DÜNYA TÜRKLÜĞÜNÜN MESELELERİ ve SIKINTILARI (İDİL-URAL-KIRIM TÜRKLERİ ÖRNEĞİNDE)

Roza KURBAN

Yazarın şu ana kadar yazılmış 53 makalesi bulunuyor.

Roza_Kurban025

(Ahde Vefa Turan Birliği Derneği’nin düzenlediği “3 Mayıs Türkçüler Günü” konulu söyleşide yapılan tebliğ) 

3 Mayıs Türkçülük Günü’nü, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Konya çeşitli Türk devletleri yaşamış, öz Türk vatanıdır. Konya, asırlardan beri tüten büyük bir nurun ocağıdır. Türk kültürünün esaslı kaynaklarından biridir.” sözleriyle yücelttiği ve sevdiği şehir Konya’da kutlamaktan onur duyuyorum. Türk olmak ve Türkçülük fikrini savunmak, bu uğurda yürütülen davalarda mücadele vermek kolay bir iş değildir.            

Türk Birliği fikrini bilimsel temellere oturtan Pantürkizm’in Babası olarak bilinen Yusuf Akçura (1876–1935), 1944 yılında Türkçülük –Turancılık davasında yargılanan Zeki Velidi Togan (1890–1970) İdil-Ural bölgesinin yetiştirdiği Türklerdendir. Türkiye, Yusuf Akçura, Zeki Velidi Togan gibi vatanlarında vatansız kalan dış Türklere kucak açmış, onlar için “ikinci vatan” olmuştur. Yurt dışından gelen Türkler ise Ruslardan kurtuluş yolunu Türk Birliği bayrağı altında birleşmekte aramış ve bunun mücadelesini vermiştir.

Çarlık Rusya’sı ve Sovyet Dönemi

Rus istilası, 1552 yılında Kazan Hanlığı’nın Korkunç İvan tarafından işgali ile başlanmıştır. 333 yıllık süreç içerisinde Çarlık Rusya’sı tüm Türk Dünyası’nı boyunduruğu altına almıştır. 1556 yılında Kazan Hanlığı’nın son başkenti Çalım, 1557 yılında Başkurdistan, 1783 yılında Kırım Hanlığı olmak üzere İdil-Ural-Kırım sırasıyla Ruslar tarafından işgal edilmiştir. Toprak işgali sonrasında Ruslar, Rus olamayan milletleri Hıristiyanlaştırma yoluyla Ruslaştırma siyasetini başlatmıştır. Rusların bu siyaseti İdil-Ural bölgesinde birçok ayaklanmaya neden olmuştur. 1552 yılından itibaren 463 yıllık zaman zarfında Ruslara karşı mücadelede önderlik eden, en fazla kurban veren ve en sert direniş gösteren Kazan Tatar Türkleridir dersek yanlış olmaz. Kazan Tatarlarının vatan, millet ve devlet uğruna yürüttüğü bağımsızlık mücadelesi ister Çarlık Rusya’sı Dönemi’nde, ister Sovyet Dönemi’nde, ister 1990’lı yıllardan sonra cereyan eden olaylarda hiç eksilmeden sürmüştür. Onun için Rusya’da yaşanan bu mücadele tarihini Kazan Tatar Türkleri örneğinde irdeleyeceğiz. 1917 Şubat ve Ekim Devrimlerini İdil-Ural Türkleri büyük bir heyecanla karşılamıştır. Bu devrimi Çarlık Rusya’sından kurtuluş olarak gören Türkler, çok zaman geçmeden Komünistlerin iyi niyetli olmadığını anlamıştır. Bir dönem Sovyetlerle işbirliği yapan Zeki Velidi Togan şu sonuca varmıştır: “Demek Sovyetler iyilik perdesi altında her ne iş yaparlarsa yapsın bunun arkasında en büyük kötülük gizlenmiş oluyor.” (Togan 1999: 237). Yaşanan hüsran sonucu bölge Türklerinin bir kısmı yurt dışına kaçmak zorunda kalmıştır.

Sovyetler döneminde yaşananlara ve Türklere yapılan zulme kısa bir göz gezdirelim: 

  1. 1921–1922 yıllarında İdil-Ural bölgesindeki yapay açlık sonucunda birçok insan açlıktan ölmüş, bir kısmı Kazakistan, Özbekistan vs yerlere göç etmek zorunda kalmıştır.
  2. 1928 yılında Stalin’in talimatı üzerine başlatılan aydın soykırımı 1937–1938 yılında doruk nokrasına çıkmıştır. Akabinde birçok aydın tutuklanmış, yargılanmış, sürgün ve idam edilmiştir. Stalin Dönemi’nde (1924–1953) idam edilen ve yargılananların sayısı bazı kaynaklara göre 30–40 milyon, bazılarına göre ise 60 milyondur. Bu rakam, o dönemki nüfusun dörtte birine denk gelmektedir. Nüfusuna oranla en çok kayıp veren millet de Kazan Tatarlarıdır.
  3. 1941–1945 İkinci Dünya Savaşı yılları da büyük kayıplara neden olmuştur. 18 Mayıs 1944 Kırım Türklerinin sürgünü, 1944 Kasım Ahıska Türklerinin sürgünü tam anlamıyla bir soykırımdır.
  4. 1950 yılında tekrar bir yapay açlık vakası yaşanmıştır.
  5. 29 Ekim 1957 tarihinde Ural’ın ötesinde bulunan “Mayak” atom tesisinde meydana gelen patlama ve akabinde Rus köyleri hemen tahliye edilmiş, Tatar köyleri ise tahliye edilmeden haritadan silinmiş ve köy sakinleri kaderi ile baş başa bırakılmıştır.

Bu örnekler daha da çoğaltılabilir. Çarlık Dönemi yerini Sovyetlere bırakmış, ancak Ruslaştırma siyaseti devam etmiştir. Sovyet Dönemi’nde yaşananları görmüş geçirmiş Tatar tarihçi, bibliyograf Ebrar Kerimullin (1925–2000) durumu şöyle özetlemiştir: “Komünistler iktidara gelince, molla oğlu olmak, dine inanmak, geleneklere bağlı kalmak, milletinin tarihini savunmak büyük “günahlardan” sayılmıştır. Bunun farkına varan Tatar aydınları, kendi “günahlarından” arınmak için, bir nevi vaftiz yolunu – Rus kadınlarla evlenme yolunu seçtiler. Bir zamanlar, Tatar Folkloru üzerine birçok büyük çalışmalar yapan bilginimiz Hemit Yarmöhemmetov kendinin “müezzin oğlu olmasına, “İdegey”[1] metinlerini toplamasına, yayına hazırlamasına rağmen, neden tutuklanmağının, işten atılmadığının nedenlerini bana anlatmıştı. “Eşim Rus’tu, Rus kadınlarla evlenenlere milliyetçi, halk düşmanı adını takmıyorlar”, – demişti.

