DOĞU TÜRKİSTAN VE İLK SAKİNLERİ

DOĞU TÜRKİSTAN VE İLK SAKİNLERİ

Türk tarihi alanında yapılan neşriyatta umûmî kanâat Türkistan ve bilhassa Doğu Türkistan sahasının ilk ahalisinin Türkler olmadığı ve Türklerin esasen Gök-Türkler devrinden sonra, yani VI. ve bilhassa VII.-VIII. yüzyıldan sonra bölgeye işgalci olarak geldikleri yönündedir. Bu kanâat sâhipleri Türklerin ana yurdunun bugünkü Moğolistan’ın içleri olduğunu, bugünkü Türkistan sahasına çok geç devirlerde intikal ettiklerini ve hatta bölgenin ancak İslâmi­yet’in yayılmasından sonra X-XI. yüzyıllarda Türkleşmeye başladığını öne sürmektedirler[1].

Bu kanâat bir teoriden öteye gitmemektedir ve birçok cihetten ilmî mesnetten mahrûmdur. Bu düşüncenin esasına göre Doğu Türkistan İndo-Germen, Çinli, Hintli, Soglu, Tibetli, Tohar gibi milletlere yurtluk etmiş ve Türkler ancak çok geç devirlerde gelen işgalcilerdir[2]. Bugün Çin işgali altında bulunan bölgenin çok eski devirlerden beri Çin veya şu anda kaybolmuş bir halkın yurdu olduğu fikri Çinliler tarafından bilhassa işlenmektedir[3]. Ayrıca Farslar da bugünkü Türkistan sahasının büyük bölümünü yurt tuttuklarını öne sürmüşlerdir. Firdevsi’nin Şehnâme’sinde İran-Turan mücadelesiyle ilgili anlatılanların tamamen hayal olduğu ve İranlıların kendileri için Hint-Avrupa mitolojisinden birçok şey icat ettikleri ilmî araştırmalar neticesinde tespit edilmiştir[4].

Aynı şey Batılıların ve Rusların bölgede sömürgeci faaliyetlere girdikleri zamanlarda da yapılmış ve bölge Türklerden başka herkesin yurdu olarak tasavvur edilmiştir[5]. Bu yaklaşımların asıl maksadının bölgedeki siyasî emelleri meşrulaştırmak olduğu anlaşılmaktadır. Bu teorileri destekleyecek elle tutulur hiçbir kaynak yokken bölgenin ilk sâkinlerinin Türkler olduğunu gösteren çok sayıda kaynak mevcut iken; anlaşılmaz, karmaşık ve içinden çı­kılmaz bazı arkeolojik ve lengüistik çalışmalarla[6] gerçekler saptırılmaya çalışılmaktadır.

Ana kaynaklara dayanarak erken Doğu Türkistan sahasını ilgilendiren çalışmalar ya­pan J. Deguignes, N. Ya. Biçurin (Iakinf), H. Yule, A. Wylie, J. Marquart, F. Hirt, A. Stein, E. Chavannes, J. J. M. De Groot, H. Lüders, Ts’eng Wen-wo, K. Shiratori, W. M. McGovern, W. Eberhard, A. N. Bernştam, M. Özerdim, L. S. Vasiley, Matsuda Hsiao, A. v. Gabain, W. Samolin, B. Ögel, Yü Ying-shih, B. Watson, E. G. Pulleyblank, H. W. Bailey, A. Onat, A. F. P. Hulsewe-M. A. N. Loewe, Su Bei-hai, Lin Mei-cun, B. A. Litvinskii, L. A. Borovkova, Yu Taishan gibi araştırıcılar birçok meseleyi aydınlığa kavuşturmuşlardır[7]. Ancak Doğu Türkistan ve eski Türklük arasındaki bağ yeterince kurulamamıştır.

Makalemizde bazı yazılı kaynaklara dayanarak Doğu Türkistan’ın ilk sâkinlerinin kim olduğu tespit edilmeye çalışılacaktır. Bize göre Doğu Türkistan, Türklerin ana yurtlarından biri olarak kabûl edilebilir. Bölge Hunlardan başlamak üzere Türklerin hayat sahası hâline gelmiştir. Bilhassa Çin kaynakları bu hususu teyit etmektedir. Makalemiz mukayeseli bir metotla bu fikri destekleyecek tahlillerle bölgedeki ilk sâkinlerin Türkler olduğunu, en eski Çin kaynaklarında esasen Doğu Türkistan’a atfedilen Hsi-yü (“Batı Toprakları”) tâbirinin ilk geçtiği yerleri inceleyerek Hunlardan ödünç alınmış olabileceğini, Doğu Türkistan’ın asıl sâkinleri olarak kabûl edilen bazı milletlerin bölge ile hiçbir alâkalarının olmadığını veya bazılarının bölgeye çok sonraları geldiklerini ortaya koymak maksadı taşımaktadır. Bu hususta literatürdeki çeşitli görüşleri bir araya getirmeye ve nihayetinde kendi görüşümüzü ortaya koymaya çalışacağız. Öncelikle sahadaki arkeoloji ve coğrafya çalışmalarına ana hat- larıyla göz atmak faydalı olacaktır.

