DOĞU ANADOLU’NUN OSMANLI HAKİMİYETİNE GİRİŞİ

DOĞU ANADOLU’NUN OSMANLI HAKİMİYETİNE GİRİŞİ

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin, tarihi boyunca coğrafi açıdan konumu, Anadolu’ya giriş bölgesi olması, sahip olduğu fizikî imkanlar sebebiyle bu coğrafyada kurulmuş siyasi teşekküller için sahip olunmak istenen önemli bir bölge niteliği taşımaktadır. Batıya ve doğuya açılan ticari yolların bu bölgeden geçmesi,[1] Fırat nehri ve diğer su imkanlarının varlığı, yüksek yaylalara ve siyasi hakimiyet açısından önemli olan dağlık geçit noktalarına sahip olması dikkat çekici diğer özellikleridir. Yüzyıllar boyunca devletler arası mücadele sahası olan bu bölgede, Selçuklu hakimiyetinin sona ermesi ile İlhanlı dönemi başlamış, bu aynı zamanda Doğu Anadolu’ya Türkmen yerleşmesinin pekiştiği bir dönem olmuştur. XIV. yüzyıl başlarında Anadolu’nun batı ve iç bölgelerinde küçük beylikler ortaya çıkarken, sadece Doğu Anadolu’da bir süre daha Moğol yönetimi devam etmiş, daha sonra Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmenleri bölgede hakim duruma gelmiştir. Anadolu ve Rumeli’de zaman içinde genişleyerek cihanşümul bir devlet haline gelecek olan Osmanlı Devleti, bu yüzyılın sonlarında bölgeyi nüfuzuna almaya çalışmış, XV. yüzyılda Osmanlı-Memlûklu-Akkoyunlu mücadele sahası olan bölge, XVI. yüzyıl başlarında kesin olarak Osmanlı hakimiyetine geçmiştir.

Türklerin Anadolu’ya ilgisi ve özellikle Doğu Anadolu’da yurt tutma çabalarını, M.Ö. VII. yüzyıla kadar uzatmak mümkündür. Bu yüzyılda Doğu Anadolu, Saka Türkleri ile Persler arasında mücadele sahası olmuştur. Asya Hunlarının 395’de Anadolu seferi ve Karasu-Fırat vadisi boyunca Malatya ve Çukurova’ya kadar inmeleri ve Urfa, Antakya, Sur şehirlerini muhasara etmeleri, 466’da Ağaçeri Türklerinin Azerbaycan ve Doğu Anadolu’ya yerleşmeleri, Abbasiler devrinde Tarsus, Malatya, Ahlat, Diyarbakır, Silvan, Erzurum gibi serhat şehirlerine Türk birliklerinin yerleştirilmesi bu ilgiyi göstermektedir.[2] Anadolu’nun Türkler tarafından ilk fethedilen yeri olan Doğu Anadolu’da kalıcı Türk yerleşmesi, XI. yüzyılın başlarından itibaren göçlerle gelen Türklerin Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yurt tutmaları ile gerçekleşmiş, Sultan Alparslan’ın Malazgirt Zaferi siyasi durumu tamamen Türklerin lehine çevirmiştir. Nitekim Marko Polo XII. yüzyıl İç ve Doğu Anadolusu’ndan, “Türkomania” yani Türkmen ülkesi olarak bahsetmektedir.[3]

A. XIV-XV. Yüzyıllarda Doğu Anadolu

Doğu Anadolu Bölgesi, Hülagu Han’dan itibaren başlıca iki askeri eyalete ayrılmıştı. Bunlardan birisi merkezi Musul olan ve Musul, Mardin, Diyarbekir yörelerini içine alan Diyarbekir eyaleti, diğeri ise merkezi Ahlat olan Van eyaleti idi. Diyarbekir ve Van eyaletlerini uzun süre Moğol valiler idare etmiş, bölgenin Sutaylıların hakimiyetine geçmesi ile birlikte müstakilen idare edilmeye başlanmıştır. Diyarbekir valisi olan Sutay’ın 1332’de ölümünden sonra, Uyrat beylerinden Ali Padişah ile, Sutay’ın üç oğlu, Diyarbekir eyaleti ve Ahlat bölgesine hakim olmaya devam etmişlerdir.[4]

