ÇANAKKALE SAVAŞLARININ ASKERÎ, SİYASÎ VE SOSYAL SONUÇLARI

ÇANAKKALE SAVAŞLARININ ASKERÎ, SİYASÎ VE SOSYAL SONUÇLARI

3 Kasım 1914’de başlayan Çanakkale Savaşı 9 Ocak 1916’ya kadar aralıklarla yaklaşık 14 ay devam etmiştir. 18 Mart 1915’teki deniz harekatının ardından Nisan, Haziran ve Ağustos aylarında çok kanlı muharebeler cereyan etmiş, dönemin en güçlü silahlarına sahip İtilâf Devletleri ordusu, bu süre zarfında kıyı şeridinden öteye geçememiştir. Nihayet Aralık ayından itibaren çekilmeye başlayan düşman ordusu, 9 Ocak 1916’da Çanakkale’yi tamamen terketmek zorunda kalmıştır.

Çanakkale Savaşı’nı deniz harekatı başta olmak üzere onu izleyen kara taarruzlarıyla sıradan bir askerî hareket olarak değerlendirilemez. Öncelikle Çanakkale boğazı stratejik açıdan Osmanlı Devleti’nin payitahtı İstanbul’un anahtarı olduğu gibi, aynı İstanbul Boğazı’nda olduğu gibi iki kıtayı birbirine bağlayan iki önemli geçitten biridir. Boğazlara hakim olmak demek, bir ölçüde Akdeniz’de de üstünlüğü ele geçirmek demektir. Karadeniz’i çevreleyen ülkeler için de hayati bir önem taşıyan boğazların bu stratejik ve askeri öneminin yanısıra siyasi, ekonomik değeri de arzeder. Bunu iyi bilen büyük devletler tarih boyunca Boğazları kontrol etmeye çalışmışlar, Rusya sıcak denizlere inme politikasının bir gereği olarak dikkatini her zaman bu bölgeye vermiştir. Başta İngiltere olmak üzere diğer Avrupa devletleri kendi çıkarları doğrultusunda boğazların denetimini sağlamaya çalışırken I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin müttefiki olan Almanya bile “Drang Nach Osten (doğuya doğru)” politikası yolunun buradan geçtiğinin farkında olmuş ve siyasetini buna göre düzenlemiştir.

Dolayısıyla Türk tarihinde bir inanç, cesaret ve kararlılık sembolü haline gelen Çanakkale Savaşı’nın sonuçları, I. Dünya Savaşı’ndaki diğer cephelerden farklı olarak, sadece Türkleri değil savaşa katılan diğer ülkelerle birlikte bütün yakın çevresini derinden etkilemiştir. Ancak Çanakkale Savaşı’nın sonuçları incelenirken çoğunlukla savaşın siyasî ve askerî boyutları üzerinde durulmuş, özellikle Türk halkı üzerindeki tesirleri, başka ayrıntılar arasında unutulmuştur. Elbette Çanakkale Savaşı en başta orada mücadele eden Türk asker ve komutanlarının bir başarısıdır. Kuşkusuz bu zaferde önceliğin Türk askerinde olduğunu söylemek yanlış olmaz, zira şehit sayısı ne kadar tartışmalı olursa olsun Çanakkale’de Türk askeri namusu, vatanı ve kutsal değerleri adına, vücuduyla etten bir duvar örmüş, asırlar sürecek bir destana “Mehmetçik” adını yazmıştır.

1. Askerî Cephesi

Çanakkale Savaşı’nın askerî sonuçlarını 18 Mart 1915’teki deniz harekatından itibaren değerlendirmek yerinde olur. Zira İngiliz ve Fransız gemilerinden oluşan donanma, savaşın başında kendisine o kadar çok güveniyordu ki, en geç bir ay içinde Marmara’ya girerek İstanbul’u alacaklarını düşünüyorlardı. Ancak hiç beklemedikleri bir şekilde uğradıkları bu yenilgiyle planları suya düşmüş oluyordu. 18 büyük savaş gemisinin katıldığı bu muharebede 7 gemileri savaş dışı kaldığı gibi üzerlerindeki 44 top da suya gömülmüştür. Buna karşılık Türk Müstahkem Mevkii Komutanlığı, topçu gücünü büyük ölçüde korumayı başarmıştır. Sonuçta Birleşik Filo, sadece denizden zorlamayla boğazı geçemeyeceğini anlamış, kara kuvvetlerinin dahil edilmesiyle savaşın süresi ve sonuçları da değişmiştir.[1]

