BULGARLAR VE OGURLAR

BULGARLAR VE OGURLAR

Bu iki boy adı, 5-6. yüzyıllarda Avrasya bozkır bölgesinin batı kısmında ortaya çıkan ve Türkçe konuştukları kesin olarak bilinen ilk toplulukların (Şaragur, Ogur, Onogur, Kutrigur, Utigur, Bulgar) adıdır. Türkçe konuşan bu halkların birlikte ele alınması tarihsel ve dil tarihiyle ilgili gerekçelere dayandırılıyor. Türk dilleri, Genel Türkçe ve Çuvaşça tipi Türkçe (daha önceki terminolojide Bulgar Türkçesi) olmak üzere iki büyük gruba ayrılmaktadır. Bu sonuncu gruptan günümüze yalnızca Çuvaşça kalmıştır. İdil Bulgar Devleti’nin nüfusunun önemli bir bölümü de Çuvaşça türünde bir Türk dilini konuşuyordu. Fakat dilsel ve tarihsel gerekçelere dayanarak, bugünkü Çuvaşları İdil Bulgarlarının doğrudan ardılları sayamayız. Bulgar Türkçesi terimi aslında, Bulgar adı altında görülen halkların “Bulgar Türkçesi” konuştukları varsayımına dayanıyor. Karadeniz’in kuzeyindeki erken dönem Bulgarca’nın ve Balkanlar’daki Tuna Bulgarcasının dilsel verilere gerek duyulmaksızın bu Türk dil grubuna sokulması da buradan kaynaklanıyor. Daha sonra bu kuram Ogur adının, Oguz adının Çuvaşça türündeki bir biçimi olmasından dolayı daha da yaygınlaştı ve adlarında Ogur unsuru bulunan bütün Türk halklarının, yani Şaragurların, Ogurların, Onogurların, Kutrigurların, Utigurların dili Çuvaşça ile aynı türden sayıldı. Bu bileşik boy adlarının birinci unsurlarının ilk biçimleri Çuvaşça türündeki bir dilde aşağıdaki şekilde olmalıydı: Şaragur < *şarı ogur ‘Ak Ogur’; Onogur < on ogur ‘On Ogur’; Kutrigur << *tokur ogur ‘Dokuz Ogur’; Utigur << *otur ogur ‘Otuz Ogur’. Renk ve sayı adlarından oluşan bileşik boy adları Türk dillerinde sıklıkla görülmektedir. Renkler ise genellikle yön bildirirler. Buradaki Ak da dolayısıyla Batı’yı simgeler. Sayılar ise federasyonu oluşturan boyların sayısını gösterirler. İkinci unsur, kabile teşkilâtını yöneten topluluğun adıdır. Bununla birlikte, boyların konuştuğu dillerin, sadece o boyların adlarına bakılarak belirlenmesinin son derece riskli olması bu açıklamanın en zayıf noktasını teşkil eder.[1]

Önce erken dönem Bulgarları, sonra da Tuna Bulgarları için kullanılan ve tarihî bir ilişkiye işaret eden Onogur-Bulgar adlandırması, Bulgar ve Ogur topluluklarının birlikteliği görüşünü daha da güçlendirdi. Onogur-Bulgar terimi daha sonra tarih literatüründe yaygınlaştı. Fakat bu ikili adlandırmanın ilk unsuru Onogur değil, Onogun’dur. Bu durum ise bu iki adın veya topluluğun birbirleriyle olan ilişkisinin açılığa kavuşturulmasını gerektiriyor.[2]

Nemeth’in, Bulgar halk adının etimolojisine ve bunun tarihî açıklamasına ilişkin varsayımını da bu sorun çerçevesinde ele almak gerekiyor. Buna göre Bulgar adı, Türkçedeki bulga- ‘karıştırmak’ fiilinden türemiş olup anlamı ‘karışık’tır. Tarihî bakımdan bu şöyle açıklanabilir: Hun İmparatorluğu’nun yıkılmasının ardından dağılan Hunların bir kısmı Karadeniz’in kuzeyindeki bozkır alanlara geri çekilerek 463 dolaylarında oraya gelen Onogur, Ogur ve Şaragur halkları ile karıştılar. Adları da bunun izini taşımaktadır. Daha sonra Nemeth’in kendisi de bu etimolojik çözümden vazgeçerek bu adı bulga- ‘isyan çıkarmak’ fiilinden açıkladı.[3]

Dil tarihi açısından ve tarihsel açıdan ortaya çıkan sorunlar, her halükârda, çeşitli adlarla karşımıza çıkan halklar arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesinde eskisinden daha da temkinli olunması gerektiğine işaret ediyorlar. Dil akrabalığı kavramını tarihî açıklamalarda kullanmak sakıncalıdır. Yani sadece dil tarihi varsayımlarından yola çıkarak bu halklar akraba sayılamazlar. Kimi kabile teşkilatları arasında uzun süren tarihî ilişkilerden dolayı ortak bir bilinç oluşmuş olması da bunu değiştirmez.

