DENİZLERDEKİ OSMANLI

Nazan Sezgin

Yazarın şu ana kadar yazılmış 27 makalesi bulunuyor.

Nazan_Sezgin-011

Bu aralar bir “Karayip Korsanları” muhabbetidir gidiyor. Korsan atmaca Cek’in maceraları, sinemada, TV da seri filimler halinde, tam hollywood Palavrası.. Bunlardan birine benimde gözüm takıldı ve seyrede kaldım. Seyrederken de bizim Cezayirlileri hatırladım. Atmacanın çağdaşı Cezayirli Gazi Hasan Paşa’yı, hani Çeşme kalesi önünde heykeli olan, aslanını yanından ayırmayan ünlü denizcimiz. 1795 te Cezayir beylerbeyi iken ABD ni yılda 12.000 altın vergiye bağlayan, anlaşmayı da Türkçe yazdırtan kaptan (basından, Yeni Mesaj, 26 Ağustos, 2006) ve ondan öncekileri. Gerilere giderek Mezzamorte Hüseyin Paşa, Korsan kaptanlarımızın en büyüğü Hızır Reis yada Barbarossa, Selman, Seydi Ali, Turgut, Kurdoğlu Muslihiddin reisler, alim kaptanımız Piri Reis, onu yetiştiren amcası ünlü korsan Kemal reis, Burak reis,, Gazi Umur bey, Karesili usta denizciler ve onların komutanları, Dursun ve Yahşi beyler, Menteşeli, Saruhanlı, Sinoplu denizciler, İshak bey  ve her nedense Çeşme limanından büstü kaldırılan Çaka bey. Adı Ege olmadan önce Adalar Denizinde ilk Türk donanmasını kuran Çaka Bey veya Emir Çakan.

Cezayirli-Gazi-Hasan-Paşa[1]

Cezayirli Gazi Hasan Paşa

On yıl kadar önce ABD’den Meluncanlar adlı bir gurubun temsilcileri çıkagelmiş ve  atalarının Çeşmeden giden Türk denizcileri olduklarını iddia etmişlerdi. Başı çeken Purof. Birent Kenedi de elhak Batı Anadolu’nun karayağız köylülerini benziyordu. Basını hayli meşgul eden bu konu tarihi gerçeklere hiç te aykırı değildi. Batı Anadolulu leventler 16.yy. sonlarına doğru İspanyollara esir düşmüş daha sonra I. Elizabetin kaptanlarından Firensis Direyk tarafından kurtarılmış ve galiba Luizyana kıyılarına çıkartılmışlardı.. Fakat orada kalmayıp Appalaş dağlarına çekilmiş ve kızılderili kızlarıyla evlenmişler, kendilerine mahsus, kötü hırıstiyanlar olarak adlandırılan ve  ABD ile  pek uyumlu olmayan bir etnik yapı oluşturmuşlardı. Gelenler onların torunları olduklarını  ve sayılarının dört milyonu bulduğunu söylüyorlardı. Abraham Linkoln, güzeller güzeli sinema yıldızı Ava Gardner, unutulmaz şarkıcı Elvis Pirestley de meluncandı (Batı Anadoluda ona benzer çok yörük delikanlısı vardır). Aa! demek ki bizim denizciler Amerikaya da gitmişler. Sadece Amerika mı? Kamuran İnan bir konuşmasında İzlandada kendisine Türk güllelerinin gösterildiğini  söylemişti.

Ya Hint denizleri? 2004 yılı sonunda Tusunami felaketi olmasaydı Endonezyada ki Sumatra adasının kuzeyinde Açe adlı bir yerin varlığından ve 16.yy. de burada Osmanlı’ya biat eden bir sultanlık olduğundan haberimiz bile olmayacaktı. TV’de dev dalgaların devirdiği Osmanlı Balballarını hayretle izledik ama bunlara neden “şahide” denildiğini acaba kaçımız idrak edebildik?

