ÇARLIK YÖNETİMİ ALTINDA KIRGIZLAR

ÇARLIK YÖNETİMİ ALTINDA KIRGIZLAR

Karıbagış boyu Kırgız liderlerinden biri olan Ayteke Bey 1785 yılı yazında, Rus Çariçesi 2. Katerina’ya mektup yazarken, büyük olasılıkla, Kırgız toplumun tarihinde yeni bir dönem açtığını bilmiyordu. Birkaç on yıl içinde, Rus Çarlığı, Türkistan bölgesi üzerindeki kontrolünü sağlamak için askerlerini gönderecek ve Kırgızlar (bazıları gönüllü, bazıları zorla), 150 yıl boyunca Rus kontrolü altına girecekti.

19. yüzyılın ikinci yarısı ve 20. yüzyılın başında, Kırgız halkı (ya da 1917 yılına kadar Rus kaynaklarında belirtildiği gibi ‘Kara Kırgızlar’), birçok önemli değişiklik yaparak kontrolü sağlayan Çarlık yönetimi altında yaşadı. Bu değişikliklerden birincisi, güçlü Hokand Hanlığı ile süren çatışma yıllarından sonra, Kırgızların, Rus İmparatorluğu’na dahil edilmesi ve Rus çarının tebası olmasıdır. Bundan sonra, Çarlık, devam eden çatışmaları durdurmanın ve Kırgız topraklarına siyasi ve idari yönetimi getirmenin yollarını aradı. İkinci olarak, Çarlık yönetimi, bölgenin doğal kaynaklarını kullanmak için Kırgız halkının geçinme ekonomisi ile kapitalizmin etkili güçlerini değiştirmeyi arzuluyordu. Ekonomik değişimlerin başlıca yolu, artan ticaret, gelişen sanayileşme ve ekonomik ilişkilerin moneratizasyonundan geçiyordu. Üçüncü değişiklik, Rus yönetiminin, Orta Rusya’daki sosyal gerilimi azaltmak, yeni topraklar kazanmak ve bu toprakları tarıma açmak için, toprağı olmayan binlerce insanı Orta Rusya’dan, Türkistan’a getirecek bir yerleşim programı hazırlamasıydı. Son değişiklik olarak Çarlık, modernleşmeyi, ‘aydınlanma’ ve Avrupa (Rus) kültürünü bölgeye getirmeye çalıştı. Bu dönem sırasında binlerce idareci, asker, tüccar ve bilim adamı Türkistan’a geldi. Gelenlerin bir bölümü zorla getirildi, diğer bir bölüm de işlerinde çabuk yükselmek istiyordu; ancak bazıları da yeni yetenekler, beceriler, teknolojiler ve yeni bir kültür getirerek, bölgedeki hayatı modernleştireceği inancı ile bölgeye geldi.

Bu bölüm, Çarlık yönetimi (1800’lü yılların ortasından 1917’ye kadar) altında Kırgız toplumunun ekonomik hayatını, sosyal yapısını ve kültürünü anlatıyor; bu dönem boyunca bölgedeki Çarlık politikalarını ve Kırgız halkının yaşamındaki büyük değişiklikleri inceliyor ve de bu dönüşümlerin Kırgız ulusal kimliğinin zamanla bir araya gelmesi üzerindeki etkilerine odaklanıyor.

Coğrafi Çevre ve Siyasi Kalkınma

19. yüzyılın başında, Kırgız boyları komşu Kazaklar, Uygurlar ya da yerleşik Özbeklerden[1] açık bir şekilde ayrılıyorlardı, ancak modern milliyetçiliğin temelini oluşturan güçlü bir ulusal kimlikten, siyasi birlikten, evrensel okur yazarlık ve yüksek kültürden yoksundular. Kırgızların toprakları, Tiyen- Şan ve Orta Asya’nın iç bölgelerindeki dağlık bölgeler olan doğudan batıya ve güneybatıya uzanan (Kırgızistan ve Çin arasındaki şimdiki sınır) Pamir Altay Dağları arasındadır, ancak Fergana ve Yedisu vadileri arasında kesin sınırlar yoktur.[2] Bu, yüksek, genellikle geçilmez olan dağlık bölgeler, hem doğal coğrafi sınırlar ve çok sayıdaki çatışmalar ve savaşlar sırasında savunma için önemli bir kaynak oluşturmuş hem de ‘dikey çoban göçebeliği’ (vertical pastoral nomadism) denilen[3] ekonomi için kendine özgü bir iklimi ve kaynakları yaratmıştır. Aynı zamanda, bu dağlardaki beş büyük vadi olan Çuy, Fergana, Issık Göl, Narin ve Talas dolaylarına yayılmış olan farklı Kırgız boyları arasındaki iletişimi sınırlayan birkaç geçit vardır.

