EGE ADALARINDA OSMANLI HAKİMİYETİ

EGE ADALARINDA OSMANLI HAKİMİYETİ

Ege adalarının adını aldıkları deniz günümüzde, iki ülkenin (Türkiye-Yunanistan) kıyıdaş olduğu, coğrafî, siyasî ve tarihî bakımdan üzerinde durulması gereken “kendine özgü” bir denizdir. Zira bazıları karaya çok yakın olan adaların Balkan savaşları sonunda başlayan süreçte Türkiye’den ayrılmış bulunmaları sonucunda anormal denebilecek bir durum meydana gelmiştir. Rodos ve dolaylarında birkaç ada bir tarafa bırakılırsa Anadolu toprakları önünde yer alan bütün adalar (güneyden itibaren İstanköy, Leros, Lipsos, Patmos, Sisam, Nikarya, Sakız ve Midilli) Anadolu’yu taşıyan platformun (kıta sahanlığı) üzerindedirler ve fizikî bakımdan Anadolu’nun bir parçasıdırlar.[1]

Daha Batı Anadolu’daki Türk Beylikleri döneminde Türklerin Ege adalarına olan ilgileri, Fatih’in İstanbul’u fethinden sonra Osmanlı idaresine geçmeleri sonucunu doğurmuştur. Bu süreç 1715’te Tinos (İstendil) adasının Osmanlıların eline geçmesine kadar sürmüştür. Yüzyıllarca Osmanlı idaresinde yaşayan bu adaların büyük devletlerin desteğiyle ve günümüzde de etkileri görülen kararları neticesinde Yunanistan’a verilişi bilinen bir gerçek olup, bu olay söz konusu “Büyük Devletlerin” Osmanlı Devleti hakkındaki emperyalist zihniyetlerini ve iki yüzlülüklerini gözler önüne sermesi bakımından da dikkate şayandır.

Geçmişte olduğu gibi bugün de Yunanistan’ın Ege Denizi’nin tamamına sahip olmak için küçük kaya parçaları üzerinde bile hak iddia ettiği herkesin malûmudur. Bu sebeple yüzyıllarca Türk idaresi altında yaşayan bu adalar hakkında yapılacak çalışmaların önemi kendiliğinden anlaşılmaktadır.

Şimdiye kadar Ege Denizi’ndeki adaların çoğu ile ilgili olarak yapılmış epeyce çalışma bulunmaktadır. Elinizdeki çalışmada Kuzey Ege’nin en büyük adası olan Taşoz (Thasos)[2], Çanakkale Boğazı önünde yer alan ve boğazın emniyeti bakımından stratejik önem taşıyan Boğazönü Adaları yani Limni (Lemnos),[3] Gökçeada (İmroz, İmbros),[4] Semadirek (Semendirek-Samothraki) ve Bozcaada (Tenedos)[5] ile Kiklad Takımadaları grubundan Nakşa (Naxos),[6] Para (Paros) adalarının Osmanlılar tarafından fetihlerini ve kısaca Osmanlı idaresindeki durumlarını ele almayı amaçlamaktayız.[7]

Ege Adalarının Türklerin İdâresine Girmesi

A. Osmanlı Fethinden Önce

Ege Adaları Bizans hakimiyeti altında iken, Venedik ve Ceneviz gibi dönemlerinin güçlü denizci devletlerinin aralarında mücadele sebebi olmuştur. Çünkü bu devletler Haçlı seferleri ile birlikte Ortadoğu’ya açılan “Levante” denilen Doğu Akdeniz’de çok büyük önem taşıyan ticarete egemen olmak istiyorlardı.

