BULGARİSTAN’DA OSMANLI MEDRESELERİ

BULGARİSTAN’DA OSMANLI MEDRESELERİ

“Indeed, if we want to know the greatness of a civilization and its intensity, it is better not to look at the court and capital but at what was done in the provinces.”

Machiel Kiel

(Art and Society of Bulgaria in the Turkish Period. Assen/Maastricht, 1985, p. 54)

Bu sözler, ifade ve anlam bakımından daha geniş kapsamlı görülse de, Osmanlı devleti ile ilgili araştırmalarda önemli bir yaklaşımın göstergesidir. Çünkü yüzyıllar boyunca sınırları üç kıtaya ulaşan Osmanlı Devleti’nin küçük beylikten büyük bir imparatorluğa gelişmesinin mucize öyküsünü çözebilmek için yalnız merkeze değil, taşraya da dikkat etmek gerekmektedir. Teşkilât ve faaliyet bakımından Osmanlı eğitim müesseseleri dahil Osmanlı kuruluşlarının merkezi görüntüsü önemli olduğu gibi, aynı zamanda bu müesseselerin az çok tespit edilen yerel özellikleri de daha gerçekçi bir tablonun çizilmesini sağlamaktadır.

Eski nesillerden yeni kuşaklara aktarılan bilgiler ve geleneksel olarak takip edilen değerlerinin aktarılmasını amaçlayan eğitim ve öğretim, her toplum ve medeniyetin istikrarlı gelişmesini sağlayan sosyal bir mekanizmadır. Dolayısıyla, bir ülkeye ait eğitim kuruluşlarının incelenmesi, toplumun ulaştığı gelişme seviyesinin tespit edilmesinde ve bu gelişmenin esas özelliklerinin değerlendirilmesinde büyük önem taşımaktadır.

İyi bilindiği gibi Osmanlı Devleti denince tek bir Osmanlı toplumundan bahsetmek söz konusu değildir. Çünkü birçok toprağa sahip olan Osmanlılar, Türk ve Müslüman halkın dışında birbirinden farklı etnik grubu ve değişik dinî toplumları idare edegelmişlerdir. Tanzimat öncesi Osmanlı eğitim kuruluşları denince bunlar esasen Müslüman toplumunun tahsil ihtiyaçlarını karşılayan müesseselerdir. Ancak medreseler, kadı, müftü, öğretmen (müderris ve bazen muallimler), imam- hatip hazırlayarak, Osmanlı Devleti’nin ihtiyaç duyduğu Şeriat hukuku ve İslâm prensipleri uzmanları sağlamaktaydı. Bu görevi doğru dürüst yerine getirebilmek için devlet, medreseleri sistemleştirmiş, belli başlı hiyerarşi uygulamış, öğretmenlerin tayinlerini kontrol altına almıştır.

Osmanlı medrese teşkilâtı konulu araştırmaların 1916 yılından itibaren uzun ve zengin bir tarihi olsa da, bunların henüz son noktaya ulaşmaları söz konusu değildir.[1] Çünkü bunlar genelde sistemin merkezî niteliklerini incelemektedirler. Bu durum, bir yandan ilk safhada -mantıklı ve tabii olarak- merkeze yönelik bilgi birikme ihtiyacına, öte yandan elimizde bulunan belli kaynak ve belgelere bağlıdır.

Bugüne kadar gerçekleştirilen araştırmalar çok önemli ve değerli oldukları halde, bir açıdan bazı yanlış görüşlere yol açmakta,[2] diğer açıdan medrese sisteminin merkez ve üst seviyeleri çerçevesinde kısıtlı kalmaktadır. Kullanılan kaynaklar ise kanun, ferman ve Osmanlı yazarları tarafından kaleme alınan belli başlı eserlerdir (örneğin Gelibolulu Ali Mustafa’nın Künhü’l-Ahbar, Kâtip Çelebi’nin Mizanü’l-Hakk fî İhtiyari’l-Ahakk ve Keşfü’z-Zunun an Esami’l-Kütüb ve’l-Fünun adlı eserleri gibi). Bunlar çok faydalı, olmakla birlikte yeterli değildir. Meselâ ulema biyografi derlemeleri birçok medrese öğretmenleri ve dolayısıyla ders verdikleri okullar hakkında bilgi içerseler de, bu derlemelerde esasen en üst ulema seviyelerine ulaşmış olan kişilerin tercümeihallerine önem verildiğinden pek çok kariyersiz insan ve çalıştıkları medrese eksiktir.

