BÜYÜK SELÇUKLU SULTANI ALP ARSLAN’IN KAFKASYA POLİTİKASI

BÜYÜK SELÇUKLU SULTANI ALP ARSLAN’IN KAFKASYA POLİTİKASI

Selçuklu Devleti’nin kurucusu ve ilk sultanı Tuğrul Bey, Şubat 1063’te halifenin kızıyla Bağdat’ta evlenmiş, Mart ayında başkent Rey’e geldikten sonra altı ay süren hastalıktan kurtulamamış ve 70 yaşında 4 Eylül 1063’te vefat etmiştir.

Selçuklu Devleti’nin doğusu, daha Çağrı Bey’in oğlu Alp Arslan tarafından emniyet altına alındığından, devletin başında bulunan Tuğrul Bey, batıda fetihlere serbestçe devam etme imkânını bulmuştu. Horasan meliki olan Alp Arslan (1063-1072), Selçuklu beyleri arasında çıkan taht mücadelesini kazanarak 1064 yılında Rey şehrinde tahta çıktı. Böylece doğu ve batı tek hükümdarın hakimiyeti altında birleşti. Büyük Selçuklu İmparatorluğu, İran’da daha önce kurulmuş devletler gibi, doğuda savunma, batıda hücum siyaseti takip ediyordu. Bu nedenle Alp Arslan’ın da, amcası Tuğrul Bey’in politikasını takip ettiğini görüyoruz.

Sultan Alp Arslan’ın ilk yaptığı işlerden birisi otoritesini güçlendirmek için, siyasetinin Türkmen yönüne ağırlık vermek olmuştur. Bu siyaset sonucunda yaptığı hazırlıklar ile Gürcistan sınırına doğru harekete geçti.

Sultan Alp Arslan, 22 Şubat 1064 yılında Rey’den hareket etti.

Sultan_Alp_Arslan[1]

Alp Arslan, Büyük Selçuklu Sultanı (1029-1072)

Ermeni tarihçisi Urfalı Mateos, Vekayinâmesi’nde, Sultan Alp Arslan’ın, Gürcü seferinin başlangıç tarihini 1064 yılı veya 1065 yılının Mart ayı olarak gösterir. “5 Mart 1064 – 4 Mart 1065 tarihinde Sultan Tuğrul’un kardeşi ve halefi olan Alp Arslan, Farslardan, Türklerden, Huzistan ve Secistan’a kadar olan yerlerden asker toplayıp şiddetle harekete geçti. Korkunç dalgalarda çalkalanan bir denizi ve taşkın sularını ileriye atan azgın bir nehri andıran bu muazzam ordu, şiddetle yürüyerek Ermenistan’a geldi.” Görüldüğü gibi Mateos bu olayı zikrederken, Tuğrul Bey’in yeğeni olan Alp Arslan’ı kardeşi olarak gösterme yanlışına da düşmüştür. Sultan hareket halinde iken, güzergâhında bazı kişilerin hırsızlık yaptığı haberini aldı. Bunun üzerine bir kısım askerini bu hırsızların üzerine gönderdi. Askerler, hırsızlardan bir kısmını öldürüp, bir kısmını da esir alarak bu bölgedeki yolları temizlediler. Geri kalanlar ise tövbe edip, Sultan’dan af dileyerek, yolların himaye ve korunmasını üzerlerine aldılar. O yollarda, meydana gelebilecek her türlü olaya kefil oldular. Sultan bu havaliyi, Emir Bey Arslan adındaki bir beye verdi.

Sultan Alp Arslan, Azerbaycan’da ordusuna katılan kalabalık Türkmen kuvvetleriyle, Urmiye Gölü’nün kuzeydoğusundaki Merend şehrine geldiği zaman, pek çok askere sahip olan, Anadolu’ya sürekli akınlar yapan ve Bizans’ı durmadan rahatsız eden Emir Tuğtekin, Sultanın huzuruna çıktı. Giriştiği akınlar ve Anadolu’ya ulaşan belli başlı yollar hakkında kendisine bilgi arzetti. Ayrıca Rum beldelerinden, Gürcü beldelerinin her zaman vurgulandığı gibi küfür, isyan ve azgınlık içerisinde olduklarını bildirdi. Tuğtekin’den başka, Sultan Tuğrul zamanından beri, Anadolu’daki Selçuklu harekâtını yönetmekte olan kardeşi Yakuti ve bir kısım Selçuklu emir ve Türkmen beyleri de Sultan Alp Arslan’a katılmış olmalıdır.