Çaka Bey

Çaka Bey

Baharat ticaretiyle zenginleşen Açe Sultanlığı başına musallat olan Portekize karşı Kanuniden ve  2. Selimden yardım istemişti. Osmanlı da top döküm ustaları da dahil her türlü teknik yardımı ve leventlerini de göndermişti (Yılmaz Öztuna, Türk Dünyası Tarih Dergisi,1987). Mezar taşlarını yapan taş sanatkarlarımızın da yardım heyetine dahil olduğunu şahidelerimiz ispatladı (kimin umurunda?). AÇE 1903 e kadar siyasi varlığını her türlü işgale karşı sürdürmüştü. Sultan Abdülhamit Han’ın oralara ajanlar gönderdiği biliniyor, biz gönderince ayıp olur el gönderince ne akıllı!

Osmanlı Mısırı kölemenlerden yeni aldığında daha önce Cidde’yi Portekiz’e karşı savunan Selman Reis sadrazam İbrahim paşaya gönderdiği raporda “Portakal-ı bidin Hint Okyanusunda cümbüş etmekte, donanma Cidde’de yatmamalı“ demektedir, 16.yy.ın sevimli Türkçesiyle. Yani Portekiz’i dinsiz olarak tarif etmekte ve gemi dülgerliği ve korsanlıktan yetişme Midillili bu Türk denizciyi Portekiz de anlaşılan çok iyi tanımaktadır. Portekiz arşivinde iki yıl araştırma yapan tarihçimiz Prof. Salih Özbaran  onun adına sıklıkla rastladığını “Yemenden Basra’ya Sınırılarda ki Osmanlı” kitabında yazmaktadır. Ne yazıkki daha önce kölemenlerin hizmetinde olan bu yaman reis kıskançlık sonucu öldürülmüş. Portekiz Batı Hindistanda Goa yı üs edinmişti, etraftaki müslüman emirlikleri taciz etmekte hatta kutsal toprakları tehdit etmekteydi. 1498 de Kalküta’ya gelen Vasko dö Gama’nın tayfalarına sizi buraya hangi şeytan attı diyen Tunuslulara Portekizlilerin verdiği cevap buraya baharatı ve Hıristiyanları bulmak için geldik olmuş. Doğru Baharat yolunu epey taciz edip para kazandılar…

Umur Bey

Umur Bey

Hint Okyanusunda Portekiz’in, Akdeniz’de Venedik’in, İspanyanın, Karadeniz’de Ceneviz’in,  korkulu rüyası Osmanlı denizcileri bu kadar uzaklara acaba nasıl gitti? neyle gitti? kırık dökük Osmanlıcamla bir fotoğraftan bir şahidenin üzerindeki yazıları sökmeye uğraşırken   taşın tersaneyi amire mimarlarından birine ait olduğunu öğrendim. Nasıl ki Tophaneyi Amire ve Darphaneyi Amire varsa bir de devlet tersanesi vardı ve orada mimar da çalışmaktaydı. Tersaneyi Amire’nin 1455 te Haliç te kurulduğunu hatırlatalım. Osmanlılar  Donanma geleneğini kendilerinden önceki denizci Türk Beyliklerinden devraldılar, bilhassa usta Karesi (Kara Ese bey) denizcilerinden. Beylikler Döneminde Batı Anadolu’da ki beyliklerin donanmaları vardı ve Adalar Denizinde haçlılarla savaşlar hiç eksik olmuyordu. Sakız, Rodos, Midilli, İzmir Hristiyanlarla Türkler arasında bir alınıp bir verilmekteydi. Menteşeli ve Aydınlı korsanlar Girit’i basmıştı. 14.yy.ın ünlü denizcisi İzmir Emiri Aydınoğlu Umur bey komşu beyliklerle birlikte Attika sahillerine, Teselya’ya hatta Atina’ya kadar  seferler yapmış ve Mora despotlarını haraca bağlamıştı. Bizans İmp.nun yardım istemesi üzerine de Eflak’a (Romanya) kadar gitmiş, Saruhanlu ile birlikte Cenevizlilerle savaşmıştı. Sinoplu denizcilerde  Ceneviz’in Kırım daki Kefe kolonisine saldırmıştı. Daha pek çok örnek verebilirsek te tarih bilmeyen AB perestleri nasıl olsa ikna edemeyiz. Kefere bunları yani tarihini hiç unutur da seni AB’ne alarmı?

