EMEVÎLER DÖNEMİ SONUNA KADAR MÜSLÜMAN ARAPLARIN TÜRKLERLE İLK MÜNASEBETLERİ

EMEVÎLER DÖNEMİ SONUNA KADAR MÜSLÜMAN ARAPLARIN TÜRKLERLE İLK MÜNASEBETLERİ

Araplarla Türklerin coğrafî açıdan komşu olmamaları nedeniyle İslam öncesi dönemde doğrudan bir ilişkilerinden bahsedilmez. Ancak bu durum onların birbirlerini tanımadıkları anlamına da gelmez. Kaynaklarımıza göre Araplarla Türkler cahiliyye döneminde Sasanî İmparatorluğu aracılığı ile dolaylı bir ilişki içinde idiler.[1] Özellikle Sasanî ordularında bazen görev alan Araplarla, hem orduda hem de Sasanîlerin iç siyasetinde önemli roller üstlenen Türklerin birbirlerini tanımaları mümkün hale gelmiş[2] ipek yolu sayesinde gerçekleştirilen ticarî seferler de bu ilişkileri pekiştirmiştir.[3] Bu ilişkilerin varlığı Cahiliyye dönemi şairlerinden Nabiğa ez-Zübyanî, Hassan b. Hanzala, Evs b. Hacer, A’şa b. Ekber ve Şammah b. Zirah’ın ve Hz. Peygamberin amcası Ebu Talib’in şiirlerinde Türklerin askerî kabiliyet ve kahramanlıklarından bahsedilmesinden de anlaşılabilir.[4]

Miladî V. asrın sonlarına doğru batıya yönelen Türkler, Sasanîlerle temasa geçmişler ve onların ordularında iç ve dış siyaset konusunda etkili olmaya başlamışlardır. Hatta Sasanî Hükümdarı Kavad’ın (488 – 541) Eftalit (Akhun) Türklerinin desteği sayesinde iktidarı elegeçirdiği, oğlu Nuşirevan’ın da Göktürklerle iyi münasebet ve dostluk kurmak için Göktürk hakanının kızı ile evlendiği belirtilir. Bu evlilikten IV. Hürmüz’ün doğduğu (578 – 596) ve IV. Hürmüz’ün şekil ve karakter olarak İranlılara benzemediği için “Türk oğlu” diye lakaplandırıldığı kaynaklarımızda zikredilen hususlar arasındadır.[5]

Cahiliyye döneminde Ebu Süfyân’ın Hicaz’dan zeytinyağı ve benzeri ticarî malları alıp Horasan’a kadar gittiği ve oradan da Araplara lazım olan ticarî malları getirdiği bilinmektedir.[6] Başlangıçta Çin ipeklerini Batıya ihraç etmek için kullanılan İpek Yolu Arapların da dahil olduğu İran, Bizans, Hind, Rum, Avrupa ve Rusların ürettikleri malların dünya pazarına taşındığı bir yol olmuştur. Arap atlarının da İpek Yolu vasıtasıyla diğer milletlerin yanı sıra ata binmeyi seven Türklere de pazarlandığını düşünmek pek abartılı sayılmaz.[7]

Yine Nuşirevan’ın miladî 570’de Yemen’e yaptığı sefer esnasında Sasanî ordusunda çok miktarda Türk askerinin bulunduğu belirtilir. IV. Hürmüz’ün başkomutanı Behram Çupin’in 588’de Horasan’da Göktürk Hakanı Baga Hakan ile yaptığı savaşta ise Sasanî tarafında Arap askerlerinin bulunduğu belirtilmekle birlikte[8] sonraki dönemlerde bol miktarda Türk askerinin bulunduğu zikredilir ki, bu miktar Behram Çupin’in birlikleri arasında Göktürklerden üç büyük komutanın ve 6000 askerin bulunduğu şeklindedir.[9]

Burada belirtmemiz gereken bir bilgi de, Hüsrev Perviz’in (590-628) kendi komutanı Behram Çupin’le 596’da yaptığı savaşta Araplar Hüsrev Perviz Türkler ise Behram Çupin’le birlikte olmuşlardır.[10]

İslam öncesi dönemde Türk-Arap münasebetlerinin gerek askerî açıdan gerekse ticarî açıdan dolaylı bir şekilde geliştiğini belirttikten sonra direkt münasebetlerin İslamî dönemde nasıl bir çizgi izlediğine bakmak gerekir.

İslamiyetin sadece Araplara has bir din olmadığını bütün insanlığa hitap ettiğini, bu dinin diğer toplumlara tanıtılması ve onlar arasında yayılması için ilk ciddî teşebbüslerin Hz. Muhammed tarafından gerçekleştirildiğini gerek göçler gerekse davet mektuplarından anlamaktayız. Ancak coğrafî mesafe nedeniyle ilk dönemde Türkler bu teşebbüslerin dışında kalmıştır.