Doğu Türkistan’daki Arkeoloji ve Coğrafya Çalışmaları

XIX. yüzyılın sonlarında artık Türkistan seyahatlerini tamamlamış olan Avrupalı coğ­rafyacı ve seyyahların naklettiği rivayet ve hikâyelere göre Doğu Türkistan sahasında Mısır’dakiler kadar eski olan medeniyetlere ait harabeler mevcuttu. Bunun üzerine Doğu Tür­kistan topraklarında bir dizi saha taraması ve arkeolojik kazılar başlatılmış ve birçok Fransız, Alman, Rus, Japon, İsveçli, Finli, ABD’li, İtalyan ve İngiliz araştırmacı Doğu Türkistan’daki kalıntılar üzerinde çalışmaya başlamışlardır. 1920’lerde bölge Çin ve Rusya arasında müca­dele sahası olmuş ve Çinliler buraya yabancıların girişine müsaade etmemişlerdi. İkinci Dünya Savaşından sonra ise kısa bir süreliğine Ruslar bölgede rahat hareket edebilmişlerse de Çin’in iç savaşını sonlandırması ve Doğu Türkistan’ı kesin işgalinin ardından bölge araş­tırmacılara tekrar kapatılmıştır. Sadece 1957 yılında Çek araştırmacı Pavel Poucha bölgeye girebilmiş ve çalışmalarını 1962’de yayınlamıştır. Bu sahada Çinliler ancak 1950’lerden sonra arkeolojik çalışmalara başlamışlardır[8]. En son Victor H Mair tarafından Tarım Havzasında çıkarılan ve M. Ö. 1800’lerden miladî 200’lere kadar tarihlenen mumyalar üzerine güzel bir kitap yayınlanmıştır[9]. Tüm bunlara rağmen Doğu Türkistan’da sistemli bir arkeolojik çalışma yapılamamış, tetkiklerde yetersiz kalınmıştır[10].

Yapılan saha çalışmalarının bölgeyi işgal eden veya işgal emeli besleyen emperyalist milletler tarafından yürütülmüş olması araştırmaların tarafsızlığını ve güvenilirliğini olduk­ça azaltmaktadır. Üstelik Doğu Türkistan sahasında Batılılar tarafından yapılan arkeoloji ve coğrafya çalışmalarının ideoloji merkezli olduğu ve bölgeyi Türklerden başka farklı kavimle- re, topluluklara atfetme çabası taşıdığı görülmektedir. Öyle ki Batılılar keşfedilen arkeolojik malzemeyi tamamen taraflı yorumlamış ve hatta sahtekârlıklara girişmişlerdir[11]. Bugünlerde Tarım Havzasında yapılan kazılarda çıkarılan mumyalar hemen her platformda tartışmasız bir gerçekmiş gibi Hint-Avrupalı olarak sunulmaktadır[12].

Bölgede son otuz yılda yapılan arkeolojik kazılar neticesinde birçok rapor neşredilmiş­tir. Bu kazıları yürüten esasen Çinlilerdir ve Çin Komünist Partisi emri altında çalışmakta­dırlar. Dolayısıyla raporlardan Doğu Türkistan ve Türklük için müspet neticeler beklemek beyhudedir. Ancak tarafsız yorumlara girişenler de vardır. Doğu Türkistan’daki çalışmaları değerlendiren P. İ. Şulga şu neticelere varmıştır[13]:

  1. Tanrı Dağlarında çıkarılan VIII-III. yüzyıllara âit envanter kompleksleri (seramik­ler dışında) Sayan-Altay ve Kazakistan’da çıkarılanlara çok yakındır. Pazırık kurganlarından ve Cungarya’dan çıkarılanlarla yüksek düzeyde benzerlik vardır.
  2. Bölgede Çin’in kuzeyi (Çinli değil- K Y) ve Kansu’dan gelen kültür tesirleri ancak M.Ö. IV-III. yüzyıllardan itibaren görülmektedir.
  3. Ö. III. yüzyılda doğudan batıya doğru göze çarpan herhangi bir göç olmamıştır.
  4. İpek Yolu şekillenene kadar Tanrı Dağları civarı izole bir hâldeydi ve buradaki ölü gömme âdetleri ve seramikler kendine has bir gelişme göstermiştir.