Gazi Umur bey ne yazık ki Aşağı İzmir’i yani gavur İzmir’i geri almak üzere kuşattığında şehit düşmüştü.

Osmanlıların deniz üssünün  Yıldırım Bayezid’in emriyle Gelibolu’da Saruca bey tarafından kurulduğu bilinir, Batı Anadolu Türk  Beyliklerinin katılmasıyla deniz kuvvetleri güçlenir, Samsun ve Sinoplu  denizcilerin gelişi bu gücü daha da arttırır. Araya Timur fırtınası girerse de o da İzmir’in liman kalesini diğer adıyla gavur İzmir’i şövalyelerden alır. Timur’dan sonra Türk denizciliği yeniden toparlanır, korsanlarımız Malta’yı yağmalar, hatta Lizbon halicine girdikleri rivayet edilir. Kimse korsanlıktan utanmasın devrin kanunu böyledir, aynı yüzyıl içinde Venedikliler de Antalya ve İzmir’e saldıracaktır. Ve bugün “yüksek Sosyete” geçinen Monako Prensliğinin Korsan Grimaldilerle ilgisi vardır. Şimdi onlar Grimaldi Lines

Preveze Zaferi

KORSAN KIZILSAKAL

Yani Barbaros, namı diğer Hızır Hayreddin Reis korsan kaptanlarımızın en meşhuru, Yenice Vardar’lı bir sipahinin oğullarından biriydi, Midillide doğmuştu. Karındaşı Oruçla beraber deniz ticareti yaparken ağası Rodos şövalyelerine esir düştü. Bir fırsatını bulup kaçtı, Şehzade Korkutun yardımıyla korsanlığa başladı. Şehzade Korkut taht mücadelesini kaybedince iki kardeş Tunus beyine gidip ganimetin beşte biri karşılığında üs istediler. İstekleri kabul edildi. Kısa zamanda yoksul Arapların ve ulemanın sevgisini kazandılar ve Oruç Reis İspanyol tacizlerinden bıkan Cezayir şehri tarafından davet edildi. Bir süre sonra Tunus beyi ve Oruç reisi davet eden Cezayir beyinin oğlu kardeşlerin arkasından entrika çevirdi, hatta İspanyollarla bile ittifak ettiler. Oruç Reis şehit düştü. Hızır Reis Cezayir şehrini terk ederek Cidele çekildiyse de bir kaç yıl sonra geri döndü. Bu arada halkın ve ulemanın rızasıyla Yavuz Sultan adına Hutbe okutup, para kestirdiğini yazmayı da unutmayalım. Yavuz da ona Cezayir Beylerbeyi unvanını vermişti. Bu esnada Kutsal İttifak’ın donanmalarıyla devamlı cenk halindeydi. Kanuni ondan gazalarını yazmasını isteyince emrindeki kaptanlardan Seyid Muradi “Gazavatı Hayreddin Reis”’i kaleme aldı. Bu gazavat (başka gazavatların varlığı da biliniyor) Ertuğrul Düzdağ tarafından biraz sadeleştirilerek Tercüman 1001 temel eser serisinden yıllar önce Barbaros Hayreddin Paşa’nın hatıraları olarak yayınlanmıştır. Sahaflardan bulunabilir. Naif, içten ve yalın  bir dille yazılmış, 16.yy. Türkçesi örneği olarak okunması gerekli bir kitaptır. Anlattıklarından Barbaros’un Araplara karşı daima teyakkuz halinde olduğunu tahmin ediyoruz .Ona göre Arap mantığı “Her kim ki eşek, biz semer“ sözüyle ifade edilmektedir. Din kardeşlerimizi “iyi” tanırız. Kanuni Barbaros’a kaptanı Deryalık vermiş, o da buna layık olduğunu Preveze deniz zaferiyle kanıtlamıştır. Tarihi bilgilere göre kutsal ittifak 600 parçalık irili ufaklı gemiyle saldırıya geçmiş fakat arkadan gelen rüzgar kesilince dev kalyonlar hareketsiz kalmış ve Barbaros’un çevik kadırgalarına av olmuş. Barbaros 1538 de İstanbul’da vefat eder. Beşiktaş’taki külliyesine gömülür. Bugün külliyeden türbe ve bir de cami kalmıştır. Varlığı bilinen medrese ve diğer yapıların başına acaba ne gelmiştir? belli ki “yol” gelmiştir. Vur kazmayı! Osmanlının kadir bilmez torunlarına zaten başka ne yakışır ki? Geçenlerde Deniz Kuvvetleri Preveze zaferini kutladı. Beşiktaş’taki heykele Barbaros’un yeşil renkli ve Mührüsüleymanlı sancağı çekildi (basından, Yeni Çağ, 28 Eylül 2006). Bu mührüsüleymanlı bayrağı  bazı cahiller de gördüyse eğer eline hemen pertavsızını alır, Hızır Reis’imizin yedi ceddini Yahudi yapar maazallah! En son Selçuklu hanedanını irtibatlandırmıştı bir sözde profesör.

