ÇANAKKALE SAVAŞINDA YALNIZ BIRAKILAN BİR MÜTTEFİK: ALMANYA’NIN OSMANLI İMPARATORLUĞU’NA YARDIM ÇABALARI

ÇANAKKALE SAVAŞINDA YALNIZ BIRAKILAN BİR MÜTTEFİK: ALMANYA’NIN OSMANLI İMPARATORLUĞU’NA YARDIM ÇABALARI

Bilindiği gibi, Çanakkale Muharebeleri gerek cereyan şekli ve gerekse sonuçları bakımından sadece Birinci Dünya Savaşı’nın değil, Dünya harp tarihinin önemli olaylarından biridir. Bu muharebelerin cereyan şekline baktığımızda, kara ve deniz kuvvetlerinin müşterek taarruzu bakımından o zamana kadar Dünya tarihinde benzerine rastlamadığımız muharebelerden biri olduğunu görürüz. Sonuçları açısından ise, İtilaf Devletlerinin Çanakkale Boğazı’nı geçememeleri, başta Rus Çarlığı olmak üzere Birinci Dünya Savaşı’na katılmış bütün taraflar üzerinde askeri, siyasi, stratejik, psikolojik ve ekonomik etkileri olmuştur.

Ocak 1915 başlarında zor durumda olan Rusya’nın müttefiklerinden yardım istemesi üzerine İtilaf Devletleri Londra’da, Çanakkale ve İstanbul’a yönelik taarruz kararı almışlardı. Bunun üzerine, İngiltere ve Fransa Çanakkale önlerine yığınak yapmaya başlamışlardı. Amaçları ise, Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakmak, Boğazlar yolu ile Rusya’ya yardım ulaştırmak ve Orta Avrupa’da bulunan Alman-Avusturya ordularını arkadan çevirmekti.[1]

O günün en modern silâhları ile donatılmış yedi büyük savaş gemisi, birçok torpido ve muhribden oluşan İngiliz filosu ile dört Fransız savaş gemisi 18 Mart 1915’te Çanakkale Boğazı’na girerek Türk tabyalarını topa tuttu. Altı ile sekiz gemilik ikinci bir İngiliz filosu ise Boğazın girişinde bırakılmıştı. Aynı günün akşamına doğru, Türk topçusunun isabetli atışları sonucu 10 ile 12 kadar İngiliz-Fransız gemisi ya batırıldı ya da saf dışı bırakıldı.[2] Düşman filosu bu ağır kayıp üzerine geri çekilmek zorunda kaldı. Türk topçusunun bu muazzam zaferi Çanakkale Muharebelerinin sona erdiği anlamına gelmiyordu. Zira düşman bundan sonra denizden karaya çıkarma yaparak kara ve deniz savaşlarını beraber yürütüp İstanbul’a ulaşmayı hedefleyecektir.[3]

Nitekim, 25 Nisan sabahı saat 05.00’ten itibaren, sekiz buçuk ay sürecek olan ve iki taraftan 750 bin insanın katıldığı Çanakkale Muharebeleri, donanma desteğindeki İtilaf Devletleri askerlerinin Gelibolu’ya çıkışları[4] ile yeni bir safhaya girerek devam edecektir.

Bu araştırmamızın ana amacı, Alman İmparatorluğu’nun, Çanakkale Muharebeleri esnasında zor durumda olan müttefiki Osmanlı Devleti’ne cephane yardımı sağlama çabaları ve bunun sebepleri üzerinde durmak olduğundan, Çanakkale Muharebelerinin seyrine ve onun dünya tarihindeki yerine burada detaylı olarak girilmeyecek; ancak konumuz çerçevesinde, yeri geldikçe değinilecektir. Burada değerlendirmeye tabi tutulan temel kaynaklar ise, Berlin Eyalet Arşivi’nden (Bundesarchiv) temin ettiğimiz belgeler olacaktır.