Son yıllarda yapılan kazı çalışmalarının tarafsız bir yorumu Doğu Türkistan sahasının bugünkü Kazakistan ve Sayan-Altay sahası ile aynı kültür dairesi içerinde bulunduğunu gös­termektedir. Şimdi Doğu Türkistan adı için kullanılan tarihî tâbirleri inceleyelim.

Doğu Türkistan İçin Kullanılan Tâbirler

Bugünkü Doğu Türkistan coğrafyası Çin Halk Cumhuriyeti sınırları içinde yer almak­ta ve Çin idârî yapısı içinde “Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi”[14] olarak adlandırılmaktadır.

Yazılı kaynaklardaki Türkistan kelimesi ilk kez Turkastanak şeklinde eski Yunanlıların İskitya kelimesine karşılık olarak VIII. yüzyılda yaşamış olan Ermeni tarihçisi Musa Horenki (Moses Xorenac’i) tarafından kullanılmış ve batıda İdil, doğuda İmaos yani Tanrı Dağlarının doğu tarafları, güneyde Maverâünnehir mukabili olan Sogd ile Arik yani Horasan arasındaki topraklara atfedilmiştir[15]. Daha evvel VI. yüzyılda Yunan kaynaklarında, Orta Asya için Türk adına bitişen Yunanca -hia- ekiyle “Turkhia” denilmişti[16]. Avesta’da da Turan ve Tür­kistan kelimesi geçmekte ve Tanrı Dağlarının doğusundan İdil Irmağı, Seyhun ve Ceyhun, Horasan arasında kalan topraklar kastedilmektedir[17].

Çarlık Rusya’sı 1716 yılından itibaren Batı Türkistan’da malum istila siyaseti izlemeye başlamış; Çin ise 1755-1765 yılları arasında Doğu Türkistan’ı işgal etmiş ve buraya 18 Kasım 1884’de Xin-jiang (Hsin-chiang)[18] adını vermiştir. Batılılar da bu adı kullanmışlar ancak ba­zen de Doğu Türkistan demişlerdir[19]. Aşağıda açıklayacağımız gibi Çinliler tarihte Doğu Türkistan’a “Doğu Türkistan veya Batı ülkeleri” anlamına gelen Hsi-yü[20] diyorlardı. İngiliz tarihçiler XIX. yüzyılın başlarına kadar Batı Türkistan için Büyük Buhâra, Doğu Türkistan için Küçük Buhâra adını kullanıyorlardı. Fakat XIX. yüzyıldan sonra Batı Türkistan’ı Türkis­tan adıyla anmaya başlamışlardır. Batı Avrupa ve Rus tarihçileri ise Batı Türkistan tâbirini pek kullanmamışlardır. Rus edebiyatında Doğu Türkistan terimine XIX. yüzyıldan itibaren rastlanmaktadır. Ancak bu daha çok tarih, coğrafya ve etnografya terimi olarak kalmıştır. Ruslar işgal ettikleri Türkistan topraklarındaki vilayetlerini Türkistan Genel Valiliği adlı idarî bir birim altında resmen 11 Temmuz 1867’den itibaren toplamışlardır. Doğu Türkistan­lı aydınlar ise XX. yüzyılın başlarında Batı Türkistan’daki bu gelişmeler doğrultusunda Doğu Türkistan terimini kullanmaya başlamışlardır[21]. Sovyetler Birliği ise emperyalist maksatlarla Batı Türkistan tâbirini kullanmadığı hâlde Doğu Türkistan terimini kullanmış ve buna karşı­lık Batı Türkistan yerine Orta Asya demiştir[22]. İkinci Dünya Savaşından sonra Batı Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde Türkistan terimi yerine “Orta Asya veya Merkezî Asya” (Central Asia; CpegHaa A3hh) terimleri kullanılmaya başlanmış[23] buna karşılık Çin’e yöne­len siyasî maksatlarla Doğu Türkistan tâbiri söylenmeye devam edilmiştir. Bunun yanında coğrafî ve iktisadî gerekçelerle kullanıldığı anlaşılan İç Asya (Inner Asia) terimi[24] çok özel bir terimdir ve Doğu Türkistan’ı ifade etmemektedir.

Doğu Türkistan tarih boyunca türlü güçlerin hâkimiyet mücadelesine konu olmuş ve bu yüzden çeşitli milletler Doğu Türkistan’ın asıl ahalisi ve sonra gelenler işgalci gibi gösterilmeye çalışılmıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