BULGARİSTAN TÜRKLERİ VE TÜRK İNKILÂBI

BULGARİSTAN TÜRKLERİ VE TÜRK İNKILÂBI

Türkiye’de ve Bulgaristan’da, Bulgaristan’daki Türklerle ilgili birtakım çalışmalar yapılmıştır. Bulgaristan Türklerinin Türk inkılabına bakışı konusunda daha az çalışmalar yapıldığını görüyoruz. Bu çalışmalar daha çok “Bulgaristan Türkleri” ile ilgili yayınlanan kitapların, makalelerin, tebliğlerin bir bölümünü oluşturuyor.[1] Bunun yanında Türk inkılabının Bulgaristan’daki yankısıyla doğrudan ilgili tebliğler ve makaleler de bulunmaktadır.[2] Bulgaristan Türklerinin görüş, düşünce ve faaliyetlerini o dönemde Bulgaristan Türkleri tarafından yayınlanmış kitaplardan, çıkarılan Türkçe gazete ve dergilerden, o dönemi yaşamış kişilerin anılarından yararlanarak ortaya koyduğumuzda gerek Atatürk, Kemalizm ve Türklük yanlısı gerekse karşıt faaliyetleri daha net görmek mümkün olmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları dışında kalmış olan ve bazıları da azınlık durumundaki Türkler, bağlı bulundukları devletlerle büyük sürtüşmeler meydana getirmesine rağmen, Türkiye Cumhuriyeti’ni, Türk İnkılabı’nı ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü takip edilmesi gereken milli bir ideal olarak görmekteydiler. Bulgaristan Türkleri de uzun yıllar Türkiye Cumhuriyeti’ni kendi vatanları, Atatürk’ü de Türk dünyasının lideri olarak kabul etmişlerdir. Çünkü böylece hem kendileri arasında beraberlik ve dayanışma duyguları daha da gelişiyor ve hem de Atatürk ve Türkiye’yi varlıklarının bir teminatı olarak görüyorlardı. Üstelik hem kendileri ve hem de yeni nesil Türklük şuurunu korumuş oluyorlardı. Yani Atatürk, Kemalizm, Türklük, milli bir ideoloji, Atatürk ise milli bir lider haline gelmişti. Doğal olarak bu düşüncelere karşı olan bir kesim de vardı. Bunların bir kısmı Türkiye’yi terk etmiş ve Atatürk muhalifi kişilerdi. Bir kısmı da Atatürk’ün İslamiyet’in aleyhinde işler yapmakta olduğunu savunan ve çoğu da Bulgaristan Devleti tarafından desteklenen, kışkırtılan kişilerdi. Çünkü Bulgaristan, bu yöntemle Türkler arasında birlik ve dayanışmayı önlemeye çalışıyordu. Bulgaristan, hangi rejimle ve kimler tarafından yönetilirse yönetilsin, başa geçen her yönetici bu yöntemi uygulamaktaydı. Bulgaristan’daki Türkler bir yandan Bulgar hükümetiyle, Bulgar komitecileri ile uğraşırken diğer yandan kendi toplumu içindeki kişilerle de mücadele etmek durumunda kalmıştır. Türklerin kendi içindeki mücadele, daha çetin geçmiştir.

Bazı Bulgar gençlik örgütlerinin provokasyonuna ve bazı Türk din adamları ve gazetecilerin karşı faaliyetlerine rağmen Bulgaristan Türkleri, 1923-1934 yılları arası kendi benliklerini ve Türklüklerini ortaya koyan teşkilatlar kurmuşlar, gazete ve dergiler çıkarmışlar, kitaplar yayınlamışlardır.

