BÜYÜK İPEK YOLU VE TÜRK DÜNYASI

BÜYÜK İPEK YOLU VE TÜRK DÜNYASI

Tarihin en eski ve en uzun karayolu özelliğinde olan ve milattan önce 2. yüzyıldan 1800’lü yıllara kadar önemini koruyan İpek Yolu, doğu-batı, kuzey-güney etkileşiminin sağlanmasında en büyük rolü oynamıştır. İpek Yolu; farklı medeniyetlerin, farklı kültürlerin, farklı siyasi organizasyonların, farklı dil ve dinlere sahip milletlerin, aynı zamanda üç farklı ırktan insanların yaşadığı coğrafyaları birbirine bağlamıştır. Söz konusu farklılıkları buluşturup, bunların tanışmaları ve kaynaşmalarında köprü rolü oynarken, zaman zamanda devletler arasındaki anlaşmazlıkların, mücadele ve savaşların en önemli sebebi olmuştur. Doğuda Çin’den, batıda Avrupa’ya, güneyde Afrika’nın kuzeyine kadar uzanan İpek Yolu başlangıçta iktisadi zorunluluktan yani insanların ihtiyaçlarını karşılama çabalarından ortaya çıkmış, iktisadi münasebet de beraberinde diğer sosyo­kültürel ilişkilerin kendiliğinden kurulmasına, gelişmesine yol açmıştır.

Asya’yı Avrupa ile birleştiren Büyük İpek Yolu farklı toplumların siyasi, diplomatik ve modern ilişkilerinin gelişmesinde ayrıcalıklı bir öneme sahip olmuş ve hem doğal kaynakların araştırılmasında hem de askerî amaçlı keşif yolu olarak da kullanılmıştır. Doğu-batı arasındaki bağlantıyı düz bir hat olarak değil, aynı zamanda kuzey-güney yönlerinde de uzantıları olan ve yine tali bağlantılarla devam eden kısaca bir ağ özelliğinde olan Büyük İpek Yolu ifadesi ilk olarak milattan önce meşhur Çin seyyahı Çjan Syan’ın yolculuğundan sonra meydana gelmiş kervan yolu olarak tarihe geçmiştir. Daha sonraları bu ifade iletişim sistemlerini, Asya, Akdeniz bölgesini ve Avrupa ülkeleri arasındaki ilişkileri anlatmakla yeni bir anlam kazanmıştır. Bu yolun gidiş ve gelişinin çok canlılık kazandığı dönemler olmuştur. Orta asırlarda ise Büyük İpek Yolu ülkeler arasındaki ticari ve medeni ilişkilerin gelişmesinde çok büyük roller üstlenmiştir.

İpek Yolu sadece bir ana yol değil, çok farklı kervan yollarını birleştiren ve başlangıç olarak Çin’deki Hian’dan başlayan ve Avrupa’da Roma’daki ticaret yollarıyla birleşen yol idi. Bu yol VII ve VIII. asırlarda ulaşım yoğunluğu bakımından en parlak dönemini yaşamıştır (Bedirhan, 1994: 20).

Türklerin yaşadığı coğrafyalarda, Türk tarihinde, Türk kültürünün temel unsurlarında, İpek Yolu’nun apayrı bir önemi olmuştur. Türklerin yaşadığı geniş coğrafi bölgeleri birbirine bağlayan tek ulaşım yolu olan İpek Yolu, Türk yurtlarını birbirine bağlarken, ticari ilişkilerini yoğunlaştırmış, zenginleşmelerine sebep olmuş, birlik ve beraberliklerini sağlamış, zamanına göre medeniyet seviyesi çok yüksek büyük yerleşim birimlerinin kurulmasında ana rol oynamıştır (Hansen, 2004: 19-21). Aynı şekilde Büyük İpek Yolu’nun meşhur hâle gelmesinde Türk devletlerinin de büyük rolü olmuştur. Bu devletler tarafından hazırlanan kervanlar, bu yolla doğudan batıya ve batıdan doğuya çeşitli ticaret mallarını taşıyorlardı. Türklerin bu yola ne kadar büyük önem verdikleri bir Özbek atasözünde şöyle ifade edilmiştir: “Kâinatta iki büyük yol vardır: Gökyüzünde Samanyolu, Yeryüzünde İpek Yolu.”