Sutaylıların hakimiyeti Musul’dan Erzurum’a kadar uzanıyordu. Sutaylıların arasında başlayan şiddetli iç mücadelede, Sutay’ın oğlu Hacı-Tugay Musul, Ahlat, Van Gölü çevresi ve Erzurum taraflarını, yeğeni İbrahim Şah da Diyarbekir bölgesini elinde tutuyordu. Bu mücadelede Karakoyunlular Hacı Tugay, Akkoyunlular ise İbrahim Şah taraftarıydı. Nitekim kısa zaman sonra Hacı Tugay’ın hakimiyet sahasında Karakoyunlu, İbrahim Şah’a ait bölgede ise Akkoyunlu Türkmenlerini görmekteyiz. 1350’de İbrahim Şah’ın ölümünden sonra Sutaylıların Doğu Anadolu hakimiyeti zayıflamış, dolayısıyla bölgedeki Moğol hakimiyeti de giderek sona ermiştir. Hacı-Tugay’ın oğlu Pir Muhammed’in Mardin’de maiyetindeki ileri gelen Türkmen beylerinden Hüseyin Bey tarafından öldürülmesi ile emirlik bu Türkmen beyine geçmiştir. Bu hadiseden sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun siyasi hakimi Türkmenler olmuştur.[5]

Timur’un egemenlik yıllarında Doğu Anadolu’da, Erzurum, Erzincan, Sivas ve Dersim dolaylarında Karakoyunlu, Sa’dlu, Duharlu, Karamanlu, Çakırlu, Baharlu, Ağaçeri, Döğer gibi Türkmen topluluklarına dayanan Karakoyunlular, Diyarbekir bölgesinde ise Bayındır boyundan inen Akkoyunlular yerleşmişlerdir. Birbirleriyle mücadele halinde olan bu iki devlet, Doğu Anadolu’nun Türkleşmesinde önemli rol oynamışlardır. Aynı zamanda bu devletler, bölgedeki nüfusun bir kısmını İran’a göçürmek suretiyle Doğu Anadolu’daki Türk nüfusunun zayıflamasının da müsebbibi olmuşlardır.[6] Bölgedeki diğer siyasi oluşumların başında, 1379 yılından beri Erzincan, Erzurum, Kemah, Bayburt, Tercan, Şebinkarahisar, İspir beldelerinde bağımsız bir emir olan Mutahharten geliyordu. 1386’dan itibaren Timur’la bağlantı kuran Mutahharten, Timur’un Doğu Anadolu’daki faaliyetleri sırasında bağlılığını bildirmiş, diğer taraftan da bölgenin güçlü hükümdarlarından Sivas- Kayseri’de hüküm süren Kadı Burhaneddin ile mücadele etmiştir.[7] Yıldırım Bayezid, bütün Kadı Burhaneddin memleketlerine yani Orta Anadolu’ya sahip olduktan sonra, Sultan Berkuk’un ölümünü müteakip 1399 yılında Fırat boylarında Memlûkluların nüfuz sahasına inerek, Malatya Elbistan, Darende, Divriği ve Behisni’yi ele geçirmiş, Orta Fırat bölgesini Osmanlı topraklarına katmıştır.[8] Bu hakimiyet uzun süreli olmasa da, Osmanlı hududu bir taraftan Orta Fırat nehrine dayanmış oluyordu. Nitekim Fırat Nehri sahilleri, Osmanlı öncesinde de siyasi teşekküller arasında hudut durumunda olmuş, buraları alamayan kendisini Asya’nın sahibi addetmemiştir.[9]