Evet, Rus kadınla evlenme, milletinden kaçma, çocuklarına Rus ismini verme, Sovyet Dönemi’nde kariyer yapma kapılarını sonuna kadar açıyordu. Şimdi de böyle. Biz kırk civarında Tatar generali, amirali olduğunu biliyoruz, onların mutlak çoğunluğunun eşleri Rus’tur. Bunların hepsi milletini satarak koltuk, makam sahibi olmanın örnekleridir… Rus kadınla evlenmediysen, “vaftiz olmanın” diğer yolları da vardır. Makam sahibi olmak için kendi dilini “unutmak”, sadece Rus dilinde nutuk söylemek, Moskova’nın şarkısını okumak, çocuklarını Rus okullarında okutmak şarttır.

Bu durum sadece Tataristan’da böyle. Tataristan dışına giden Tatarların mutlak çoğunluğu İvan’a dönüşmüş, milletini, soyadını değiştirmiştir… Bunun başka yolu yoktur. Aksi takdirde o en zor işte, asgari ücretle çalışmak zorundasındır. Tatar kalırsa, ona ne lojman, ne kariyerde yükselme vardır, o bir zenci durumundadır. Bu şartlar altında nasıl dilini, milletini düşünürsün? Tüm Sovyet sistemi, Rus olmayan milletleri iktisadi, sosyal ve kültürel yönden Ruslaştırma amaçlı kurulmuştu.” (Kerimullin 1996: 402–403). Görüldüğü gibi Sovyet Dönemi’nde Ruslaştırmanın sadece yöntemleri değişmiştir. Sovyetler “tek tip” insan yetiştirmenin dışında, dilini, tarihini, geleneklerini bilmeyen şuursuz “mankurtlar” yetiştirmiştir. Sovyet Dönemi’nde “Türk olmak” ve “Türk kalmak” çok zor olmuş, bu bugün de böyledir. Ancak şunu belirtmekte yarar var, Türklük için sonuna, ölümüne kadar mücadele eden insanlar da olmuştur. Değil zindanları ölümü bile göze alan yiğit insanlardan ilk akla gelen isim hiç kuşkusuz Tatar ulusunun büyük oğlu, siyasetçi Mirseyit Sultan Galiyev’tir (1892–1941). Sultan Galiyev 1917 Ekim Devrimi’ni büyük bir heyecanla karşılamış ve Lenin’in “Ulusların kendi kaderlerini kendilerinin tayın etme hakkı” sözlerinden yola çıkarak Bolşevikleri desteklemiştir. Fakat çok zaman geçmeden söylenenlerin sadece sözde kaldığını gören Sultan Galiyev, gerçekleri Stalin’in yüzüne haykırmıştır: “Yeter, yoldaş Stalin, cumhuriyetlerin bağımsızlığı ile oynamayın! Yaşasın Tatar-Başkurt Cumhuriyeti!” (Kurban 1998: 99). Bu sözleriyle şimşekleri üzerine çeken Sultan Galiyev, sözlerinin bedelini hayatı ile ödemiştir.

11178299_10153321868034306_5492545637159746183_n[1]

1990’lı Yıllar

SSCB’deki değişimler, 1985 yılında Gorbaçev Sovyetlerin başına geldikten sonra başlanmıştır. Gorbaçev’in “perestroyka”, “glasnost” tabirleri Sovyetlerde yeni hayatın başlanacağının habercisi olmuştur. 1989 yılında Berlin Duvarı’nın yıkılması ile birlikte Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesi SSCB için bir milat olmuştur. Demokrasi rüzgârının esmeye başlamasıyla birlikte bölgede yaşayan Türkler de harekete geçmiştir. 1917 devrimleri İdil-Ural’da nasıl bir heyecan yarattıysa 1990’lı yılların değişimi de aynı heyecan ve umut olmuştur. Kazan Tatarları değişimlerden yararlanmakta öncülük etmiştir. Takvim, 1990 yılının 30 Ağustos tarihini gösterdiğinde Tataristan Parlamentosu Yüksek Şurası Tataristan’ın Devlet Egemenliği Beyanatı’nı kabul etmiş ve Tataristan’ın bağımsızlığını ilan etmiştir. Milli ruh, milli heyecan birçok sivil toplum kuruluşunun açılmasına neden olmuştur. 1990’lı yıllarda Tatar milliyetçilerince, Milli Meclis, Tatar İçtimai Merkezi, “Vatan” Cemiyeti, Dünya Tatarlar Ligası kurulmuştur. Ayrıca dönemin Cumhurbaşkanı M.Şeymiyev’in fermanıyla 1992 yılının Haziran ayında Dünya Tatar Kongresi çağırılmış ve 19–23 Haziran 1992 tarihinde 1000’den fazla kişinin katılımıyla Dünya Tatar Kongresi’nin I.Kurultayı gerçekleşmiştir.

1991 yılının Aralık ayında SSCB çökmesi sonucunda tepeden inme Rusya Federasyonu ortaya çıkmıştır. Diğer Türk Cumhuriyetleri bağımsızlığını ilan etmişken Rusya Tataristan’ın bağımsızlığını tanımamıştır.   Bu durum karşısında Tataristan Parlamentosu 20 Şubat 1992 tarihinde halk oylamasına gitme kararı almıştır. Bu karar doğrultusunda 21 Mart 1992’de halk oylaması yapılmıştır. Referandumda halka “Siz Tataristan’ın egemen devlet, uluslar arası hukuk sübjekti, Rusya ve başka cumhuriyetler, devletlerle ilişkilerini eşit şartlarda hukuki anlaşmalar yapan Cumhuriyet olmasını istiyor musunuz?” sorusu sorulmuş ve “evet” veya “hayır” olarak yanıtlanması istenmiştir. 3.768.500 nüfuslu Tataristan halkının % 51,3’ünü Tatarlar, % 41’ini Ruslar, % 3’ünü Çuvaşlar, kalan % 4,7’sini de diğer milletler teşkil etmektedir. Toplam nüfusun % 56,58’ini oluşturan 2.132.351 kişi referanduma katılmıştır. Katılımcıların 1.309.056’sı (%61,4)  “evet” , geriye kalan 799 bin 444’ü “hayır” oyu kullanmıştır. Benim de canlı şahidi olduğum ve görev aldığım halk oylaması Tataristan’ın bağımsızlığı lehinde sonuçlanmıştır.        