Esas hedefi “Rum gazası” olan Sultan Alp Arslan’ı, devletin yanını ve arkasını emniyete almak maksadıyla, önce Gürcistan üzerine sefer yapmaya teşvik eden de, adı geçen Emir Tuğtekin oldu. Başta Tuğtekin olmak üzere etrafındaki beylerini dinleyen Alp Arslan buraları itaate almadan, Bizans egemenliğindeki Anadolu üzerine sefere çıkmanın tehlikeli olacağını anlamıştı. Bu nedenle Gürcistan’a sefer kararı aldı ve ordusunun bir kısmının başında kuzeye doğru harekete geçti.

Alp Arslan’ın I. Gürcistan Seferi

Arap kaynaklarının, Alp Arslan’ın başında bulunduğu bu sefer üzerinde hiç durmamaları, şüphesiz sadece bu hususta bilgi elde edememeleriyle izah edilemez. Arap kaynaklarının, bu sefer üzerinde fazla durmamalarının en önemli sebebi bunu ikinci derecede önem taşıyan bir sefer saymalarından kaynaklanmaktadır. Ancak ileride görüleceği üzere, Alp Arslan’ın bu seferi, gerek iktisadi yönden, gerekse istihdam yönünden, Bizans ile büyük mücadelelere girişecek olan Selçuklu Devleti için çok önemli faydalar sağlamıştır.

Alp Arslan ordusuyla birlikte o yöredeki dar geçitlerden ve dağ yollarından geçerek Nahçıvan’a varmış ve Aras nehrini geçmek için gemiler yapılmasını emretmiştir. Bu sırada, Azerbaycan’a bağlı olan Hoy ve Selemas şehri sakinleri itaat etmiş olmanın gereğini yerine getirmiyorlardı. Şehirlerini kapatmış, Sultan’a yardım etmeyi reddediyorlardı. Bunun üzerine, Alp Arslan, kaynaklarda isminin zikredilmediği Horasan Emiri’ni üzerlerine gönderdi ve onları itaate davet etti. Ayrıca itaat etmeyecek olur iseler başlarına ne tür felaketler geleceği hakkında da tehditler savurdu. Bu gelişmeler, Hoy ve Selemas halkının itaat ederek, Sultan’ın askerleri arasına katılmalarına sebep oldu. Sultan Alp Arslan’ın etrafında pek çok bey, emir, tabi hükümdar ve çok sayıda asker toplanmıştı.

Asker toplama ve gemi yapımı işini hallettikten sonra oğlu Melikşah’ı Nizamül-mülk ile umumi karargâhta bırakıp, bazı civâr kalelerin fethini emrettikten sonra, kendisi Gürcü beldelerine hareket etti.

Sultan Alp Arslan’ın bu seferi sırasında, bölgedeki siyasi durum genel hatlarıyla şöyle idi; “Bizans tarafından kurulan, Arpaçayı boylarını, Elegez Dağı çevresini, Kağızman Deresi ve Sürmeli Çukuru bölgesini içine alan “Anıon Theması”, merkezi Ahalkelek olan, İber Bagratlıları’na tabi “Cavaket Bölgesi”, ve Taryunt (Doğubeyazıt) kalesini kendilerine hanedanlık malikânesi edinmiş olan “Vanand Bagratlı Krallığı” vardı.

Sultan Alp Arslan, 1064 yılında büyük bir kuvvet ile Transkafkasya’ya girdi. Alp Arslan, önce Ermeniler’in Kangarp dedikleri Kangarnı Eyaleti’ne girdi. Buradan yine kuzeye doğru yürüyerek Kür nehrinin, yay şeklinde çevirdiği dağlık saha olan Trialeti’ye geçti. Selçuklular, Kangarni ve Trialeti’yi yağmalayıp, birçok esir alıp, harabeye çevirdiler. Bir gün içerisinde Alp Arslan’ın öncü kuvvetleri, Kür Nehri’nin kollarından biri üzerinde bulunan Kuelis ve Kür’e kadar ulaştılar. Daha sonra Şavşat (Shavsheti) ve Klarcet’e (Klarjeti) geçtiler.

