EFLAK VE BOĞDAN VOYVODALARININ AHİDNÂMELERİ ÜZERİNE BİR İNCELEME: OSMANLI İMPARATORLUĞU’NUN KUZEYBATI HUDUDUNDAKİ HIRİSTİYAN VASSAL ÜLKELERİ

EFLAK VE BOĞDAN VOYVODALARININ AHİDNÂMELERİ ÜZERİNE BİR İNCELEME: OSMANLI İMPARATORLUĞU’NUN KUZEYBATI HUDUDUNDAKİ HIRİSTİYAN VASSAL ÜLKELERİ

Osmanlı İmparatorluğu, kendi genişlemesi ve futuhatı sırasında egemenliği altına giren yeni halkların, medeniyetlerin entegrasyonundan dolayı büyük intibak kabiliyeti gösterdi. Biliyoruz ki, üç kıtaya dağılan büyük İmparatorluk en az üç şekilde idare edilmiş idi. Bunlar arasında klasik bir Osmanlı idare sistemini bilhassa Anadolu’da ve her şeyden evvel Rumeli bölgelerinde yerleştirdiler: Vilayetler ve sancaklar, onların üstündeki beylerbeyleri ve sancakbeyleri ile idareye bağlıydılar.

İmparatorluğun şarkî ve garbî hudutlarında, Babıâli himayesi altına giren, ama iç serbestliğinin bir miktarını koruyan ülkeler (vilayetler) vücuda geldi. Ege Denizi bölgesinde Naksos, Kafkaslar’da Gürcistan’ın bir parçası olan Kartil, Adria Denizi sahilinde Dubrovnik ve daha evvelki dönemlerde Bulgaristan’ın kuzeyinde, Tuna’ya doğru olan bölgede Şişman Vilayeti, bir süre kadar Sırbistan, yukarıda belirttiğim münasebetler üzerine Babıâli’nin himayesi altına girmişti. Hatta şunu da eklemek gerekir ki, 1526’daki Mohaç mağlubiyetinden ve çok genç yaşta ölen Macar Kralı, II. Layoş Yagello’nun vefatından sonra 1541’e, yani Macaristan başkenti olan Budin Kalesi’nin fethedilmesine kadar Macaristan da Osmanlı İmparatorluğu’nun bir vassal ülkesi olarak sayılabilir. Bunlardan gayrı çok eski bir İslâm hanedanı olan Girây ailesi hakimiyeti altında yaşayan Kırım’da Osmanlı idaresi altındaydı.

Tarihî bakımdan vassal durumu göz önüne alınınca, her şeyden önce Orta ve Güneydoğu Avrupa bölgesinde yer alan üç devlet, Boğdan, Eflak ve Erdel ortaya çıkar. Hıristiyan olan ve feodal bir şekilde teşekkül eden her üç devlet, idare sistemlerini Osmanlı hakimiyetinin son senelerine kadar koruyabildi ve bununla beraber Osmanlı Devleti’nin birer kısmı oldular.

Eflak ve Boğdan, birbirlerine çok yakın bir medeniyete sahip olmaları nedeniyle Ortodoks (Şarkî) Hıristiyan ve çoğunluktaki Rumen nüfusla, kendilerini eski Bizans’ın son varisi olarak görmekteydiler. Şu bir gerçek ki, Bizans mirasçısı bir devlet olarak sadece, Tuna nehri yanında yaşayan bu iki voyvodalık ayakta kalmıştı. Tabii bir bağlantıyla, eski Konstantiniye, sonra da İstanbul ile irtibatlarını tuttular. Uzun süre Osmanlı idaresi altında yaşadıklarından dolayı iki devlet arasındaki yakınlık, başka yakınlaşmalara da yol açtı. Tarih boyunca dört yüz seneden fazla Osmanlı hakimiyeti altında yaşayan iki Rumen voyvodalığının, modern Romanya’nın yavaş yavaş vücuda gelmesine öncülük ettiğini söylemek herhalde yanlış olmayacaktır. Osmanlı hakimiyetini kabul eden Batı feodalizmine daha yakın üçüncü Hıristiyan ülke olan Erdel, Osmalıların Orta Avrupa’da yaptıkları futuhatlara kadar Katolik kilisesine bağlı olan Macar Krallığı’nın bir bölgesi idi ve sadece Birinci Cihan Harbi’ne son veren anlaşmalar (özellikle Macaristan’a ilişkin olan Trianon Anlaşması) sebebiyle Macaristan’dan ayrılıp Romanya’nın bir parçası oldu. Erdel, Osmanlı hakimiyeti döneminin sonuna kadar teorik olarak Macar Krallığı’na yönelik hukukî münasebetlerini de tamamen kesmedi. Erdel voyvodaları, sonradan ise hakim ve kralları, Habsburg Hanedanlığı’ndan seçilen Macar Krallarına gizlice sadakat yemini ettiler ve devlet, zikrettiğim hukukî fiilden dolayı 1687’den ittibaren yavaş yavaş Kutsal Macar tacını elinde tutan Habsburg Monarşisi’ne (Avusturya askerî kuvvetleri zaferinden sonra) geri döndü.