Fırat sahillerinin gelişmiş şehirlerinden birisi olan Malatya, Osmanlı hakimiyetine geçmeden önce Emir Çoban’ın naipliğini yapan Cemaleddin Hızır’ın idaresinde idi.[10] 1315’ten itibaren Seyfeddin Tingiz kumandasındaki Memlûklu ordusu tarafından tahrip edilmiş,[11] fakat ordunun çekilmesi üzerine Emir Çoban tekrar Malatya’da hakimiyetini kurmuştur. Kısa bir süre Eretnalı hakimiyetine girmiş olan Malatya, onların 1338’de Memlûklu yönetimini tanımasıyla Mısır’a bağlanmıştır.[12] Bu tarihten itibaren Malatya, Darende, Behisni vs. yerler Elbistan-Maraş bölgesinde beylik kurmuş olan Dulkadırlılar, Memlûklular ve Osmanlılar arasında mücadele sahası olmuştur. Malatya yöresi, Osmanlı hakimiyetine girinceye kadar Memlûklu valileri veya Memlûklu güdümündeki Dulkadır beyleri tarafından idare edilmiştir.[13]

XIV. yüzyılın sonlarına doğru Karakoyunlu Bayram Hoca zamanında Erzurum, Avnik, Hasankalesi, Erciş’i içine alan Van bölgesi, Karakoyunlu hakimiyet sahası içine dahil olmuştur. 1386’da Batı İran’ı zapteden Timur, Karakoyunlular üzerine yürüyerek Ahlat, Adilcevaz ve Van kalesini almıştır. Bölgenin mahalli beyleri değişik zamanlarda Timur’a veya Karakoyunlulara tabi olmuşlardır. Van yöresi 1507’de Safeviler tarafından İzzeddin hanedanının elinden alınıncaya kadar, aynı hanedanlığın yönetiminde Akkoyunlulara tabi kalmıştır.[14] Doğu Anadolu’nun siyasi ve kültürel hayatında belirleyici bir rolü olan Divriği, Akkoyunluların önemli bir merkeziydi. Kemah, Arabgir ve Çemişgezek’le birlikte dağılışına kadar bu devletin tarihinde özel bir konuma sahip olmuştur. Kara Yülük Osman’ın elinde olan Divriği kalesi, daha sonra Memlûklu yönetimine geçmiştir.[15]

Osmanlı Devleti’nin doğuya yönelme politikası ile birlikte Anadolu’da Türk siyasi birliğini sağlama yolunda attığı adımlar Osmanlıyı Timur tehlikesi ile karşı karşıya getirmiştir. Osmanlı yönetiminin Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da aldığı yerlerde yerleşmesine fırsat vermek istemeyen Timur, 1400 yılında Anadolu’ya girerek önce Sivas’ı yerle bir etmiş, Elbistan’ı işgal ettikten sonra Malatya’yı teslim almış, Kâhta’ya kadar uzanan bölgeyi yağmalamıştır.[16] Buraların yönetimini kendisine tabiyetini sunmuş olan Akkoyunlu Kara Yülük Osman Bey’e vermiştir.[17] Timur, Birecik’i itaati altına aldıktan sonra Urfa üzerinden Mardin’e gelmiş, Hısn-ı Keyfa, Erzen ve öteki bölge hakimleri yanına gelerek bağlılıklarını bildirmişlerdir. Timur, diğerlerine göre daha güçlü durumda olan ve bağlılık bildirmeyen, Memlûklularla dostluk ilişkisi içerisinde olan Mardin hakimi Mecdeddin İsa üzerine yürümüş, Mardin kalesini alamamışsa da şehri tamamiyle tahrip ettirerek çekilmiştir. Bu sefer sonucu Halep sınırına kadar olan yerler Timur’un yönetimi altına girmiştir.[18] Timur, Ankara savaşı öncesinde tekrarladığı Rum seferinde ise Kemah kalesini almış, muhafazasını Erzincan valisi Mutahharten’e vermiştir.[19]