Bu coğrafi çevre, Kırgız toplumunun siyasi örgütlenmesini etkilemiştir. 19. yüzyılın başında, yabancı gezginler, Kırgızların, bütün boylar tarafından tanınan bir Sultan ya da Hana sahip olmadığını ve her topluluğun Manap adı verilen topluluk liderleri tarafından yönetildiğini fark etmişlerdir.[4] Kırgızlar, Türkçenin aynı Kıpçak lehçesini konuşan ve benzer bir kültürü paylaşan ve ‘Manas’ ve ‘Semetey’ gibi destanlarda övülen ortak ata anlayışına sahip çok sayıda boyun yer aldığı belirli bir özelliği olmayan konfederasyon altında örgütlendiler.[5] Aslında, Kırgız kelimesi kırk boy (klan) anlamına gelen Türkçe ‘Kyırg’ (kırk) ve ‘Iz’ (ız) sözcüklerinden türemiştir. Boylar iki gruba ayrılmaktadır. ‘Ong Kanat’ (Sağ Kanat), Tiyen-Şan dağlık bölgesi denilen Ala-Too (Aladağ) Dağlarının sağındaki, şimdi Kuzey Kırgızistan olarak bilinen bölgede yaşayan Kırgızları birleştiriyordu. ‘Sol Kanat’ ise şimdi Güney Kırgızistan olarak bilinen Ala-Too Dağlarının solunda yaşayan Kırgızları bir araya getirmişti.[6]

Bu bölünme, Hokand Hanlığı’nın Fergana vadisinden ilerlemesine karşı Kırgız boylarının direnme gücünü azalttı, çünkü, Hanlık askerleri sayıca Kırgızlardan çoktu ve daha iyi silahlanmıştı. Bunun yanı sıra, Kırgızlar, doğuda destek bulamadılar, çünkü, 18. yüzyılın ikinci yarısında komşu Doğu Türkistan’da Çinli askerler tarafından direniş gösterdikleri için yok edilen Oyratların (Cungurlar) başına gelenlerin farkındaydılar. Bağımsızlık yanlısı Kırgız boyları düzenli olarak Hokand yönetimine karşı ayaklandılar ve kuzeyde yeni destek arayışına girdiler. Kırgız boylarının kahramanca direnişlerine rağmen, 1762 ve 1831 yılları arasında Hokand Hanlığı, şimdi Kırgızistan olarak bilinen büyük bir bölge üzerinde hakimiyetini sağladı ve çok sayıda kale ve ticaret için ileri karakollar kurmak için topraklara el koydu, ağır vergiler koydu ve Kırgız gençlerini askere aldı.[7] 18. yüzyılın sonu ve 19. yüzyılın ilk yarısı boyunca, kuzey Kırgız boylarının liderleri, olası bir destek aramak için Rus Çarlığı ile birçok kez temasa geçti. 1814 ve 1824 yıllarında Issık Göl’den gelen Kırgız delegeleri, Rus İmparatorluğu’ndan koruma talep eden bir mektupla Rus Sibirya’sına gittiler.[8] Ancak, Rus İmparatorluğu, Türkistan’a müdahale etmekte geç kaldı; çünkü, Rusya, 1812 yılında Napolyon askerlerinin işgali altındaydı, daha sonra da Avrupa’daki askeri oluşumlarda yer aldı.

Ancak, 19. yüzyılın ortalarında, özellikle İngilizlerin, Hindistan üzerinde tam kontrolü sağlamalarından ve Afganistan’a doğru ilerlemeye başlamalarından sonra, Ruslar, Türkistan’ı etkileri altına almakla giderek ilgilenmeye başladılar. Orta Asya üzerindeki bu güç yarışı ve bu tatsız İngiliz- Rus çekişmesi Büyük Oyun olarak adlandırılmıştır. İngiliz ve Rus stratejistler, Hindistan ve Rusya’ya karşı Ortaçağ göçmen işgallerinin birçoğunun Orta Asya bölgesinde yapıldığı konusu üzerine tartışmışlardır.[9] İngilizler için, Orta Asya üzerinde etki sahibi olmak, Hindistan’daki çıkarlarının Rus ilerlemesine karşı savunulmasına dayanıyorken, Rusya için, Sibirya ve Rus Uzak Doğusu (Winston Churchill’in sözleri ile Rus İmparatorluğu’nun ‘yumuşak karnı’) ile iletişim yollarını savunmak önemliydi. Bunların yanı sıra, İpek Yolu üzerindeki ticareti araştırarak ve yeniden canlandırarak bir servet kazanma umudu ile ilgili efsaneler vardı.

