ÇİN’DEN GELEN SUSAMIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Cihan DURA

Yazarın şu ana kadar yazılmış 119 makalesi bulunuyor.

Cihan_Dura039

Türkiye Batı (Avrupa ve ABD) ile kurduğu ekonomik ilişkilerde çoğunlukla zararlı çıkmıştır. Yabancı sermayede, özelleştirmede böyle olmuştur. Serbest ticarette, gümrük birliğinde böyle olmuştur. Bu zararları somut olarak bugün de yaşıyoruz. Örneğin, hem de farklı bir ülkeden, Çin’den yapılan ithalat dolayısıyla…

I) Önce uğradığımız zararları hızla hatırlatayım.

Yabancı sermaye Türkiye için şu sakıncaları doğurmuştur: Bağımsızlık yıpranmıştır. Dış bağımlılık artmıştır. Ekonomide düalizm (ikilik) derinleşmiştir.  Haksız rekabet ortaya çıkmıştır. Dış dengesizlik, teknolojik bağımlılık artmıştır. Sanayileşme ve kalkınma engellenmiştir.

Özelleştirmenin verdiği zararlar da çoktur. Önemlileri ile yetinelim: Arsa spekülasyonu, beşerî sermaye kaybı, dış bağımlılığın artması, Döviz kaybı, gelir kaybı, hukuk ihlali,  görevi kötüye kullanma, yolsuzluk, kamu borcunun artması, haksız rekabet, işsizliğin artması, kamu kaynaklarına zarar verilmesi, kartel oluşturma, pahalılığı artırma, sermaye stoku kaybına yol açma,  tarıma, özellikle hayvancılığa darbe, ulusal kaynak ve pazarların yabancıların eline geçmesi, üretim kaybı, vergi kaybı. 

Batı ile ilişkilerin doğurduğu zararlar en yoğun şekilde kendini Avrupa Birliği (AB) ile ticarette göstermiştir. AB’ye üye olma saplantısı, Türkiye’ye şu zararları vermektedir: Türk işgücünün AB’ye girişinin engellenmesi, Türk tarımına desteğin önlenmesi, Türkiye’nin mali fonlardan yararlandırılmaması, Dicle ve Fırat nehirlerinin yönetiminin Türkiye’nin elinden alınması, Türkiye’yi parçalama planı, Kürdistan projesi, Türkiye’ye yeni azınlıklar dayatması, Ermenistan sorunu, eğitim sistemimizi gayrimillîleştirme gayretleri, Türkiye’ye federal rejim, patrikhane’nin ekümenikliği dayatması, misyonerlik faaliyetlerinin serbestleştirilmesi, AB’nin Ege’de Türkiye’ye karşı Yunan talepleri yanında yer alması, Kıbrıs’ın Türkiye’den koparılması için çalışması ve ilk ve en başta gelen bir kazık olarak Gümrük Birliği Antlaşması’nın bizatihi kendisi… 

Gümrük Birliği’nin (GB) sebep olduğu sakıncalar ekonomik, mali ve siyasal sakıncalardır. Siyasal sakınca Türkiye’nin AB’nin karar organlarında yer almamasından, dış ticaretle ilgili kararlarda taraf olmamasından, dolayısıyla kendi çıkarlarını koruyamamasından kaynaklanır. Türkiye GB yüzünden mâli kayıplara da uğramıştır, uğruyor: AB’nin kurallarıyla yapmak zorunda olduğu ticarette, gümrük vergisi gelirlerinden ve gümrük vergisine eşdeğer vergi hâsılatından yoksun kalmıştır. Ekonomik sakıncalar rekabet gücü, istihdam, dış ticaret ve ortak gümrük tarifeleri ile ilgilidir.

II) Okuduğunuz yazıda asıl, ortak gümrük tarifelerinin sakıncaları üzerinde, somut örnek olarak Çin’le ticaret ilişkilerimizden doğan sakıncalar üzerinde duracağım. Bu tercihi yapmamın sebebi, basında okuduğum bir haber oldu. Haber “Çin Simidinin 4 Tanesi 1 Lira” başlığını taşıyor, özetle şöyle devam ediyordu:Özellikle çalışanlar tarafından kahvaltılarda tüketilen simidi, kayıtlı üretim yerleri dışında üreterek 3’ünü hatta 4’ünü 1 liradan satanlar, insanların sağlıklarıyla oynuyor. Kayıtlı üretim yapan yerlerde, İstanbul’da 100 gramı 1 lira, Bursa’da 75 kuruş ve Ankara’da 60 kuruşa satılan simit, merdiven altında, çeşitli yöntemlerle daha ucuza, sağlıksız üretilebiliyor. Birçok merdiven altı üreticisi, kilosu 10 liralık yerli susam yerine Çin’den ithal edilen kilogramı 2 lira olanı kullanıyor. Bu da maliyeti düşürüyor. Çin susamları genellikle küflü ve kanserojen bileşikler içermekte [Yeniçağ, 18.1.2011].

Haberin özellikle son iki cümlesine dikkat: Çin’den çok ucuza susam ithalatı yapılıyor. Bu ithalat yerli üretimi, rekabet edemeyeceği bir maliyetle karşı karşıya bırakıyor. Son derecede sağlıksız, çünkü kanserojen!… Madem ülkemize böylesine büyük zararlar veriyor, o halde bu ithalat neden durdurulmuyor? Yanıt: Gümrük Birliği yüzünden! Peki, nasıl oluyor bu? Aşağıda açıklıyorum.