21 Mart 1992’de Tataristan’da yapılan referandumdan sonra 31 Mart 1992 tarihinde, Rusya imzalanması için federe cumhuriyetlere “federatif antlaşma” sunmuştur, fakat Tataristan ve Çeçenistan bu antlaşmaya imza atmamış, haliyle Tataristan’ın Rusya Federasyonu’na dâhil olduğuna dair herhangi bir sözleşme bulunmamaktadır. Buna ek olarak tarihçi ve siyasetçi İndus Tahirov’un şu sözlerini de hatırlatmakta yarar vardır: “Burada şu gerçeğin altını çizerek belirtmek gerekiyor ki, Tatar ülkesinin zorla Rusya’ya katılmasından (1552) bugüne kadar tek bir Tatar böyle bir antlaşmaya imza atmamıştır.” (Tahirov: 1994: 145). Federasyon, savunma ve dış politika alanında dayanışma amacıyla birden fazla devletin bir birlik devlet içinde birleşmesi anlamına gelmektedir. Durum böyleyken Rusya’nın ortaya attığı Rusya Federasyonu gerçek dışı bir uydurmadır ki, son günlerde bunun birçok kanıtına rastlamak mümkündür. 21 Mart tarihinde halktan gelen güvenoyuna dayanarak Tataristan kendi anayasasını hazırlamış ve anayasa Tataristan Parlamentosu’nda 6 Kasım 1992 tarihinde kabul edilmiştir. Tataristan Anayasası’nın giriş sayfasında şu satırlar yer almaktadır: “Bu anayasa, Tataristan Cumhuriyeti’nin devlet statüsü hakkındaki halk oylaması sonucuna göre kabul ve ilan edilmiştir.”(Tataristan Cumhuriyeti Anayasası 1995: 5). Tataristan Anayasası’nın 1 maddesi, Tataristan’ın egemen demokratik bir devlet olduğunun altını çizmiştir, ayrıca 4.maddeye göre Tataristan’da iki dil: Tatar ve Rus dilleri resmi dil olarak ilan edilmiştir. Referandum ve Anayasa, Tataristan’ın bağımsız bir devlet konumuna gelmesinin bir kanıtıdır ki, konuyla ilgili İndus Tahirov şu satırları yazmıştır: “Tataristan kâğıt üzerinde de olsa, otonom cumhuriyetten bağımsız bir cumhuriyete dönüştü. Bugün, bu belgelere esasen, Tataristan, Rusya ve diğer devletlerin önünde bağımsız bir devlet olmaya hak kazandığını kanıtladı. Referandumun yapılması, bağımsızlığın hukuki esasını güçlendirdi.”  (Tahirov 1994: 208). Rusya’nın bu olaylar karşısında ne yapacağı merak konusuydu. Rusya, Tataristan’ın ne bağımsızlığını kabul etmek istiyor, ne de fazla ses çıkmasını. Bunun sonucu 15 Şubat 1994 tarihide B.Yeltsin ile M.Şeymiyev arasında “Yetkileri Paylaşma Antlaşması” imzalanmıştır. Bu antlaşma bir taraftan Rusya’nın tepkiler karşısında geri adım atması gibi algılansa da, aslında gerçekler hiç de göründüğü gibi değildir. Rusya için “Yetki Paylaşımı”, Tataristan’ın dizginlerini ele alma ve Tatarları oyalama, zaman kazanma anlamını taşımaktaydı. Bunun yanı sıra antlaşmanın Tataristan Cumhurbaşkanı Şeymiyev tarafından imzalanması, Tataristan adına verilen ilk taviz, Tataristan’ın elde ettiği başarıların kaybının başlangıcıydı. Tataristan Cumhuriyeti için yeni bir çöküş döneminin habercisiydi. Bundan sonra Tataristan’ın elde ettikleri yavaş yavaş elinden alınacaktı… Ayrıca 1994 yılında Rusya’nın bağımsızlığını ilan eden Çeçenistan’a karşı acımasız bir savaş açması, Tatarlar başta olmak üzere Rus olmayan diğer uluslara gözdağı vermek ve korkutarak susturmak içindi. 10 yıl devam eden bu savaşta Çeçenistan yerle bir edilmiş, sivil halk acımasızca katledilmiş, milletin savunucusu olan 2 cumhurbaşkanı öldürülmüştür. Bu savaş, kendinden başka milletlere hak tanımayan zalim Rusların gerçek yüzünü ortaya koymaktadır.

11110273_10153321872704306_3611649228306506256_n[1]

2000’lı Yıllar/Putin’in Rusya’sı

2000’lı yıllarda Putin’in iktidara gelmesi, Tatarlar başta olmak üzere Rus olmayan için sonun başlangıcı olmuştur. Putin, Rusya’da tek devlet, tek millet, tek dil, tek din yaratma siyasetini gütmüştür. Putin’in amacı büyük Rus Devleti, büyük (!) Rus milleti, Rus dili ve Hıristiyan dinini Rusya’da egemen kılmaktır. Aslında Putin, Petro’nun vasiyetini harfiyen uygulamaya koymuştur.