Kaynaklarımızda Arapların Türklerle olan ilişkileri ve Türkler hakkında, Hz. Muhammed’e atfedilen bazı haberler de mevcuttur. Bu haberlerin bir kısmı Türklerle iyi geçinmeyi ve onlarla mücadele etmemeyi tavsiye etmektedir. Bir kısmı da Türklerle Araplar arasında birçok mücadelenin olacağı ve Türklerin, hakimiyeti Araplardan alacağı ile ilgilidir.[11]

Bu bilgilere Müslümanların büyük önem verdiği hadis külliyatlarında rastlamak mümkündür. Ancak bu haberler şeklî açıdan doğru görünmesine rağmen içerik açısından şüphelidir. Çünkü Hz. Peygamber zamanında bu metinlere konu olan hususları iki toplum arasındaki ilişkileri olumlu veya olumsuz şekilde etkileyecek herhangi bir durum sözkonusu olmamıştır.[12] Bununla birlikte Türklerin içinde bulunduğu Bizans ordularının veya Göktürklerin Sasanî ordularını bozguna uğratması[13] o dönem Araplarının Türkler hakkında mübalağlı fikirler ileri sürmelerine sebep olmuş olabilir.[14]

Bazı kaynaklarda da öyle rivayetler var ki, bu rivayetlere göre Hz. Muhammed ve Müslüman Arapların Türkler hakkında bilgi sahibi oldukları, en azından Hz. Muhammed’in Hendek savaşı sırasında bir Türk çadırında oturduğu[15] başka bir rivayette de kadir gecesi bir Türk çadırında itikafa çekildiği[16] belirtilmektedir. Mevcut olan bu bilgilerden Hz. Muhammed’in ve Müslüman Arapların Türklerle ilgili bir fikre sahip oldukları sonucu çıkarılabilir.

Öte yandan tarihçi W. Eberhard, İslamiyetin daha Hz. Muhammed’in vefatından önce Türkistandan Çin’e kadar olan bazı ülkelerde hatta Tayol-Zung’un iktidarı döneminde (627-649) İslam’ın Çin’de ilk defa yayılmaya başladığını belirtmektedir.[17]

Müslüman Araplarla Türklerin doğrudan münasebetleri ilk İslam fetihlerinin başladığı süreçte gerçekleşmiştir. Hz. Peygamberin vefatıyla birlikte ortaya çıkan iç karışıklıklar ve ridde olayları devlet başkanı seçilen Hz. Ebu Bekir tarafından kontrol altına alındıktan sonra gözler dış dünyaya çevrilmişti. Aynı zamanda Hz. Peygamber’in de ideali olan, ikinci ve üçüncü halifeler Ömer ve Osman döneminin ilk altı yılını içeren bu kısa süreçte, belki de dünya tarihinin en hızlı ve en kapsamlı fetihleri başlıyordu.

Hz. Ömer döneminde (634-644) zamanın iki süper gücünden biri olan Bizans kısmen, Sasanî İmparatorluğu ise tamamen ortadan kaldırılmıştır. İslam orduları Nihavend savaşı ile 642 yılında İran’ı tamamen ele geçirmişlerdir. Bu zaferi müteakip Ceyhun nehrini geçen İslam orduları komutanı Ahmef b. Kays, hiç beklemedikleri bir mukavemetle yani Türklerle karşı karşıya gelmişlerdir, Maveravünnehir bölgesindeki bu çetin direniş veya halife Hz. Ömer’in içinden geçilen süreçte yeni bir cephe istemeyişi İslam ordularını Belh’e çekilmeye mecbur etti. Diğer taraftan Nihavend savaşında İran ordularına komuta eden III. Yezdicerd’in son bir direniş için Türklerden yardım istemesi ve Türklerin de hızla gelişen İslam ordularının akınlarının Türk illeri için tehlike arzettiği kanaatine varmaları neticesinde III. Yezdicerd ve İranlılarla ittifak yaparak Müslüman Araplara karşı bir cephe oluşturdular. Ceyhun nehrini aşarak batı istikametinde Belh’e doğru harekete geçen ve Fergana Türkleri ile Soğdlardan oluşan Türk ordusu Müslümanlarla Belh civarında karşılaştılar. Miladi 644 yıllarında gerçekleşen bu karşılaşmada gerek İslam ordusu komutanı Ahnef b. Kays’ın savaşmak istemeyip ordusunu müdafaa düzeninde tutması gerekse Türk illerinde Çin tehlikesi başgöstermesi nedeniyle iki ordu arasında bir savaş meydana gelmedi. Fakat böylece Müslüman Araplar ile Türkler arasında doğrudan ilişkiler başlamış oldu.[18]

