BÜYÜK SELÇUKLU VEZİRİ NİZÂMÜ’L-MÜLK VE TARİHÎ ROLÜ

BÜYÜK SELÇUKLU VEZİRİ NİZÂMÜ’L-MÜLK VE TARİHÎ ROLÜ

Büyük İngiliz tarihçisi Carlyle’in dediği gibi, “Tarih, bir bakıma, kahramanların ve büyük adamların tarihi”dir. Kahramanlar ve büyük adamlar çıkarıldığı zaman, tarihte, geriye pek az şey kalır. Her millet, içinden çıkmış kahramanlar ile övünür. Onlar, milletleri için adeta güç kaynağıdırlar.

Her millet gibi Türk milleti de, tarihi etkileyen, hatta tarihe yön veren kahramanlar ve büyük adamlar yetiştirmiştir. Konumuzun çerçevesi içinde kalmış olmak için, Alp Arslan ile oğlu Melikşâh buna misal olarak verilebilir. Bunun son örneğini de Atatürk teşkil eder.

Bu yazımızın konusu olan büyük adam Nizâmülmülk de çok değerli vasıflar taşıyor. Soyca İranlı olduğu halde, bir Türk devleti olan Büyük Selçuklu İmparatorluğuna, adı geçen Alp Arslan ve Melikşâh zamanlarında, otuz yıla yakın Başvezir, bugünkü deyimli ile Başbakan olarak, büyük hizmetler yapmıştır.

Nizâmülmülk’ün yaptığı hizmetler, emrinde çalıştığı Türk devletine mi, yoksa İranlılara mı mâl edilmelidir? Bu sorunun karşılığı, onun hakkında vereceğimiz bilgiden sonra, kendiliğinden meydana çıkacaktır.

Horasan’da bir büyük toprak sahibinin oğlu yani bir aristokrat olarak dünyaya gelen ve babasının sayesinde iyi bir öğretim gören küçük Hasan önce, yine bir Türk siyasi teşekkülü olan Gazneliler Devleti hizmetinde bulundu. 1040 yılında Büyük Selçuklu İmparatorluğu Horasan’da kurulunca, Selçukluların hizmetine girdi. Genç Hasan, daha sonra Çağrı Bey’in tavsiyesi ile, oğlu Alp Arslan’ın emrine geçti. Alparslan bilindiği gibi, Selçukluların Horasan kolunun hükümdarı olan Çağrı Bey’in emrinde bir komutan iken, onun 1060 yılında ölümü üzerine, esas Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in vassalı olarak hükümdar olunca, beğendiği Hasan’ı kendisine vezir yaptı.[1]

Yeri gelmişken, burada biraz durarak, Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun bir vasfını belirtelim:

Devletin kuruluşunda hür göçebe Türkmenler veya Oğuzlar rol oynamışlardı. Devlet kurulduktan sonra, orduda göçebe Türkmenlerin yerini yavaş yavaş kölelikten (gulâmlıktan) yetişme Türkler almaya başladı. İmparatorluk, gitgide yabancı soydan yerleşik halka dayanan bir devlet haline geldi.

Belki de bunun tabii sonucu olarak, devlet hayatında saray ve ordu, Türklerin; sivil idare ise, genellikle, İranlıların elinde idi. Bu durum, Selçuklu İmparatorluğu’nun kuruluşunda canla başla çalışan hür göçebe Türkmenleri gücendirdi. Bu yüzden onlar, Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun başında bulunan sultanlara karşı taht mücadelesine girişen her Selçuklu prensini desteklediler.[2]