İç Asya’da başlayan kavimler göçü sonucunda Doğu Avrupa’da ilk olarak 463 dolaylarında Şaragur, Urog (Ogur) ve Onogur halkları görülürler. Bu hâdiseleri aktaran Priskos Rhetor’un kaydı, tam olmayan iki kaynakta günümüze kadar ulaşmıştır ve bunlara dayanarak asıl metni aşağıdaki biçimde tamamlamak mümkündür: 463 dolaylarında Şaragur, Urog (Ogur) ve Onogur halkları, Sabirlerle savaşa tutuştuktan ve kaçmak zorunda kaldıktan sonra Bizans’a elçi gönderdiler. Sabirleri yerlerinden Avarlar kovaladılar; onları göçe zorlayanlar Okyanus kıyısı halklarıydı. Okyanus kıyısı halklarını göçe zorlayanlar ise deniz seviyesinin yükselmesinin neden olduğu sis ve zümrüdüanka kuşları idi. Şaragurlar pek çok çarpışmada Akatir-Hunlarını (Akatzir) bozguna uğrattılar ve sonra İstanbul’a elçiler gönderdiler. Onları Bizans imparatoru kabul etti ve bol hediyelerle geri uğurladı.[4]

Priskos’un metnindeki bu kaydın yapısı ve birkaç motifi Herodot’un çalışmasından kaynaklanmakla birlikte başka klâsik yazarların etkisi de görülebilmektedir.[5] Bu antik ilkörnek ve 463 dolaylarında gerçekleşen kavimler göçü olayları arasındaki ilişkiler değişik şekillerde açıklandı. Araştırmacıların bir bölümü, Herodot’un tasvirine paralel olan kavimler göçünün, Kuzeydoğudan Güneybatıya yönelen bir kavimler hareketi olabileceği sonucunu çıkardı. Buna göre, Okyanus kıyısı halklarının yurdu Doğu Sibirya idi. Avarlar, Altaylar bölgesinde yaşıyorlardı. Onların güneybatısında ise Sabirler bulunuyordu. Şaragurlar, Ogurlar ve Onogurlar ise Doğu Avrupa’ya Batı Sibirya’dan geldiler. Böyle bir kavimler göçü olduğunu destelemek amacıyla, Sibirya adının Sabir halk adı ile ilişkili olabileceği ve Urallar’ın yakınındaki 11. yüzyıldan itibaren belgelenebilen Yuğra yer adının Onogur halk adından geldiği ileri sürüldü.[6] Sibirya adının ancak Moğollar döneminden itibaren görülmesi ve Yuğra adının yeni bir etimolojisi olması nedeniyle bu görüş kabul edilemez. Bir diğer görüşe göre bu göç dalgası, halkların yanyana olduğu görüşü üzerine kurulan, fakat gerçekte rasyonalist Yunan düşüncesinden kaynaklanan kuramsal bir düşüncedir sadece.[7] Bir üçüncü görüşe göre ise Avar-Sabir-Ogur göçünün tarihî gerçekliği tartışılamaz ve bu göç doğu-batı yönünde olmuştur. Yarı aslan yarı kartal biçiminde tasvir edilen grifon motifinin, muhtemelen Avar buluntularındaki grifon-sarmaşık dalı tasvirleriyle ilişkili olabileceği görüşü ortaya atıldıysa da, kronolojik gerekçeler yanında grifon tasvirlerinin bozkırlarda geniş bir alana yayılmış olması ve etnik kökene bağlanmasının problemli olması nedeniyle bunun doğru olamayacağı ortaya kondu.[8] Tarihî açıdan göçe yol açan neden olarak, Çinlilerin 450 veya 458 tarihlerinde Juan-juanlara (Avartur) karşı düzenledikleri ve bunun sonucunda bozkır halklarının harekete geçmesine ve Balkaş Gölü ile İrtiş çevresindeki Sabirlerin yurtlarından çıkmasına neden olan seferler hatırlatılabilir. Kazak bozkırlarında 350 tarihinden sonra muhtemelen, Çin kaynaklarında Ting-linglerin batı koluyla aynı olduğu düşünülen Şaragurlar, Ogurlar ve Onogurlar oturuyor olmalıydılar.[9] Theophylaktos Simokatta’nın ünlü İskit fasılında (exkursus), Sogd ülkesinde sık görülen depremlerden dolayı Onogurlar tarafından inşaa edilen Bakat şehrinin sık sık depremlere maruz kaldığından söz eden bölümü de buna işaret ediyor. Bu adın İslam kaynaklarında görülen ve Semerkant’ın kuzey doğusundaki Fagkat şehri ile aynı olduğu yakın bir geçmişte tespit edilmişti.[10] Son zamanlarda, Ogur halk adının Juan-juanların yönetici klanının adı ile ve Ogurların doğuda kalan gruplarının anısını koruduğu düşünülen Kitay kabilelerinden biriyle aynı olduğu görüşü ortaya atıldı. 11. yüzyıldan itibaren İslam ve Rus kaynaklarında Yuğra olarak görülen ve Urallar’ın yakınında bulunan bölgenin de aynı şekilde bununla ilişkili olduğu ileri sürüldü.[11] Eldeki veriler açık bir şekilde Şaragur, Ogur ve Onogur halklarının Doğu Avrupa’ya Kazak bozkırlarından geldiğini göstermektedir.