Ekonomimizin Çin’den yediği darbeler pek çok. Bunda AB ülkeleri ile gerçekleştirdiğimiz Gümrük Birliği’nin hatırı sayılır bir rolü var.  Bu antlaşma gereğince AB üçüncü bir ülke ile -kendi çıkarlarını gözeterek- hangi antlaşmayı yaptıysa, buna biz de uymak zorundayız. Örneğin AB üçüncü bir ülkeden yaptığı ithalatta, gümrükleri indirince otomatik olarak biz de indirmekle yükümlüyüz. Bu durumdan en çok yararlanan ülkelerden biri hangi ülke? Elbette Çin!…

Bilindiği gibi, Gümrük Birliği taraf ülkeler arasındaki ticareti serbestleştirir, buna üçüncü ülkeler de dahil edilebilir. Bu durumda herhangi bir malı düşük maliyetle üreten firma, o malı nispeten pahalı üreten firmaları piyasadan kovar. Batı “bilim”i böyle diyor ve Türkiye’de yaşanan da budur. Gerçekten, Türkiye Gümrük Birliği Antlaşması uyarınca, zamanı gelince üçüncü ülkelere, örneğin Çin’e karşı da gümrük duvarlarını indirmek zorunda kalmıştır. Sonuç?… Sonuç şu: İç piyasamız Çin mallarının istilasına uğramış, fabrikalar kapanmaya, firmalar piyasadan çekilmeye, sanayilerimiz çökmeye başlamıştır. Ardından işsizlik, sefalet gelmiştir. Bu çöküş ve gerilemeler günümüzde de devam ediyor. Yukarda zikrettiğim susam olayı bu olgunun küçük bir kanıtıdır.

III) Düşük reel ücretler, paranın reel değerinin düşürülmesi, kopyalama, marka hırsızlığı, devlet desteği, damping gibi nedenlerle önemli bir fiyat avantaj yakalayan Uzak Doğu ülkelerinden Türkiye’nin yaptığı ithalat, son yıllarda muazzam ölçülerde artmıştır. Yurdumuza bu şekilde giren Çin mallarının sanayilerimiz üzerindeki olumsuz etkisi, yaptığı geniş tahribat, nerdeyse ekonomik krizle boy ölçüşür derecededir. Sanayilerimiz ucuz ve kalitesiz Çin malları karşısında eriyor. Alınan tüm tedbirlere rağmen, Çin ve Uzak Doğu mallarının iç pazarlarımızı istilası engellenemiyor. Birçok iş yeri ucuz Uzak Doğu ürünleriyle rekabet edemeyerek, üretimini durdurup ithalatçı durumuna düştü. Uzak Doğu’nun ucuz ürünleri birçok sektörü çökertti, birçoğu da çökme yolunda. Uzak Doğu ülkeleri sürekli paralarına değer kaybettirerek ihraç ürünlerinin fiyatlarını düşürüyor. Özellikle Çin malları Türk sanayisini kemiren bir canavara dönüşmüş bulunuyor.

Çin fiyat bakımından rekabetçi olmak için, -susam örneğinde olduğu gibi- bütün sağlık gereklerini bir yana iterek, kaliteyi düşürerek fiyat avantajı sağlamaktadır. Oysa -teoride olmayan- kalite karşılaştırması da yapılsa, Çin malları bütün avantajını yitirecektir. Ayrıca düşük reel ücretler, paranın reel değerinin düşürülmesi, kopyalamalar, marka hırsızlıkları, devlet desteği, damping var ve bunların hiçbiri karşılaştırmada hesaba katılmıyor. Hayatın bu en belirleyici gerçekleri iktisadın temel teorilerinde yoktur. Gençlerimiz, aydınlarımız bunları hakkıyla öğrenmeden hayata atılıyor; sorumlu makamlara gelince de, gerçek hayatla bağlantısız bilgilere dayanarak yanlış muhakeme yapıyor, yanlış kararlar alıyorlar.

Bir diğer olumsuzluk da şu: Ne yazık ki çok yanlış bir demokrasi anlayışı var ülkemizde. Bu anlayış Türkiye’yi mahvediyor. Seçimlerde bir parti iktidarı ele geçirdi mi, Hi-Men gibi “güç bende artık” diye haykırıp ortalığı inleterek aklına her geleni yapıyor, yapabileceğine de inanıyor. Ben de aynı şekilde bağırarak yanıt veriyorum ona: Yapamazsın arkadaş! Milli Egemenlik sana şartlı olarak emanet edilmiştir: Yalnızca Millî İrade’yi gözeteceksin, yalnızca milletin tamamının çıkarlarını gözeteceksin, birtakım güç mihraklarına hizmet etmeyeceksin. Temiz bilimin gereklerine ve sosyal ahlak kurallarına uyacaksın. Ne yazık ki 9 yıldır Türkiye’yi yöneten kadroda bu anlayışın, bu sorumluluğun zerresi yok.

Bu yüzdendir ki Çin’den ithalat sorunları çok önceden uç vermesine rağmen, doğru dürüst önlem alınmadı, alınmıyor.

Beceriksiz bir kadro son 9 yılda her alanda olduğu gibi, dış ticaretimizde de büyük zararlar verdi ülkemize. Bu gidişle zarar vermeye de devam edecek.

Ancak -ne acıdır ki- işin şu yönü de var: Her millet layık olduğu idareye mazhar olur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Avni Avni dedi ki:

    Çin mallları kalitesiz ve zararlıdır. Kullanmayın

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al