  1. Putin’in ilk girişimi, “parçala ve yönet (yut)!” siyasetini faaliyete geçirmektir. 2002 yılında, SSCB dağıldıktan sonra ilk kez genel sayım yapılmıştır. Sayılarının daha az gösterilmesi ve haklarının kısıtlanması amaçlı Tatarlar: Kazan Tatarları, Mişer, Kreşen (zorla tapındırılmış Tatarlar), Sibirya Tatarları, Astrahan Tatarları, Nogay Tatarları gibi 45 küçük etnik gruplara ayrılmıştır. Ayrıca SSCB döneminde pasaportlarda yer alan “millet” hanesi Rusya Federasyonu pasaportunda kaldırılmış, artık herkes Rusya Devleti’nin milletinden olmuştur.        
  2. 27 Kasım 2002’de Rusya Federasyonu kanunlarına ekleme yapılarak Tatar diline en uygun olan Latin alfabesine geçiş yasaklanmış. Bu kanuna göre “Rusya Federasyonu’ndaki tüm halklar ana dillerinde yazarken Kiril alfabesi kullanılmalıdır.” 1999 yılında Tataristan Parlamentosu’nda kabul edilen ve 2011 yılına kadar hem Kiril hem de Latin alfabesinin kullanımını öngören karar böylelikle daha 2002 yılında Moskova tarafından tek taraflı feshedilerek Tataristan Parlamentosu’nun kararı yok sayılmıştır.
  3. Daha önce 89 bölgeden oluşan Rusya Federasyonu, yeni bir kanunla Moskova Merkez, Kuzeybatı, Ural, Kuzey Kafkasya, Uzakdoğu, İdil ve Sibirya olmak üzere 7 federe idari bölgeye bölünmüştür. Yapılan bu uygulama, cumhuriyetleri idari ve mali konularda kontrol altında tutarak tek merkezden yönetmek içindir. 25 Şubat 2005 tarihinde federe cumhuriyet ve vali seçimlerinin iptal edilmesi ile ilgili bir kanun Anayasa’da yerini almıştır. Böylece Tataristan cumhurbaşkanı da vali seviyesine indirilmiş ve merkezden atanmaya başlanmıştır. Putin, Tataristan konusunda cömert(!) davranmış, cumhurbaşkanlığı görev süresi daha 2006 yılında bitecek olan Şeymiyev’in görev süresini 9 Mart 2005’te uzatmıştır. Bu da Tataristan başkanının Moskova tarafından sevildiğinin bir işareti, Moskova’ya iyi hizmet etmesinin bir ödülüdür. Zaten “ödül (havuç) veya kamçı” Rusların yüzyıllardan beri kullandığı bir yöntemdir. Bu da Rusların sadık kölesi olan Şeymiyev’e verilen bir ödül olduğu su götürmez bir gerçektir. M.Şeymiyev bu atamayı reddetmek yerine kabul etmesinin altında yatan ilk neden – şahsi menfaati, koltuk sevdasıdır. Eğer Şeymiyev milletine, devletine, referanduma ve Tataristan Parlamentosu’nun kabul ettiği Anayasa’ya bağlı olsaydı, böyle bir atamayı kabul etmezdi. Şeymiyev’in bu davranışı Tataristan’ın bağımsızlığını inkâr etmek anlamını taşımaktadır. Tataristan başkanı, halk iradesini hiçe sayarak menfaatini ön plana koymuştur ki, Tataristan bugünlerde bunun acısını çekmektedir. Rusya karşısındaki her yenilgiyi zafer olarak göstermeye çalışan Tataristan başkanı bu vebalin altından nasıl kalkacak, gelecek nesiller önünde nasıl hesap verecek?

Takvimler 2010 yılını gösterdiğinde merkezden atanan başkanların adı, “cumhurbaşkanı” olarak adlandırılmayacağına dair kanun çıkarılmıştır. 21.12.2010 tarihinde Rusya Devlet Duma’sında kabul edilen bu karar, 24 Aralıkta Federasyon Şura tarafından onaylanmış ve Medvedev’in imzasına sunulmuştur. Bu kanuna göre, “Rusya bölge başkanı adı(cumhurbaşkanı) için, Rusya Devlet başkanı adındaki kelimeler kullanılmamalıdır”, yani Rusya’da tek başkan vardır o da Rusya başkanıdır. 2015 yılından itibaren Tataristan, Başkurdistan vs. bölgelerinin sözde “cumhurbaşkanı” adını kullanması yasaklanacaktır. Başkurdistan Cumhurbaşkanı kendi isteğiyle “cumhurbaşkanı” adından vazgeçmiştir. Ancak Ruslar gelecek tepkilerden çekinmiş olsa gerek, Tataristan’da sözde de olsa “cumhurbaşkanı” adı kullanılmaya devam edilmektedir.

  1. 30 Ağustos 2005 tarihinde Kazan’ın 1000 Yıllığı kutlanmıştır. Kutlamaya Putin bizzat katılmıştır. Kazan’ın 1000 Yıllığı kutlamaları bahanesiyle 40 tane tarihi bina yerle bir edilerek, gerçek bir kültür soykırımı yapılmıştır. Bir taraftan Kazan şehri 1000 yıllık tarihi bir şehir derken, diğer taraftan tarihi yok etmek ikiyüzlülükten başka bir şey değildir. Ayrıca kutlama kasıtlı olarak 30 Ağustos tarihinde yapılmıştır ki, Tataristan bağımsızlığının ilan tarihi olan ve Cumhuriyet Bayramı olarak kutlanan 30 Ağustos 1990 tarihi unutturulsun. 365 gün içinde 30 Ağustos tarihinin seçilmesi bir kasıttır; o gün bugündür bu tarih Cumhuriyet Bayramı olarak değil de Şehrin Doğum Günü olarak kutlanmaktadır. Putin amacına ulaşmış, bağımsızlık ve cumhuriyet kelimeleri artık tarih olmuştur. Kazan’ın 1000 Yıllığı kutlamaları nedeniyle Putin’in onayladığı madalya “dağıtımı” yalnız Tataristan ile sınırlı kalmamış Türkiye’ye kadar ulaşmıştır. Rus eli ile verilen bu madalyayı büyük bir sevinçle kabul edenler nasıl kendilerine Tatar diyebiliyorlar acaba?

Tataristan’da tarihi binaları yıkma işi bugün de tüm hızıyla devam etmektedir. Ramazan Bayramının ilk günü olan 30.09.2008 tarihinde ünlü Tatar şairi Gabdulla Tukay’ın son yıllarını geçirdiği “Bulgar” misafirhanesi bunlardan sadece birisidir. Tukay’ın izlerini taşıyan, bir dönem tarihinin şahidi olan bu binanın yıkılması ve Tataristan hükümetinin de bunu sessiz onaylaması durumun ne kadar vahim olduğunu gözler önüne sermektedir.

  1. 02.12.2007 tarihinde Putin 309 nolu kanunu imzalamıştır. Rusya Federasyonu kanunlarından “Milli komponent (kısım, parça)” çıkartılmıştır. Burada “milli komponent” adı altında Tatarlar başta olmak üzere Rus olmayan diğer milletler söz konusudur. Bu kanun gereği anadilde eğitim yasaklanmış, akabinde birçok okul kapatılmıştır. 2014 yılında Rusya’da 4500, Tataristan’da 698 Tatar okulu kapatılmıştır. Tataristan’ın başkenti Kazan’da sadece 2 Tatar Okulu bulunmaktadır, bu okullarda da Tatar Dili-Edebiyatı olmak üzere ancak 2 ders Tatar Dili’nde okutulmaktadır. Etrafa dehşet saçan Stalin Dönemi’nde bile anadilde eğitim yasaklanmamıştır. Ayrıca, 2009 yılından itibaren tüm lise mezuniyet ve üniversitelere giriş sınavları Rus Dili’nde yapılmaktadır. Doğal olarak Rus olmayanlar için bu sınavları kazanmak nerdeyse imkânsızdır ki, bu da onlar için üniversite kapılarının kapanması anlamını taşımaktadır. 2014 yılı itibariyle milli radyo ve televizyonların bazıları yayından kaldırılmış, yayın yapanlar da ancak 1–2 saat milli dilde yayın yapmaktadır.