Alman İmparotorluğu ve Çanakkale Muharebeleri

Osmanlı Devleti 2 Ağustos 1914 tarihinde Almanya ile yapmış olduğu gizli ittifak andlaşması ile Birinci Dünya Savaşı’nda İttifak Devletleri tarafında savaşa gireceğini resmen kabul ediyordu.[5] Nitekim 29 Ekim 1914’de Osmanlı Donanmasının Karadeniz’deki Rus limanları, Sivastopol, Odesa ve Novoroski’yi bombalaması sonucu da fiilen savaşa katılmış oluyordu. Bunun üzerine İngilizler, Ege Denizi’ndeki Limni, Gökçeada, Bozcaada ve Semadirek adalarını zapt ederek, ileride Çanakkale’ye karşı girişilecek bir harekât için Limni adasındaki Mondros Körfezi’ni donanmaları için üs olarak hazırladılar.

Esasen Osmanlı Devleti’nin İttifak Devletleri safında savaşa gireceğinin belli olması üzerine, İtilaf Devletlerinin Çanakkale Boğazı’nı zorlayarak İstanbul’u zapt etmek isteyeceklerini, Alman Genel Karargâhı tahmin edebiliyor ve endişeleniyordu. Almanlar böyle bir durumun aynı şekilde Türk müttefiklerini de endişelendirdiğini düşünüyorlardı. Bu sebeple 27 Eylül 1914’te -daha Osmanlı Devleti fiilen savaşa girmeden- Alman Genel Karargâhının bir sorusu üzerine Liman von Sanders:[6] “İstanbul’daki askeri makamların Çanakkale Boğazı’nın tehlikeli durumda olmasından dolayı korku içinde bulundukları haberi tamamen asılsızdır. Buna karşı gereken tedbirler alınmıştır”[7] cevabını vermekteydi.

Her ne kadar Alman İmparatorluğu’nun İstanbul’daki Askeri Komisyon Başkanı “gereken tedbirler alınmıştır” dese de, bu tedbirlerin ancak Osmanlı Devleti’nin imkanları dahilinde ve kısıtlı olduğu muhakkaktır. Zira, iyi donatılmış ve dönemin modern silahlarına sahip düşman kuvvetleri Çanakkale önlerine yığınak yapmaya başladıklarında Osmanlı birlikleri cephane kıtlığı çekiyorlardı. Yine Liman von Sanders’e göre: “…Piyade cephanesi yeter derecede sağlanabiliyordu, ama topçu cephanesi başlangıçtan beri çok azdı. O sıralarda Türkiye’de topçu cephanesi yapan fabrikalar bulunmadığı gibi, tarafsız memleketlerde kendi arazileri üzerinden Alman cephanesi sevkine müsaade etmiyorlardı. Bu sebeple, daha ilk günlerden itibaren Türk topçusu cephane harcamaktan kaçınıyordu. Karşı tarafın alabildiğine ve hesapsız harcamasına karşı, Türklerin bu yoksunluğunun nasıl güçlük yarattığı kolayca anlaşılır.”[8]

Bu cephane kıtlığının yanı sıra Osmanlı Devleti’nde teknik personel yetersizliği de göze çarpmaktadır. Nitekim Çanakkale Muharebelerinin başlamasına müteakip, Mayıs 1915’te yine Liman von Sanders, eğitilmiş 200 istihkamcının acil olarak Çanakkale’ye gönderilmesini Alman makamlarından talep ediyordu.[9] Dolayısıyla Osmanlı Devleti’nin Çanakkale’yi Alman veya Avusturya- Macaristan yardımı olmadan savunamayacağı sadece İstanbul’da değil, Berlin ve Viyana’daki diplomatik ve ekonomik çevreleri tarafından dile getiriliyordu. Biz önce Alman İmparatorluğu siyasi ve askeri çevreleri tarafından dile getirilen endişeler, yardım istekleri ve beklentilerini belirttikten sonra, aynı müttefikin ekonomi çevrelerinin bu konudaki istekleri üzerinde duracağız.