Ipek_Yolu001[1]

1800’lü yıllara kadar faaliyetine devam eden Büyük İpek Yolu’nun toplam uzunluğunun tahminen 20.000 kilometresi Türk halklarının yerleştiği arazilerden geçmiştir. Böylece Büyük İpek Yolu, Türk halklarının Çin, Kafkasya, Rusya, Hindistan ülkelerinin halkları, aynı zamanda Arap ülkelerinin halkları ile iktisadi ilişkilerin meydana gelmesinde ve geliştirilmesinde önemli bir rol oynamıştır.

Ayrıca bu yol Türk halklarının yeni arazilere yerleşmesine sebep olmuş, böylece onlar arasında ilim ve medeniyetin karşılıklı olarak geliştirilmesine büyük tesir göstermiştir (Budaqov, 1998: 65).

Dünya ticaretinin şah damarı sayılan İpek Yolu’nun esas ana hattı sayılan ve Çin ile Bizans’ı birleştiren büyük ticaret yolu Türklerin elindeydi. Pekin’in kuzeyinden başlayan Türk sınırları, İran’a, Horasan’a, Ural Dağlarına, Hazar Denizi’ne kadar uzanıyor, Karadeniz sahillerine yakınlaşıyordu. Bu sınırlarla Türkler eski dünyanın büyük devletleri olan Çin, İran ve Bizans imparatorlukları ile komşuydular. Çin, İran ve Bizans imparatorlukları eski ve Orta Çağ dönemindeki büyük ticaretin esas yönlendirici güçleri olup dünyanın istenilen ülkesinde bütün istediklerini kolaylıkla hayata geçirebiliyorlardı (Öztuna, 1969: 331).

VI. asrın ikinci yarısından itibaren eski dünyanın hem doğu hem de batı imparatorluklarının içinde Büyük İpek Yolu’nun ve onun kollarının yönetilmesi uğrunda yapılan mücadeleler gittikçe artmaya başladı. Türk halklarının eski dönemine ait tarihini inceleyen meşhur araştırmacı, tarihçi L.N. Kumilyov bu dönemde ipek ve kervan yollarının ticaret ve iktisadi öneminden söz ederek ortaya koymuştur ki, Türk halkları ve akıncıları Çin hükümdarlıklarını darmadağın ettikten sonra yalnız siyasi değil, aynı zamanda iktisadi kudrete sahip oldular. Çünkü bu olay sonunda Türkler doğuyla batıyı birleştiren büyük kervan yoluna sahip oldular (Qumilyov, 1993: 536).

Araştırmacı bize ticaret yolunun geçtiği arazilerin adlarını da söyler. Bu yol Çanyan’dan başlıyor ve Nanşyan’ın etekleri ile zirvelerden gelen sellerin suladığı çok sayıdaki vadilerden geçiyordu. Bundan sonra yol çölden Hami vadisine kadar, oradan ise zor geçişlerin başladığı Turfan’daki Lyukçun çukuruna kadar devam ediyordu. Her iki vadi ve yakın bölgelerdeki araziler bağımsız Kaoçan beyliğine aitti. Kaoçan’da kervan yolu iki kola ayrılıyordu. Onun bir kolu Tyan-Şan’ın güneyi boyunca Karaşar’dan, Kuçu ve Aksu’dan geçiyor, sonra ise Su ve Talas vadileri ile giderek İsfar’a ulaşıyordu. Diğer kuzey kolda Kaoçanda başlıyor ve Urumçu, Manas, Kurkarasu’dan geçerek, İren-Şabikan dağlarından sonra Güney Runkariya ve İli çayının vadisine, oradan da güneye, Orta Asya’ya uzanıyordu.

Ayrıca Tyan-Şanda uçurumların arasından geçerek, Karaşar’dan Yıldız vadisi vasıtasıyla İli vadisine çıkan başka bir kervan yolu daha vardı. Fakat çok zor ve tehlikeli bir yol olduğundan buradan nadiren istifade ediliyordu.