Putin bununla da sınırlı kalmamış, üniversite hocalarını da kontrolü altında tutmak için kanunlar çıkarmıştır. 01.10.2009 tarihli, 1689/1 sayılı kanuna göre, yurt dışında konuşma yapacak veya dergide makale yayımlayacak olan bilim adamlarının metinleri virgülüne kadar incelenecek, ayrıca yazılar 4 merciden geçirilecektir. En ilginç olanı da bu mercilerin birisinin FSB (eski KGB) olmasıdır. Zaten yurt dışına çıkan bilim adamlarını dönüşte FSB’ye çağırılıp sorgulanması normal bir olgu olarak algılanmaktadır, bu kanun ise artık yurt dışına çıkışları sınırlamış ve çıkacak olanların da FSB tarafından onaylanmış “güvenilir” insanlar olduğu anlamını taşımaktadır.

Bilim adamlarına tüm bunlar uygulanırken, Tataristan’daki bilim dünyasına da el atmak amaçlı üniversiteleri Moskova’ya bağlamak gerekmekteydi. Yeni bir kanunla Rusya Federasyonu – Moskova Merkez, Kuzey-Batı, Ural, Kuzey Kafkasya, Uzakdoğu, İdil ve Sibirya olmak üzere 7 federe idari bölgeye bölünmüştür. İdari bölgelerde federal üniversiteler kurma kararı da önceden planlanmış olmalıdır ki, “Kuzey-Batı, İdil, Ural ve Uzak Doğu Federal Bölgelerinde Federal Üniversitelerin” kurulması ile ilgili karar 21.10.2009 tarihinde Medvedev tarafından imzalanmıştır. Söz konusu karar gereği, Kazan Devlet Üniversitesi, Hümanitar (Sosyal Bilimler) Üniversitesi, Kazan Devlet Pedagoji Enstitüsü, Kazan Finans Ekonomi Enstitülerinin 3 ay içerisinde tek çatı altında toplanarak İdil Boyu Federal Üniversitesi adını alması planlanmıştır. Tek çatı altında toplanarak kurulacak olan üniversitenin adının İdil Boyu Federal Üniversitesi olarak adlandırılacak olması, üniversite adından şehrin adının kaldırılması büyük tepkilere yol açmıştır. Bu tepkiler karşısında Moskova geri adım atmak zorunda kalmış ve üniversite Kazan (İdil Boyu) Federal Üniversitesi (KFÜ) olarak değiştirilmiş ve bu ad 2 Nisan 2010 tarihinde Putin başkanlığındaki hükümet tarafından kabul edilmiştir. Kazan (İdil Boyu) Federal Üniversitesi 19 Mayıs 2011 tarihinde Rusya Eğitim Bakanlığı’nca onaylanmıştır. Söz konusu olan, “Tatar Filolojisi ve Tarihi Fakültesi’ne ne oldu?” sorusu geliyor insanın aklına. Fakülte parçalanmış, yıllardır kullandığı Kazan şehrinin Kremlin sokağındaki üniversitenin 2.binasının 11. katından sürülmüştür. Tatar Dili-Edebiyatı Bölümü 30 Mart 2013 tarihinde Filoloji ve Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nün Filoloji ve Sanat Küçük Enstitüsü terkibine dâhil edilmiştir. Filoloji ve Sanat Küçük Enstitüsü, Rus Dili-Edebiyatı, Tatar Dili-Edebiyatı, Yabancı Diller ve Sanat-Dizayn gibi dört bölümden ibarettir. Tatar Filolojisi ve Tarihi Fakültesi’nin diğer bölümleri de aynı şekilde farklı bölüm veya enstitülere katılmıştır. Örneğin, Tatar Tarihi Bölümü, 1 Kasım 2013 tarihinde oluşan Uluslararası İlişkiler, Tarih ve Şarkiyat Enstitüsü’ne dâhil olmuştur.  Sıradaki hedef Tataristan Bilimler Akademisi’dir. Şu günlerde Akademi’nin kapatılacağından söz edilmektedir. Konuyla ilgili yalanlamalar gelse de, “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” derler, bunu da zamanla göreceğiz.  