Boğazın açılmaması Çarlık Rusya’sını sadece silah ve malzeme yardımlarından yoksun bırakmamış aynı zamanda yarım milyonu bulan İngiliz ve Fransız askerlerini bu cepheye çekerek, Alman cephesinden uzak tutmuş ve Almanya’nın Doğu Avrupa’daki harekatını kolaylaştırmıştır. Ancak buna karşılık 310.000 kişilik seçme Türk askerini de buraya bağlamış ve Türkiye’nin insan kaynaklarını burada sarfederek diğer cephelerde zayıf kalmasına sebep olmuştur. Buna bağlı olarak İngilizler, Filistin ve Irak’ta kendi lehlerine daha çabuk sonuca gitmiş, Rusların da doğudaki harekatlarının gelişmesi kolaylaşmıştır. Türk kuvvetlerinin Çanakkale boğazını kapaması, savaşın 1916’da biteceği düşüncelerini bitirmiş savaşın iki yıl daha uzamasını sağlamıştır.[2]

Çanakkale Savaşı ile Türk askerinin Balkan Savaşı sırasında kaybettiği itibarını ve özgüvenini yeniden kazandığı görülmektedir. Zira, I. Dünya Savaşı’na kadar siyasi çekişmeler yüzünden yaşanan Balkan savaşındaki hezimet, Türk subayları arasında asla unutulmamış, bu zafer sayesinde diğer ülkelerin komutanlarından üstün olduklarını gösterme fırsatı bulmuşlardır. Bu başarıyla, Türk’ün bittiği sanılan askeri gücünün tükenmediği, koşullar ne kadar ağır olursa olsun iyi yönetildiği takdirde, tüm zorlukların üstesinden gelebilecek güç ve inanca sahip bulunduğunu göstermiştir.

Çanakkale’de bu derece önemli bir zaferin kazanılması, Türk ve Alman müttefikleri arasında farklı düşüncelere de yol açmıştır. Almanlar komuta heyetinin başında Liman von Sanders’in bulunmasından ve başka Alman subaylarının da görev yapmış olmasından dolayı zaferin asıl sahibi olarak kendilerini görmektedir.[3] Gerçekten de Ordu Komutanıyla birlikte bazı kolordu ve tümen komutanları Almandı. Çanakkale savaşları sırasında toplamı 500’e yakın Alman subay ve eri muharebe bölgesinde görev yapmıştır. Oysa Alman ordusunun muharebelere fiilen katıldığını söylemek için, kayda değer miktarda Alman birliğinin muharebeye katılması gerekirken hiçbir Alman kıtası çatışmaya girmemiştir. Bu 500 Alman askerinin yarıya yakını boğazlarda, diğerleri de istihkam ve topçu birliklerinde görev yapmıştır. Özellikle kara savaşında birinci hatta çarpışan Alman birliği olmadığı gibi, Alman personeli de bulunmamaktadır. Almanların kara savaşı sırasında verdiği iddia edilen maddi destek de abartılmış, savaş Türk’ün elindeki silah, mühimmat ve Türk’ün kanı ile kazanılmıştır.[4]

Kara harekatının sona ereceğinin Türk tarafı tarafından zamanında haber alınamayıp tedbir alınmaması bir keşif ve istihbarat yanılgısı olarak değerlendirilmektedir. Ancak buna rağmen Türk ordusunun düşmanı denize dökecek silah ve cephane imkanlarına sahip bulunmadığı bir gerçektir. Aslında İngilizler, yarımadanın boşaltılmasını çok iyi planlamışlar, büyük bir gizlilik içinde ve ustaca uygulamışlardır. Bu sayede neredeyse hiçbir zayiat vermeden kuvvetlerini çekmeyi başarmışlardır.[5] Bu sebeple müttefikler Çanakkale’de yenilgiye uğradıklarını kabul etmezler ve kaçışlarını adeta bir zafer şeklinde değerlendirirler. Böyle bir yaklaşım tarzının, İngilizlerin iç ve dış kamuoyunda sarsılan prestijleri kurtarma çabasından öteye geçemediği ise aşikardır.