Bu nedenle Osmanlı medreselerinin tarihi tablosunda birçok boşluk mevcuttur. Tablonun ortasında medrese teşkilâtının merkezî görüntüsü az çok çizilmiş vaziyetteyse de, etrafları, yani taşradaki durum pek belli değildir. Bu boşluğu doldurabilmek için daha farklı belgelere dayanmak gerekmektedir. Yani XVI. yüzyıla ait tapu tahrir defterleri, XVII-XIX. yüzyıllarda medrese öğretmenleri tayinleri ile ilgili arzuhal, ilâm, arz, ruus emri ve beratlar, çeşit zamanlardan vakıfnameler ki, bunlar medrese sisteminin taşralarda nasıl çalıştığını daha koyu renkler ve anlamlı çizgilerle gösterebilirler.

Kaleme aldığımız yazının amacı, bu tür belgelere dayanılarak Bulgaristan topraklarında Osmanlı medreselerinin genel görüntüsünün çizilmesi ve bunların yayılışı, büyüklüğü, seviyeleri, öğrenci ve öğretmenlerin durumunun incelenmesidir.

Osmanlı Medreselerinin Bulgaristan’da Yayılışı

Taşköprüzâde Ahmed Efendi (ö. 1561)’nin Arapça olarak yazdığı Eş-Şakaikü’-Nümaniyye fî’Ulemâ ed-Devleti’l-’Osmâniyye adlı Osmanlı ulema biyografileri derlemesi, bunun Mecdi Mehmed (ö. 1590-91)’in El-Hadaiku’ş-Şakaik ismi taşıyan Türkçe tercümesi ve eki (zeyl), ve Nevîzâde Atai (ö. 1634)’nin bir sonraki zeyline dayanarak Cahid Baltacı’nın, XV-XVI. Asırlarda Osmanlı Medreseleri konulu araştırmasında[3] bu dönemlerde Bulgar topraklarında açılan medreselerinden Plevne’deki Mihaloğlu Ali Bey (1496),[4] Filibe’deki Karagöz Paşa (1511’den önce) ve Şehabeddin Paşa (1444), Sofya’daki Sofu Mehmed Paşa (1547),[5] Köstendil (Ilıca)’deki Haraccı Kara Mehmed, Razgrad’daki Maktul İbrahim Paşa (1533)[6] ve Rusçuk’taki Rüstem Paşa Medreselerini belirtmiştir. Ancak bu yedi medreseden sonuncusu Rusçuk’ta inşa edilen bir okul değil, aslında Sadrazam Rüstem Paşa’nın Rodosçuk (Tekirdağ)’ta açtığı bir medresedir.[7]

Bu medreselerin haricinde XVI. yüzyıl tapu tahrir defterlerinde başka medreselerin de kurulduğu ve faaliyette bulunduğunu müşahede etmekteyiz. 1613’te sureti alınmış bir mufassal tahrirde (ancak aslı her halde 1579’dandır) eski Bulgar başkenti Tırnova’da Yıldırım Bayezid’in zaviyesinde bir medresenin olduğu kaydedilmiştir.[8] Tırnova’da başka bir medresenin de Kadı Emir Seyyid Halil tarafından açıldığını 1540’lara ait Süleyman Paşa’nın hasları tahririnden öğrenmekteyiz.[9]

1550’lere ait Niğbolu Sancağı mufassal tahririnde rastladığımız bir kayda göre Niğbolu fethine (1397) katılan ve sonrasında bu şehre kadı tayin edilen Mevlâna İvaz, orada birer mescid ve medrese yaptırmış ve vakfın ilk mukarrernamesi Yıldırım Bayezid tarafından verilmiştir.[10] I. Süleyman Kanuni (1520-1566) devrine ait Sofya Sancağı tahririnde Sofya’da bulunan Mevlâna Alaeddin’in medresesi ve mektebi kayıtlıdır.[11] 1566-69 yıllarında hazırlanan Silistre Sancağı vakıfları tahrir defterinde ise tek bir medrese kayda alınmış ki, bu Pravadi’de bulunan Karabulutzâde diye bilinen Hızır Çelebi’nin medresesidir.[12]

Tapu tahrir defterlerinden edindiğimiz bu bilgilerin dışında diğer belgelere göre Sadrazam Siyavuş Paşa’nın Sofya (ancak 1764’e ait oldukça geç bir belgeye göre)[13] ve Harmanlı’da (1585’te)[14] yaptırdığı medreseler eklenirse şu ana kadar yalnız ulema biyografilerindeki verilere göre bilinen altı medresenin dışında XV-XVI. yüzyıllarda daha yedi medresenin faaliyette bulunduğunu tespit etmekteyiz.