Birileri çıksa da Barbaros’un hayatını senaryolaştırsa, bir de millici rejisörde bulunsa. Artık Atilla İlhan’da yok ki senaryo yazsın. Ama galiba biri var. Amat romanının yazarı felsefeci akademisyen İ. Oktay Anar. Engin tarih ve denizcilik bilgisiyle o bu işin üstesinden gelebilir. İnşallah!

tersane-i-amire-1853

XIX.yy Ortalarında Tersâne-i Âmire

TERSANEYİ AMİRE

Tersanayi amire’nin Fatih tarafından Haliçte kurulduğunu yazmıştık. 2001’den beri bu tersanenin günümüzdeki kalıntılarını ÖYK satmak için uğraşıyor, namuslu mahkemeler buna karşı çıkıyor. Şimdi de galiba Beyoğlu Belediyesi’ne devredilecekmiş (Basından, Cumhuriyet, Tersanelerde Hüzün, Denizci yazar, Oktay Sönmez), babalar gibi  satacaklar(1). Neyse hiç olmazsa Lengerhane Koç tarafından müzeye çevrildi yıllar önce. Osmanlı   tersanelerinden ufak bir iz. Osmanlı tersaneleri dedik, çünkü İstanbul dışında ki imparatorluk coğrafyasında da tersaneler mevcut, Gelibolu, Sinop, İzmit, Süveyş, Birecik, Basra, Rusçuk, Samsun, Kefken v.b. Tersane Arapça bir kelime, Batı dillerine darsena ve Arsenal olarak geçmiş, Amiral de Arapçadan. Tersaneyi Amire devlet tersanesi anlamında ve donanmaya gemi inşa etmekle yükümlü. Donanma da yelkenli ve kürekli olmak üzere iki çeşit gemi var ve bunların irili ufaklı, toplu, opsuz bir çok çeşidi. Kimi Türkçe adlı, kimi akdeniz dillerinden Türkçeleşmiş. Gemici diliyle ilgili sözlükler çoktan Türkiye’de basılmış. Donanmanın sığ sularda sefer edeni ince veya hafif, açık denizlerde gezeni ağır olarak nitelenmiş. Kürekli olanlar uçurma, şayka, varna beş çiftesi, Karamürsel, at kayığı, kancabaş, kırlangıç, firkate,, bunların büyükleri de kalite, perkende, kadırga, baştarda olarak adlandırılıyor, tabi bunların yelkenleri de var. Yelkenliler, ateş gemis, uskuna,, barça, kalyonv.s. Kalyonlar ilk defa  2. Bayezid zamanında göke adıyla inşa edilmiş. Son yıllarda Türk denizcilik tarihi üzerinde ki yayınlarıyla dikkati çeken Pur. İdris Bostan 17.yy.da Tersaneyi Amire adlı kitabında (TTK yayınıdır, meraklısı için) donanmanın nasıl bir sanayi olduğunu sayfalar dolusu anlatmaktadır. Bu donanmanın askerleri kimmiş? Tımarlı sipahiler, kapıkulları ve hepsinden önemlisi deniz piyadesi leventler. Leventler Batı ve Güneybatı Anadolu’dan seçilmiş,, Çanakkale civarından seçilenlere Kazdağlı denmiş. Kürekçiler çok çeşitli yerlerden, Vergi karşılığı kürekçilik yapanlar, ki bunların arasında bozacı ve meyhaneciler, gayrimüslimlerde var, kendi isteğiyle kürek çekenler ki bunlara hodgirifte kürekçiler denmiş, mücrimler, esirler, v.s. Alatçılar var, yelken halatlarını ve yelkenleri kullananlar. Çok zengin bir meslek erbabı gözlenmekte, mimarlar dahil. Malzemelere ve yiyeceklere gelince bunlarda İmparatorluğun çeşitli bölgelerinden temin ediliyor ve hiçbiri ithal edilmiyor ve bazen de bu üretim dışarıya satılıyor. Hani yağma ekonomisi idi?. Bunu da sosyolog Niyazi Berkes uydurdu, kibarca “cihat Ekonomisi” dediydi, bizim Marksist entellerde bu yakıştırmaya pek bayılmıştı.. İyi ki İnalcıklar, Barkanlar, Bostanlar çıktı da gerçekleri öğrendik. Malzemelerden bir kaç örnek verelim: Kereste İzmit ve Çanakkale civarından, halat ve yelken bezi için kendir Canik yani Samsundan, üstüpü Ohri, şile, Zift Midilli, Avlonya, Balmumu Aydın, Reçine adalardan, Kürekler İznik, Karasu gürgen ormanlarından, Gemi direkleri Boyabat’tan (pek yakında Boyabat’ın gemi direği ormanları korunmaya alındı) Askerin Aba, kebe gibi  giyim ihtiyacı Filibe, Balıkesir ve Dırama’dan, Peksimeti Bodrum, İstanbul, Mora Yenişehir ve Selanik’ten. Bostan 17.yy.da Tersaneyi Amire’nin tek rakibinin Venedik olduğunu yazmakta.

