BÜYÜK TAARRUZ’DA TÜRK SÜVARİSİ

BÜYÜK TAARRUZ’DA TÜRK SÜVARİSİ

Türk ordusunun kazandığı Sakarya Zaferi sonrasında Yunanlılar, Eskişehir- Afyonkarahisar hattına yerleşmişti. Türk kuvvetleri, Yunan ordusu karşısında toplanırken bir yandan da taarruz etmek düşüncesindeydi. Bu amaçla daha 15 Ekim 1921’de birliklere hazırlık emri verilmişti. “Sad (Kutlu) Taarruz planı” adıyla anılan bu plan o anda uygulanamamış, fakat taarruz hazırlıklarına devam kararı alınmıştır (HATÎPOĞLU, 1988: 134,135).

Hazırlıkların tamamlanmasıyla şekillenen Taarruz planı düşmanın başka bir yerde toplanmasına imkân verilmeden yok edilmesi esasına göre hazırlanmıştı (ÇAYCI, 2002: 256). Akarçay ile Çiğiltepe arası taarruzun ağırlık merkezi olarak belirlenmişti. 36 km. olan bu yarma cephedeki I. Ordu’ya bağlı 5.Süvari Kolordusu Koçhisar’dan hareket ederek Ahır Dağları’nı aşıp Çayhisar, Kırka üzerinden Sincanlı Ovası’na taarruz edecekti (ATABEK, 1997: 394). Böylece Yunan ordusunun ikmal ve irtibat yolları kesilecek, Yunan mevzilerinin gerisine taarruz edilerek derinlikteki Yunan ihtiyatlarıyla muharebe edilerek bu kuvvetlerin cepheye müdahalesi önlenecekti (GÖRGÜLÜ, 1992: 17). II. Ordu’ya bağlı olan ve Afyonkarahisar’ın doğusunda bulunan Süvari Fırkası düşmanın l.ve 2.mevzilerini aşarak Eskişehir, Afyonkarahisar hattındaki Döğer Köyü’ne ve 9.düşman fırkasına taarruz edecekti (ATABEK, 1997: 394).

Taarruz hazırlıkları çerçevesinde, Sakarya Zaferi sonrasında süvari kolordusu 1.Orduya bağlanarak Dinar’a gönderildi. Buradan Ilgın’a gelen Süvari Kolordusu eksiklerini tamamlamaya başladı. Binicilik okulu açılarak subaylar eğitilmeye başlandı. Atatürk, ikmal ve eğitim işleri sürerken hazırlıkları denetlemek amacıyla, yanında Sovyet Rusya Büyükelçisi Aralof ile Azerbaycan Cumhuriyeti Elçisi Abilof olduğu halde Ilgın’a geldi. Atatürk ve konuklarının önünde süvariler tarafından düzenlenen gösteri başarıyla tamamlandı.

Bu arada hazırlıklara da devam ediliyordu. Eğer takımları karışık olduğundan ve atları rahatsız ettiğinden yeni eğer takımları yaptırıldı. Veteriner ve nalbant takımları tamamlandı. Konya menzilinden iaşe tanzim edildi. Kuleli lisesinden ve Harbiye okulundan kaçıp, Ankara talimgâhında kurs gören genç subaylar alaylara verildi. Bu subaylar, Kurmay Binbaşı Kurtcebe komutasında açılan binicilik okulunda kurs gördüler. Tümenlere tatbikatlar yaptırıldı. Ayrıca süvari birliklerinde bulunan toplar da yenilendi (ALTAY, 1970: 314-318). Birliklerin ihtiyacı olan nal ve mıh kısmen Konya ve birlik imalâthanelerinden, kısmen de satın alma yoluyla karşılanıyordu. Birliklerde iki ay süreli nalbant kursları açılmıştı. Ilgın’ın Arslan köyünde 5. Kolordu hayvan hastanesi bulunmaktaydı. Bu hastane Büyük Taarruz harekâtı başlamadan önce Sandıklı’nın güneyindeki Kayalı’ya taşınmıştır (Türk İstiklal Harbi,1967: 300).

Taarruz öncesinde iki ordunun silah ve asker durumu yaklaşık olarak eşitti. Yunan tümeninin personeli Türk tümenlerine göre %25 fazlaydı. Türk ordusunun da süvari üstünlüğü bulunuyordu. Türk kuvvetlerinin 5 süvari tümeni, Yunan kuvvetlerinin ise 1 süvari tümeni vardı (30 Ağustos Zaferi: 23). Bu arada, Yunan kuvvetlerinin de yeni süvari teşkilâtları yapmaya başladıkları haber alınmaktaydı (ALTAY, 1970: 331).