Dolayısıyla bu durumun, Ege Adalarının o dönemde ayrı bir öneme sahip olup neredeyse uluslararası bir sorun oluşturmaya başladıklarına işaret ettiği söylenebilir. IV. Haçlı Seferi’nde Bizans İmparatorluğu’nun parçalanması ile tüm Yunanistan’ı ve Ege Adalarını kendi payına katarak büyük üstünlük sağlayan Venedik çok geçmeden büyük rakibi Ceneviz ile karşı karşıya gelmiş ve Sakız Midilli gibi önemli adaların Cenevizli âilelerin eline geçmesine engel olamamıştı.

XIV. yüzyıl başlarına gelindiğinde Kudüs’ten ayrılmak zorunda kalmış olan St. Jean Şövalyeleri’nin Rodos ve Oniki Ada’yı işgal etmeleri adalara egemen olmak isteyen yabancı güçlerin sayısını üçe çıkarırken, bir müddet sonra Aydın ve Saruhanoğullarının devreye girmeleri ile Adalar sorunu yeni boyutlar kazanmıştı. Bir başka deyişle Ege Denizi’nde Bizans İmparatorluğu ile İtalyan Devletleri arasında kurulmuş olan siyasî denge, Türklerin ortaya çıkmasıyla birlikte bozuldu.[8]

Türklerin 1071 Malazgirt zaferinden itibaren Anadolu’ya yerleşmesini takip eden yıllarda Selçuklu harekâtından ayrı olarak hareket eden Çaka Bey İzmir’de bir Türk Beyliği kurdu. Çaka Bey Anadolu sahillerinde tutunabilmek için adaların fethinin zarurî olduğuna inanmıştı.[9] İlk fethedilen ada olma özelliğine sahip olan Midilli’den sonra Sakız, Sisam, Rodos peş peşe İzmir Türk Beyliğine katıldı. Onun ölümünden sonra (1096) beyliğin dağılması ile Türklerin adalar üzerindeki egemenlikleri de sona erdi. Adalara sahip olmak için güçlü bir donanmaya ihtiyaç vardı. Çaka Bey’den sonra gelişmeler kaydeden Türk denizciliği, Menteşe Beyliği zamanında artık Anadolu sahillerinde yerleşmiş bulunuyordu. Kiklad adalarına yapılan akınlar bunu göstermektedir. Bu yüzden Katalan donanması 1303-1304 kışını Sakız’da geçirdi. Çünkü Türkler adalara baskınlara devam ediyordu. 1306 yılında, Türkler 30 gemilik bir filo ile Sakız’a hücum ettiler. Hatta bir ara Rodos’u da ele geçirdiler. Böylece Anadolu sahillerinin emniyeti daima gündemde tutuluyordu.[10]

Denizciliğe ve adaların Osmanlı egemenliğinde tutulmasına önem veren diğer bir Türk hükümdarı da Aydınoğlu Gazi Umur Bey’dir. Aydınoğulları Çaka Bey’in siyasî görüşleri ve askeri dehasını örnek almışlardır. Bu yüzden Umur Bey saltanatı boyunca denizden hiç uzak durmamış, Anadolu sahillerinin güvenliği için müttefik donanmasına imkan vermemek için Sakız, Bozcaada, ve Semadirek adalarıyla Gelibolu’ya seferler düzenlemiştir.

Kıyı şeritlerine yerleşen Türkleri süratle denizciliğe iten bir husus da, Latin korsanlarının faaliyetleri idi. Karesi, Saruhan, Aydın ve Menteşe beylikleri denizle irtibatlarının olmasından dolayı, kendileri için tehlike teşkil eden korsanlara karşı mukabil tedbirler alıyorlar ve adalardaki Latin prensler için de büyük tehlikeler oluşturuyorlardı.[11]