1. Alman Siyasi ve Ekonomi Çevrelerinin Yardım Gayretleri

Alman İmparatorluk Meclisi (Reichstag) Üyesi Bassermann, 24 Mart 1915’de Alman Şansölyesi (Reichskanzler) Dr. Bethmann Hollweg’e yazdığı bir raporunda, Osmanlı Devleti’nin Berlin Büyükelçisi ile görüştüğünü belirterek, Büyükelçinin Çanakkale Muharebeleri konusundaki düşüncelerini şu sözler ile özetlemekteydi: …”Türkiye, bu zorlu savaşa Almanya’nın gücüne güvenerek girdi. Cephane sıkıntısı çektiğimiz şu günlerde Almanya’nın bize yardım konusunda ne yapabileceğini hep birlikte göreceğiz…”[10] Aynı raporun devamında Bassermann, Almanya’nın Osmanlı Devleti’ne cephane yardımı yapabilmenin bir yolunu mutlaka bulması gerektiğini ve bu yardımın gerekçelerini de Şansölyeye yazmaktaydı.

Aslında Osmanlı Devleti’nin Berlin Büyükelçisi İbrahim Hakkı Paşa, Almanya’nın Osmanlı Devleti’ne cephane yardımı yapabileceği konusunda karamsar idi. Bundan dolayı da Bassermann’a “…Türkiye, bu zorlu savaşa Almanya’nın gücüne güvenerek girdi…” ifadesiyle bir taraftan Osmanlı Devleti’nin yardım beklentisini dile getirirken, diğer taraftan da sitem ediyordu. Zira Alman yardımına güvenerek, Sırbistan’a savaş açmış olan müttefik Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Almanya’dan beklediği yardımı alamamış ve bundan dolayı da Sırbistan ordusunu mağlûp edip bu ülkeye hakim olamamıştı. Bu durum Alman silah ve teknik yardımına ihtiyacı olan Osmanlı Devleti için hem kötü bir örnek, hem de Osmanlı Devleti ile Almanya arasında doğrudan bir demiryolu ve karayolu bağlantısının kurulmasına engel oluyordu. Yine aynı durum Almanya’ya da zarar veriyordu. Zira, Birinci Dünya Savaşı’nı bir “Dünya Gücü” (Weltmacht) olmak için başlatmış olan Almanya’nın Sırbistan Cephesi’nde Avusturya-Macaristan’a yeterli yardımı yapamaması, “güçlü” Alman İmparatorluğu imajının zedelenmesine yol açıyordu.

Bu nedenlerden dolayı Büyükelçi bir taraftan Almanya’nın Osmanlı Devleti’ne yukarıda belirttiğimiz sakıncaları bertaraf etmek için yardım etmek zorunda olduğunu belirtirken bir taraftan da Almanya’nın bu yardımı yapabileceğinden şüpheleniyordu. Zira Almanlar, Rusları Doğu Cephesinde henüz kesin mağlûp etmemiş ve Osmanlı Devleti ile doğrudan demiryolu ve karayolu bağlantısı kuramamışlardı. Bu durumda Almanya’nın, Osmanlı Devleti’ne kısa bir süre içerisinde yardım gönderebilmesi zayıf bir ihtimaldi. Nitekim Büyükelçinin bu endişesindeki haklılığını, 30 Mart 1915 tarihinde Alman Şansölyesi Dr. Bethmann Hollweg’in, Bassermann’a yazdığı cevapta görüyoruz. Alman Şansölyesi, Çanakkale Muharebelerinde Türkiye’nin en büyük probleminin cephane kıtlığı olduğundan haberleri bulunduğunu, ancak bu problemi gidermek için girişilen bütün çabaların sonuçsuz kaldığını belirtmekteydi; Sırbistan’a karşı Avusturya-Macaristan’ın başlatmış olduğu taarruz başarısız olmuş, Romanya üzerinden silâh naklini sağlamak için yapılan diplomatik görüşmeler ise sonuçsuz kalmıştı.[11] Şansölyeye göre, Türkiye’ye cephane yardımını sağlayabilmek için geriye tek bir yol kalmıştı: “…O da yeniden zor kullanarak Sırbistan Ordusunu mağlûp etmekti…” Bu konuda karar verecek merci ise, Alman Orduları Yüksek Komutanlığı (Oberste Heeresleitung) idi. Bu meselenin politik önemi hakkında askeri makamlar bilgilendirilmişti.[12] Böylece Şansölye gayet diplomatik bir dil ile Osmanlı Devleti’ne cephane yardımının yapılabilmesi için Sırbistan yolunun açılması gerektiğini ve buna da askeri makamların karar vereceklerini belirterek çözüm üretmek yerine sorumluluğu üzerinden atmakta ve şu aşamada yapılabilecek bir şeyin olmadığını belirtmekteydi.

