CUMHURİYETİN KÜNYESİ

Ümit ÖZDAĞ

Yazarın şu ana kadar yazılmış 61 makalesi bulunuyor.

Gazi_Kovan11

Bugün size Cumhuriyetin künyesinde neyin yer aldığını ortaya koyan bir yazıyı iletiyorum:

Mart 1921 İnönü Ovası insanın iflahını kesen buz gibi bozkır ayazında Ethem Çavuş’un sırtı üşüyor, avuçları ise kızgın mermi kovanlarına çıplak elle dokunduğu için alev alev yanıyordu. Top atışı on sekiz saattir durmaksızın sürüyordu. Ethem Çavuş, 75 mm’lik topu durmaksızın dolduruyor, her seferinde besmele çekip keşif kolundan bildirilen menzillere kıyamet yağdırıyordu.

Sandıkta kalan sondan üçüncü mermiyi aldığında bir an duraksadı. Merminin üzerine bir çaput sarılıydı. Çaputu sökerken avucuna kalem büyüklüğünde demir bir çubuk düştü. Çaputun ve çubuğun anlamını çözmeye çalışırken sarı metalden mermi kovanına kazınarak yazılmış yazıya gözü ilişti. Okumaya vakti yoktu. Mermiyi topa sürüp ateşledi. Demir çubuğu cebine, boş kovanını ise bu sefer sandığa değil yere attı.

Birkaç dakika sonra soğumuş olan kovanı kaybolmaması için yerden alıp mintanının yakasından içeri attı. Akşam ezanı vaktinde çarpışma durulmuş, mevzileri düşman hatlarına doğru ilerletme emri gelmişti. Batarya komutanı, Ethem Çavuşa istirahat verdi. İlk iş olarak boş kovanı çıkarıp üzerindeki yazıyı okudu. Kovanın üzerinde “Karahisarlı Seyfi Çavuş. 4.Alay 2.Tabur 8.Batarya 26 Rebiyülahir 1339 İnönü” yazıyordu.

Birinci İnönü savaşının en kızgın günlerinden birinde düşülmüş not ve mermiyle gelen demir çubuk, İmalat-ı Harbiye atölyelerinde çalışanların bir mesaj istediğini gösteriyordu. Boşalan kovanlar Ankara’daki atölyelere yollanır, oradan tekrar doldurulup cepheye dönerdi. Üç saat sonra gecenin iyice çökmesiyle savaş tamamen durmuş, birlikler yeni mevzilerine yerleşmişti.

Ethem Çavuş, cebindeki demir çubuğu çıkarıp bir köşeye oturdu. Ucu sivriltilmiş çubuk, bakır ustalarının “kalem” dedikleri, metal üzerine desen oymaya yarayan keskin bir aletti. Eline yumruk büyüklüğünde bir taş alarak hafif tıklamalarla kendi mesajını kovana kazıdı. “Aksekili Ethem Çavuş 8.Alay 3. Tabur 1.Batarya 20 Recep 1339 İnönü.” Beş gün sonra Ankara Atölyesi’nin bir köşesinde cepheden gelen sandıkları açan kalfa, tezgâhlardan birinde harıl harıl çalışmakta olan ustaya seslendi: Sesinde, eşi doğum yapmış bir adama bebeğini müjdeleyen ebenin heyecanı vardı. “Kâmil Usta! Müjdemi İsterim! Senin yavru cepheden dönmüş!”.

Hepsi sandıkların olduğu kısma koşturarak kovanın üstündeki yazıyı okumak için toplandılar. Tabii ki bu şeref Kâmil Ustaya aitti. Yüksek sesle Ethem Çavuşun notunu okudu. Atölyede bir bayram havası esmişti. Tüm çalışanlar, Kâmil Ustayı yeni baba olmuş biriymiş gibi kutluyor, hayır duaları ediyorlardı. Ustalar, iş tezgâhlarından birinin başında toplandılar. Kâmil Usta kovanın ağzının eğilen yerlerini düzeltip özenle kapsülünü yeniledi. İçine barutunu doldurduktan sonra yeni bir çekirdeği kovanın ağzına oturttu.