Osmanlı Devleti Ege sahillerini fethettikten sonra yalnız sahildeki Foça tuz madenleri Cenevizlilerin elinde bulunuyordu. Sahillere yakın olan İmroz, Semadirek, Limni, Taşoz, Midilli, Sakız ve Sisam gibi belli başlı adalar Cenevizlilerin, İstanköy ve diğer bazı adalar ise Rodos şövalyelerinin yönetimindeydi. Osmanlı donanması henüz Akdeniz’de üstünlüğü elde edecek durumda değildi. Buna mukabil Venedik, Ceneviz, Napoli ve Papa donanmaları ile adaların donanmaları hem sayı hem de denizcilik bakımından daha üstün durumda idiler. Bundan dolayı Osmanlı Devleti, hem sahillerini korumak, hem de Türk ticaret gemileriyle limanlarını emniyet altında tutmak için bu adaların senyörleriyle andlaşmalar yapmıştı. Andlaşmalara göre zaten vergi vermekte olan bu beyler, Osmanlı sahillerinin güvenliğini korumakla da görevlendirilmişlerdi.[12]

Osmanlı Beyliği’nin teşekkülünden sonra denizciliğe pek önem verilmemekle beraber, beyliğin yıldan yıla genişlemesi ile birlikte gemicilik faaliyetleri de başlamıştır. 1390’da Gelibolu tersanesinin inşasına başlandığı yıl artık Anadolu’nun batısı, kıyılar ve limanlar da Osmanlı hakimiyetine girmiş bulunuyordu. Saruca Paşa kumandasında Sakız ve Eğriboz adalarına yapılan harekat Osmanlı Beyliği’nin ilk önemli deniz seferidir.

Bayezid’in oğullarından Çelebi Mehmed’in adalar hakkında bazı plânları olabileceğini düşünen Midilli, Sakız ve Foça hakimleri olan Cenevizliler gelerek tabiyetlerinin arz, vergilerini eda ettiler (1414). Yine bu dönemde Anadolu sahillerinin emniyetini sağlamak ve Venedik’in yayılma emellerine set çekmek üzere Çalı Bey kumandasında gönderilen bir filo Kiklad adalarından Andros Paros ve Milos’u vurdu.[13]

Gelibolu’da I. Bayezid zamanında oluşturulan deniz üssü, II. Mehmed döneminde de donanmanın merkezi idi. Gelibolu Sancak Beyi ise aynı zamanda Kaptan-ı Derya idi.[14]

Bundan sonraki bahsi çalışmamızın kapsamını teşkil edecek olan adaların tarihsel seyirlerine ayıracağız. Özellikle İstanbul’un fethi akabinde Osmanlı idaresine girmiş olanların tarihlerini (birbirinden ayrı tutmak ve) yazmak oldukça zor görünmektedir. Nitekim Taşoz’un tarihini yazan bir yazar bu konuda düşündüklerini şöyle dile getirmektedir. “Frank hakimiyetinin sonunda, Taşoz’da, Semendirek’te, İmroz’da ve Limni’de Gattilusilerin hâkimiyeti, idarî bir birlik oluşturmaları ve adaların kader ortaklığı gibi tarihi sebepler, onları birbirine yaklaştıracak ve tarihlerini birleştirecektir. Bu devirde Taşoz’un tarihini yazmaya teşebbüs eden bir kimsenin, bunu diğer adaların tarihlerinden ayırması imkansızdır”.[15]

B. Osmanlı Fethinden Sonra

İstanbul’un fethinden sonra artan denizcilik faaliyetleri sonucunda gözler adalara çevrilmişti. Özellikle Çanakkale Boğazı’nı emniyet altına almak için tahkimat yapılmış bulunuyordu. İstanbul’un fethi sırasında Bizans’ın elinde sadece İmroz, Limni ve Taşoz adaları bulunuyordu. Diğer adalar ise Venedik, Ceneviz ve Rodos şövalyeleri arasında paylaşılmıştı.[16]

İstanbul’un fethi, Konstantin’in ölümü ve Türk donanmasının Gelibolu’ya gelişi gibi olaylar adalar halkı üzerinde müthiş bir panik yarattı. Bu nedenle Taşoz, İmroz, Limni ve Midilli halkının büyük bir kısmı göç etmiş, geri kalanlar da verilen güvence üzerine yerlerinde kalmışlardı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