Temmuz ayının ikinci yarısında, İtilaf Devletlerinin Çanakkale’ye büyük bir çıkarma yapmaya hazırlandıkları haberleri karşısında, Alman askeri makamların Sırbistan yolunu açmak için herhangi bir girişimde bulunmadıklarını gören Alman İmparatorluk Meclisi’nin bir başka nüfuzlu üyesi Erzberger[13] ise, Çanakkale’de cephane sıkıntısı çeken Osmanlı Devleti’ne yardım konusunda askeri makamları harekete geçirmesi için, 26 Temmuz 1915’te, bu defa doğrudan Alman İmparatorundan (Kaiser) yardım istiyordu. Erzberger’e göre:

“…Alman Orduları tarihte benzeri görülmemiş başarılar elde ettiler. Anavatanımızın (Almanya) hemen hemen tamamını düşman tehlikesinden kurtardık ve düşmandan önemli topraklar elde ettik. Politik açıdan sadece zayıf bir noktamız bulunmaktadır: O da cephane eksikliği sonucu Çanakkale’nin teslim olmak zorunda kalmasıdır. Çanakkale’den sonra İstanbul teslim olacak ve bu da Türkiye’nin savaştan çekilmesi anlamına gelecektir. Bunun sonuçları uzun vadede çok ağır olacaktır. Rusya Büyük Petro’nun (Deli) vasiyetini yerine getirecek; Ayasofya’ya haç işaretini dikecek ve kutsal şehirlere sahip olacaktır. Yine Rusya müttefiklerinden cephane ve yiyecek yardımı alarak yeni bir ordu teşkil edebilecektir. Bu da bizim şimdiye kadar Rusya karşısında kazandığımız bütün zaferlerin boşa gitmesi demek olacaktır… (Bu nedenlerle) Sırbistan yolu mutlaka açılmalı ve Osmanlı Devleti’ne gerekli cephane yardımı sağlanmalıdır”.[14]

Bu satırlardan da anlaşılacağı gibi, Erzberger Çanakkale Cephesine yardım edilmesini Almanya’nın bir iç meselesi gibi telakki etmekte ve bunu Almanya’nın “prestiji” için gerekli görmekteydi. Bir çok Alman siyasetçisi gibi o da yardım edilmediği takdirde İstanbul’un düşebileceğinden endişe ediyordu. Erzberger’in bu raporundan beş gün önce, 21 Temmuz 1915’te Bassermann ve dört arkadaşı tarafından Alman Şansölyesine sunulan bir başka raporda da, aynı düşünceler belirtilerek Türkiye’ye cephane naklinin yapılabilmesi için, yine Sırbistan yolunun açılması gereği üzerinde duruluyordu.[15]

Sırbistan yolunun açılması meselesine geçmeden önce, Alman İmparatorluğu’nun Osmanlı Devleti’ne Çanakkale Savaşları’nda yardım etmesi gerektiğini ısrarla vurgulayan Alman politikacılarının, bu ısrarlarının nedenleri ve dolayısıyla Alman İmparatorluğu’nun Çanakkale’de zor durumda olan Osmanlı Devleti’ne yardım etmekteki çıkarları üzerinde durulması gerektiği kanaatindeyiz.