Bir sonraki asırlarda tapu tahrir defterleri artık hazırlanmamakla beraber diğer medreseler hakkında bilgi edinmek için farklı kaynaklardan istifade edilebilir. Sofya kadı sicillindeki 1610 tarihli bir belgede Benli Kadı Medresesi’nden söz edilmektedir.[15] Aynı medrese, M. K. Özergin tarafından yayınlanan çok değerli muhtemelen 1660 tarihli İstanbul ve Rumeli Medreseleri Ruznamesi’nde de bahsedilmektedir.[16] Medreselerin tümünü olmasa bile her halde çoğunu içeren ruzname, XVII. yüzyılda Bulgaristan’da Osmanlı medreselerine tayin edilen müderrislerin günlük ücretleri hakkında bilgi vermektedir. Dahaeski kaynaklardan bilinen Plevne Mihaloğlu Ali Bey, Sofya Mehmed Paşa (yani Sofu Mehmed Paşa), Tırnova Yıldırım Han ve Seyyid Halil (Seyyid Celil diye okunmuştur), Filibe Şehabeddin Paşa, Köstendil Haraccı Mehmed Bey, Niğbolu Kadı İvaz ve Razgrad İbrahim Paşa Medreseleri’nin haricinde[17] ruznamede Filibe Seyyid Ali Fakıh, Plevne diğer Ali Bey, Yanboli Kara Ali Bey, Köstendil Murad Bey, Varna Hacı Şaban, Tatar Pazarı Abdurrahman Çelebi, Razgrad Yaha Paşa, Kızanlık Hacı Sinan, Eski Zağra Hoca Sinan ve Tırnova Kavak Baba (Kavaf diye okunmuştur), Ali Paşa ve İlyas Kethuda Medreseleri kaydedilmiştir.[18]

Bunların dışında diğer belgeler ve kaynaklardan edindiğimiz bilgilere dayanarak başka medreselerde sıralanabilir. Samakov ahalisi adına sunulan 1635 tarihli mahzarın altında bahsedilen kişilerin arasında Kurd Bey, Timurtaş ve Ali Bey Medreseleri’nin müderrisleri de yer almaktadır.[19] Rusçuk’ta 1620’li seneleri civarında Bosna defterdarı Abdülbaki Paşa ve XVII. yüzyılın ortası civarında Çavuşzâde Faik Paşa Medreseleri bina edilmiştir.[20] 1711 tarihli bir ilâm Filibe’deki Börekçioğlu Hasan Çelebi’nin darü’l-kurra tipi medresesinden bahsetmektedir.[21] Ancak medrese 1660’lı yıllardan önce açılmış olmalıdır. Çünkü Mehmet Süreyya’ya göre müderrislik mesleğini yapan bu kişi 1661 yılında ölmüştür.[22] 1824 tarihli diğer bir ilâm, Eski Zağra Debbağhane mahallesinde bulunan Elvanzâde Hacı Yusuf Medresesi’ne müderris tayiniyle ilgilidir.[23] Elvanzâde’nin vakfiyesi ise ancak 1102/1690-91 yılındandır.[24] 1762 tarihli bir arzda Varna Kurd Ali Efendi Medresesi’ne öğretmen tayin edilmesi hakkında olup,[25] Kurd Efendi’nin külliyesinden 1691 senesinde de bahsedildiğine göre[26] bu medrese her halde yine XVII. yüzyılda kurulmuştur. 1713 tarihli bir arzuhalden ise Şeyh Hızır’ın Yanboli Hacı Haydar Medresesi’nde onbeş seneden fazla müderrislik işini yaptığını öğrenmekteyiz.[27] Yani medrese XVII. yüzyılın sonlarında artık faaliyette bulunmaktadır. Yine bu asrın ikinci yarısında Kozluca’da (Sufi) Amca Hasan Ağa Medresesi kurulmuştur.[28]

Aynı yüzyılın ortalarındaki seyahatleri esnasında Bulgaristan’ın birçok şehir, kasaba ve köyünden geçmiş olan Evliya Çelebi, şu ana kadar belgelerde rastlamadığımız diğer bazı medreselerden de bahsetmektedir. Örneğin, gezgin 1667’de ziyaret ettiği Yanboli’de Yeniçeri Ağası tarafından yaptırılan Eski Cami, (Şeyh Mehmed ibn-i Noktacı) Noktacı ve Hacı Yusuf Medreseleri olarak üç medreseden bahsetmektedir.[29] İlk iki medresenin oldukça eski oldukları, yanlarındaki camilerden tahmin edilebilir. Bazı araştırmacılara göre Eski Cami 1385 senelerinde bina edilmiş,[30] Şeyh Mehmed ibn-i Noktacı (ö. 1498[31])’nın camii ise Evliya Çelebi’nin verdiği kitabe tarihine nazaran 1481’de kaldırılmıştır. Aynı zamanda üçü de Yanboli’nin bulunduğu Silistre Sancağı XVI. yüzyıl tapu tahrir defterlerinde eksiktir. 1652’de ziyaret ettiği Sofya’da ise seyyah, Koca Mahmud Paşa Medresesi’ni kaydetmiştir.[32] 1444-1456 senelerinde Rumeli Beylerbeyi olan Koca Mahmud Paşa, beylerbeyliğinin merkezi olan Sofya’da bir cami yaptırmış, ancak XVI. yüzyıl belgelerinde bu caminin külliyesinde bulunan her hangi bir medreseden bahsedilmemektedir.[33] Öte yandan, 1651’de Rusçuk’tan geçen Evliya Çelebi, kasabanın bir medresesi olmadığını iddia etmektedir.[34] Ancak diğer kaynaklardan tespit ettiğimiz gibi bu kasabada XVII. yüzyılın ilk yarısında en azından bir medrese kurulduğunu daha yukarıda belirtmiştik. Çoğu zaman isim belirtmeden yalnız bir kasabada medreselerin sayısını (Filibe-9, Vidin-9, Silistre-1, Eski Zağra-1, Sofya-2, Yanboli-3, Plevne-1, Lofça- 5, Razgrad-1, Samakov-2, İvraça-2, Köstendil-3, Kızanlık-2, Rahova-1, Dupniçe-1, Petriç-1, Stanimaka-1)[35] söylemekle yetinen gezginin verileri bazen doğru olmadıkları gibi, resmi vesikalarca tespit edilene dek ilmi araştırmalarda dikkatle kullanılmalıdır.