Bulgaristan Türkleri, Türk idaresi dışında kaldıkları günden itibaren varlıklarını korumak, benliklerini kaybetmemek, kısacası yok olmamak için çeşitli faaliyetler yürütmüşlerdir. Bu faaliyetlerin başında gazete ve dergi çıkarmak gelmektedir. 1879-1908 yılları arası çoğunluğunu Türklerin çıkardığı 50 gazete vardır.[3] “Dilde, fikirde, işte birlik” şeklinde formüle ettiği düşünceleriyle bütün

Türklerin birliğini savunan büyük fikir adamı İsmail Gaspıralı’nın 1906 yılının baharında Bulgaristan’a gelerek Ruscuk Cemiyyet-i Hayriyye-i İslamiyye’sini ziyaret etmesi ve buradaki Türklerle birtakım görüşmelerde bulunmasından sonra Bulgaristan Türklerinin daha teşkilatlı faaliyetler yürüttükleri görülmektedir.[4] 1908-1919 yılları arasında da 15 gazete çıkarmışlardır.[5] Türklerin nispeten daha rahat ettikleri bir dönem olarak kabul edilen Çiftçi Partisi yönetimi döneminde 1919-1923 yılları arasında ise 13 gazetenin yayınlandığını görmekteyiz.[6]

1923 yılından itibaren Bulgaristan Türkleri için yeni bir dönem başlamış bulunuyordu. Hem yeni bir Türkiye doğmuş hem de Bulgaristan’da yönetim el değiştirmişti. Bu dönemde Bulgaristan’daki Türklerin nüfusu 600.000’in üzerindedir.[7] 1934 yılındaki bu sayımdan önce 1923-1933 yılları arasında Bulgaristan’dan Türkiye’ye 101.507 kişi göç etmiştir. 1933-1939 yılları arası 97.181 kişi daha göç etmek zorunda kalmıştır.[8] 1934 yılı istatistiğine göre Türkler özellikle; Ardino, Kurumovgrat, Kırcaali, Momçilgrat, Kemaller, Banpınar, Yenipazar, Osmanpazarı, Razgrad, Eskicuma, Şumnu gibi bölgelerde çoğunluğu teşkil etmekteydiler.[9]

1923-1938 yılları arasında 50 civarında gazete ve dergi çıkarılmıştır. Bu dönemdeki Türk basını, Türk inkılabını destekleyip desteklememe konusunda iki gruba ayrıldı. Türkiye’den kaçan 150’likler, firariler, hilafetçiler, saltanatçılar; Türkiye, Atatürk ve Türk inkılabı aleyhinde yazılar yazmakta, konuşmalar yapmakta, Bulgar hükümetine jurnaller vermekteydiler. Bu yönde faaliyet gösteren gazeteler, Hafız Yusuf Şinasi’nin sahibi olduğu (gazete daha sonra A. Kemal ve N. Asım kardeşler tarafından devralınmıştır) İntibah, Türkiye’den kaçan Ahmet Hikmet’in yazı işleri müdürü olduğu Açıksöz, Yakup oğlu H. Yusuf Şinasi’nin sahibi olduğu ve Türk inkılabı karşıtı faaliyet gösteren, bu konuda da Bulgar hükümetiyle işbirliği içinde olan “Din-i İslam Müdafiileri Cemiyeti”nin yayın organı durumundaki Medeniyet, 150’liklerden Tarık Mümtaz (Göztepe)’nin çıkardığı (T. Mümtaz gazetesinde Bulgar komünistlerinin yazılarına da yer vermiştir) Rumeli, Tahir Nuri’nin sahibi olduğu Dostluk, Türkiye komünistlerinden ve kaçarak Bulgaristan’a sığınan, bir süre 150’liklerden Osman Nuri ile işbirliği içinde olan Arif Oruç’un çıkardığı Yarın’dı.[10] Bunların dışında birkaç gazete Türk-Bulgar dostluğu, haber, sanatsal, sportif veya mesleki nitelikli yayın yapmaktaydı.[11] Şahid-ül Hakayık adlı dergi ise Türkler arasında Hıristiyanlık propagandası yapmaktaydı.[12] Bunların dışındaki gazete ve dergiler, Türkiye, Atatürk, Türk İnkılabı ve Türklük yönünde yayın yapmaktaydılar. Bu gazeteleri çıkaranlar, burada yazı yazanlar Türk İnkılabı’na gönülden bağlı, hatta her türlü güçlükleri göze almış ateşli milliyetçi, Türkçü ve Kemalist idiler. Bu tür gazetelerin başında Turan, Rehber, Özdilek, İstikbal, Rodop, Karadeniz, Birlik, Deliorman, Doğruyol, gelmektedir.[13]

