ÇARLIK İDARESİNDEKİ KAZAKİSTAN’DA TİCARÎ HAYAT

ÇARLIK İDARESİNDEKİ KAZAKİSTAN’DA TİCARÎ HAYAT

Rusya, 1552’de Kazan Hanlığı’nı, 1556’da Astrahan Hanlığı’nı ve 1558-1582 yıllarında da Sibirya’yı istila ederek ele geçirmiş ve ele geçirilen bu Tatar, Başkurt, Sibir Türk ülkelerinde, sömürgecilik siyaseti hususunda büyük tecrübe sahibi olmuştu.[1]

Astrahan’ın işgali Rusya’ya Türkistan ile arasındaki ticareti geliştirme imkanı da sağlamıştı. O devirde Buhara’dan Astrahan’a iki yol vardı: Biri karadan Hive-Ürgenç-Üst Yurt Şam Kalesi-Taş Keçi- Saraycık yolu; ikincisi deniz yolu olup, Ürgenç’ten Mangışlak’ta Hazar Denizi’nin Karagan Körfezi’ne, sonra Rus gemileriyle Astrahan’a gidilirdi.[2]

Rusya’dan Türkistan’a bilhassa İngiliz “çuha”sı, Rus deri ve köseleleri, “ogur” bıçakları, iğne gibi ufak demir eşyalar ve ağaçtan yapılmış tabak, çanak vs. ile kara tilki ve diğer yabanî hayvan derileri, avcı doğanlar, balık dişleri gibi süs eşyaları gelirdi. Türkistan’ın ihracatı mensucat, “kendek”, “zendeni”, “kıtat”, “kamka” ve “edres” adlı kumaşlar ve pamuk idi. 1593’te, o zaman Rusya’da İngiliz emtiasının iskelesi olan Arkangels’te bile görülen Maveraünnehir tüccarları, ticaret için, Moskova, Kazan, Nijeogorod’a, Sibirya’ya Tobıl ve İrbit panayırlarına kadar gidiyorlardı.[3]

Fakat XVI, bilhassa XVII. yüzyıldan itibaren Türkistan iktisadî ve ticarî hayatı safha safha alçalmaya başlamıştı. Maveraünnehir’in dışarı ile olan bütün ticareti artık pek az sermaye ile idare olunan ehemmiyetsiz bir ticaretti. Rusya’nın Türkistan ile ticaretinde vasıtacılık eden Kazan Tatar tüccarları, 1750’de geldikleri Buhara ve Hive’de hiçbir kâr edemeden geri dönmüşlerdi. Çünkü XVII-XVIII. yüzyılda Türkistan’da iktisadî nizam bozulmuş, memlekette çapul hızla yayılmıştı. Kervanların güvenliği kalmadığından, sık sık yağma ediliyorlardı. Yolların emniyeti temin edildiği zaman münasebetlerde artış olmakla beraber Rusya’ya, Astrahan’a Buhara tüccarları yılda ancak bir veya iki defa gidiyorlardı. Türkistan’da ticaret tamamıyla yerli ahalinin elinde idi. Hatta Batı Sibirya’da Rusların Batı Çin ve Doğu Türkistan ile olan ticareti de Maveraünnehir ahalisi vasıtasıyla yürütülüyordu. Rus Avrupası ticareti için Hazar kıyısında, Astrahan’da Maveraünnehir tüccarlarının kervansarayları vardı. Bütün ithalat ve ihracatı kendi ellerinde bulunduran Maveraünnehir ve Harezm tüccarları, dış ülke tüccarlarının kendi memleketlerine gelmesini istemiyorlardı. O cihetten kendileri Hindistan ve Rusya’ya çok giderler, ama kendi memleketlerine gelen Hint ve Rus tüccarları baskı altında bulundururlardı.[4] İç buhran geçiren Türkistan Türk devletlerinin hiçbiri [Üç Cüz Kazak, Hive (Harezm), Hokand, Buhara, Taşkent] , dıştan gelebilecek siyasî ve askerî baskıya karşı koyabilecek güce de sahip değildi.[5]

XVIII.  yüzyıl başlarında İngilizler güneyde Fransızları da mağlup ederek Hindistan’da tek başlarına kalmışlardı. O devir Batı devletlerini taklit eden Rus Çarı I. Petro (1672-1725), Rusya’yı dünya ticaret yollarında, hammadde kaynaklarında ve pazar ülkelerinde söz sahibi yapıp zenginleştirmek için birtakım hedefler tespit etmişti. XIX. yüzyıl ortalarında Rusya’nın Kazakistan’daki müstemleke politikasının tatbikine bizzat katılmış olan B. Grigorev, I. Petro’nun ilk hedefinin şu şekilde olduğunu belirtir: “Rus tüccarlarına Orta Asya bozkırı içinden Hindistan servetinin yolunu açmak idi; çünkü biliyordu ki oraya nüfuz eden Batı Avrupa ülkeleri zenginleşiyor”.[6] Nihaî hedef ise, Rusya’nın Sibirya yolu ile Çin’e, Türkistan yolu ile Hindistan’a, Karadeniz ve Kafkaslar yolu ile İran’a, Türkiye’ye, sıcak denizler ve okyanuslara çıkmasını sağlayarak, buraların zenginliklerini ve yeni ticaret yollarını ele geçirmek idi.[7]

