Enver Bey de Tikveş’e kaçıp gizlenir.

Bu olay üzerine Abdülhamit, güvendiği adamlarından İşkodralı İsmail Mahir Paşa başkanlığındaki bir heyeti incelemeler yapmak üzere Selânik’e gönderdi. Ayrıca Padişah, III. Ordu’da neler olduğunu ve neler düşünüldüğünü anlamak için Ordu’dan iki subay istedi. III. Ordu Müşirliği, Kurmay Ali Rıza ve Topçu Hasan Rıza Bey’i merkeze gönderdi. Bunlar İstanbul’da Müşir Ethem Paşa ile görüşmeleri esnasında İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin faaliyetlerinden ve olup bitenden habersiz yalnız askerlikle uğraşan kimseler oldukları intibaını uyandırdılar. Bundan sonra bu iki subay İstanbul’da alıkonuldular. Selânik’te ise bunların tutuklandıkları zannedilmişti. Cemiyet’ten, Müfettiş Hüseyin Hilmi Paşaya, bu iki kişinin iade edilmesi, yoksa daha kötü şeylerin olacağına dair tehdit telgrafları gönderilmeye başladı. Hüseyin Hilmi Paşa durumu telgraflarla merkeze haber verdi. Merkezi hükümetin itibarı sarsılmıştı. Rumeli’den gelen isteğe uyup iki subay geri gönderildi. Bu durum Rumeli’de artık işlerin bir hayli ilerlediğini ve karıştığını gösteriyordu.[15]

Bundan sonra Meşrutiyet’e giden yolda en önemli adım; 3 Temmuz 1908 günü Resne’de Kolağası Niyazi Bey’in[16] 200 kadar asker ve 200 kadar sivilden oluşan kalabalık bir çeteyle dağa çıkması oldu. Niyazi Bey’i bu isyana götüren olay 9 Haziran 1908’de toplanan Reval görüşmelerinin kamuoyundaki yankılarıdır.[17]

Niyazi Bey Cemiyet’ten izin alarak, dağa çıkmak ve açıkça mücadele etme kararını aldı. Dağa çıkmadan önce, tabur deposuna girerek birçok silah, cephane ve tabur sandığındaki paraları da alarak, 3 Temmuz 1908’de İstile istikametinde kasabadan çıkmıştır. Niyazi Beyle beraber isyan edip dağa çıkanlar arasında, Resne Belediye Reisi Hoca Cemal, vergi kâtibi Tahsin, polis komiseri Tahir, Mülâzım Yusuf Efendilerle Resne’deki Sırp mektebi muallimi vardı.[18] Niyazi Bey, Saraya, Rumeli Müfettişliği’ne ve Manastır Valiliği’ne yazdığı yazılarla, bölgedeki hafiye paşaların İstanbul’a geri dönmesini, Kanun-ı Esasi’nin hemen yürürlüğe konularak, Mebusan Meclisi’nin toplanmasını yumuşak sayılabilecek bir dille istedi. Bunu başka İttihatçı subayların da ihtilale katılması izledi. Niyazi Bey’in bu hareketi İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından desteklendi. Hareket tamamen örgütün malı oldu. Bu olaydan sonra, 5 Temmuz 1908’de Cemiyet’in Manastır şubesi üyeleri şehrin sokaklarına Kanun-ı Esasi’nin ilanını isteyen beyannameler yapıştırdı. Yörede bulunan Müslüman olan ve olmayan birçok çete Niyazi Bey’le işbirliği yaptı.[19]

Padişah, Rumeli’de duruma hâkim olmak için şiddetli tedbirlere başvurma kararı aldı. Bunu uygulamak için en iyi ve ideal adamı, Mitroviçe’de 18. Nizamiye Fırkası’nın Komutanı Arnavut Şemsi Paşa idi. Şemsi Paşa, Niyazi Bey’in isyanını bastırmakla görevlendirildi. Paşa, okuma yazması kıt, alaylı ve Padişah’a çok bağlı sert bir askerdi. Ayrıca, meşrutiyetçi subayların en azılı düşmanı idi. Şemsi Paşa, 7 Temmuz 1908 Salı günü Manastır’a gelerek derhal durum hakkında soruşturmaya ve bilgi almaya başladı. Paşa’nın Manastır’a gelişi İttihat ve Terakki mensupları üzerinde büyük bir korku meydana getirmişti. Şemsi Paşa buradaki tahkikatının bir sonuç vermemesi üzerine, Resne üzerine hareket etme kararı aldı. Yanında Prizren Belediye reisinin muhafız kuvvetleri vardı. Sarayla haberleşmek üzere Manastır telgrafhanesine girdi. Sarayla telgraflaşmasının[20] ardından telgrafhaneden çıkarken İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin fedai subaylarından Teğmen Atıf (Kamçıl) tarafından vurularak öldürüldü.[21] Paşa, yoluna devam edebilseydi, belki de Niyazi Bey’in hareketini bastırabilecekti. Bu hadise saray ve bağlı çevrelerde büyük bir şaşkınlık ve yılgınlık meydana getirdi.[22]