Kırım Savaşı’ndaki yenilgiden (1853-1856) sonra, Çar 2. Aleksander (1818-1881) ve danışmanları, Rusya’nın Türkistan’daki ilerlemesini birçok yöne doğru hızlandırmaya karar verdiler. Bu yönlerden biri de Kırgız bölgesiydi. Çar, 1855 yılında Issık Göl’deki, 1864 yılında da Çatkal’daki Kırgız boylarını koruması altına aldı; böylece Hokand Hanlığı’nın çıkarlarına doğrudan karşı geldi. İmparatorluk askerleri, bundan sonra Hokand Hanlığı ile doğrudan çarpışmaya başladı. Halk ayaklanmaları, Hokand Hanı’nın zalimliği, Hudayar Han ve iç çatışmalar Hanlığın askeri gücünü önemli ölçüde zayıflattı ve dolayısıyla Çenriyayev, von Kaufman ve Skobelev adlı generallerin komutası altındaki İmparatorluk askerlerine, Hokand Hanlığı önemli bir direniş gösteremedi,[10] Rus askerleri, 1865’te Taşkent’i, 1868’te Semerkant’ı ve sonunda 1875’te Hokand, Oş ve Andican’ı işgal etti.[11] Ancak, Rus askerlerinin, Fergana vadisinde yaşayan bazı Kırgız boylarının desteklediği bir halk direnişi olan ‘Kutsal Savaş’ı bastırması bir yıldan fazla sürdü. Sonunda, Ruslar, Kurmancan Datha (Alay’da bulunan Kırgız boylarının bir lideri olan ‘Kırgız Kraliçesi’) ile liderliği altındaki Kırgız boylarının Rus korumasını kabul etmesi için görüştü.

Yaklaşık bu zamanlarda, Ruslar, Çin İmparatorluk yönetimini Batı Türkistan üzerindeki Rus çıkarlarını tanımaya zorladı,[12] böylelikle, Çin ve Rus İmparatorlukları arasındaki resmi sınırlar oluşturuldu; bu durum, iki büyük güç arasındaki bütün bölgesel anlaşmazlıkları çözmedi. Zamanla Ruslar ve İngilizler de Orta Asya’da söz sahibi olma konusunda anlaşmaya vardılar.[13]

Ekonomik Değişiklikler

Kırgızlar, geleneksel olarak, Tiyen-Şan ve Pamir-Altay Dağlarının keskin vadilerinde yarı çoban göçebeliği şeklindeki hayvancılıkla, at, koyun, keçi, sığır ve yak yetiştiriciliği ile uğraşıyorlardı.[14] Yüzlerce yıl içersinde gelişmiş olan bu ekonomik yapı, dağlık olan topraklarının kendine özgü iklimini ve kaynaklarını kullanıyordu. ‘Dikey çoban göçebeliği’ denilen ekonomi, kalın kar tabakası dağlık bölgeleri kapladığında ve sıcaklık genellikle 20 derecenin altına düştüğünde, kış boyunca dağların daha alçak bölgelerine yapılan mevsimlik göçe dayanıyordu. Yazları ise, Kırgızlar yaylalara (cayloo) göç ederlerdi. Yaylalar, dağların yüksek bölgelerinde bulunan vadilerdi, burada, buzulların erimesi ile gelen su ve yağmurlar, yaylalardaki otların büyümesini sağlıyordu. Yaylalar, hayvanlar için yeterli otu sağlardı ve insanların ve hayvanların yaz sıcağından korunmaları için uygun yerlerdi. Tiyen Şan dağlarındaki bu yarı çoban göçebeliği kırgız boylarına özgü bir ekonomi oluşturmuştu, çünkü, bu sırada, batıdaki vahalar yerleşik Özbek ve Taciklerin, kuzeydeki geniş çayırlık alanlar ise Kazak boylarının kontrolü altındaydı. Belirli bir oranda ürün elde etmelerine rağmen Kırgızlar, yerleşik komşularından sıklıkla buğday, arpa ve yulaf satın alıyorlardı. Özellikle, hastalıkların, çatışmaların ya da genellikle intikam almak için hayvanların çalınması olarak adlandırılan ‘barimta’nın beslenen hayvan sayısını azalttığı durumlarda, halk için bir başka geçim kaynağı da dağ ormanlarında avcılık yapmaktı.[15] Hayvancılık, Kırgız boyları için hem bir geçim kaynağıydı hem de yerleşik komşuları ya da bir zamanların İpek Yolu’nda yolculuk yapmaya devam eden diğer ülkelerden gelen tüccarlar ile ticaret veya takas için ürünler sağlıyordu.

Kapitalizm, Kırgız topraklarına, 19. yüzyılın sonuna doğru, Çarlığın, Türkistan üzerinde kontrolü sağlamasıyla ve bölgedeki doğal kaynakların sömürülmeye başlanması ile geldi. Birkaç on yıl içersinde, bölgesel ekonomi, önemli dönüşümler yaşadı ve eski Hokand kalelerinin ve kervansarayların bulunduğu şehirlerin çehresini değiştirdi. Kapitalizm, Kırgız ekonomisini ve Kırgız toplumunu birbirine daha bağlı hale ve biraraya getirmek için etkili bir pazar gücü ve ekonomik teşvikler sağladı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al