Orta Asya’da kervanların mola verdikleri en büyük konaklama yerlerinden birisi Paykend şehri idi. Buradan geçen yol Horasan’dan geçerek Rey ve Hemedan’a, buradan Bizans kalesi Neseviyyeden (Nizib) geçerek Suriye ve Konstantinapol’e gidiyordu. Çin denizinin sahillerinden İran sınırlarına kadar olan mesafeyi katetmek 150 gün sürüyordu. Buradan Roma sınırındaki Nizib’e kadar olan yolu geçmek için ise 80 günlük zaman lazımdı (Öztunc, 1969: 53-54). Batıya kadar ulaşan İpek Yolu, Kızıl Deniz üzerinden, Hint Okyanusu’na, buradan (bunu İpek Yolu’nun deniz kısmı olarak da adlandırabiliriz), Doğu Çin Denizi’ne ulaşarak, tekrar Çin arazisine dâhil olmuş, dairesel ticaret yolu meydana gelmiştir (Mehbalıyev, 2000: 5).

Ipek_Yolu002[1]

Daha önceki dönemlerde mevcut olmuş olan Hun devletinin hükümdarlığı devrinde de bu devletin arazilerinden geçen ve Uzak Doğu’yu Yakın Doğu ve Batı’ya bağlayan ticaret yolları vardı. Elde edilen bilgilere göre Hun devrinde Çin’den Batı’ya doğru giden başlıca üç yol vardı. Bunlar kuzey yolu, güney yolu ve ortadan giden yoldu. Kuzey yolu Turfan-Urumçi istikametinde uzanırdı. Turfan bir zamanlar Orta Asya’da çok çeşitli yolların kesiştiği bir bölge olmuştur. Bu tarihî bölge Çin’i Hindistan, Fars ülkesi ve Roma ile birleştiren ticaret yolunda stratejik bir yer olmuştur (Hansen, 2004: 19). Orta yol Kurla ve Kuça’dan geçerek Kaşkar’a ulaşıyordu. Güney yolu da Çarklık’tan geçerek Kaşkar’a taraf uzanıyordu. Batıdan doğuya giden yol ise Roma’nın Suriye’deki şehri Antakya ve Suriye limanlarından başlayarak Dicle ve Fırat’ı geçerek Hazar Denizi’nin güneyinden Afganistan’ın Belh şehrine ve oradan Pamiri’ye geçerek Kaşkar’a ulaşıyordu. Doğu ve Batı arasındaki bu Büyük İpek Yolu, Kaşkar’ın güneyinden ve Hotan arazisinden geçerek ipeğin ana vatanı Çin’e gidiyordu. Bu dönemde akla gelen diğer en önemli yol ise Kafkaslardan ve Hazar Denizi’nin güneyinden geçerek doğu yönünde uzanan yoldu. Bu yollar üstünde sadece ticaret malları satışa çıkarılmıyor, aynı zamanda bazı yerlerde tüccarlar arasında ticaret mallarının değiş tokuşu yapılıyordu (Aktı, 1868: 19).

Çin’de üretimi yapılan ipek, metal eşyalar, çömlekçilik maddeleri, hediyelik eşyalar ve diğer ticaret eşyaları “Büyük İpek Yolu” vasıtasıyla Orta Asya’dan ve Parfiya’dan geçerek Roma’ya (daha sonraları Bizans’a) götürülüyordu. Bunun karşılığında geri dönen kervanlar Çin’e Avrupa’da üretilen eşyaları taşıyorlardı.