Çanakkale Savaşı’nın askeri yönü üzerine en fazla tartışma, kayıpların miktarı üzerine yapılmaktadır. Konuyla ilgili her kaynağın farklı rakamlar vermesi, meseleyi daha da karışık hale getirmektedir. Halk arasında yaygın olarak bilinen 253.000 Türk’ün burada şehit olduğu bilgisi, bu açıdan zaman zaman eleştirilere uğramaktadır. Buna göre en güvenilir kaynak olması icabeden Türk Genelkurmayı’nın kayıtlarına göre, kara savaşlarında 57.084, deniz muharebesinde 179 toplam 57.263’ü şehit, geri kalanı yaralı, esir ve kayıp olmak üzere 211.000 zayiat vermiştir.[6] Liman von Sanders’e göre 218 bin zayiatın 66.000’i şehittir.[7] Kayıplar konusunda rakamların bu derece farklı olması savaşla ilgilenenler arasında zaman zaman polemiklere de yol açmıştır. 2000 yılındaki Çanakkale Zaferi Kutlama törenlerinde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’de 250 bin şehit rakamını kullanmış, bunun üzerine Genelkurmay ATESE Başkanlığı bir açıklama yaparak asıl rakamın 57 bin olduğunu ileri sürmüştür.[8] Takibeden günlerde de Çanakkale savaşları bu yönüyle gazete sütunlarında yer almaya devam etmiştir. Deniz Harb Akademisi Komutanı Tuğamiral İlker Güven, konuşmasında 211 bin şehit verildiğini söylemiş,[9] Çanakkale ile ilgili araştırmalarıyla tanından yazar Mehmed Niyazi’de tartışmalara katılarak, kendi incelemeleri sonucunda bu sayının 253 bin olduğu ileri sürmüştür.[10]

Buradaki tartışma belgelerde şehit sayısına diğer kayıpların eklenip eklenmemesi konusundadır ki, bizce de eklenmesi gerekir. Zira, savaşta hasta ve sakat olanların büyük bir bölümü iş göremez olmuş, bir çoğu da hayatlarını hastanelerde kaybetmiştir. Bu rakamlardan hangisi doğru olursa olsun insan kayıplarının Türk milletine çok pahalıya mal olduğu bir gerçektir. En fazla ihtiyacı olduğu bir dönemde Türk milleti binlerce okumuş ve aydın evladını bu savaş sonucunda kaybetmiş, bunun acılarını ve olumsuzluklarını yıllarca üzerinden atamamıştır.

Kesin olmayan tahmini rakamlara göre, 100.000’den fazla öğretmen, mülkiyeli, tıbbiyeli ve Türk Ocakları’nda yetişmiş okur-yazar kaybedildiği sanılmaktadır. Böylece o günün koşullarında ülkenin beyin takımını oluşturan küçümsenmeyecek bir sayıya ulaşan bu kayıpların, olumsuz etkileri, savaş sırasında olduğu kadar, bu savaşı izleyen Milli Mücadele döneminde de fazlasıyla hissedilmiştir.[11]

Müttefiklerin kayıplarına gelince, onların kayıpları da Türklerinkinden farklı değildir. Fransız kaynaklarına göre hastalıktan ölen, yaralı, esir ve kayıplarında dahil edilmesiyle zayiatları; İngilizlerin 170.000, Fransızların 40.000’den fazladır.[12] Nihal Atsız’a göre ise müttefiklerin zayiatı İngilizlerin 250.000, Fransızların 47.000’dir.[13] İngiliz ve Fransızların deniz ve kara harekatı boyunca burada yarım milyondan fazla asker tutmaları ve bunun yarısını kaybetmiş bulunmaları, diğer cephelere kuvvet ayırabilme açısından, savaşın genel gidişi üzerinde de etkili olmuştur.