Şemsi Paşa’nın katlinin ardından, Niyazi Bey’in isyanını bastırmaya Müşir Tatar Osman Paşa tayin edildi. Bölgenin içerisine düştüğü askeri ve siyasi durumdan sonra Abdülhamid’in bu ayaklanmayı bastırabilmesi için Makedonya’daki III. Ordu ve Edirne’deki II. Ordu’dan faydalanmasına imkân kalmamıştı. Ayaklanmayı Anadolu’dan 47 tabur asker göndererek bastırmayı planladı. Ayrıca Makedonya’daki Rum çetelerinden faydalanılacaktı. Tatar Osman Paşa, Manastır’a geldiği sırada İzmir’den Selânik’e asker sevkine başlanmıştı.[23] Cemiyet Anadolu’dan gelecek askerlerin, Niyazi Bey üzerine gitmesini önlemek için Doktor Nazım Bey’i İzmir’e yolladı. 16 Temmuz’da, 27 tabur asker İzmir’den deniz yolu ile Selânik’e gönderildi. İzmir’deki cemiyet üyeleri olan Doktor Nazım, Bursalı Tahir ve arkadaşları da vapurlara binmişlerdi. Askerlerin bir kısmı daha Selânik’e varmadan diğerleri ise Manastır yolunda İttihat ve Terakki Cemiyet’ine katılmaya ikna edildiler.[24]

Niyazi Bey’in dağa çıkıp, isyanının bastırılamamasından sonra, Makedonya’daki bir diğer önemli olay da, Firzovik Toplantısı’dır. Haziran 1908 ortalarına doğru Kosova’da bulunan bazı yabancılar, Firzovik’te bir eğlence düzenlemeyi tasarlarlar ve hazırlıklarına girişirler. Herhalde Makedonya’nın Osmanlı Devleti’nden koparılması yönünde gelişen siyasi olaylardan rahatsız olan bölgenin Arnavutları, bu hazırlıkları, Avusturya’nın askerî bir işgal hareketini örtmek için düzenlenmiş bir hile olarak yorumladılar ve silahlı olarak Firzovik’te toplandılar. Bu haber dallanıp budaklanarak yayılır ve topluluğa katılanların sayısı ertesi ay 30.000’e kadar yükselir. Fakat, Avusturya’dan bir hareketin söz konusu olmadığı anlaşılır. Bu arada toplantının sükunetle dağılmasını sağlamak üzere Kosova Valisi Mahmut Şevket Paşa tarafından 8 Temmuz’da görevlendirilen ve İttihat ve Terakki yanlısı olan Miralay Galip Bey, bunu meşrutiyetten yana bir toplantıya çevirmeye çalışıyordu. Necip Draga gibi Arnavut ileri gelenleri kendisine yardımcı olurken, İsa Bolatin gibileri buna karşı çıkıyorlardı.[25] Galip Bey’in geliştirmek istediği tez: Rumeli’de yabancı müdahalesinin son bulması için meşrutiyet düzeninin geri gelmesiydi. Sonunda bunu başardı. 20 Temmuz günü Padişah’a sunulmak üzere sadrazam ve şeyhülislâma Kosova halkı adına 180 imza ile çekilen telgrafta bir millet meclisinin toplanması isteniyordu. Cevap çıkmayınca, 22 Temmuzda bir telgraf daha çekilerek, “Teskin-i heyecan kabil olmuyor, halk müsellahan aşağı doğru akın ediyor” diye ısrar edildi. Bu durum Ordu’daki bir isyana, bir halk isyanının da eklendiğini göstermekteydi. Üstelik bu isyan devletin en duyarlı ve en göz önünde bulunan bir yerinde oluyordu ve bunu yapanlar da Abdülhamid’in çok güvendiği Arnavutlardı.[26] Abdülhamit bu baskılar altında meşrutiyeti kabule razı olacaktır, ama buna son dakikada karar verecektir.

Bu arada İttihat ve Terakki Cemiyeti Manastır’ın ardından Ohri’de de faaliyetlerini iyice arttırmıştı. Ohri’deki sınıf-ı sani redif alayı kumandan vekili Eyüp Sabri Bey, asker ve ahaliden teşkil ettiği Ohri Millî Alayı birinci tabur kumandanlığını ele alarak 20 Temmuz 1908’de askeri depoyu açtırıp, dokuz yüz mavzerle, doksan beş sandık cephaneyi yanlarına alarak dağa çıkmıştır. Daha sonra Eyüp Sabri Bey kuvvetlerine Manastır’da bulunan rediflerle, Mitroviçe’den gelen nizamiye taburlarından bazı zabitler de iltihak etmişlerdir.[27] Bu gelişmeler karşısında Müşir Tatar Osman Paşa’nın Cemiyete ve üyelerine karşı sinsice tavır takınması sebebiyle Cemiyet tarafından, tutuklanması kararlaştırılmış, bu iş, Ohri teşkilatına havale edilmişti. Yani bu görevi Eyüp Sabri Bey ve Resneli Niyazi Bey yerine getireceklerdi.