  1. Günümüzde Tataristan’da Tatarlara karşı kelimenin tam anlamıyla soykırım uygulanmaktadır. Tatarlar kendi topraklarında yabancı muamelesi görmektedir. Bilindiği üzere soykırımın 3 türü mevcuttur: fiziksel, biyolojik ve kültürel soykırım. Günümüz şartlarında katletmeye dayalı fiziksel soykırım uygulamak imkânsızdır, fiziksel soykırımın ancak savaş şartlarında meydana gelmesi olasıdır. Soykırımın diğer iki türü bugün Ruslar tarafından Tatarlara uygulanmaktadır. Biyolojik soykırım, insanları zor ekonomik şartlar altında bırakarak yok etmektir. Tataristan, milli gelirinin %85’ini Rusya’ya vermektedir. Petrol ve doğalgaz zengini olan Tataristan halkı varlık içinde yoksulluk çekmektedir. Buna bağlı olarak Tataristan’da işsizlik, içkicilik her geçen gün daha da artmaktadır. İş aramak amacıyla Tataristan’ın dışına gitmek zorunda kalan gençlerimiz, ister istemez Tatar çevresinden uzaklaşmakta, Ruslaşmaktadır. İçkicilik Kazan Tatarlarının geleneklerinde olmayan bir şeydir, işsiz, mutsuz, gelecekten umutsuz olan gençlerimiz teselliyi içkide aramaktadır. Alkol, uyuşturucu kullanımının artması gençler arasındaki ölüm oranını da artırmıştır. Ayrıca içki ve uyuşturucu batağına düşen işsiz gençlerimiz, içki – uyuşturucu alabilmek için hırsızlık yapmanın yanı sıra cinayet bile işlemektedir. Bunlara yardım eli uzatan yoktur, ölen gençlerimizin ölüm nedenleri araştırılmamakta, suçlular cezalandırılmamaktadır; ölen öldüğü ile kalmaktadır. Tataristan’daki kültürel soykırımın boyutları daha da vahimdir. Tatar okullarının kapatılması, lise mezuniyet ve üniversiteye giriş sınavlarının Rus Dili’nde yapılması sonucu Tatar gençlere üniversite kapılarının kapanması sonucunda Tatarları Edebiyatı’ndan, Tarihi’nden yoksun bırakarak mankurtlaştırmak kültürel soykırımın başında gelen nedenlerdendir. Tatar Dili başta olmak üzere Tatar Edebiyatı’nın, Tatar Tarihinin kısıtlanması, Tatar Dili’nde çıkan gazete ve dergilerin azalması, ihtiyaç yok bahanesiyle bütçeden kaynak ayrılmaması Kazan Tatarlarını uçurumun kenarına götüren gerçeklerdir. Ayrıca Tatarlara geçmişini unutturmak amacıyla tarihi binaların yıkılması da söz konusudur.
  2. Ruslar, bölgedeki milliyetçi Türklerin bağımsızlık uğruna verdiği mücadeleyi durdurmak için çeşitli yollara başvurmaktadır. Bugüne kadar birçok milliyetçi, FSB tarafından fişlenmiş, takibe alınmış, sorgulanmış, ev ve işyeri aranmış, yargılanmış ve çeşitli hapis, sürgün veya para cezasına çarptırılmıştır. Milliyetçileri susturmak, sindirmek için hiçbir iftiradan çekinmeyen Ruslar, suç üretmekte sınır tanımamaktadır. Milliyetçiler, en çok Rusya Federasyonu Anayasası’nın 282 maddesi olan “Milletler ve dinler arası düşmanlığı körükleme (tahrik)” maddesi ile yargılanmaktadır. Ayrıca Rusya Ceza Kanun’da yapılan düzenlemeler sonucu, “bağımsızlık” fikrini öne sürerek yapılacak propagandalara 3 yıldan 6 yıla kadar, siyasi hareket oluşturma, harekete para yardımında bulunma 10 yıldan 20 yıla kadar, “bağımsızlık” fikrini internet ve medya aracılığıyla büyük kitleleri kapsayan organizasyon yapma 20 yıl hapis cezasına çarptırılacaktır. Milliyetçilere karşı çıkarılan bu kanunlara her gün bir yenisi daha eklenmektedir. Milletini, dilini, bağımsızlığını savunanlar yargılanmakta, cezalandırılmaktadır. Örneğin, bugünlerde Kazan Tatar milliyetçisi Rafis Kaşapov, 2014 yılının Aralık sonundan beri tutukludur. Rusya Anayasası’nın 282 madde 1.fıkrası gereği 4 aydır tek kişilik hücrede psikolojik baskı altında tutulan Kaşapov’un son duruşması 23 Nisan 2015 tarihinde gerçekleşmiş ve 2 ay daha tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir. Kaşapov’un “suçu” Kırım’ın Rusya’ya ilhakına karşı internette yazı yazması, Türk Birliği fikrini savunmasıdır. Rafis Kaşapov, kimsenin önünde eğilmeyen baştan beri Rusların yaptıklarını ifşa eden milliyetçilerdendir. Daha önce de “Petro’nun Gizli Vasiyeti” (18.12.2007) ve “Hıristiyanlığa Hayır” başlıklı yazılarından dolayı yargılanan Kaşapov, RF Anayasası’nın aynı maddesi gereği yargılanmış ve 24.04.2009 tarihinde bir buçuk yıl hapis cezasına çarptırılmış, daha sonra bu ceza şartlı cezaya yani ev hapsine çevrilmiştir. Şimdi tekrar aynı madde ve aynı suçlamalar…

Rusya’daki Türklerin durumunu daha iyi anlayabilmek için birkaç örnek vereceğim. İster çocuk, ister büyük ol, eğer Türk’sen suçlusun. 2010 yılında Moskova’da yaşanan bir olay. Askeri Okulun 3.sınıf öğrencisi olan 10 yaşındaki Seyet (Sait) Fehretdinov, yaşananlara daha fazla dayanamamış ve evinin penceresinde atlayarak intihar etmiştir. Ölümü kurtuluş yolu olarak gören Seyet’i buna sürükleyen olaylar zinciri nedir? Seyet, Kazan Tatar Türklerinden olduğu için sınıftaki Rus öğrenciler tarafından defalarca bayılana kadar dövülmüş, beyin kanaması geçirmiş; öğretmenleri ve okul yönetimi bunu görmezlikten gelmiştir. Anne babasına “merdivenlerden düştü” diyerek açıklama yapılmıştır. Ayrıca Seyet öğretmenleri tarafından zorla kiliseye götürülmüş, öğretmen ve görevlilerin taciz ve tecavüzlerine maruz kalmıştır. Durumu ailesine izah etmeye çalışan Seyet ailesini inandıramamış ve son çare olarak intiharı seçmiştir. İntihar etmeden önce annesine yazdığı mektupta, anne babasından halellik istemiş ve yaşananlardan dolayı kendinin son aylarda yaşlandığını yazmıştır. Seyet yaşasaydı şimdi 15 yaşında olurdu, ama o ne yazık ki Rusların Rus olmayanları hor görme, küçümseme, aşağılama, nihayetinde yok etme siyasetinin kurbanı olmuştur. Söz, Rus ve Türklerden açılmışken, Türkler Rusların burnunu dahi kanatırsa hapishanede çürür, eğer bir Rus bir Türk’ü öldürürse cezalandırılması bir yana ödüllendirilir. 10 yaşındaki Seyet Fehretdinov’a bunu yapanlar da ödüllendirildiğinden eminim. Rusya’da Türk olmak “suçtur”. Bunun aksini iddia eden Rus yetkililer, ‘Rusya’da 145 millet barış ve huzur içinde yaşamaktadır’ şeklinde konuşmaktan utanmamakta ve çekinmemektedir.   