Şaragurlar, Akatirleri yendikten sonra Bizanslıların hizmetinde 466 tarihinde Kafkaslar’ın ötesindeki Sasanilere karşı saldırıya geçtiler. Bu halk adı daha sonraları bir defaya mahsus olmak üzere 6. yüzyılda Pseudo-Zakharias Rhetor’un çalışmasının ek bölümünde Kafkaslar’ın önlerinde yaşayan halklar arasında gösteriliyor.[12]

Ogur adı da aynı şekilde bu listede yer alıyor. Theophylaktos Simokatta, bununla hemen hemen aynı dönemde, Göktürk Devleti’nin kurulmasının ardından Göktürk hakanının pek çok halkı yenilgiye uğrattığınından, bunların en önemlilerinden birinin Til (Etil) Nehri yanında yaşayan Ogurlar olduğundan bahsediyor. Bu nehir İdil (İdil) ya da Kama nehri olmalı. Bunun ardından ise, bu halkın en eski iki kabilesinin Uar ve Khunni olduğundan, bunların bir bölümünün batıya kaçarak kendisine Avar adını verdiğinden, hükümdarının ise kağan ünvanı aldığından söz eden ünlü bölüm geliyor. Avarların oldukça karışık olan köken sorununa burada kısaca değinmemizin nedeni, Avar etnogenezinde İç Asya’lı Juan-juan ve Heftalit unsurlar yanında Ogur unsurların da belirleyici bir rol oynamış olmasıdır.[13] Bizans elçisi Zemarkhos, Göktürk hakanının yanından dönerken Etil’den, yani İdil’dan geçerek, hükümdarı Göktürk hakanının hakimiyetini temsil eden Ogurlara da uğrar.[14] Yani Avrupa’daki Ogur halkları, bir yandan Avar etnogenezinde yer alırken bir yandan da İç Asya’da kalarak Göktürklerin hakimiyeti altına girmiştir. Yuğra adı bunlardan kalma olsa gerek.[15] Onogurların tarihine aşağıda tekrar döneceğiz.

Bulgarların tarihî belgelerdeki ilk zikredilişi, imparator Zenon’un müttefiki olarak isyan çıkaran Ostrogotlara karşı yaptıkları savaşın tarihi olan 480 tarihidir. Yohannes Antiokhenus’un (Antakyalı Yohannes) verilerine dayanarak Bulgarların yaşadıkları bölgeyi Karadeniz’in kuzeyine ve Don Nehri’nin batısına düşen bölge olarak gösterebiliriz. Yanıt verilmesi gereken bundan sonraki soru ise bu Bulgarların nereden geldikleri sorusudur.

Bulgar halkının, geri çekilmekte olan Hun ve oraya daha yeni gelmiş olan Ogur halklarından oluştuğunu ileri süren Nemeth’in kuramı tarihî açıdan olanaksız değilse de buna ilişkin olarak ortaya attığı etimoloji denemesi yine Nemeth’in kendisi tarafından geri çekilmiştir. Bununla birlikte, Bulgar adındaki bu grubun doğu kökenli olduğunu destekleyecek birkaç gerekçe gösterilebilir. Sogd ülkesi alanında gün ışığına çıkan ve üzerindeki kitabeyi Bulgar halk adıyla açıklanabileceğimiz bir sikke ile İslam coğrafya eserlerinde yine bu bölgede olduğu belirtilen ve muhtemelen bir Bulgar grubunun adını taşıyan Burgar yer adı bu gerekçeler arasında gösterilebilir. Bunların dışında, 354 tarihli Liber generationis adlı eserde Bulgarlar, Doğu Avrupa’daki göçebe halkların kutsal kitaptaki atası olan Jafes’ten değil, Sam’dan türemiş olarak gösteriliyor. Bu da demektir ki müellife göre Bulgarlar bu çağda doğuda uzaklarda bir yerde, Baktriya civarında ortaya çıkmış olmalıydılar.[16]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al