Mermi hazır olunca, Ethem Çavuşun kovanın içinde geri yolladığı çelik kalemi yeni bir çaputla merminin üzerine sardı. Kundaklanmış mermiyi şefkatle tutarak yeni doldurulan bir sandığa yatırdı. Çalışanlar hep bir ağızdan “Allah kavuştursun” diyip işlerinin başına döndüler. Kâmil Usta, halen açık duran sandığa yatırdığı mermiye hüzünle bakıp “Selametle git aslanım. Allah muvaffak etsin. Çok bekletme bizi” dedi.

Kovan, Birinci İnönü savaşı sıralarında üzerindeki ilk notla Kâmil Ustanın eline geçtiğinde bu fikir doğmuştu. Karahisarlı Seyfi Çavuşun başlattığı bu geleneğin süreceğinden emin değildi; ama denemeye değerdi. Nitekim Aksekili Ethem Çavuş umutlarını boşa çıkarmamıştı. Cephede patlayan her merminin kovanı buradaki ustaların elinden geçtiğine göre bir aksilik olmazsa yeniden görüşeceklerdi…

Eylül 1922 – Ankara

Bir buçuk yıl içinde kovan 8 kere daha atölyeye uğradı. Üzerindeki mesajların sayısı da 8’e ulaşmıştı. Mesaj yazanların 8’i de başka alay ve taburlardan farklı kişilerdi. Türk ordusunun İzmir’e girdiği gün Ankara’da bayram havası eserken kovan yeniden gelmiş, ama tüm atölyeyi yasa boğmuştu. Kovanın içinde, bir mektup ile bir tane de bakır künye vardı. Kovanın üzerine kazınmış 9. notta; “Karahisarlı Seyfi Çavuş. 4. Alay 2. Tabur 8.Batarya 12 Muharrem 1341 Banaz” yazılıydı. Atölyedekiler mektubu açıp okumaya koyuldular;

“Bismillahirrahmanirrahim.

Selamün aleyküm gayretperver ustalar. Allah’a şükürler olsun ki mendebur düşman kaçıyor. Muzaffer Türk ordusu beş gündür durup dinlenmeksizin kâfiri kovalıyor. Güzel İzmir’e, kalplerimizdeki imânımız kadar yakınız artık. İki gün evvel Banaz’daki muharebede bataryamın çavuşlarından Seyfi, kalleş düşmanın kurşunuyla şahadete ermiştir. Cenazesini sıhhiyecilere teslim etmeden önce mintanının içinde bu kovanı buldum. Malumunuzdur ki vefat eden neferin künyesi ailesine yollanır. Lâkin beş gün önce Karahisar’ı ele geçirdiğimizde, Seyfi Çavuş’un ailesinin düşman tarafından katledildiğini öğrendik. 

Bu kahraman Türk evladı kederini yüreğine gömüp anacığını, babacığını defnedemeden düşmanın peşine düştü. Üç gün sonra kendisi de hakkın rahmetine kavuştu.Kovandaki yazılardan anladığım üzere bu topçu neferlerin bir ailesi de sizler olmuşsunuz. Bu sebeple Seyfi Çavuşun künyesini sizlere yolluyorum. Başınız sağ olsun. Hayır dualarınızı bizlerden, Fatihalarınızı aziz şehitlerimizden esirgemeyiniz. Hakkın rahmeti üzerinize olsun.

Yüzbaşı Muhsin Talât
4. Alay 2. Tabur 8. Batarya
14 Muharrem 1341 Salihli” 

Mektup bittiğinde tüm personel ağlıyordu. Hiç tanımadıkları halde iki satır yazıyla kardeş oldukları Seyfi Çavuşun ardından Fatiha okudular. Kamil Usta yutkunarak tezgâhının başına oturdu. Kovanı yeniledi ama bu sefer, iki perçinle Seyfi Çavuşun künyesini kovanın dibine çaktı. Yine her zamanki merasimle mermiyi kundaklayıp sandığa yatırdı. Oysa o mermi bir daha düşman mevzilerine gönderilmeyecekti.

Ocak 1923-Ankara

Savaşın bitmesinin ardından Ankara’daki mühimmat depolarında sayım ve temizlik yapılıyordu. Teğmen Hamdi Vâsıf, Kâmil ustanın hazırlayıp kundakladığı mermiyi buldu. Böyle bir anının sandıkların içinde kalmasına gönlü elvermedi. Suç işliyor olmayı göze alıp mermiyi evine götürdü. Niyeti, ömrünün sonuna kadar mermiyi bir anı olarak saklamaktı.