Bu Türk gazeteleri Türk İnkılabı’nı benimsemekle kalmamış, yeni nesillere yayılması konusunda da büyük gayret sarf etmişlerdir. Türkiye’de harf inkılabı yapılır yapılmaz Bulgaristan’daki bu gazeteler yeni yazıya geçmişlerdir. Bunlardan Yambolu’da çıkan Yenilik Gazetesi 13 Ekim 1928 tarihinde yeni yazıya geçen ilk Türk gazetesi olmuştur. Halbuki bu tarihte henüz Türk harflerinin kullanılmasıyla ilgili kanun çıkmamış, ancak harf inkılabıyla ilgili faaliyetler başlamış bulunuyordu. 1929 yılından itibaren hazırlıklarını tamamlayan diğer Türkçü gazeteler Rodop, Halk Sesi, Deliorman ve Çiçek Dergisi başta olmak üzere Özdilek, İstikbal, Doğruyol, Turan gazeteleriyle Çocuk Sevinci Dergisi de katıldılar. Türk halkını yeni yazıya yavaş yavaş alıştırmak düşüncesiyle Savaş ve Rehber gibi yarı yarıya eski ve yeni harflerle çıkan gazeteler de vardı. Böylece yeni Türk harfleri Bulgaristan Türkleri arasında hızla yayılıyor, Türkiye ile irtibatları kopmamış oluyordu. 1934 yılında Bulgaristan’daki hükümet değişikliği ile Türkler üzerinde büyük bir baskı oluştu. Bu gazeteleri çıkaranlar ve bunlara yazı yazanlar “Kemalist” oldukları gerekçesiyle kovuşturuldular, eziyet gördüler, hapse atıldılar, göçe zorlandılar, sürgüne uğradılar, hatta bazıları da katledildiler. Hükümet tarafından 1933 yılında 7 Türk gazetesi kapatılmıştı. Bunlara 1934 yılında 10, 1935 yılında 4 gazete daha eklendi. Bu dönemde yapılan baskılar sonucu diğer Türk gazeteleri de kapanmak zorunda kaldılar. Yayın hayatında yalnızca Türk İnkılabı karşıtı yazılar yazanlarla, eski yazıyı kullanmaya devam edenler kaldılar. Bir de Türkler arasında Hıristiyanlık propagandası yapan Şahid-ül Hakayık yayınına devam etti. Böylece Türklerin kendi yayın organları kalmamış oluyordu.[14]

Bulgaristan Türkleri, cemiyetçilik, dernekçilik gibi teşkilatlanma faaliyetlerinde de başarılı olmuşlardır. Bu cemiyetlerin başında 1906 yılında kurulan fakat asıl etkinliğini Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra gösteren Türk Öğretmenler Birliği gelmekteydi. Bu cemiyete mensup milliyetçi- cumhuriyetçi Türk öğretmenleri öğrencilerini Türklük duygusu ile yetiştiriyorlardı.[15]

Anavatan Türkiye’deki mutlu gelişmeler, Bulgaristan Türklerini de etkilemekteydi. Anadolu’da düşmanların temizlenmesi ve zaferin kazanılmasıyla yeni bir Türk devletinin kurulması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşu Bulgaristan Türk gençliğini de coşturmuştu. Bu duygularla özellikle 1923-1924 yıllarında Türkler tarafından gençlik ve spor klüplerinin kurulduğunu görüyoruz. Bu klüplerin isimleri Türkler için önemli anlamlar ifade eden kelimeler ve isimlerden seçiliyordu. Bu isimler rasgele isimler değildi. Bu klüplerin İnkılap, Ertuğrul, Altınyıldız, Atilla, Turan, Balkan, Altınordu gibi anlamlı isimleri vardı. Bu isimler Bulgar hükümetinin dikkatini çekecek ve Türkler arasındaki Atatürk ve Türkiye karşıtlarının kışkırtmalarıyla güç duruma düşecekler, bazıları da kapatılacaklardır.[16] Bunlardan Altınordu Cemiyeti, 1927 yılında Şumnu’da kurulmuştu. Amacı Bulgaristan Türkleri arasında Türk kültürünü korumak, yaşatmak ve geliştirmekti. Bu amaçla özellikle okumuş aydın Türklerden oluşan bir grup tarafından kurulmuştu. Ancak dernek “Kemalist” olduğu gerekçesiyle Bulgar hükümeti tarafından kapatılmıştır. Bu kapatılma olayında derneğin adının iddialı ve dikkat çekici olmasının da payı vardır.[17]