11146565_10153321873409306_3895630842267711995_n[1]

Kırım Tatar Türkleri ve Kırım’ın Rusya’ya İlhakı

Ukrayna Devlet Başkan’ı Yanukoviç’in Avrupa Birliği karşıtı tavırlarından dolayı ortaya çıkan gerilimin sonucunda Ukrayna Mecilisi Yanukoviç’i devirmiş o da ülkeyi terk etmiştir. Batı ile Rusya’yı karşı karşıya getiren olaylar zincirinin başlanması ile birlikte, durumdan vazife çıkaran Putin ‘bölgedeki güveni korumak’ bahanesiyle askeri birliklerini Kırım’a indirmiştir. Kırım Parlamento’su, havaalanları Rusların kontrolü altına alınmış, uluslararası uçuşlar iptal edilmiştir. Bilindiği gibi, 2 milyonluk Kırım nüfusunun %58,32’sini Ruslar, %24,32’sini Ukraynalılar ve sadece %13’ünü Kırım Tatarları oluşturmaktadır. Nüfusunun %58,32’sini oluşturan Ruslar, Kırım Parlamento’sunda da büyük çoğunluktur. Kırım Parlamento’su 8’e karşı 78 oyla Rusya’ya bağlanma kararını almış ve 16 Mart 2014 tarihinde referandum yapılmıştır. Kırım Tatar Türklerinin boykot ettiği referanduma katılım oranı %83,1[2] olup, katılımcıların %96,77’si Rusya’ya, %3’ü Ukrayna’ya katılma yönünde oy kullanmıştır. Referandum sonucunun çıkmasının hemen arkasından Kırım’ın bağımsızlığı ilan edilmiş ve Rusya’ya katılma başvurusu yapılmıştır. Olaylar o kadar hızlı gelişti ki, sanki Ruslar yıllarca bu günü beklemişti; önceden hazırlıklı oldukları belliydi. Putin’in Kırım’ın Rusya topraklarına katılmasını öngören anlaşmayı onaylarken yaptığı konuşma bunu doğrular nitelikteydi. İmza töreninde Kremlin’den ulusa seslenen Putin, “insanların kalbinde ve aklında Kırım’ın hep Rusya’nın bir parçası” olduğunu, “tarihi adaletin yeniden sağlandığını” söylemiştir. Kırım’ın Rusya’nın ayrılmaz bir parçası olageldiğini belirten Putin, 16 Mart tarihinde gerçekleşen referandumun “fazlasıyla ikna edici” olduğunu savunmuş, Kırım halkının da “bu tarihsel adaletsizliğe katlanmak zorunda olmadığını” söylemiştir. Putin’in sözlerinden de anlaşıldığı üzere, hem Ruslar hem de Kırım’da çoğunlukta olan Rus nüfusu, ilhakı, tarihi yanlışın düzeltilmesi olarak görmektedir. Putin, referanduma katılmayan, Kırım’ın Ukrayna’ya bağlı kalmasını isteyen Kırım Tatar Türklerine de Tatar dilinin Rusça ve Ukraynaca ile birlikte resmi dil olarak kullanılacağı sözünü (!) vermiştir. Kırım’ın Rusya’ya ilhakını öngören anlaşma, Rusya Parlamentosu’nun alt kanadı olan Duma’da tek “hayır”a karşı 443 oyla 20 Mart 2014 tarihinde kabul edilmiş, daha sonra parlamentonun üst kanadı Federal Konsey tarafından da onaylanmıştır. Burada göze çarpan ilginç nokta şudur ki, Rusya, 1992 yılının 21 Mart tarihinde Tataristan’da yapılan referandumu tanımayan Rusya’nın Kırım’daki halkoylamasını jet hızıyla tanıması Rusya’nın ikiyüzlü siyasetinin bir göstergesidir. Kırım’daki referandum yasal da, neden Tataristan’da yapılan referandum yasal değildir? Bu bir çifte standart değil midir? Gerçi Rusya için dünya kanunları geçerli değildir, Rusya’nın kendi orman kanunları vardır ve Putin de ülkeyi kendi kanunlarına göre yönetmektedir. Rusya’da tek devlet, tek millet, tek dil, tek din egemendir.  O da Rusya Devleti (Rusya Federasyonu kelimesi sadece sözdedir), büyük (!) Rus milleti, Rus Dili ve Hıristiyan dinidir. Rusya Kırım ilhakını “resmileştirdikten” sonra, milliyetçilere karşı savaş bayrağını açmıştır… Bir tarafta milleti için canını feda etmeye hazır olan milliyetçiler, diğer tarafta ise Rusların ağızdan çıkan emri hemen uygulamaya hazır olan hainler. Tataristan’ın bağımsızlığını, referandum sonuçlarını dile getirenlere, Kırım’ın Rusya’ya ilhakının ihlal olduğunu söyleyenlere hemen “bölücü”, “terörist” damgası vurularak yargılanmaktadır. Hainler ise ödüllendirilmektedir. Hainleri ödüllere boğmak, Rusya’nın eskiden beri gelen bir geleneğidir. Bu Çarlık Döneminde de, günümüz Rusya’sında da geçerli bir yöntemdir. Hainler de zaten ödüllere bayılırlar… Kırım konusunda da Putin bu geleneği sürdürmüş, Kırım’ın kuşatılmasına katılanları madalya ile ödüllendireceğini söylemiştir…

