EDİRNE II. BAYEZID DÂRÜŞŞİFASI

EDİRNE II. BAYEZID DÂRÜŞŞİFASI

Birbirini kovalayan Haçlı Seferleri dolayısıyla Anadolu Selçukluları Bizans’tan fethettikleri şehirlerin imarına her ne kadar çok geç başlamışlarsa da kısa zamanda büyük eserler yaratmışlardır. Anadolu’yu süsleyen bu Selçuk eserleri arasında sağlık ve sosyal yardım âbideleri mühim bir yer tutar.

Anadolu Selçuk Devleti’nin yıkılmasından, 1308’den, sonra zamanla kurulan Anadolu Beylikleri ve bu arada Osmanoğulları Selçukluların bu güzel geleneklerini benimsedikleri içindir ki, yeniden fethettikleri her şehri nice anıtlarla bezerlerken bir yandan da sağlık ve sosyal yardım tesislerini ikmal etmişlerdir. Bu gibi halk müesseseleri, bilhassa Selçuklar Devri’nde benzeri kuruluşlara sahip olmayan şehirlerde, öncelikle ele alınmıştır. İşte Bursa Dârüşşifası’nı (1399), Edirne Cüzzamhanesi’ni (1421- 51),[1] Fatih Dârüşşifası’nı (1470) ve nihayet II. Bayezid tarafından 1484 (889) tarihinde Edirne’de Tunca kenarında temelleri atılan imaretin[2] bir parçası olan Darüşşifa’yı[3] bu arada zikredebiliriz. Bütün bu sağlık tesisleri müstakil vakıfları olan lâik kuruluşlardır.

Edirne’de Yeni İmâret veya II. Bayezid Külliyesi

Tarihî kaynaklardan öğrendiğimize göre Sultan Bayezid II. Kili ve Akkerman fethine giderken, seferde mutad olduğu üzere ordunun ihtiyaçlarını son bir defa daha gözden geçirmek için, bir müddet Edirne’de kalmıştır. İşte bu sıradadır ki Tunca’nın kenarında 23 Mayıs 1484 Cuma günü cami, hastane, medrese, imâret, ta’bhane, hamam, değirmen ve köprüden ibaret büyük bir külliyenin temellerini atmıştır. Bu hususta Hoca Sadettin Efendi[4] şöyle demektedir:

“Ahd-ı Sultan Bâyezid Han, Feth-i hısn-ı Kili ve Akkerman; Şah-ı deryâ-neval mahrûse-i İstanbul’da… Kili ve Akkerman fethine azm-ı hümâyunlarını tasmîm edip sene tis’a ve semanîn ve semâne mic… Rebiülâhır’ın dördüncü Cuma günü. Edirne’ye teveccüh buyurdular. Mahrûse-i Edirne kudümlerile şeref-pezîr oldukta. ol şehr-i azîm. dürüşşifâya gayretle muhtaç olmağın. ol hıtta-i dil-pezîrde bir bînazir darüşşifâ binası menevileri olmuştu; ve bir cami ve medrese ve imaret. esbab-ı bina tehyesine ferman-ı hümayun sudûr buyurulmuştur. ve Tunca kenarında vaz-i esas için amîk-i erbab-i tetkik. şehr-i mezburun yirmi altıncı günde dest-i kerem-itiyâdları ile ol ebniye-i hayra vaz-ülbünyâd. ve fukarâyı dilşâd eylediler”. Atâ Bey de Hammer’den naklen[5] şöyle diyor:

“Ertesi sene, yani 1484 Mayısı’nın birinde Bayezid Edirne’ye azimetle. Buğdan üzerine yürümek için tertibata başladı. Padişah Edirne’de ikameti esnasında kendi namını haiz olan camiin temelini vaz’eyledi (23 Mayıs 1484). Bundan başka Tunca üzerinde bir medrese ve o zamana kadar Edirne ahalisinin mahrum bulundukları bir hastane inşa ettirdi.” Bu muazzam külliyenin inşaatı 1488’de bitmiştir. Cami kapısı üstündeki hayr-i cemîl ve şâir Ahmet Paşa’nın bu münasebetle yazdığı kıt’adaki hurrem-i bina bu hususta tarih düşürülmüştür.[6]

Külliye’nin Mimari Özellikleri

Mimar Hayrettin’in eseri olan külliyenin merkezini teşkil eden cami dört duvar üstüne bir kubbeli ve iki minareli küçük ve basit bir camidir. Hususiyeti sağ ve solunda kanat gibi uzanan iki ta’bhane’nin bulunmasıdır.

Evliya Çelebi’den naklen[7] Edirne tarihçilerimizden Rifat Osman Bey ve muhtemelen ondan alarak Dr. Osman Şevki Bey[8] ve mimar Kemal Altan her ne kadar bu medreseyi bir tıp medresesi olarak almışlarsa da bilâhare bunun bir zuhul olduğunu anlayan Dr. Osman Şevki Uludağ’ın bir makalesinde işaret ettiği gibi II. Bayezid’in malûm olan vakfiyelerinde[9] bu hususa ait bir kayıt yoktur.