2. Siyasi ve Ekonomik Cephesi

Çanakkale deniz ve kara savaşlarında kazanılan zaferler, Balkan felaketi nedeniyle içte ve dışta sarsılmış bulunan Osmanlı Devleti’nin itibarını yeniden güçlendirmiş, İttihat ve Terakki hükümetinin ömrünü de uzatmıştır. Bu zaferle Türk milleti eski güç ve dinamizmini koruduğu, “hasta adam” nitelendirmesinin yanlışlığını ortaya koymuştur. Kuşkusuz Çanakkale Savaşı’nın en önemli siyasi sonucu, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu hazırlamış olmasıdır. Zira, İstanbul’un o sırada ele geçirilemeyip, savaşın uzaması bambaşka şartlar doğurmuştur. I. Dünya Savaşı’nın sonunda ülkenin işgale uğraması karşısında verilen mücadelenin en önemli dayanak noktası Çanakkale’nin verdiği moral güçtür.

Yeni kurulacak Cumhuriyet liderini de bu savaşta bulmuştur. Çanakkale’ye Anadolu’nun her yerinden 310.000 asker gelmişti. Bu askerler orada bulunduğu sırada Kaymakam (Yarbay) Mustafa Kemal Bey’in verdiği doğru kararlar ve adeta ölüme karşı meydan okuyuşuyla gerçek bir lider olduğunu görmüşlerdi. İlk önce düşmanın karaya asker çıkaracağı yeri doğru olarak tespit etmiş, daha sonra verdiği isabetli ve cesur kararlarla savaşın gidişatı üzerinde etkili olmuştu. Bir süre sonra Liman von Sanders, Anafartalar’daki birliklerin tümünü onun yetkisine bırakmaktan çekinmemiştir. O saldırı anında askerinin önünde olarak örnek bir komutan olmuştur. Hatta bir taarruz hazırlığı sırasında askerin isteksiz olduğunu görmüş, kendisinin tepeye çıkarak kırbacıyla işaret verince hücuma kalkılması emrini vermişti. Görgü tanıkları orada vurulmamasını Allah’ın bir yardımı olarak değerlendirmişlerdir.[14] Elbette bunları gören askerler memleketlerine döndüklerinde gördüklerini ve duyduklarını herkese anlattılar. Milli Mücadele’nin daha başında Mustafa Kemal Paşa, Anadolu’ya geçtiğinde artık herkes tarafından “Anafartalar Kahramanı” olarak tanınıyordu. O, İngilizleri bir kez yenmişti, dolayısıyla yine yenebilirdi. Mustafa Kemal Paşa, gerek Erzurum gerekse Sivas kongrelerinde bu yüzden hiç yadırganmadan kabul görmüş, büyük Millet Meclisi’nin açılışında da siyasi bir lider olarak Türk halkının önüne geçmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde ne kadar önemi varsa, onun hayatında da Çanakkale Savaşları’nın o kadar büyük yeri vardır.

Çanakkale Savaşı’nın Dünya tarihine diğer bir etkisi de Çarlık Rusya’sının yıkılışı dolayısıyla ortaya çıkmıştır. Boğazlar açılamadığından İtilaf Devletleri Rusya ile aracısız irtibat sağlayamamış ve Çarlık ordularının çok ihtiyaç duyduğu silah ve malzeme yardımı yapılamamıştı. Bunun neticesinde mahsur kalan Rusya içeriden çökerek, Bolşevikliğin eline düşmüştü. Eğer Rusya’ya yardım ulaşabilse, savaş daha çabuk bitebilir, Ruslar tarihleri boyunca istedikleri İstanbul’un işgalini gerçekleştirebilirlerdi. Bunun karşılığında ise Almanların Bağdat demiryolundan yararlanmalarına engel olunamamıştı. Doğu cephesinde serbest kalacak Rusların batıda Almanya’ya yüklenmelerine fırsat tanınmamış oldu.[15]

