BÜYÜK KAFKAS SÜRGÜNÜ’NDE VATAN (21 MAYIS 1864)

BÜYÜK KAFKAS SÜRGÜNÜ’NDE VATAN (21 MAYIS 1864)

Rus çarlığı, asırlarca coğrafî konumu gereği, önce Karadeniz’in kuzeyini ele geçirmek sonra da batıda Türk boğazlarına ve Balkanlara, doğuda Kafkas­ya’ya hâkim olarak güneye inme siyasetini takip etmiştir. Ancak, Kafkasya, Rusya’nın Anadolu, İran ve Suriye’ye inişini engelleyen doğal bir settir. Kafkasların bu özellikleri ile Ruslar için askerî ve ticarî bir önemi vardır. Bu nedenle Rus çarlarının çoğu bu geniş ve verimli sahayı Ruslaştırmayı ve ahalisini kendine bağlamayı ilke edinmişti.

Rusya, 1552’de Kazan’ı ve 1556’da Astrahan’ı hâkimiyeti altına aldıktan sonra Kuzey Kafkasya’ya doğru ilerlemeye başladı. Bu iki hanlığın zaptından sonra Ruslar, Kabartaylar üzerine yoğun taarruz hareketine başladılar. Bu taarruzlar neticesinde bölge işgal edildi. Osmanlı Devleti, 1774 Küçük Kay­narca Antlaşması’yla Kırım’ın bağımsız olması yanı sıra Kabartayların Rusya’ya terk edilmesini de kabul etmek zorunda kaldı. Böylece Rusya Kuzey Kafkasya’ya sokulmaya başlayınca 1777’de Rus-Çerkes çatışması patlak verdi. Ruslar, Kırım ve Kuzey Kafkasya’da askerî harekâtın yanı sıra kolonileştirme faaliyetine de giriştiler. Rus kolonileştirme metodu: Askerî harekât sonrası işgal edilen sahalara kaleler inşa etmek ve çevresine Kozakları (Rus Kazakları) ve Rusya’nın içerilerinden getirtilen Rus göçmenlerini iskân etmekti.

İlhak sonrası Kuban bölgesindeki Müslümanlar genel bir kıyıma maruz kaldılar.

1832 yılında Kuzey Kafkasya’da tüm bölgeyi boydan boya birbirine kaleler ve çiftçi Hıristiyan topluluklarla bağlayan ünlü Kozak Hattı tamamlanacaktır. Öte yandan, Ortodoks kilisesi vasıtasıyla bölge halkının bir kısmı Hıristiyanlaştırılacak ve özellikle Osetlere karşı misyonerlik faaliyetleri yürütülecekti. (2,3)

Kuzey Kafkasyalıların ilk örgütlü direnişi, 18. yüzyılın sonlarına doğru Dağıstanlı Şeyh Mansur tarafından gerçekleştirildi. Şeyh Şamil döneminde Dağıstan ve Çeçenistan’ın bütününü etkisi altına alacak olan Müridizm (Gazavat) hareketini de başlatmış oldu. Asıl adı Uçerma (Ruslar Uçurma der) olan Şeyh Mansur, Ruslara karşı beş yıl savaştıktan sonra 1791 yılın­da tutsak edilerek Petersburg’a götürüldü ve 13 Nisan 1791’de de idam edildi. 1790’a kadar İmam Mansur’un yönetiminde Çerkes kuv­vetleri ve Rus orduları savaştılar. 16 Şubat 1801’e gelindiğinde Rusya, Gürcistan’ı ve Abhazya’yı ilhak ettiğini açıkladı. Bu tarih­ten sonra Rusların Kafkasya’da hâkimiyeti daha da artmaya başladı. (1)

Kafkasya Dağlılarının İstiklâl Mücadelesinde Müslüman din adamları önemli rol oynadılar. Özellikle, Çerkesya’daki halkın özgürlüklerine düşkünlüklerinde İslami duruş önemli bir mevzi sağladı, 19. yüzyılda Rusya’nın Kafkasları işgal etmesini yıllarca geciktirdi ve Kafkasya halkları arasında birlik ve dayanışma oluşturulmasına vesile oluşturup, Ruslara karşı ortak kimlik özelliği vererek Kafkas halklarının “Birleşik Kaf­kasya” ideali etrafında toplaşmasını sağlamada alternatif mey­dana getirdi. (1)