Türk Süvarilerinin, Büyük Taarruz öncesi, 1 Ağustos 1922’deki konumları şöyleydi: 5.Süvari Kolordusu; Karargâhı ile Ilgın’da Batı Cephesi ihtiyatı, 2.Süvari Tümeni; İshaklı’da, 1.Süvari Tümeni; Çakıllar’da ve 14.Süvari Tümeni de Doğanhisar’da idi (ERCAN, 1992: 106).

Türk_Suvarisi

Taarruzun başarıya ulaşabilmesi için taarruz birliklerinin 1/3 oranında fazla olması düşünülmekteydi. Yapılan bütün hazırlıklara rağmen ancak Yunanlılara yakın bir kuvvet oluşturulabilmişti. Yunanlılar makineli tüfek ve uçak kuvvetinde üstündü. Türk kuvvetleri ise süvari sayısı bakımından Yunanlılardan fazlaydı. Bunda Başkomutan Atatürk’ün rolü büyüktür. Çünkü Atatürk, taarruz, baskın ve takip harekâtlarında süvarinin üstünlüğünü çok iyi bilmekteydi. Bu yüzden de harekât öncesi güçlü süvari birliklerinin oluşturulmasını emretmiştir. Bu emir doğrultusunda yapılan hazırlıklar sonucunda, 5.Süvari Kolordusunun (seyyar hastane, hayvan hastanesi ve nakliye kolları hariç) Büyük Taarruz öncesi mevcudu şöyle oluşmuştur: (BAL, 2007: 205, 211).

Hazırlıklarını tamamlayan Süvari Kolordusu 24 Ağustos akşamı Sandıklı’ya varmıştır (ALTAY, 1970: 331). Akşehir’in güneyinde değişik yerlerde bulunan Süvari Kolordusunun taarruz yerine toplanması çok güç şartlar altında gerçekleştirilmiştir. Asıl taarruz birliklerinin sol tarafına yığınak yapacak olan Süvari Kolordusu yürüyüşünün çoğunu geceleyin hiçbir işaret vermeyecek şekilde gerçekleştirmiştir. İsmet İnönü hatıralarında bu görevin zorluğunu şu şekilde belirtmiştir: “Bu yığınağı yapmakta, bu tertibatı işlemekte ve sonuna kadar düşmandan gizleyerek baskına uğramaması için çok çalıştım. Hazırlığa 6 Ağustos’ta başladım. Yirmi gün sürdü. Son derece zor bir şey. Beş bin atlı. Bunları yürüteceksin, geçitlerin içine sokacaksın ve yeri bilinmeyecek. Son derece zor. Bununla beraber yaptığımız hareketten bir şeyler seziliyordu. Fakat aldığımız tertibat asla anlaşılamamıştır” (İNÖNÜ, Ekim 1985: 283,284).

Taarruz hazırlıkları gizlilik içinde sürerken, Yunanlıları şaşırtmak ve dikkatlerini başka yöne çekmek amacıyla 19 Ağustos’ta 3.Süvari Tümeni tarafından Ortakçı baskını düzenlenmiştir (Türk İstiklal Harbi, 1967: 34-37).

Suvari

Yapılan hazırlıklar keşif ve gözetleme yapan Yunan birlikleri tarafından sezilmiş, fakat Türk ordusundan bir taarruz beklemediği için sadece emniyet tedbirleri arttırılmıştır. Hatta taarruz ihtimalini aklına bile getirmeyen General Trikopis 25/26 Ağustos gecesi Afyonkarahisar’da düzenlenen bir baloya katılmıştır (BAL, 2007: 206).

Taarruz plânı gereği 5.Süvari Kolordusu, üç süvari tümeniyle Çiğiltepe ile Toklusivrisi arasından Ahır dağlarını aşarak Yunanlıların batı kanadını kuşatacaktı (Türk İstiklal Harbi, 1968: 16). 26 Ağustos günü, Yunanlılar, Çiğil Tepe batısındaki sarp ve yüksek dağları tutmamış, burada 15 km.lik bir açıklık meydana getirmişler ve bölgenin en yüksek noktası olan Toklu Sivrisine yerleşmişlerdi. Açık bırakılan bölgedeki dar bir geçidin gündüz bir süvari bölüğüyle tutulduğu, geceleri ise bu bölüğün geri çekildiği haber alınınca süvari kolordusu için bir geçiş noktası bulunmuş oldu. Süvari kolordusu, sahra toplarını, tekerlekli araçlarını bırakarak, düşmanın boş bıraktığı bu dağ geçidinden geçerek Yunanlıların gerilerine uzanacaktı. (GÖRGÜLÜ, 1992: 17-22). Süvari kolordusu bütün gece yürüyerek sarp olan bu dağ geçidinden ilerleyerek birerli kolda dar patikalardan, uçurumlardan geçerek Ahır dağını aşmaya başladı. Kolordu sabahleyin Sincanlı Ovası’na indi. Böylece Yunanlılara hissettirilmeden cephenin 20 km. içine sızılmış oldu. Sabah saat 10.00’a doğru dağları aşarak düzlüğe inen üç tümenin harekâtı Yunanlıları şaşkına çevirdi (BAL, 2007: 206). Süvari Kolordusu, bir tümeni ile Kırka’ya ve Çiğiltepe gerisine taarruz etti. İki tümeni ile de Düzağaç ve Balmahmut’a gitti, Başkimse’de Yunan taarruzlarını püskürttü. İzmir-Afyonkarahisar demiryolunu tahrip etti, telgraf hatlarını kesti ve geceyi ovada geçirdi. Türk süvarilerinin bu hareketleri Yunanlılarda moral bozukluğuna ve korkuya yol açtı (GÖRGÜLÜ, 1992: 22).