Savaşın Rusya’ya etkileri bu kadarla kalmadı, müttefikler 25 Nisan 1915’de Gelibolu’ya bir çıkarma harekatına giriştikleri günlerde, Almanya ve Avusturya kuvvetleri de Galiçya’da Ruslara karşı taarruza geçmişlerdi. Bu savaşın sonu da Rusya için tam bir hezimet olmuştu. Çanakkale Savaşı’nın Türk ve Almanların lehine gelişmesi Bulgaristan’ın da kararsız tutumunda değişikliğe yol açmış, Ekim 1915’te Bulgaristan’ın savaşa katılması, Rusya üzerinde bir şok tesiri yapmıştı. Çünkü artık İstanbul’un Trakya’dan yapılacak bir saldırı ile alınması söz konusu olmayacağı gibi, Türkiye’nin kazandığı bu avantajlı durumun, Rusya’yı etkilememesi için “Osmanlı Devleti” ile ayrı bir barış yapılması bile gündeme gelmişti. Diğer taraftan Bulgaristan’ın Merkezî Devletler tarafına dönmesi üzerine, İngiltere ve Fransa bilhassa Selanik yolunun Bulgarlar tarafından kesilmesinden büyük endişe duymaya başlamışlardı. Kısaca bütün bu olaylar bir araya getirildiğinde Çanakkale Savaşlarını ile birlikte boğazların ele geçirilememesi, Rusya’yı hem ekonomik ve hem de askeri ve siyasi bakımdan adeta boğmuştu. Başta da açıklandığı gibi, Çanakkale’deki Türk zaferi, Rus Çarlığı’nın yıkılmasının en etkin faktörü olmuştu.[16]

Anlaşma Devletlerinin Çanakkale’de başarısız olmaları, Bulgaristan’ın dışında diğer Balkan ülkeleri üzerinde de etkili olmuş, Romanya, İtalya ve Yunanistan’ın bir süre daha savaş dışında kalmalarını sağlamıştır.

Çanakkale Savaşı’nın ilginç sonuçlarından birisi de savaşan tarafların bir süre sonra dost olmalarıdır. İngiltere’nin sömürgeleri olan ve kısaca Anzac olarak adlandırılan Avustralya ve Yeni Zelandalı askerler, başlangıçta kendilerine anlatıldığı gibi, Türkleri vahşi ve barbar bir kavim olarak görmekteyken, savaş sırasındaki tecrübelerinden bunun gerçek olmadığı kanaatine sahip olmuşlardır. Ayrıca, İngiliz komutanların kendi hayatlarını cömertçe harcamaları da tepkilerine neden olmuş, bu olaylar gitgide aralarında ulusal bilincin doğmasını sağlamıştır. Bu yüzden 1922 yılında, Türk ordusunun Anadolu’daki harekatı sırasında İngilizlerle karşı karşıya gelme ihtimali doğduğunda, İngiltere bu ülkelere asker göndermeleri için tekrar çağrıda bulunmuşsa da, tarihinde ilk kez “ret” cevabıyla karşılaşmıştır. Bu bir ölçüde sömürgeciliğin de çöküşü anlamına gelmektedir. Ayrıca, İngiliz- Fransızların, Müslüman bir devlet karşısında yenilmeleri, kendi sömürgelerinde yaşayan müslüman halk arasında prestijleri küçültmüş, hatta bu devletlerin müstemleke halkını, karşı koymaya teşvik etmiştir.

Savaş özellikle İngiltere’nin içinde, siyasi değişikliklere yol açmış, sefer kararı veren liberal hükümet önce kolasiyonu kabul etmiş daha sonra da 1916’da istifa ederek, yerini başka bir hükümete bırakmıştır. Harekatın mimarlarından Winston Chruchill Bahriye Nazırlığı’ndan ayrılarak bir piyade taburuna komuta etmek üzere Fransa’ya gitmiştir.[17]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