Bu gençlik klüpleri birleşerek Rusçuk’ta 14 Temmuz 1924 tarihinde toplanan kongrede, Bulgaristan Türkleri tarihinde çok önemli bir yeri olan Türk Spor Birliği’ni kurdular. Böylece Rusçuk, Türkçü-Milliyetçi gençlik teşekküllerinin kuruluşuna tanıklık etmiş oluyordu.[18] Birliğin ikinci kongresi 3 Temmuz 1925 tarihinde Plevne’de yapıldı. 9 klüp ve 29 delege ve gözlemcinin katıldığı bu kongrede tüm Bulgaristan Türk gençliğini kapsayacak bir birlik üzerinde çalışıldı. Bu birlik 2-4 Ağustos 1926 tarihinde Varna’da toplanan kongrede sağlanacaktır. Kongre toplanmadan kısa bir süre önce daha kapsamlı bir birliği içeren ve Bulgaristan Türk gençliğine hitaben bir bildiri yayınlandı. Bu bildiride Türk gençlerinin yalnız sporla, futbolla uğraşmasının yeterli olmayacağı, gençleri her yönden pekiştirecek bir teşkilata ihtiyaç olduğu belirtiliyordu. Burada “Bugün Spor Birliği ismi var cismi yok, anka kuşu nevinden bir şeydir. Biz Türk gençliğini birleştirecek, gençliğin arasında kardeşlik duygularını kuvvetlendirecek ve onu her cihetten yükseltecek bir teşkilat yapmalıyız… Acaba Spor Birliği ile Bulgaristan Türk gençliği bir araya toplanabilir mi?. Hayır hiçbir vakit spor Türk gençlerine başlı başına gaye olamaz ve olmamalıdır” denilmekteydi. Bu görüşler ışığında Spor Birliği tüzük değişikliği yaparak “Bulgaristan Türk Gençlerinin Medeni İrfani İdmani Turan Cemiyetleri Birliği” adını aldı.[19] Turan Cemiyeti’nin yöneticileri ve faal üyeleri Türkiye yanlısı Türkçü ve Kemalist diye nitelendirilen kişilerden oluşmaktaydı.

Turan Cemiyeti asıl gelişmesini 1931 yılından itibaren gösterdi. Bu tarihten sonra cemiyet, bir çok yerde hatta köylerde bile şubeler açmaya başladı. Birlik, Turan, Özdilek, İstikbal, Karadeniz, Rodop, Deliorman gibi gazeteler Turan Cemiyeti’nin fikirlerini yaymaya çalışıyorlardı.[20] Turan Cemiyeti’ne saldırı iki yönden geldi: Türk inkılabına karşı olan ve Türklük aleyhtarı kişiler ile -bazen birlikte hareket eden- Bulgarların gençlik örgütü Trakya Cemiyeti’nden.

Türk İnkılabı karşıtı faaliyetleriyle bilinen ve Açıksöz Gazetesi sahibi Ahmet Hikmet, Dostluk Gazetesi’nde Turancıların Türkiye’den para ile beslendiklerini yazıyordu. Diğer inkılap karşıtları da bu yöndeki yayın ve faaliyetlerine Bulgar hükümetinden aldığı destekle artırarak devam ediyorlardı.[21]

Bu saldırılar devam ederken Şerif Alyanak’ın Rodop gazetesine yazdığı “Turan Dernekleri İnkılabın Birer Kışlası Olmalıdır” adlı yazısı Türk gençleri üzerindeki baskının daha da artmasına yol açtı. Çünkü bu tarihte Turan Cemiyeti 95 şubeye ulaşmış ve 5000 üyesi bulunuyordu. Cemiyet çığ gibi büyüyordu. Artan baskılar ve yapılan saldırılarla Türk topluluğu yıldırılmaya çalışılıyordu. Turan her türlü baskıya rağmen faaliyetlerine Bulgaristan’da hükümet darbesi olana kadar devam etti.[22]