1829 tarihi, Kuzeydoğu Kafkasya’da başlayan aynı zamanda Kafkasya’nın özgürlük mücadelesinde önemli dönüm noktalarından biri olan “Gazavat” savaşlarının da başladığı tarihtir. Aynı zamanda Çarlık Rusya’sının ordularına karşı dire­niş, zamanla birkaç kabilenin direnişi olmaktan çıkıp tüm Kuzey Kafkasya’nın özgürlük savaşına dönüşecek yeni bir dönemin adıdır. İmamların öncülüğünde yavaş yavaş bütün Kafkasya’ya yayılan özgürlük savaşı, cesareti, halkları harekete geçirmedeki ustalığı, politik ve taktik yeteneği ile Şeyh Şamil bu hareketin en kıdemli ve en karizmatik önderi oldu. (1)

İmam Gazi Muhammed, 1829’da Kafkasya özgürlük Mücadelesinden en etkili Gazavat (Ruslara karşı cihad) hareketini, arkadaşı Şamil’le Dağıstan’da  başlattı. 1832’de Gazi Muhammed, Ruslar tarafından Gimri’de şehid edildi. Şamil son anda kurtuldu, aylarca yaralı yattı. İmam Hamzat, Gazi Muhammed’in yerine geçti. O’nunda 1834’de Hunzah’da Cuma namazı kılarken şehit edilmesinden sonra, İmamlığa Şamil seçildi. Ruslara karşı yaklaşık 25 yıl mücadele verdi. 1834 tarihinden itibaren Dağıstan’da, Çeçenistan’da, Osetya’da, Karaçay ile Kabardey’de ve Batı Çerkesya’da ortaya çıkan kurtuluş mücadeleleri ortak ulusal karakter kazandı. (5)

1848’de Şamil’in naibi Muhammed Emin, Kuzeybatı Kafkasya’da faaliyet gösterdi. Muhammed Emin, Şamil’e bağlı ama gerçekte tamamen adige geleneklere göre yönetilen bir yönetim biçimi kurarak önemli bir başarı sağladı. Onun sayesinde, halk, sömürgeciliğe ve baskılara karşı olduğu için “Gazavat” bayrağı altında Ruslarla mücadele etti. (1)

Kafkasya’da bütün bunlar olurken. Batılı devletler ve Osmanlı da olayları yakından takip ediyordu. Artık Avrupa, Kaf­kas-Rus Savaşı’nın acımasız ve haksız olduğu kadar, kanlı ve dengesiz olduğunu iyice anlamıştı. Fakat İngiltere kendisinin Uzak doğuda menfaatleri için kuzey Kafkasya ile ilgilenmekte, Rusya ile arasının açılmasını istememekte idi. Osmanlı ise mağlubiyetler sonucu; Türk-İslâm coğrafyasının dört bir yanından gelen göçler karşısında elinden geleni yapmaya çalışıyordu. Fakat bu gaileler ile baş edecek gücü yoktu.

Rusya, Kırım Savaşı (1853-1856) sonrasında kendisini Kafkasya’da tamamen serbest hissetti. Kafkas topluluklarına karşı uzun yıllar sürecek olan taarruzlarını artırdı. Şeyh Şamil’in 1859 yılında teslim olma­sıyla Müslümanların Ruslara karşı yaptıkları savunma harekâtı kuvvetinden çok şey kaybetti. Bu tarihten sonra mücadele bir süre daha devam ettiyse de genel direniş 1863-1864 yıllarında sona erdi. Osmanlı ülkesine Çerkes göçü esasında 1829 Edime Antlaşması’ndan sonra başlamış ve 1860’larda ivme kazanmıştı. Fakat sayıları yüz binlerle ifade edilen Çerkes kafilelerinin toplu göçünün başlaması 1864 yılına denk düşmektedir. Bu tarihten itibaren Kafkas­ya’dan Anadolu’ya ve Rumeli’ye yönelik kitle göçleri yeniden başladı. (2,3)

1860’a kadar Rus memurları Kafkas toplumlarının göçlerini memnuniyetle karşılıyorlardı. Baskı, tahsil edilen ağır vergiler ve Sibirya’ya yapılan sürgünler göç hareketlerini hızlandırmıştı. Osmanlı Devleti kendisine sığınan Kafkas göçmenlerini Anadolu ve Rumeli’ye yerleştiriyordu. Oysa Rusya ileriki yıl­larda Tuna’dan Ege denizine kadar uzanan sahada kendine bağımlı bir Bul­garistan kurmayı plânlamıştı. Bu nedenle, Kafkas göçmenlerinin bir kısmı­nın Tuna’nın güneyine yerleştirildiğini gören Rusya, derhal Kafkas politika­sını değiştirdi. Yeni plâna göre, yerli ahali zorla Kafkasya’da tutulacak ve Hristiyanlaştırılacaktı. Yahut Hristiyan olmayanlar Osmanlı topraklarına gitmeye mecbur bırakılacaktı. (2,3)