Çok sayıda bulunan arz, ilâm, berat, arzuhal ve bazı vakfiyelerden XVIII. yüzyılda Bulgaristan’da Osmanlı medreselerinin coğrafyasının gelişmekte olduğunu görmekteyiz. Sofya Milli Kütüphanesi’nde saklanan Vidin sicillerinin birinde bulunan 1718 tarihli Mustafa Paşa vakfiyesinin suretine göre bu zat Vidin’de bir medrese açmıştır.[36]

Hacıoğlu Pazarcığı’nda Reisülküttab Hacı Abdülkadir Efendi Medresesi 1720-21’de kaydolunmuştur.[37] Yine bu kasabada bir de Zincirli Medresesi bulunduğunu 1787 tarihli sicil kaydından öğrenmekteyiz.[38]

1724-25’te ise İslimiye Cami-i Atik mahallesindeki Hacı Ali Ağa Medresesi kayda alınmıştır.[39] Aslı Şumen Tarih Müzesi’nde saklanan[40] 1744 tarihli Sadrazam Kethudası Şerif Halil Ağa (Paşa)’nın vakfiyesine göre bu kişi tarafından dedesi Şaban Bey’in camii büyütülerek kütüphaneli bir medrese de yaptırılmıştır. 1746 tarihli vakfiyesine göre Hacı Mehmed bin Ahmed Efendi, Rusçuk Cami-i Cedid mahallesinde birer medrese ve mektep yaptırmıştır.[41] Bu medrese, 1804-05’te hazırlanan Rusçuk vakıfları sicilinde kaydolunan dört medreseden Cami-i Cedid kurbünde olan Çelebi Ağa Medresesi’yle aynı olabilir.[42] 1752’de vefat eden[43] İstanbul cizyedarı Mollazâde Hasan Efendi, Köstendil Cuma mahallesinde Yeni Medrese diye bilinen bir medrese kurmuştur.[44]

Yine aynı şehirde Köstendil Medresesi diye adlandırılan medreseyle ilgili 1786 tarihli bir hüccet mevcuttur.[45] 1764 tarihli bir arz, Silistre Dereköylü Hacı Ahmed Ağa’nın Ağa Sinan Paşa Camii’nin yanındaki medresesine müderris tayini hakkındadır.[46] Silistre’de bulunan Hacı Mehmed zaviyesine müderris tayin edilmesi için 1768’de bir arzuhal sunulmuştur.[47] 1794 tarihli bir ilâm, Silistre İvazpaşaoğlu Ali Ağa Medresesi’ne müderris tayiniyle ilgilidir.[48] Yine Silistre’de bulunan Saturizâde Osman bin Halil Medresesi’nin vakfiyesi 1796’da tescil edilmiştir.[49] Turnazâde Mehmed Çavuş’un Filibe’de dershane yaptırdığını 1726-27 tarihli bir belgeden öğrenmekteyiz.[50] Filibe nazırı Seyyid Ömer Ağa’nın yine Filibe’de Anber Kadı Camii doğusunda medrese yaptırdığı 1792 tarihli bir ilâmdan anlaşılmaktadır.[51] Bu zatın aynı yerde bir de kütüphane kurduğunu 1779 tarihli vakfiyesinden öğrenmekteyiz.[52] Filibevi Hacı Osman Ağa’nın Filibe’de yaptırdığı medreseye yeni müderris tayin edilmesi için 1797’de bir arzuhal sunulmuştur.[53] Bu kişinin de Filibe’de bir kütüphane kurduğunu 1751 tarihli vakfiyesinden anlamaktayız.[54]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