Ceyhun nehrine kadar olan bölgede Ahnef b. Kays, Herat, Nişapur, Serahs, Belh ve Toharistan’ın fethedilmesiyle birlikte bütün Horasan Müslümanların eline geçmiştir.[19]

Müslüman Arapların bu kadar kısa zamanda ve hızlı bir şekilde Sasanî İmparatorluğu’nu yıkıp, Horasan’a yerleşmeleri ve Ceyhun nehrinin öte yakasını zorlamaları aynı zamanda Orta Asya’daki istikrarsız durumu yansıtmaktaydı. Bilindiği üzere Müslüman Arapların 642 yılında Horasan’a dayandıklarında Doğu Göktürk Hakanlığı, Çin’in Tang İmparatorluğu tarafından henüz yeni yıkılmıştır. Ceyhun ve Sint ırmakları boylarına kadar yayılan Batı Göktürk Hakanlığı ise Tekinlerin çıkarttıkları kargaşa ve istikrarsızlık yüzünden bir çalkantı içindeydi. Bu bölgede asli unsurlarını Türklerin oluşturduğu pek çok şehir devletleri ve küçük beylikler ortaya çıkmıştır.

Hz. Ömer döneminde gerçekleştirilen bu fetihler onun vefatından sonra işbaşına geçen Hz. Osman döneminde de devam etmiştir. Özellikle Basra valisi Abdullah b. Amir komutasında gerçekleştirilen bu fetih hareketleri[20] bazen sert direnişlerle karşılaşsa da çoğunlukla başarılı sonuçlar alınmıştır.[21]

Hz. Osman döneminin ikinci altı yıllık diliminde ülke içinde meydana gelen kargaşa ve ihtilaflar, ardından Hz. Osman’ın isyancılar tarafından öldürülmesi Orta Asya’daki fetihleri de etkilemiş hatta Toharistan Hanı (Yabgusu) bu durumdan istifade ederek fethedilen topraklarının büyük kısmını geri almıştı. Aynı zamanda Horasan, Müslüman Araplardan arındırıldı. Bu arada Toharistan Hanı, daha önce kendisine sığınmış olan III. Yezdricerd’in oğlu Fîruz’u Horasan hakimi ya da İran Şahı ilan etti.[22]

Orta Asya’daki bu istikrarsız durum Hz. Ali döneminde de (656-660) devam etmiştir. Çünkü bu dönemde ülke içi ihtilaflar, iç savaşlar ve iktidar mücadeleleri nedeniyle İslam coğrafyasına antlaşmalar yoluyla bağlanan bölgeler antlaşmalarını tek taraflı olarak ihlal ediyorlardı. Ancak İslam toplumundaki iktidar mücadelesi Muaviye b. Ebî Sûfyan lehinde neticelenmesinden sonra Orta Asya yeniden Müslümanların gündemine girdi.     Planlı ve kalıcı hareketler  ancak bu dönemde gerçekleştirildi. 45/665 yılında Irak valiliğine atanan Ziyad b. Ebîhi, Horasan ve Toharistan bölgelerine yapılan seferlere yeni ve ciddî bir boyut kazandırmıştır. Özellikle İslam toplumunun iç karışıklık döneminde, mesafenin uzaklığı, takviye birliklerinin gönderilememesi ve Türklerin karşı saldırıları neticesinde bu bölgeler terkedilmek ve boşaltılmak durumunda kalındığından Vali Ziyad, bu durumu görerek, devlet başkanı Muaviye’nin de onayı ile Merv şehrini askerî bir karargâh haline getirir. Böylece alınan tedbirler sonucu Horasan ve Toharistan’ın önemli bir kısmı yeniden Müslümanların eline geçti. Dolayısıyla İslam ordularının Maveraünnehir’e daha rahat ve kolay bir şekilde geçmeleri de sağlanmış oldu. Ziyad ayrıca Basra ve Kufe’deki farklı kabilelerden 50.000 kadar Arap muhaciri Horasan’da iskana tabi tuttu.[23]

45/665 yılında Ziyad tarafından Horasan valiliğine atanan Hakem b. Amir el-Gıfarî, Sicistan’a akınlar düzenleyerek daha önce Toharistan Hanı tarafından Horasan’da İran Şah’ı ilan edilen Firuz’u Çine sığınmaya mecbur etti.[24] Böylece Sasanilerin son temsilcisi olan Firuz’un direnişi de kırılmış oldu.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