Daha sonraları ortaya çıkan diğer Türk devletlerinin hâkimiyeti döneminde de sürekli olarak bu yolla yapılan ticaretin ayrıcalıklı rolü olmuştur. Hatta VIII. asırda ortaya çıkan Uygur Devleti, Çin Devleti ile geniş ticari ilişkilere sahipti. 757 yılında Çin’de meydana gelen bir isyanı bastırmak için Uygurlar Çinlilere yardım etmişler ve bunun karşılığında Çin’den 20000 balya ipek almışlardır. Uygurlarla Çinliler arasındaki ticari ilişkilerde at ve ipek ticareti esas üstünlük taşıyordu. O dönemde Türk atları her yerde meşhurdu ve çok pahalı fiyatlarla alınıyordu. Meşhur Çin ipeğinin de çok alıcısı vardı. Ancak ticaretin şekli zaman zaman değişiyordu. Uygurlar güçlü oldukları zaman Çin’le at ve ipek alışverişi yapmak için anlaşmışlardı. Uygurlar Çin’e gönderdikleri her atın karşılığında 40 top ipek istiyorlardı. Atların bu şekilde yüksek fiyatlarla satılması hazine için çok kazançlı olmuştu (Turhan, 1990: 39-40).

Genel olarak baktığımızda ise uluslararası kervan yolu eski ve orta asırlar döneminde bu yol üzerinde hegemonyalığı elinde tutan ülkelerin hazinelerinin esas hissesini oluşturmaktadır. Buna örnek olarak Hun Devleti’nin yükselme ve çöküş dönemini gösterebiliriz. Milattan önce 209 yılı Hun tarihinin en parlak dönemi olan Mete’nin hükümdarlığı yıllarında devletin iktisadi yükselişinin esas nedeni İpek Yolu’nun kontrolünün tamamıyla Hunların eline geçmesidir. Bundan sonra Çin İmparatorluğu yıllık vergi vermeyi kabul ederek bu yolu kullanma hukukunu elde etmiştir. Fakat milattan önce 160 yılında Çin Devleti Hunları zayıflatmak ve bölgedeki nüfuzunu arttırmak, vergilerden kurtulmak amacıyla bu devleti kendi içinden parçalamak için çeşitli yollardan istifade ederek iç çatışmaları körükledi. Bundan sonra Çin Devleti Hun İmparatorluğu’nda meydana gelen iç karışıklıklardan istifade ederek İpek Yolu üzerindeki ülkeleri sırasıyla ele geçirdi. İpek Yolu’nun kontrolünün Çinlilerin eline geçmesi Hunlar için esas çöküş olmuş, iktisadi ve siyasi zayıflık devletin parçalanması ile sonuçlanmıştır. Bu sırada Batı’yla olan ticaret yolları açılmış ve Çin’in merkezine her taraftan kıymetli eşyalar gelmeye başlamıştır ve Orta Asya ile de Çin’in ticareti artmıştı. Bu ticaretten yalnız tüccarlar değil, ticaret yollarının geçtiği yerlerdeki Çinli devlet memurları da büyük kazançlar elde ediyorlardı.

Ipek_Yolu003[1]

Hatırlatmalıyız ki, bu zamana kadar bu yolların hepsi Hunların elindeydi. Dünyada ipeğe karşı ilgi ve ipek ticaretinden elde edilen yüksek gelir Türk halklarının yaşadığı yerlerde ipekçiliğin gelişmesine sebep olmuştur. Mesela, İpek Yolu’nun etkisiyle kozacılık için elverişli ortama sahip olan Orta Asya vadileri büyük ipek üreticilerinin merkezleri hâline geliyordu. Burada üretilen kaliteli ipekler sadece Avrupa’ya değil, Semerkant-Sırderya vadisi, Mukorar dağları boyunca uzanan Volga (İtil) nehri vasıtasıyla Rusya’ya gönderiliyordu. Sadece ipeğe olan talep ve ipek ticareti neticesinde, Kuzey Kafkasya’ya, Don çayına, Kırım’a ve Balkanlar’a kadar uzanan yollar vardı (Hesenov, 2001: 54). Böylece, Büyük İpek Yolu’nun yeni kolları meydana geliyordu.

Yukarıda bahsedilen sebeplerden dolayı Çin Devleti’nin güçlenmesi bu ticaret yolunun Türkler tarafından kontrolünü zayıflattı. Artık Batılı tüccarlar da yavaş yavaş Çin’e gelmeye başlamışlardı. Milattan önce 327 yılında Büyük İskender’in ordularının İran’ı işgal ederek Hindistan’a kadar ulaşmaları Çin Devleti’nin güçlenmesini daha da hızlandırmıştı (Ruqoft, 2003: 35).

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