B. XV. Yüzyılda Doğu ve Güneydoğu Anadolu Üzerinde Akkoyunlu-Karakoyunlu Mücadelesi

Timur Karabağ’daki kışlağına döndükten sonra, İstanbul’a kadar bütün Diyar-ı Rum, Mısır’a kadar Suriye, bütün Azerbaycan ve İran’ı, torunu Miranşah oğlu Ömer Mirza’ya vermişti. Bitlis hakimi, Kürdistan hakimi gibi mahalli beyler de Fars’ı, Irak-ı Arab’ı elinde tutan Mirza’ya tabi olmuşlardır.[20] Yazın Aladağ’da, kışın Diyarbekir ve Fırat kıyılarında yaşamakta olan Karakoyunlu Yusuf Bey, 1408’de Irak-ı Arab ve Diyarbekir’e tasarruf eden Miranşah’ın büyük oğlu Mirza Ebubekir komutasındaki Çağatay ordusunu Serd-rud savaşı ile yenilgiye uğratmıştır. Bölge tarihi açısından önem taşıyan bu gelişme ile Timur’un kurmuş olduğu büyük imparatorluğun önemli bir parçası kesin bir şekilde elden çıkmış, bunun üzerine Karakoyunlu Devleti kurulmuştur. Timur, Irak ve Suriye seferinde öncü olarak kullandığı Akkoyunlu Kara Osman Bey’in hizmetlerine karşılık, Amid ve Diyarbekir havalisini ona ikta olarak vermişti. 1400’lerden itibaren Timurlular himayesinde otuz yıldan fazla beylik ederek, Memlûkluların ve Karakoyunluların sıkıştırmalarına rağmen, Diyarbekir ve Erzincan yöresinde tutunabilmişti. Karakoyunlu Devleti’nin varlığı Yakın-Şark’ın iki mühim kuvveti olan Osmanlı ve Memlûk Devletlerine Şahruh’un doğrudan doğruya baskıda bulunamamasını sağlamış, bu durumdan istifade eden Osmanlı Devleti ise Şahruh’un babası Timur’un dirilttiği Anadolu beyliklerinden bazılarını ortadan kaldırabilmişti.[21]

Karakoyunlu Yusuf Bey’in Doğu Anadolu’daki faaliyetlerinden birisi, 1409’da Muş sahasına geldiği sırada Mardin hükümdarı Artuklu Emir Salih’in, Akkoyunlu Kara Yülük Osman’ın Mardin üzerine yürüdüğünü haber vermesi üzerine, Bitlis hakimi Şemseddin ile Emir Sehend ve diğer bazı Kürt emirlerini maiyetine alarak Amid dolaylarına gelmesi ve Kara Yülük’ü bozguna uğratmasıdır. Mardin’e gelerek beğlerden Ali’yi vali tayin edip, Emir Salih’e ise Musul’u vermiştir. Yusuf Bey, 1410’da Erzincan hakimi Mutahharten’in torunu Şeyh Hasan’dan şikayet edilmesi üzerine, Erzincan’ı muhasara etmiş, teslim olan Şeyh Hasan’a Erzurum civarındaki kalelerden birisini verip, Erzincan’a adamlarından Pir Ömer’i vali tayin etmiştir.[22] 1412’de Muş sahrasında oğlu Budak’ın padişahlık ilanı münasebetiyle toy düzenletmiş, oradan Bitlis’e ve Mardin’e geçmiş, buranın muhafızlığını Kara Bahadır’a verdikten sonra Amid üzerine yürümüştür. Çermik kalesini alarak buradan Ergani üzerine yürüyen Karakoyunlu beyi, burada karşısına çıkan Yülük Osman’ı yenilgiye uğratmış şehri yağmaladıktan sonra Muş yoluyla payitahtı Tebriz’e dönmüştür.[23]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