Halen Selimiye Kütüphanesi’nde bulunan vakfiyede, medreseden bahsedilirken:       zikrolunan medrese için bir salih müderris olmaklığı şart eyledi. Ancileyin müderris kim Allah’tan korkucu ve âdab-ı şer’i saklayıcı ola; ve ulûm-i şer’iyye ve akliyye’de âlim ve takrîr-i edille-i akliyye ve nakliyyeye kadir ola.” denmektedir.

Dârüşşifa avlusuna, helâların da bulunduğu bir geçit ile bağlı bulunan medrese bizce lise mertebesinde olup burada ilmiye sınıfına mesnet olan ilimler okutulmakta idi. Ancak eskiden beri İslâm dünyasında ve Anadolu’da âdet olduğu gibi medreselerden çıkanların ayrıca hastanelerde usta çırak şeklinde tababet öğrendikleri de bir hakikat olduğuna göre bu medreseyi bitiren bir kısım öğrencilerin dârüşşifada tıp tahsiline başlamaları ve bu müddet zarfında gene medresedeki odalarında yatıp kalkmaya devam etmeleri hattâ medrese kitaplığından faydalanmaları akla çok yakın gelmektedir.

Dârüşşifanın Mimarî Özellikleri

Bugünkü hastaneler mimari bakımından koğuş veya pavyon sistemi olarak ikiye ayrılmaktadır. Halbuki bu hastanede mimar Hayrettin yepyeni ve merkezi bir sistem takip etmiştir. Ortada bir avlu ve etrafında hasta odaları. Böylece az bakıcı ile çok hastaya bakma imkânı yaratılmıştır. Dr. Rifat Osman Bey bu tarz mimarinin XIX. asrın ikinci yarısında Almanya, İngiltere gibi Avrupa memleketleri ile Amerika’da da tatbik edildiğine işaret etmekte ve örnek olarak Gasthius (1878), Stuiven (1885), Filadelphia Pnesbyterian (1888), John Hopkins (1889), Bradfor Çocuk (1890), Stutgart Bahriye Hastanelerini vermektedir.

1653’te Edirne’yi ziyaret eden Evliya Çelebi’nin Edirne Dârüşşifası hakkında yazdıklarını da, konu ile ilgili en eski bir kaynak olarak burada zikretmeyi faydalı bulduk. Evliya Çelebi bu hususta diyor ki (III, 468):

“Bîmaristan-i Bayezid Han-Bayezid Han Câmii’nin taşra harem kebîri yemîninde bağ-ı irem içre bir dârüşşifa vardır. Vasatında eflâke ser çekmiş bir kârgir kubbe-i bâlâdır ki güyâ hamâm-ı rûşenâ camekânı gibi zirve-i a’lâsı küşâdedir. Bu küşâde yerde altı adet rakik mermer sütunlar üzerinde tâc-ı keyâniyân-misâl bir kubbecik var. Amma gâyet mevzûn. Üstâd-ı şîrinkâr bu kubbe-i sagîr’ın tâ zirvesine zeheb-i hâlis ile mutallâ (altın yaldızlı) bir günâ demir mil üzerine bir bayrak yapmış. Ne cânibden rüzgâr eserse ol bayrak, alem ol canibe meyl eder. Garîb temâşâdır! Amma aşağı kubbe-i kebîr sekiz yüz (yüzlü) köşedir. Bu kubbe-i netâkın içersinde dahi 8 kemer vardır. Her kemer altında bir kış odası vardır. Bu höcrelerin her birinde ikişer pencere vardır. Bir penceresi höcrenin taşrasında olan gülistanlı hıyâbâna nâzırdır. Diğeri de kubbe-i azîmin ortasındaki aşeren fi aşir olan havz-i azîm ve şadırvana nâzırdır. Bu sekiz (!) adet kış höcresinin önünde yine kubbe-i kebîr içinde sekiz (!) adet yazlık höcreler vardır. Uç tarafları müşebbek mermer-i hâmlar ile bina edilmiş bu kubbe-i kebîr altındaki havz-ı kebîrin çevresindeki selsebillerden mâ-i berrak çağlayan havza dahil oldukta fıskiyelerden mâ-i zülâl kubbe-i netâkın tanlarıda nihayet bulur.”

Hastane mimarî bakımdan üç kısma ayrılmıştır:

  1. Asıl hastane kasmı Nısıf kürevî büyük bir kubbe ile onu çevreleyen 12 küçük kubbe altında 6 köşeli bir binadır.
  2. İdarî kısım diyebileceğimiz ve asıl kısma bitişik olan küçük bir dikdörtgen şeklindeki kısım.
  3. Büyük avlu veya servis kısmı diyebileceğimiz ve idare kısmına bitişik büyük bir dikdörtgen şeklindeki kısım.

Asıl Hastane Kısmı

Ortasında fıskiyeli bir havuzun bulunduğu mermer kaplı bir avluya açılır. 4.35×4.35 eb’adında dörtköşe 6 kapalı ve dikdörtgen 6 açık odadan ibaret olan bu kısım kubbenin üstünde mimarların fener dedikleri aydınlıktan kubbe kasnağındaki ve açık yazlık odalardaki pencerelerden bol ışık aldığı için girenlerin gönlüne ferahlık vermektedir. Her birinde bir şömine bulunması kapalı odaların bilhassa kışın kullanıldığı fikrini veriyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