Bunun üzerine her iki tabur gizlice tertibat alarak hazırlandıktan sonra Manastır üzerine hareket etti ve Nihayet 22 Temmuz’da, Niyazi Bey ve Eyüp Sabri Beyler Cemiyet’in emri üzerine Manastır’daki ordu kumandanı Tatar Osman Paşa’yı dağa kaldırdılar. Artık 22 Temmuz’da İttihatçılar bütün Makedonya’da yönetime el koydular. 23 Temmuz gecesi Manastır Komitesi, meşrutiyetin ilanı ve Meclis-i Mebusan’ın toplanması için bir irade yayınlanması isteğiyle Padişah’a bir telgraf çektiler. Bu telgrafta Sultan’a saygılı ancak kararlı bir ifade vardı. Askerlerden esnafa kadar, her zümrenin Kanun- ı Esasi’yi ilan ettirmek yolunda birlik içinde olduğu bildiriliyor, Meşrutiyetin ilanı ve Meclis-i Mebusan’ın açılması isteniyordu. 24 saat içinde bu isteklerinin yerine getirilmemesi halinde II. ve III. Orduların İstanbul’a yürüyeceği bildiriliyordu. Bu, İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından Padişah’a verilmiş bir ültimatom idi. Aynı gün 21 pare top atılarak, Manastır’da İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından Meşrutiyet ilân edilir. Yine o gün, İttihat ve Terakki, Rumeli’nin birçok merkezinde meşrutiyeti törenlerle ilân eder ve durum bir telgraf yağmuru halinde Yıldız Sarayı’na duyurulur.[28] Hükümetin de buna uyması istenir.[29] Aslında, Abdülhamid’in o sırada Makedonya’da dayanacağı hiçbir kuvvet kalmamıştı. Zaten özellikle Müşir Tatar Osman Paşa’nın dağa kaldırılmış olması bölgede Cemiyet’in her şeye hakim olması anlamına geliyordu.[30] Bu gerçeği gören Sultan Abdülhamit, Almancı diye tanınan Avlonyalı Ferit Paşa’yı 21/22 Temmuz gecesi azledip yerine Sait Paşa’yı getirmiştir.[31] Kâmil Paşa da Meclis-i Vükelâ’ya memur edilir. Her iki vezir de liberal oluşları ve İngilizlere yakınlıkları ile tanınırlar. Abdülhamid’in niyeti Meşrutiyeti ilan etmekten yana olmakla beraber, sarayda toplanmış bulunan kabine, işi ağırdan alıyordu. Saraya gelen telgrafların büyük miktarlara ulaşması Padişah üzerinde baskı oluşturuyordu. Sonunda Abdülhamit boyun eğmek zorunda kaldı ve 23/24 Temmuz 1908 gecesi Meşrutiyetin ilân edildiği bütün vilayetlere duyuruldu, 24 Temmuz’da da gazetelerde yayınlandı.[32]

Meşrutiyet’in ilânı üzerine Selânik’te sokaklar üç gün üç gece imparatorluğun bayraklarını taşıyan ve kendilerine şehir orkestralarının eşlik ettiği göstericilerle doldu taştı. Kısa bir süre için de olsa Makedonya’daki olaylar yatıştı. Meşrutiyet’in ilânından sonraki günlerde, Bulgar, Yunan, Sırp çeteleri Selânik’e inerek, İttihat ve Terakki Cemiyeti yöneticileriyle anlaştılar, silahlarını bıraktılar.[33]

Köprülü’de hürriyeti ilan eden Enver Bey buradan Tikveş’e gelir. Tikveş’te iken Selanik’ten Cemiyet’in davet telgrafını alır. Enver Bey buradan trenle Selanik’e geçer. Burada kendisine görkemli bir karşılama yapılır. Enver Bey artık hürriyet kahramanı Binbaşı Enver Bey olmuştur. Talât Bey, Meşrutiyet’in ilanını sağlayan olayların kahramanları Enver ve Niyazi Beylerin Selanik’e trenle geldikleri sırada, daha onlar trenden inmeden yanlarına giderek herkesten önce tebrik etmişti. Enver Bey’in elinden tutup trenden beraber inmişler ve sevinç gösterilerinde bulunan ahaliye “İşte kahraman-ı hürriyet yaşasın Enver yaşasın Niyazi” nidalarıyla onları tanıtmıştır. Talât Bey böylece, halk nazarında Enver Bey’in ön plana çıkmasını engellemeye, onların başarılarını Cemiyet’in başarısı olarak göstermeye çalışarak siyasi manevra yeteneğini ve zekasını göstermiş oluyordu.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