İsmet İnönü, hatıralarında, Yunan kuvvetlerinin Türk Süvarileriyle ilgili düşüncelerini, Trikopis’le konuşmasını şöyle anlatmaktadır: “General Trikopis’e sordum;

– Biz Akşehir’e yan dönmüş vaziyette taarruz ediyoruz. Niçin Akşehir istikametine bir taarruz yapmadınız?

Trikopis:

-Süvariniz arkamıza düştü telaş ettik.

son-suvariler-712x3201

Böyle hareketlerde Fahrettin Altay’ın müstesna bir kabiliyeti vardır. Hiç tahmin edilmeyen dağlık arazide geçitlerden süvari fırkalarını hiç kimseye duyurmadan şimale geçirdi ve düşmanın arkasında cirit atmaya başladı. Sadece görünüşü, düşman kumandanlarının aklını da, bütün tertiplerini de alt üst etti. Nitekim Trikopis, anlattığına göre, bizim süvarimizi arkalarında görünce, tertip almaya teşebbüs bile edememiş, böyle bir şeye imkân olmadığı kanaatine varmış.” (İNÖNÜ, Ekim 1985: 293).

Büyük bir cesaret ve fedakârlıkla düşman hatlarının gerilerine sarkmayı başaran Türk Süvarisi, Yunan ihtiyatlarının hareketlerini geciktirmiş ve görüldükleri zaman Yunan birliklerinde paniğe yol açmışlardır (KOLLU, Temmuz 1992: 554). Yunanlılar Türk Süvarilerini gördüğü zaman ilerleme yönünü ve cephedeki konumunu değiştirmek zorunda kalmıştır. Atatürk, Türk Süvarilerinin Büyük Taarruz’un kazanılmasındaki rolünü 4 Ekim 1922 tarihinde TBMM’nde yaptım konuşmasında şöyle açıklamıştır:

“Bütün bu muharebat olurken, süvarilerimiz tamamen düşman kıtaatının gerilerinde olmak üzere, hareket ediyordu. Meselâ: Olucak’ta ve Başkilise’de bazen piyade gibi, ateş muharebesi yaptı ve fakat ekseriya kılıcını çekti ve dört nala düşman safları içerisine girdi. Arkadaşlar! Süvarilerimizin burada gösterdim hamaset tasavvurun fevkindedir ve gayri kabil-i tasvirdir. Henüz muharebeye girmiş taze düşman fırkalarını görür görmez süvarilerimiz tahammül edemiyorlardı, bunları tevkif etmeğe imkân yoktu ve derhal kılıcını çekiyor ve düşmanın içerisine dalıyorlardı ve hakikaten; bu kahramanlık sayesinde garba çekilmek isteyen düşman kıtaatı durmağa ve vaziyet almağa mecbur edildi ve o esnada bir taraftan piyadelerimiz ve topçularımız yetişti ve düşmanı tekrar muharebeye mecbur ettik.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I, 1997: 272-275).

26 Ağustos günü yapılan muharebeler sonunda takip emrini alan tümenler akşama doğru ovaya ilerlemeye başladı. Böylece Yunan kuvvetlerinin tepelerden ovaya dökülünce, sabah alınamayan Çiğiltepe de akşam 17.30’da alınmış oldu.

27 Ağustos günü öğleden sonra geri çekilen 1.Süvari Tümeni Balmahmut istikametinde; 2.Süvari Tümeni Başkimse üzerinden Yelgediği’ne, Yunan ordusunun gerisine düşecek şekilde taarruza geçti. Bu tümen Yıldırım Kemal İstasyonu’nu tahrip etti, demiryolundaki birliklerle çarpıştı. 14.Süvari Tümeni ise bir alayı ile Karacaören kuzeyinde, bir alayı ile Tazılar’da, bir alayı ile Kızılca güneydoğusunda akşama kadar muharebe etti.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