Ruslar, daha XVIII. yüzyılın bu ilk çeyreğinde, İrtiş nehri buyunca, 1705’te Ombı, 1716’da Omsk, 1718’de Semey (Semipalatinsk) ve 1720’de Öskemen (Ust-Kamenogorsk) kalelerini kurarak,[8] Kazakistan başta olmak üzere bütün Türkistan’ı istila hazırlıklarını da yürütüyordu.

Kazakistan, 1570’li yıllardan itibaren Rusya’nın dip komşusu olmuştu. 1574’te IV. İvan Kama boyunun bazı yerlerini yöneten “Strogonov” denilen büyük feodallara Kazaklarla serbestçe ticaret yapmaları için izin vermişti. Bu izne göre Strogonovlar, Kazakistan ve Buhara’dan gelen tüccarlarla gümrük vergisiz ticaret yapma haklarına sahiptiler.[9]

Tavke Han, 1691’de Rus çarına yazdığı mektubunda şöyle der: “Sizin dedelerinizle babanız bize adamlar gönderip, bizim elçiler de sizlere varıp geliyordu. İki ülkenin arasındaki ticaret adamları birbirleriyle istişare içinde olup, dostane münasebetler kuruyordu”.[10] Yine Tavke Han, 1694’te elçisi Koltubay Atalıkov vasıtasıyla Rus Çarı I. Petro’ya, Rusya ile dostane münasebetler kurmak ve ticari münasebetler kurmaya hazır olduğuna dair haber gönderdi. O devirde elçiler bir yandan da ticaretle uğraştıklarından, elçilikler bir nevi küçük ticaret kervanları idi. Mesela, Kazak elçisi Atalıkov ile birlikte Türkistanlı tüccar Elseyit Şükürov da gelmişti. Bu ikisinin alıp geldiği dört paket yükün içinde her türlü eşya ve Buhara kumaşları vardı. Bu devirdeki elçiliklere ticaret kervanlarının katılmasına sık rastlanmaktadır.[11]

I. Petro, 1722’de, Kazak Ordalarının vaziyeti hakkındaki soruşturmada bilgi alırken “Kazak Ordaları bütün Asya memleketlerinin anahtarı ve kapısıdır.[12] Bu yüzden, bu ordalar, Rus himayesi altına alınmalı ki, bunlar vasıtasıyla diğer bütün Asya memleketleriyle irtibat kurulabilsin ve Rusya için faydalı ve uygun tedbirler alınabilsin” demişti.[13] Kazakistan, Rusya’nın Asya siyaseti için taşıdığı bu stratejik önemin yanında, Rusya için zarurî olan bakir tahıl sahalarına, zengin hayvancılık ve ürünlerine sahipti ve üstelik burada, diğer ülke pazarlarında sürüm bulmayan düşük kaliteli veya bayat malları, hem de yüksek fiyattan satma imkanı vardı.[14]

Üç Cüz Kazak Hanı Bolat’ın iktidarı zamanında (1718-1730), Bolat ile Küçük Cüz Hanı Ebül- Hayr arasında ihtilaf çıkmıştı. Pek kurnaz, devlet fikrini değil, en ücra köşelerdeki boyların uruk entrikacılığı ruhunu taşıyan Ebül-Hayr, üç cüz, Karakalpak ve hatta Harezm hükümdarlığı davasına kalkışmış,[15] Bolat’ın hükümranlığını tanımaktan kaçınmış ve 1718’de Küçük Cüz’ün bağımsızlığını ilan etmişti. Bu tarihten itibaren her cüz hanı kendi başına hareket etmeye başladı.[16] Ne Ebül-Hayr Han üç cüzün hanı olma iddiasından vazgeçiyor ne de diğer iki cüz de onu han olarak tanıyordu. Bu yüzden üç cüzün meselelerini tertip ve tanzim etmek mümkün olamamıştı. Üstelik Küçük Cüz, Türkistan’daki Hive, Hokand ve Buhara gibi devletlerle de anlaşamıyordu.[17]