Modern Romanya, Eflak-Boğdan ve Erdel unsurlarını barındırdığından; Osmanlı İmparatorluğu’nda teşekkül edilen vassal münasebetlerinin teorisi üzere Rumen tarihçileri çok çalıştılar: Beyan ettiğimiz konu üzerine yaptıkları araştırmalarda kendi ülkelerinin Yakınçağ’daki tarihi kökenini ortaya koymaya çalışmışlardı.

Bilmemiz gerekiyor ki, beyan ettiğim bu mesele Rumen tarihi literatüründe ilmî konu olmaktan öte bir önem kazanır. Bu nedenle Babıâli ile Eflak ve Boğdan arasında ittifaka dayanan anlaşmalı bir münasebet mevcud olduğunun kanıtlanması, ulusun kendine öz saygısının önemli bir unsurudur ve bunun desteklenmesi için anlaşmalarının akdinin ahidnâmeler ile olduğu gibi bir görüş farz edilmektedir. Vassal bir durum, tek başına bir hakimiyet ifade eder: Eğer bu durumun anlaşmalı olduğu kanıtlanabilir ise, Osmanlı hakimiyeti altında olan bu iki voyvodalığın statüsü o çağların Avrupa memleketlerine yakınlaşabilir.[1] Bu konuya ait kanaatini Gagauz asıllı Rumen Türkolog ve tarihçi, Mihail Guboğlu şöyle ifade eder: “Eski tarihçiler N. Jorga (1902) ve Constantin Giurescu (1908) başta olmak üzere Ahidnâme ya da kapitülasyonların tek taraflı olduklarını sezememişlerdir. Çünkü İslâm hukukundan haberleri yoktur. Onlar ahidnâmeleri ya da kapitülasyonları iki taraflı, iki imzalı sanmışlardır. Yeni tarihçi-Türkologlar N. Beldiceanu (Sorbonne) ve Mihai Maxim (Vorniceni) başta olmak üzere Eflak-Boğdan’la da bu çeşit anlaşmalar ‘tratate’, ‘capitulatii’ varsa da maalesef ellerinde bu çeşit ahidnâme ya da kapitülasyon yoktur. Şeklindeki görüşleri çok farazidir”.[2] İktibas ettiğim kanaati, aşağıda kendi araştırmalarım bakımından değerlendireceğim. Rumen Türkolojisi, son on yıllık devrinde çok sayıda Osmanlı arşiv malzemesi inceleyip neşr etti. Orijinal Osmanlı ve Avrupa materyalleri yanında bu önemli kitapları özellikle kullandım.[3]

Gerçek tarihî bilgileri incelemeden önce kısaca apokrif olan birkaç Sultanî kapitülasyon hakkında bilgi vermem gerekiyor, çünkü bunlar tarih literatürünü de etkilemişlerdir. 1772’de Focşani Müzakeresi’nde ve sonra Paris Müzakeresi’nde Rumen boyarlar da kendilerini gösterdiler ve zaferleri kazanan Rus İmparatorluğu’nun himayesi altına girmeyi ümit ettiler. Ama yeni bir hakimle girilecek münasebetleri, eskiden olduğu gibi tesis etmek isteyip dört eski padişahın inayetinden vücuda gelen anlaşmanın metnini (Traité des Roumains avec la Sublime-Porte) sundular. Bu vesikalar kısa bir şekilde, bazı maddelerde teşkil edilen imtiyazları tazammun ediyorlardı ve bunların Fransızca tercümesini XVIII. asır tarihçiliği, hatta diplomatları hakiki olarak kabul etmekteydi.

Kullandığımız neşriyat XIX. asır ortasında (modern Romanya’nın teşekkül zamanı) Paris’te yayımlandı,[4] ama Tayyib Gökbilgin’in makalesinden aldığım bilgiye göre söz konusu olan belgeler Baron de Testa vesika neşriyatında XVIII. yüzyılda da mevcut idi.[5] Şunu belirtmek gerekiyor ki, gördüğüm metinler birbirlerinin tamamen aynısıdır. Eflak’a ait birinci vesikanın tarihi 1391 veya 1393’tür, ikincisinin 1460’tır; Boğdan’a müteallik birinci belge 1511’de tarihlenmiş (bu vesika Baron de Testa neşriyatında 1513’tür), ikinci vesika ise 1529’dur. Birinci vesika üç maddeyi içine almakta olup muhtevası şudur: Eflak kendi voyvodası altında ve kendi âdet ve kanunları üzere yaşadığı, savaş veya barış hakkının tamamen voyvodalara ait olduğu padişah tarafından kabul edilmekteydi. Eğer bir kişi İslamiyet’ten onların (Ortodoks Hıristiyan) dînine dönerse ve Eflak’a taşınırsa Türkler tarafından havale edilemez. Bir Eflaklı, Padişah topraklarından voyvodalığa giderse vergilerden muaf kalır.