Ruslar Çerkeslerin vatanlarından sürülmelerini düzenle­mek amacıyla 10 Mayıs 1862’de bir komisyon oluşturdular. Resmi olarak Kafkasya’dan yerli halkların Osmanlı topraklarına sürülmesi, 1862 yılında işte bu Kafkas Komisyonu’nun konuyla ilgili kararı onayladıktan sonra, askeri ve siyasi bir önlem olarak uygulandı. Bu dönemden sonra da artık Çerkesler için ölüm ka­lım savaşları başladı. Çar döneminin şoven tarihçisi R. A. Fadayev bu döneme ilişkin olarak 1865’te şöyle yazdı: “Çerkes toprakları devlete lazımdı, onların kendilerine ise hiç gerek yoktu.”

Bu karardan sonra Çarın orduları işgal edilen top­raklardaki halkları planlı bir şekilde ve bir daha toparlanamayacak şekilde toptan yok etmeye, imha etmeye başladılar ve yerlerine Rusları veya Rus Kazakları yerleştirmeyi yoğunlaştırdılar.

Kafkasya[1]

Çerkeslerin nasıl topyekûn imha ve sürgün edildikleri bir başka Rus askeri hatırasında şu şekilde kayda geçilmişti: Savaş son de­rece amansızsa cereyan ediyordu. Biz geri dönülmesi imkânsız bir tarzda ve askerin bastığı her toprak parçasını son ferde kadar Çerkeslerden temizlenerek adım adım ilerliyorduk. Kar erir erimez ve ağaçlar yeşermeden önce yüzlerce köyleri ateşe veriyorduk. Ekinler atlara yediriliyor veya çiğnetiliyordu. Köy nüfusu gafil avlandığı takdirde, derhal asker korumasında en yakın Kazak köyüne götürülüyor ve daha sonra Türkiye’ye sevk ediliyordu. Bizim yaklaşımımız sırasında boşalan kulübelerde çoğu zaman masanın üzerinde içinde kaşığı ile beraber henüz soğumamış lapaya, üstünde iğne takılı tamiri yarıda kalmış elbiselere, döşemeye yayılmış bir şekilde bırakılan çeşitli çocuk oyuncaklarına rastlıyordu. Fakat bezen askerlerimizce canavar­lığa kadar varan hunharca hareketler de yapılıyordu. (1)

Amerikalı bilim adamı Justin McCarthy Ölüm ve Sürgün isimli eserinde şu acı hatıraları nakleder: “Kendisi de Kafkasya’daki kıyıma tanık olmuş bulunan [ünlü yazar] Kont Lev Tolstoy, Kafkasyadaki Müslüman köylerinin Ruslarca işgalini şöyle anlatıyor: “Avul’lara (köylere) gece karanlığında dalıvermek âdet edinilmişti; böylece, tam baskına uğramış olan kadınlar ve çocuklar kaçacak zaman bulamıyordu ve gece karanlığının örtüsü altında Rus askerlerin, ikişer üçer, evlere girmesini izleyen dehşet sahneleri öylesineydi ki bunları hiçbir resmî rapor görevlisi [raporunda] aktarmağa cesaret edemezdi”.

“Ruslar, Çerkesler için kendi köylerinde yaşam sürdürmeyi imkânsız kılacak bir saldırı ve zulüm dizisine başvurdular. Köyler önce talan ediliyor, arkasından yakılıp yıkılıyordu. Sürü hayvanları ve yaşam sürdürebilmek için gerekli başka her şey, halkın elinden alınıyordu. Rusların benimsediği yöntem, daha sonra Kafkasya’da ve Balkanlarda tekrar tekrar uygulanacak olan, göçe zorlamanın klâsik yöntemi idi: evleri, tarlaları yak, yık; kaçmaktan ya da aç kalıp ölmekten başka seçenek bırakma.” (4)

1862-1864 Çerkesya’nın çaresiz kaldığı yıllardı. Çerkeslerin önlerinde üç seçenek bulunuyordu: Hıristiyan olmak, Kuban’ın sol kıyısına yerleşmek ya da Osmanlı’ya gitmek. Çerkesler, Osmanlı Devletine gitmeyi seçtiler. Osmanlı Devleti, Rus zulmü karşısında yüzyıllarca kahramanca mücadele etmelerine rağmen, çaresiz kalan soydaşlarına, dindaşlarına, kucak açtılar. O yıllarda Osmanlının kendisi, girdiği savaşlardan sürekli yenik çıkmakta, borç batağında yüzmekte idi. Tamamen kardeşlik ve  insanlık duyguları ile hareket ve yardım ediyordu.