Kalmuk-Kazak savaşları sebebiyle İktisadî bakımdan da büyük sıkıntı içine düşmüş bulunan Küçük Cüz Hanı Ebül-Hayr, rakipleri ile mücadeleyi kazanmak için, 1730 yılında Rusya tâbiyyetine girmeye karar vermiş ve Çariçe Anna İvanovna, 1731’de bir tamim yayınlayarak Ebül-Hayr Han ve maiyetini “Rus tebaası” olarak ilan etmişti. Bu “tebaalık” anlaşmasına göre Rusya, Küçük Cüz’e dıştan vakî olacak herhangi bir saldırıya karşı himaye edecek, Küçük Cüz de Rus sınırını rahatsız etmeyecek ve ticaret kervanlarının güvenliğini sağlayacaktı.[18] Esasında, Rusya’nın Kazakistan’ı tâbiyyetine almakla ona yüklemek istediği vazifeler şunlardı: 1) Rusya’nın doğu sınırlarının güvenliğini temin etmek; 2) Kazaklarla mübadele ticaretini genişletmek ve Kazak topraklarını Doğu ülkeleri ile ticaret yapmada arabulucu olarak kullanmak.[19]

Küçük Cüz’e bağlı bazı boylar, Rus tâbiliğini kabul etmemeleri sebebiyle, Kazakistan üzerinden Hive ve Taşkent gibi şehirlere gönderilen kervanları durdurup yağma ediliyorlardı. Bu sebeple Çarlık hükümeti Kazakistan’ın kontrolünü tamamen kendi eline almak, Kazakistan üzerinden Orta Asya’ya bağlanan yollar açmak maksadı ile şehir ve kaleler kurmaya karar vermişti. 1735’te, Başkurtlarla Kazakların tam ortasında, Or ırmağının Yayık ırmağına döküldüğü noktada (şimdiki Orsk şehri yerinde), o zamanki adı ile Orenburg şehrinin temeli atıldı. Şehre yerleştirilen kişiler için bedava yer, inşaat malzemeleri almaya kredi verildi ve onlar oturma vergisinden muaf tutuldu.[20] İlk yerleşenler Yayık Kozakları ile Rus köylüleri idi.[21] Rus tüccarlarına Orenburg’da üç yıla kadar vergisiz ticaret yapma izni çıkarıldı.[22] 1736 ve daha sonraki fermanlarla, hizmet için hür adamların ve Türkistan tüccarlarının şehre gelmeleri sağlanarak ticaretle uğraşan herkese Orenburg’un kapıları açıldı.[23] Rusça bilmeleri sebebiyle, aracı ve tercüman olmaları için, şehre Tatar tüccarları da getirilmişti.[24]

1738’de Orenburg’un Yayık nehri yakasında mübadele ticareti için bir pazar yeri yapılmıştı.[25] Kazakça “Ak Bazar”, Rusça “Menovoy dvor” denen bu Pazar yeri, Yayık ırmağının sağ kıyısında, kır tarafına ayrılan, şehirden göz ucuyla görülebilen yerde kurulmuştu. Pazarın içinde, Ruslara ayrılan 246 sergi, 140 depo yeri, Asyalılara ayrılan 93 sergi ve sekiz de depo yeri vardı. Pazarda bir top ile bir askerî müfreze de bulunuyordu.[26] Aynı yıl, Miller adındaki bir subay idaresinde, Taşkent’e bir ticaret kervanı gönderilmişti. Miller’in maksadı, Türkistan hanlıklarında gümrük vergisi almaksızın ticaret yapma imkanını araştırmaktı. Fakat kervan, istenilen yere ulaşamadan yolda yağmalandı.[27] 1740’ta ise, Rus hükümeti, gümrükten geçmeyen malların müsadere edilmesine ve gümrük vergisinin altın veya gümüş ile ödenmesinin teşvik edilmesine karar veriyordu.[28]

Orenburg şehrinin yapımı Rusların Kazak bozkırlarındaki tesirini çok güçlendirdi. 1740’ta Küçük ve Orta Cüz topraklarından geçen kervan yollarının güvenliğinin bu cüz sultanları tarafından sağlanması, kervan kılavuzları ücretinin belirlenmesi[29] hususlarında Orenburg’da bir görüşme yapıldı.[30] 1743’te Rus hükümeti Orta Cüz’e ayrılan bir ticaret yeri açmaya karar vermiş ve aynı yıl içinde Üy nehri kenarında Troytsk kalesinin temeli atılmıştı. 1749’da tamamlanan kalenin kır tarafında, içinde Kazak, Rus vd. tüccarlara ayrılan yerlerin bulunduğu bir pazar yeri de kurulmuştu.[31] Böylece Rus hükümeti Kazaklarla ticarî münasebeti Orta Cüz’e kadar götürmüş ve bu cüzü de Rus tesirine almıştı.

Orenburg Valisi İ. İ. Neplyuyev ile Küçük Cüz Hanı Nurali arasında 1749’da yapılan bir anlaşmaya göre, “Küçük Cüz topraklarında geçen Asya ülkelerinin ticaret kervanları sadece Nurali’nin izni ile” geçecekti. Çünkü, eskiden beri devam edegelen usule göre, han topraklarında geçen kervan mallarından belli bir bölümü han adına hediye olarak alınıyordu. Esasında gümrük vergisi olarak alınan bu “hediye”den, sadece han ve sultanlar değil, nüfuzlu kişiler de faydalanıyordu.[32]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