Nizâmülmülk, emrinde çalıştığı İmparatorluğa karşı ilk büyük hizmeti, işte böyle bir taht mücadelesi sırasında göstermek fırsatını buldu: 1063 yılında ölen ilk Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey’den boşalan Büyük Selçuklu İmparatorluğu tahtını elde etmek için Doğu İran’dan, (Horasan’dan) Batı İran’a geçen Alp Arslan karşısında Tuğrul Bey’in amcasının oğlu Kutalmış’ı buldu. Anadolu Selçukluları Devlet’inin kurucusu Süleyman Şah’ın babası olan Kutalmış, Selçuklu İmparatorluğu’nun kuruluşunda zahmetini çekip kuruluşundan sonra nimetinden mahrum bırakılan Türkmen kitlelerine dayanıyordu. Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun başkenti olan -bugün Tahran yakınındaki Rey’i kuşatmakla meşgul bulunan Kutalmış, Alp Arslan’ın yaklaştığını görünce, kuşatmayı kaldırmakla kalmadı. Ona karşı bir meydan muharebesi vermeğe cesaret edemediği için, bentleri açarak, Alp Arslan ile arasındaki alanı su altında bıraktı. Alp Arslan’ın hücuma geçmekte tereddüd ettiğini gören Nizâmülmülk, bir sivil olmasına rağmen, savaş elbisesi giyerek, Alp Arslan’ın ordusunu savaş düzenine soktu, sonra da, Alp Arslan’ın cesaretini arttırmak için Horasan’da kendisi için kurduğu dua okları şaşmayan, 12 bin kişilik din adamları ordusunun zaferi için gece gündüz dua ettiğini söyleyerek, hemen hücuma geçmesini istedi. Tereddüdleri silinen Alp Arslan, Mustafa Kemal’in Çanakkale Savaşları’nda yaptığı gibi, ordusuna elindeki kamçı ile hücum işareti verdikten sonra, atı ile bataklığa daldı. Ordusu da kendisini takib etti. Kutalmış ordusu bozguna uğradı. Kutalmış’ın kendisi ise savaş alanından kaçarken, atından düşerek öldü.[3]

Nizâmülmülk’ün Alp Arslan zamanında Büyük Selçuklu İmparatorluğu’na yaptığı hizmetleri anlatmaya devam etmeden önce, burada da bir an durarak, Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun bu İran’lı veziri yakından ilgilendiren diğer bir vasfını ele almak gerekmektedir. Biraz önce sözünü ettiğimiz göçebe Türkmenlerden sonra, daimi İmparatorluk ordusunu teşkil eden Gulam (Köle) Türkler de devletin gidişinden memnun olmamaya başladılar. Öyle görünüyor ki, hükümdardan sonra en yüksek makamı işgal eden Nizâmülmülk başta olmak üzere, İranlıların, devlet idaresinde Türklerin aleyhine olarak gittikçe daha fazla nüfuz kazanmaları, bunun başlıca sebebi idi. Gerek daha önce bir kenara itilen hür göçebe Türkmenlere, gerekse imparatorluğun askeri teşkilat kadrolarını dolduran Gulam (Köle) Türklere bu konuda hak vermemek elden gelmez. Çünkü, tarihte bir millet tarafından kurulan devlete yabancı soydan başka bir milletin böylesine ortak edildiği görülmemiştir, denebilir bundan başka, orduyu meydana getiren Türkler, imparatorluğun Türklüğe, bu arada Türk kültürüne değil, daha ziyade İranlılığa ve İran kültürüne hizmet ettiğini de görüyorlardı. Mesele böyle ortaya konduğu takdirde, Selçuklu ordusunun, İran medeniyetinin etkisini pek duyuramadığı kenar bölgedeki Küçük Kirman Selçukluları Devleti’nin başında bulunan kardeşi Kavurd’u başta Malazgirt Meydan Muharebesi olmak üzere onları zaferden zafere koşturan Alp Arslan’a tercih etmesinin sebebi daha kolay anlaşılır. Gerçekten, Alp Arslan, kendisine isyan eden Kavurd’a karşı birkaç kere Kirman’a sefer yapmak zorunda kalır. Bir defasında, ordusundaki bazı komutanların Kavurd’la mektuplaştıklarını öğrenip suçluları cezalandırır. Ancak, soruşturmayı derinleştirince, ordusunun büyük bir bölümünün Kavurd taraflısı olduğunu öğrenen Alp Arslan, tehlikeli bölge haline gelen Kirman’ı hemen terk etmekten başka çare bulamaz.[4]