Bazı yazarların zaman zaman iddia ettiği gibi, Osmanlı bu göçü teşvik etmemişti. Hıristiyan unsurlara karşı kullanma gibi bir düşüncesi de yoktu. Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde bununla ilgili onlarca belge bulunmaktadır.* (*BAO, İrade, Dahiliye. 30579, lef-2) Üstelik Balkanlara ve Anadolu topraklarına yerleştirilen göçmenler uzun bir süre vergiden ve  askerlikten muaf olacaklardı. Osmanlı devleti, muhacirleri bir an evvel verimli arazilere yerleştirmek ve üretken hâle getirmek istiyordu. (4) Fakat kader, ne Osmanlıyı, ne de Kafkas göçmenlerini rahat bıraktı. Sırp, Bulgar isyanları, çarlık ordularının baskısı neticesinde Osmanlı Türkleri ile omuz omuza düşmanlara karşı savaşmışlar birlikte İkinci bir göç dalgası ile Balkanlardan Anadolu’ya gelmişlerdir.

Üstelik Ruslar, Osmanlı makamlarının Kafkasya göçmen­lerini Kafkasya sınırından uzak yerlere iskân edebileceklerini belirtti ve uygulattı. Avrupalılar da Osmanlı içindeki Hıristiyan azınlıkları korumak maksadı ile Kafkasya göçmenlerini Hıristiyanlardan uzak yerlerde iskân edilmelerini istiyorlardı. Onlarda isteklerini Osmanlı’ya kabul ettirdiler.

1864 yılı Mayıs ayının 20’sine gelindiğinde Çarlığın 4 ayrı ordusu Ubıh bölgesinin Soçi yakınlarındaki kıyıdan 50-60 km içeride, Mzımta nehrinin sağ kıyısında bulunan Kbaada Vadisi’nde buluştular. Bir gün sonra 21 Mayıs 1864’te bu dört ordu birleşerek Kafkasya’yı boşaltmanın şenliğini yaptılar, sava­şın sonunu ilan edip Çarlık döneminin zaferi olarak andılar. Fa­kat aynı tarih bugün Çerkeslerin sürgünün yıldönümü olarak andıkları tarihtir. (1)

İşte bütün bu yaşanan olaylar neticesinde Kafkasya, Kaf­kasya’nın gerçek sahipleri olan Çerkeslerden arındırılmıştır. 1864 sürgününden önceki dönemlerde Adıgelerin nüfusu 1 milyondan fazla idi. Ama 1864 sürgününden sonra toplam 50 binden azdı. Bu nüfusun 418 bini sadece 1863-1864 yılları arasında yerlerinden edildiler. 1858-1864 yılları arasında sadece Kuzeybatı Kafkasya’dan 398.955 kişi Osmanlı topraklarına göç ettirilmiştir. Bir tek yıl içerisinde, 1864’te 342.748 Adige yerlerinden olmuştur. 1865’te ise 106.795 Adige sürülmüştür. Kısacası Çerkeslerin %10’luk bir kısmı hariç tamamı yerlerinden yurtlarından sürüldüler.

Bazı Çerkesler zor koşullar karşısında her şeyi göze alıp anavatanları Çerkesya’ya dönmek istedi. Fakat İstanbul’daki Rus konsolosluğuna başvuran göçmenlere verilen cevap “Dağlı­ların geri dönüşü söz konusu bile olamaz” şeklinde oldu.

Kısa bir süre içerisinde Kafkas sıra dağlarını aşan on bin­lerce dağlı, bütün mallarını ve mülklerini bırakarak Anapa, Novorossiysk, Tuapse, Soçi ve diğer limanlara birikti. Karadeniz’in Kafkasya kıyısına yüzlerce gemi doldu.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Salih Kara dedi ki:

    Büyük Kafkasya Sürgünü (21 Mayıs 1864), Dünya ve Kafkasya tarihinde yaşanmış ender acılardandır. Unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız.

BİR YORUM YAZ