Kuşatılmışlığın Haritası

TÜRKLER DENİZDEN KORKARMI?.

Bazı tarihçilerimiz Türklerin denizlere geç açıldığından dem vuruyor. Bence bu konuyu iyice irdelemeden hüküm vermeleri pek bilimsel değil. Osmanlı kumaşları uzmanı Serdar Gülgün ne kadar haklı, bizde gerçekten de mukayeseli tarih anlayışı yok. Naçizane bir mukayese yapalım, Bahri Hazar baraj gölü müymüş? Moğolların önünden kaçan Hazar’ın ve Aral’ın usta denizcileri Tekelü aşiretlerini Selçuklu Antalya’ya mı yerleştirmiş? Kastamonu uçbeyi Emir Çoban Kırımdaki Rus-Kıpçak ittifakı üzerine kayıkla mı gitmiş? Birazcık tarih  okuyanlar Haçlıların denizden Kudüs’e gitmek için Venediklilerle pazarlık ederken Çaka Bey’in Egede ilk donanmasını çoktan kurmuş olduğunu da bilir. Çaka beyini pusulası var mıydı bilemeyiz, olmasa da o yolunu yıldızlara bakarak bulmuş bile olabilir.  Avrasya Bozkır’larında, çöllerinde Atalarının yaptığı gibi. Mutlaka Usturlabı biliyordu… Şimdi bakalım bugün denizci olduğu iddia edilenler denizlere ne zaman yelken açmış? Kibar hırsız I. Elizabetle birlikte, Fransızlar Aristokratlarına deniz ticareti izni verildikten sonra, Hollandalılar tuzlu bataklıklarında daha fazla yaşayamayacaklarını anlayınca, Türkçedeki “aç it fırın duvarını deler” ata sözü bu durumu izah eder, bunların hepsi  açık denizlere eş zamanlı  çıkmışlar, 16.yy. sonu, 17.yy. Ruslara gelince Çeşmede donanmamızı yaktıklarına bakmayın siz, kılavuzları İngilizlerdi. Çar deli Petro’nun gizlice Hollandaya gemi tezgahlarına çalışmaya gittiği rivayet edilir. Hatta bu “Çar ve Dülger” adlı Rus operasına konu olmuştur. Alim kaptanımız Piri Reisin esrarengiz haritası bir türlü ona mal edilmez, İspanyol v.s forsadan alındı, Çin’den geldi falan denir, denir de onun çağdaşı İspanyol haritalarını veya bir yüzyıl sonraki Hollanda haritalarını bir şekilde görenler bu haritaların Piri Reis haritalarının basit kaldığını bilir. Piri Reis haritası 5.Türk kültürü kongresinde Hacettepe güzel sanatlar Fak. Öğr. üyesi tarafından bir grafik şaheseri olarak sunulmuştur. Emir Çakan’a gelince, Oğuzların Çavuldur boyunun başına geçen bir Karahanlı prensi olduğu  tahmin edilen  bu denizcimiz Bizans sarayında yetişmiştir, belki de bir rehin prensti. Ne yazık ki  Bizans’ın entrikasıyla damadı I. Kılıçarslan tarafından öldürüldüğü ya da öldürtüldüğü düşünülüyor.. Damadının sonra vicdan azabı çektiği söylenir. 