Alp Arslan zamanını kapamadan önce, Nizâmülmülk’ün bu hükümdar üzerindeki nüfuzuna dair de bir misal verelim: Bugünkü Diyarbakır ve Silvan merkez olmak üzere, Güneydoğu Anadolu’da hakim olan Mervan Oğulları Devleti’nin tahtı için, Alp Arslan bu hanedandan Said’e söz vermişti. Nizâmülmülk, tahtın öteki adayı ve Said’in kardeşi Nizameddin’in sunduğu hediyelere, kızları ile karısının yalvarmalarına dayanamayarak, Alp Arslan’ı kararından döndürdü ve Nizameddin’i Mervan- Oğulları tahtına geçirtti.[5]

Fakat Nizâmülmülk, Alp Arslan’ı verdiği kararlardan her zaman dördüremiyordu: Alp Arslan, Halep önündeki bir şölende, pek içkili bulunduğu bir sırada, anlaşma yaptığı Halep Midas-Oğulları hükümdarı için: “Şu bedeviyi getirin, başını vurdurayım!” dedi. Buna devlet yararlarına aykırı bulan Nizâmülmülk engel olmaya kalkışınca, elindeki içki bardağını fırlatarak, onu yüzünden yaraladı. Alp Arslan’ı kararından döndürmek için, Nizâmülmülk’ün isteği üzerine işe Hatun karıştı ve onu kolundan tutarak yatağına götürdü.[6]

Bununla beraber, Nizâmülmülk’ün emrinde çalıştığı imparatorluğa ne kadar büyük bir bağlılıkla hizmet ettiğine dair de misaller vardır. Biraz önce anlatılan Mervan-Oğulları tahtına çıkarılan hükümdar meselesinde Nizâmülmülk, adaylardan Nizameddin’in kızları ile karısına: “Yanınızdan bir (emir) olarak çıkan Nizameddin size bir (sultan) olarak dönecektir” demişti. Bermekoğlu’nun büyük halife Hârûnü’rreşid üzerindeki nüfuzuna benzer şekilde onu Mervan-Oğulları tahtına oturtunca da, Bizim Alp Arslan’dan başka sultanımız yoktur. Sen Sultanü’l-ümera’sın (emirlerin sultanısın) dedi.[7]

Alp Arslan’ın 1072 yılında ve beklenmedik bir zamanda, bir kale komutanının yaralaması neticesindeki ölümünden sonra, Nizâmülmülk, görünüşte emrinde çalıştığı imparatorluğa, gerçekte ise, kendisine ve kendisi ile birlikte imparatorluğun sivil teşkilat kadrolarında çalışan İranlılara ve İran kültürüne asıl büyük hizmeti yapmak fırsatını bulmuştur.

Alp Arslan, daha ölümünden önce, oğlu Melikşâh’ı veliaht ilan etmişti. Buna rağmen, öldükten sonra ordusu, oğlunu değil, kardeşi Kavurd’u tercih etti ve imparatorluk tahtına geçirmek için kendisini davet eyledi. Bundan başka onun, İmparatorluğa küskün olduğunu gördüğümüz Göçebe Türkmenlere de güvendiği anlaşılıyor. Çünkü Kirman’dan yola çıktığı zaman Rey ile Hemedan arasında bulunan kesif Türkmenlere gitmek ilk hedefini teşkil ediyordu. İşte bu güvenledir ki, emrindeki küçük ordusu ile, impartorluğun başşehrini ele geçirmek için son süratle yola koyuldu. Fakat, Kavurd’un hareketini ve maksadını haber alan Melikşâh ile veziri Nizâmülmülk, ondan önce, Başkent’e girdiler ve Alp Arslan’ın şehrin kalesinde bulunan hazinelerinden 500.000 dinara 5.000 elbise ve birçok silah alarak Türkmenlerin yanına gittiler. Bunda da rakipleri Kavurd’dan daha çabuk davranan Melikşâh ile Nizâmülmülk, getirdikleri paraları ve eşyaları onlara dağıttılar. Bu kadar büyük hediyelere rağmen yine de, Türkmenleri kendi taraflarına çekemediler, sadece, tarafsızlıklarını sağlayabildiler. İki gün sonra gelen Kavurd, başlıca güvencini teşkil eden Türkmenlerin desteğini kaybetmiş olduğunu gördü.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al