29 Ekim 1923 – Ankara

Teğmen Hamdi Vâsıf Ankara kalesine çıkan dik sokakları kan ter içinde koşarak tırmanıyordu. Yarım saat önce Meclis’ten, Cumhuriyet’in ilan edildiği duyurulmuştu. 101 pare top atışıyla Cumhuriyet kutlanıyordu ve Seyfi Çavuş’un mermisi bu şöleni kaçırmamalıydı. 70, belki de 80. atışta topçuların yanına ulaşabilmişti. Yüzbaşı Muhsin Talat’ın yanına giderek sert bir asker selamı verdi. “Hamdi Vâsıf Edirne! Bir maruzatım var komutanım” Yüzbaşı sorar gözlerle genç subaya bakıyordu. Teğmen, üniformasının içinden mermiyi çıkarıp yüzbaşıya uzattı. “101. pareyi en çok bu mermi hak ediyor komutanım. Bu şerefi ondan esirgemeyelim” Yüzbaşı Muhsin Talat gözlerine inanamamıştı. Sevinç gözyaşlarını tutamadı. Atışları sayan çavuş “100.’yü attık komutanım” deyince, Muhsin Talat, kovanı topun yatağına sürerek ateş emrini verdi. O son top sesi Ankara’nın her duvarından yankı yapıp, 4 yıllık İstiklâl Savaşı’nın tüm hikâyesini anlatmıştı sanki.Yüzbaşı Muhsin Talat ile Teğmen Hamdi Vâsıf sarıldılar. Kovan ayaklarının dibindeydi. Yüzbaşı eğilip saygıyla kovanı yerden aldı…

1923’de kurulduğu ve ancak 2008’de arındığı söylenen Türkiye Cumhuriyeti’nin künyesinde Seyfi Çavuş gibi binlerce şehidin temiz kanları ile kazıdıkları künyeler çakılı. Taraf’ın künyesinde ne var? Taraf’ın künyesinde yazarı Rasim Ozan Kütahyalı’nın şu cümleleri var: “Bu kirli savaş (teröre karşı mücadele Ü.Ö.) sürdükçe askere gitmeyeceğim. Böyle bir sivil itaatsizliği bu ülkenin gençleri olarak bizler yapmadıkça da bu savaşın bitirileceğine de inanamıyorum! Bu devlete itaat etmeyeceğim… İsterlerse hapse atsınlar.”

Taraf’ın künyesinde, “Bu coğrafyada ve benim ülkemde bir üzüntü ve aptallık durumu mevcut. Bayrakları ve sınırları aptalca savunup daha sonra üzülüyoruz” diyen Ahmet Altan vardır. Taraf’ın künyesinde eşinin başından aşağı insan pisliği döken, Türkiye Cumhuriyeti ile ilgili yazdığı “Yanlış Cumhuriyet, Atatürk ve Kemalizm” adlı kitabı, “Bir musibet olarak Cumhuriyet” diye tanıtan yazarlar vardır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 2 YORUM
  1. Torlakon Filozofu dedi ki:

    Bu ihanet çetesi üyesinin pkk dan ne farkı var ki onu hala mecliste tutuyorsunuz.
    Yazık bu millete. Bunlar bu Yüce Türk Milletini mi temsil ediyorlar yoksa….

  2. Gürhan Ünal dedi ki:

    Sayın Hocam, eskilerin deyimiyle bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunamıyor. Bazı insanlar okur cahil olurlar, bazıları ise okumaz cahil kalırlar… Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluş tarhçesini bilmeyen kişileri Milletin vekili yapmayacaksınız. TBMM’ne seçilecek millet vekilli adaylarını önce yakın tarihimiz ile inkilap tarihi seviye imtihanına sokmadan seçimde aday bile göstermeyin… AKP Ordu milletvekili ile meclis komisyonunda aranızda geçen konuşmaları sosyal paylaşım sitesi üzerinden öğrendiğimde dehşet içinde kaldım. İnanamadım ve bunları partisi ne olursa olsun bir millet vekilinin söylemesindan Türk milletinin evladı olarak üzüntü ve hicap duydum. Yazıklar olsun diyorum….

BİR YORUM YAZ