Alp Arslan böylece Ermenistan’ın kuzeyinde, kuzey doğudan kuzeybatıya doğru geniş bir yarım daire çizdi ve nihayet güneye doğru ilerleyerek, Oltu’nun aşağı yukarı 40 km. kuzeydoğusunda ve şimdiki Panaskert çayı üzerinde bulunan Tayk’ın (Tao, Tay) kuzeydoğusundaki Panaskert’e kadar ilerledi. Aynı gün içerisinde Tori ve Giviskhevi’ye girdi. Bu sıralarda Sultan, üç gün için Trialeti’de kamp kurmuştu. Böylece Kars ve Ani daha doğuda kalmıştı. Tao’da bulunan Bagrat ve ailesi hızla Kartli’ye döndü.

Alp Arslan’ın öncüleri Gürcistan Kralı IV. Bagrat’ı yakalamak üzereyken, kral daha kuzeye doğru kaçmak suretiyle zor kurtuldu. Onu takip etmekten vazgeçen Selçuklu ordusu, önceden hazırlanmış olan plan doğrultusunda hareketine devam etti. Selçuklular Cavaketi bölgesine girip, Ahalkelek’i muhasara ettiler. Gürcistan genel olarak Türk işgali için hazırlanıyor ve şehirlerini istihkâm ediyordu. Fakat Ahalkelek istihkâmını tamamlayamamıştı. Müverrih Vardan “Ahalkelek denilen yerin aslında Narkagaki ve Şamsayltei olduğunu” iddia eder. Burada, iki grup asker arasında çetin savaşlar cereyan etti. Çatışmalar şehir içinde, sokak aralarında bile devam etti. Türkler sayısız Hıristiyan yakalayıp, birçok ganimet ve esir ele geçirdiler. Bu meşhur şehir artık Türklerin hakimiyetine girmişti.

Bu sıralarda Melikşah, emrindeki asıl ordu ile Aras nehri boyunca ilerleyerek, bugünkü Türkiye sınırlarını aştı. O, önce müstahkem bir kaleyi muhtemel olarak da Biurakan’ı (Anberd) kuşattı. İki taraftan birçok kimse öldü. Çok çetin geçen savaşta bir ara Selçuklu askerlerinde yorgunluk hat safhaya ulaştı. Fakat Horasan Amidi ve Nizamü’l-mülk’ün gayret ve ısrarları onları da galeyana getirdi. Melikşah, bizzat kendisi, attığı bir okla kale komutanını boynundan vurarak öldürdü. Nihayet bu durum, düşman askerlerinin mukavemetinin kırılmasına neden oldu. Askerler kaleyi bırakarak dağlara doğru koştular. Türkler burada bulunan askerlerin hepsini, kılıçtan geçirdiler.

Bu kalenin fethinden sonra Melikşah, Sürmâri adındaki sağlam bir kalenin önüne geldi. Bu kalenin içinde akarsular, bağlar ve bostanlar vardı. Bu kale de kuşatılıp kısa zamanda fethedildi. Kale içerisindeki halkın hepsi kaleden dışarı çıkarıldı. Bu kalenin yanında bulunan başka bir kale de kısa zamanda fethedildi. Melikşah, bu kalenin zabtı güç diye, imar etmek yerine yıkılmasını emretti. Nizâmü’l-mülk bunu haber alıp, Melikşah’ı bu işten vazgeçirmek için “Bu sağlam bir kaledir. Bu onarılınca kâfirlerin İslâm yurduna girmek için yolları kapanır, üzerimize gelmeleri zorlaşır” dedi. Bunun üzerine Melikşah da fikrinden vazgeçip, ustalara kalenin harap olan yerlerinin tamir edilmesi için emir verdi. Sonuç olarak eskisinden daha sağlam bir bina ortaya çıkarıldı.

Vezir, Müslümanlar için iyi bir üs olan bu kaleye bir takım askerle birlikte, bir de idareciyi muhafız olarak yerleştirdi. Bunlar için lüzumlu yiyecek, para ve silahları buraya depo etti. Bütün bu kaleler Nahcıvan Emiri Ebu’l-Esvar’a teslim edildi.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