Kırım Tatar milliyetçileri denince ilk akla gelen isim Kırım Tatarlarının efsanevi lideri Mustafa Cemil Kırımoğlu’dur. Bugüne kadar direnişi ile birçok milliyetçiye ilham kaynağı olan Mustafa Cemil Kırımoğlu, SSCB döneminde “Benim milletimi tanımayan devlete ben askerlik yapmam” diye askerlik yapmayı reddettiği için 1968 yılında 15 yıla hapsedilmiştir. Sovyetler döneminde Sibirya hapishanelerini tek tek dolaşan Mustafa Bey kendini milletine adamış bir şahıstır. Kırımoğlu ödüllere kanmayan, dik duruşundan taviz vermeyenlerdendir. Kırım’da yaşanan olaylar sırasında Putin, Kırım Tatar Türklerinin liderinden yararlanmak üzere Kırımoğlu ile görüşme isteğini dile getirmiştir. Kırım olayları ortaya çıktıktan sonra çeşitli ülke liderleri ile temaslarda bulunarak destek arayan Mustafa Cemil Kırımoğlu, Tataristan’ın eski Cumhurbaşkanı Mintimer Şemiyev’in daveti üzerine Kazan’a gitmiştir. Kırımoğlu-Şeymiyev görüşmesi sırasında Kırım’daki olayları, endişelerini dile getiren Kırım liderinin sözleri karşısında Şeymiyev, “ben bu dediklerini yapamam, sen bunu Putin’e anlat, onunla görüş” diyerek Putin’e telefon açmıştır. Görüşmeden olumlu bir sonuç çıkmamış aksine Putin her zamanki tehditkâr tavrını sürdürmüş ve görüşme sonunda: İcabında bazı süreçler, bazı durumlarda feda edilir! Ukrayna’nın Sovyetler Birliği’nden kopması da neticede gerçek manada ‘legal’ biçimde gerçekleşmemiştir…” Kırım’ın ilhakı sonrası tehditlerini resmiyete döken Putin, başta Mustafa Cemil Kırımoğlu olmak üzere Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı Refat Çubarov, toplum eylemcileri İsmet Yüksel, Sinver Kadırov gibi birçok milliyetçinin 16 Nisan 2019’a kadar 5 yıl süreyle Kırım’a (Rusya topraklarına) girmesini yasaklamış, Kırım Tatar Milli Meclisi Başkan Yardımcısı Ahmet Çiygöz tutuklanmıştır. Kırım topraklarında yaşayan Kırım Tatar Türklerine karşı uygulanan baskı ve zulüm devam etmektedir. Yapay davalar, sorguya çağırma, sivil toplum kuruluşlarının kapatılması, mevcut olanlarının faaliyetlerinin kısıtlanması, toplu eylemlerin yasaklanması, Kırım Tatar Türklerinin evlerinin gayri resmi biçimde gecekondu yapıldığı gerekçesini öne sürerek düzenleme yapılacağı bahanesiyle evlerinden kovulması, Kırım Tatar okullarının kapatılması, Kırım Tatar televizyon kanalı ATR’nin kapatılması uygulanan baskılardan bazılarıdır. Sorgulama sırasında yapılan işkenceler, Kırım Tatar gençlerinin ölüm haberleri, referandum sonrası bölgedeki Rusların Kırım Tatar Türklerinin evlerini bir savaş ganimeti gibi paylaştıkları, “bu Tatar buradan taşınınca bu ev senin, o ev benim olacak” şeklindeki konuşmalarına da yansıdığı bir gerçektir.

11050310_10153321877139306_118031259205798624_n[1]

Sonuç

Yukarıda kısa olarak anlatmaya çalıştığımdan da anlaşıldığı üzere Rusya’da Türklere yer yoktur. Tek yol vardır “Ya Rus olacaksın, ya da yok olacaksın!”. Türklere uygulanan zulmün haddi hesabı yoktur. Rusya’da yapılan insan hakları ihlalleri AİHM’ye de yansımış, Rusya bu konuda ilk sıralarda yer almaktadır. Rusya dün neyse bugün de odur. Sadece devir ve yöneticiler değişmiş, zihniyet ise aynıdır. Korkunç İvan’ın “kahraman”, Deli Petro’nun “dahi”, katil Stalin’in “büyük siyaset adamı” olduğu bir ülkeden ne beklenebilir ki? Ruslar, Türk milliyetçilerini üç tane isimle adlandırmaktadır: bağımsızlıktan söz edenler – bölücü, Türklere yapılan haksızlıkları dile getirenler – aşırı (extremist), Müslümanlarsa – teröristtir. Ayrıca Rusya diasporadaki milliyetçi Türkleri de iftira atma yoluyla susturmaya, sindirmeye çalışmaktadır. Kazan Tatar, Başkurt, Kırım Tatar Türkleri ile ilgili yapılan bilimsel toplantıları da kontrolü altına almak isteyen Rusya, Türkiye Dışişleri Bakanlığına nota vermekten de çekinmemektedir. Rusya’nın kendisi ise, bölge Türklerin tüm etkinliklerini siyasi amaçlarına alet ederek kendi propagandasını yapmaktadır. Ancak tüm zorluklara rağmen milliyetçi Türkler dün olduğu gibi bugün de bağımsızlık mücadelesini sürdürmektedir. Kendini milletine adayan bu insanları ne tutuklama, ne sorgulama, ne takip, ne yargılama, ne sürgün, ne hapis, ne ölüm korkutabilir.

Bir dava uğrunda bir işi başlatmak zor, bu işi sürdürmek, başarıyla geleceğe taşımak daha da zordur. 1945 yılının 3 Mayıs tarihinde, Tophane Askeri Hapishanesinde Hüseyin Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Nejdet Sançarlar başta olmak üzere 10 mahkûmun kutlamasıyla başlayan Türkçülük Günü kutlamaları günümüzde tüm dünya Türklerince kutlanmaktadır. 10 cesur insanın başlattığı Türkçülük Günü, bugün milyonların bayramı olmuştur. Sözlerimi Büyük Önder Atatürk’ün sözleri ile sonlandırmak istiyorum: “ Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca, hürriyet ve bağımsızlığa sembol olmuş bir milletiz. Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, bağımsızlıktan mahrum bir millet, medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye liyakat kazanamaz. Türk milleti yüzyıllardan beri hür ve müstakil yaşamış ve istiklâli yaşamak için şart saymış bir kavmin kahraman evlatlarından ibarettir. Bu millet istiklâlsiz yaşamamış, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.”

Ve paneli düzenleyen Ahdi Vefa Turan Derneği, Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğrenci grubu Asenalar, Buğra Kitabevi, Harun Meral, Ali Bulgurcu, tüm emeği geçenlere ve katılımcılara sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.        

Roza KURBAN


Kaynakça:
♦ Kerimullin, Ebrar, Yazmış, Yazmış… (Kader, Kader…), Kazan 1996.
♦ Kurban, İklil,  Yaşlı Tarihin Yankısı (Bulgar-Tatar Tarihi ve Medeniyeti), İstanbul 1998.
♦ Tahirov, İndus, Beysezlek Baskıçları (Bağımsızlığın Basamakları), Kazan 1994.
Tatarstan Respublikası Konstitutsiyase (Tataristan Cumhuriyeti Anayasası), Kazan 1995.
♦ Togan, Zeki Velidi, Hatıralar, Ankara 1999.
Dipnotlar:
[1] İdegey, Altın Ordu Devleti’nin son dönemleri olan XIV. yüzyılın sonu XV. yüzyılın başlarında yaşanan tarihi olayları konu edinen ve Sovyetler Dönemi’nde yasaklanan bir Tatar Halk Destanı’dır.
[2] Son bilgilere göre referanduma katılım %50–60 civarında olduğu belirtilmiştir.
YAZARIN SON YAZILARI
HAYATIN PROJESİ. - 7 Haziran 2017
GERİ KALMIŞLIK… - 22 Şubat 2017
İLKELİ DURUŞ - 1 Aralık 2016
ZULÜM ve DİRENİŞ - 31 Ekim 2016
MENFAAT… - 20 Eylül 2016
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