Yukarıda zaman zaman değindiğimiz gibi, Alman siyasi yetkililerine göre, İtilaf Devletlerinin Çanakkale’yi geçmeleri, İstanbul’un tehlikeye düşmesi ve hatta İtilaf Devletleri tarafından işgali anlamına geliyordu.[16] İstanbul’un işgali ile birlikte Osmanlı Devleti bu savaşa daha fazla devam edemeyecek ve İtilaf Devletleri ile barış imzalayarak savaştan çekilmek zorunda kalacaktı. Bu da Alman İmparatorluğu’nun Doğu[17] ve İslam politikalarının[18] iflası, İngiltere’yi sömürgelerinde vurma çabalarının sonu, dolayısıyla Doğu’yu İngiltere’ye teslim etmek anlamına geliyordu. Zira Almanya’ya göre Doğu ülkelerinin anahtarı Osmanlı Devleti idi. Ayrıca Çanakkale Savaşları devam ederken hâlâ tarafsız olan diğer devletlerin -Bulgaristan ve Romanya- bu savaşlarda müttefiki Osmanlı Devleti’ne yardım edebilecek güçte olmayan bir Alman İmparatorluğu görmeleri, Dünya Gücü olmaya çalışan Almanya’nın bu devletler nezdindeki prestijini düşürecekti. Öte yandan Almanya, Osmanlı Devletine silâh yardımını gerçekleştiremediği takdirde, kendi halkı arasında mevcut olan güçlü Alman İmparatorluğu inancını da sarsmış olacaktı.

Bunların yanı sıra Bassermann’a göre, Almanya’nın yardımı ile Çanakkale’de muzaffer olmuş bir Osmanlı Devleti, aynı yıl içerisinde (1915) Mısır’da İngilizlere karşı da zafer kazanacak ve böylece “İngiltere Doğu’da kalbinden vurulmuş ve bu savaşın en önemli amaçlarından biri gerçekleşmiş olacaktı. Bu başarılardan sonra İslam ülkeleri Halifenin cihat ilanına dayanarak düşmanlarımıza karşı ayaklanacaklardı.”[19] Aksi takdirde, Çanakkale’de mağlûp olmuş ve savaş dışı kalmış bir Osmanlı Devleti’nin, Almanya’ya faturası ağır olacaktı. Bu durumda Almanya’nın neler kaybedeceğini, düşmanlarının ise neler kazanacaklarını Basserman ve dört arkadaşı 21 Temmuz 1915 tarihli raporlarında yazmaktaydılar. Bu rapora göre:.

“…Çanakkale ve İstanbul’un düşmesi Türkiye’nin mağlubiyeti, Almanya’nın ise politik ve askeri açıdan zayıf düşmesi demektir. Böyle bir durum Almanya için telafisi mümkün olmayan zararlar açacaktır. Bu zararlar ne bu savaşın diğer cephelerinde kazanılacak zaferler ile ne de savaş sonunda imzalanacak barış andlaşması ile telafi edilebilir.. .”[20]

Burada söz konusu edilen telafisi mümkün olmayan zarar Almanya’nın politik imaj kaybı zararıdır. Almanya dünya devletleri önünde müttefikine yardım edemeyen zayıf bir devlet olarak algılanacaktır. Almanya’nın ezeli düşmanı Rusya ise Çanakkale’nin düşmesi ile en kârlı çıkacak olan ülke olacaktır. Nitekim boğazların İtilaf Devletlerinin eline geçmesiyle, Doğu Cephesinde Almanlara karşı zor durumda olan Rusya’ya, İtilaf Devletleri savaş malzemesi ulaştırabilecekler, Ruslar Almanlara karşı zafer için tekrar ümitlenebileceklerdi. Ayrıca Rusların son bir kaç yüzyıldır Osmanlı Devleti ile yaptıkları her savaşta hedefleri arasına koydukları İstanbul, böylece Rusların işgaline uğrayacaktı.[21] Öte yandan Osmanlı Devleti’nin yenilmesi ile İngiltere, Mısır ve Hindistan’daki çıkarlarının tehlikede olmadığını görerek, Mısır Cephesinden Batı Cephelerine asker kaydırabilecekti. Henüz tarafsız olan Balkan devletleri ise Rusya’nın yanında yer alacak, böylece hem Almanya Doğu Cephesi için daha fazla asker ayırmak zorunda kalacak, hem de Avusturya-Macaristan sonsuz bir tehlike ile karşı karşıya kalacaktı.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