Senelik haraç 3000 kızıl ve 500 gümüş kuruştur. 1460’ta (Edirne’de) yazılan vesikaya göre Padişah Eflak’ı kendi himayesi altına alıyor. Buna karşılık olarak o sene için 10 bin kuruş haraç ödenir. İç meselesine Babıâli’nin kendisi karışmaz. Türkler sebepsiz yere voyvodalarının topraklarına giremez. Haraç için İstanbul’dan bir rütbe sahibi gelip onu Giurgiu’da alıp parayı saydıktan sonra voyvodaya bir makbuz yazar. Voyvodalar, metropolitler ve boyarlar tarafından seçilir. Babıâli tarafından yalnızca onaylanır. Voyvoda, savaş veya barış yapma konusunda serbesttir.

Boğdan’la ilgili 1511 tarihli vesikasının muhtevasına göre Sultan I. Selim, Boğdan’ı müstakil bir devlet gibi kabul etti. Buna göre, yurttaşları dinlerinden dolayı rahatsız edilmez. Bu memkeleti Babıâli bütün düşmanlarından korur. Boğdan, kendi âdetleri ve kanunları ile idare edilir. Voyvodası halk tarafından seçilip Babıâli tarafından tevcih edilir. Boğdanlılar İstanbul’da kethüdalık makamı için bir ev alabilirler ve orada bir kilise de bulundurabilirler. Türkler Boğdan’da arazi alamayıp mescit ve câmii inşa edememişler, yerleşmemişler. Voyvoda her sene iki boyarı vasıtasıyle 4000 Türk altınını ve 11 bin piasteri (kuruş), 40 şahini, 40 atı vassal bağlantısının kabülünden dolayı Babıâli’ye gönderir, Osmanlı ordusuna sefer levazımatı tedarik ederdi. En uzun vesika 1529 senesine aittir. Bu “kapitülasyonun” muhtevası 13 madde içinde teşekkül edilmiştir. Bunlara göre, Boğdan’ın bağımlı bir ülke olmadığını ve imtiyazlı olduğunu sultanlar da kabul ederler. Prensler kendi kuvvet ve hükümlerini serbestçe kullanabilirler. Osmanlı tarafı davaya veya meseleye uzaktan bakar. Vilayetin hududuna dokunulamaz. Müslümanlar burada bir mülkün sahibi olamazlar. Boğdan her tüccara açıktır, ama Türkler GalaÂ, Ismail es Kilia limanında avantaj sahibidirler ve sadece Prens müsaadesiyle vilayete girebilirler. Osmanlılara ait meselelerde Boğdan bağımsız unvanlı bir ülkedir. Padişah mektupları Galati (Boğdanlı) naibi aracı ile gelirler ve giderdi. Babıâli ulakları her vesikayı Boğdan’da taşımazdı. Prensler halkın farklı sınıfları tarafından seçilir. Osmanlılar tarafından sadece tayin edilirlerdi. Boğdan bütün düşman taaruzlarına karşı Padişah himayesindedir ve bunun için yalnız 4 bin altın ödenmesi gerekirdi.

Babıâli ile Avrupa devletleri arasındaki diplomatik münasebetler ile ilgilenen araştırmacı tarafından söz konusu “apokrif” vesikalarının gerçek olarak kabul edilmesi şaşırtıcı bir meseledir. Meşhur tarihçi ve Türkolog Tayyib Gökbilgin’in bile hiç kuşku duymadan bir makalesinde adı geçen vesikalardan 1513 ve 1529 tarihli “Boğdan kapitülasyonlarının” maddelerini aynen, yani Fransızca olarak aktarması gerçekten ilginçtir. Ama yazısının ikinci yarısında, Boğdan Voyvodalığı ile Babıâli arasındaki münasebetlerin bu maddelerde gösterildiğinden daha sert olduğu hakkında bir çok örnek veriyor.

Rumen tarihçilerden, tenkitli incelenme yapan ilk zat olarak Constantin Giurescu sayılmalı: Çok titiz bir eleştiri ve metin tahlili ameliyle 1908’te, zikrettiğim vesikalardan hepsinin, Focşani Barış Müzakereleri nedeniyle vücuda gelen taklitler olduğu sonucuna vardı.[6] Beyan ettiğim vesikaların muhtevasına dikkat edenler, bunların neden apokrife uğradığını kolayca görebilirler. 18. yüzyılın ikinci yarısında Rusya’nın ilerlemesi iki Rumen Voyvodalığı’na kadar ulaşmıştı! Boyarlar, padişahlardan hiçbir zaman inayet edemedikleri imtiyazları, Rusya çarından mukarrer etmek üzere çalışmaya başladılar. Giurescu’nun makalesinden sonra Rumen tarihçiliği orijinal ve hakkiki Türk-Rumen anlaşmalarını ortaya çıkaracak izleri bulmaya çalışıyordu. Eski Osmanlı ve Bizans kronikleri yardımıyle, birkaç Osmanlı ve Eflak-Boğdan anlaşmasının meydana geldiğine dair malumat buldular. Bu haberleri başka tarihçiler yanında bir makalesinin baş tarafında Maria M. Alexandrescu-Dersca Bulgaru sıralamaktaydı.[7]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al