35 yıl kadar önce İzmir’in Gümrük meydanında büstü vardı, sonra kayboldu. Yıllar sonra onu Çeşme rıhtımında gördüğümde sevinmiştim. Bu yıl yine kaldırılmış, eski bir asker olduğunu duyduğumuz C.H.P li belediye başkanı Tütüncüoğlu’nun Çeşmenin Meluncanlarla kardeş şehirliğini de iptal ettiğini  öğrendik. Okuyucularımızdan bu iki olayın da görülen hangi lüzum üzre olduğunu www.cesmeonline.org a girerek sayın başkan Faik Tütüncü’den sormalarını  önemle rica ederim. Cumhuriyet gazetesi bile bu yıl 9 Eylül ilavesinde Çaka Beyin büstünü kocaman bastı. Başkan, Korsan kaptanımızdan eğer utanıyorsa şimdinin Grimaldi Lines’ına baksın, hatırlatırım.. Deniz Kuvvetlerimizin Çaka beyin büstünün kaldırıldığından haberi yok mu acaba? Ayrıca Deniz Kuvvetlerimiz denizcilerin İstanbul mezarlıklarındaki şahidelerini toplayarak bir müze açmalı ve Mütedeyyin İstanbul Belediyesinin zulmünden  kurtarmalıdır, bir an önce. Bu iş şimdiye kadar çoktan yapılmış olmalıydı.. Mezarlıklar müdürü bakım bahanesiyle Ekim başında Merkez efendi gibi tarihi bir İstanbul mezarlığında ağaç keserken kalın kütüklerle şahideleri kırdı. Acaba onların arasında hangi kaptanı deryaların mezarları da vardı.? Ne dersiniz sayın komutanlar?

Nazan SEZGİN

“Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?
Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..
Adalar’dan mı? Tunus’tan mı, Cezayir’den mi?
Hür ufuklarda donanmış iki yüz pare gemi
Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor;
O mübarek gemiler hangi seherden geliyor?”

XVIII.yy Başlarında Galata, Tophane, Kasımpaşa, Beyoğlu semtleri ve Tersâne-i Âmire

XVIII.yy Başlarında Galata, Tophane, Kasımpaşa, Beyoğlu semtleri ve Tersâne-i Âmire

Not: Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Çeşmeköy tepelerine büyük bir Çaka Bey Anıtı yaptırmıştır. Bir de İstanbul da Gömülü Denizcilerin Mezar taşları adlı bir kitap 2009 yılında  Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından yayınlanmıştır. Gerisinin gelmesini ümid ederiz.. n.s 18.09.2015

Yazının ilk yayın tarihi: Ufuk Ötesi Aylık Gazete, Kasım-2006 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