Türk arasında birlik sağlama yönünde çok çeşitli girişimler olmaktaydı. Bunlardan Bulgaristan Türklerinin yetiştirdiği çok değerli Türkçülerden birisi olan Mehmet Celil, Türkler arasındaki dağınıklığı gidermek maksadıyla 1929 yılında bir “Milli Kongre” topladı. Toplantıya 700’ün üzerinde delege katıldı. Türklerin seslerini duyurabilmeleri açısından önemli olan bu kongrede Türk okullarındaki eğitimin Yeni Türk harfleri ile yapılması kararlaştırıldı. Rehber ve kapandıktan sonra da Yenigün gazetesini çıkaran Mehmet Celil’in bu faaliyetleri Bulgar hükümeti tarafından dikkatle izleniyordu. Mehmet Celil Türkleri ilgilendiren her konuda faaliyet gösteriyor, Bulgar komitacılarıyla da mücadele ediyordu. Mehmet Celil önce sürgün edildi; 1938’de de Türkiye hesabına casusluk yapmakla itham edilerek tutuklandı. 1939 yılında hapishanede iken Bulgarlar tarafından katledildi.[23]

Sosyal ve kültürel yönden oldukça faal olan Bulgaristan Türkleri, kurdukları dernekler, topladıkları kongreler ve çıkardıkları gazeteler kanalıyla milli benliklerini ve öz kültürlerini yaşatma mücadelesi içindeydiler. Türklerin bu mücadelesine Bulgaristan yönetimi 1934 yılına kadar gizliden gizliye ve birtakım entrikalarla el altından müdahale etmekteydi. Özellikle Bulgarların kurduğu dernekler ve Türkiye’den kaçarak Bulgaristan’a sığınmış olan rejim muhalifi Türkler, yapılan her türlü sosyal ve kültürel faaliyetlerin önünde engel teşkil etmekteydiler. Hatta Bulgar yönetimine Türklerin faaliyetleri ile ilgili bilgiler verilmekteydi.

Bulgarların kurduğu Trakya örgütü, Bulgaristan’daki Türk gençlerine çeşitli saldırılarda bulunuyordu. Yayın organları olan Trakya Gazetesi, Türklerin kıraathanelerinin İstanbul gazete ve dergileri ile dolu olduğunu, duvarlarında Mustafa Kemal Paşa ile arkadaşlarının resimleri bulunduğunu belirterek bunu istemediklerini söylüyorlar, saldırılarının gerekçesi olarak görüyorlardı. Ağustos 1933’te yayınladığı bir yazıda Türklerin kurduğu derneklerin, özellikle Turan Cemiyeti’nin gelişmekte olduğunu belirtiyordu. Gazete bu cemiyetin elebaşılarının öğretmenler bazı hocalarla imamlar olduğunu, bunların da “Kemalist” olduklarını söylüyordu. Devamla, “maksatlarının Türklüğü bir teşkilat haline koyup gün geçtikçe kuvvetli bir kütle haline getirmek, derhal Cemiyet-i Akvam’a müracaat etmek” diyordu. Altınordu ile Turan cemiyetleri arasında bağlantı kurarak böyle bir teşkilatın Türkiye’nin müttefiki olan Yunanistan sınırına yakın Kırcaali’de bulunmasının altında başka maksatlar yattığını ve bunun Türkiye’nin bir planı olduğunu belirtiyordu.[24] Trakya Gazetesi’nin Türk inkılabına taraftar gördüğü Türkçü öğretmen ve hocalar olarak kastettiği kişiler, Bekir Sıtkı (Orhon), Hasan Sabri, Eskizağra Müftüsü Yusuf Razi, Cumalı Hafız Ahmet (eski baş müftülerden) gibi kişilerdi.[25]

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Nusret Alperen (Dr.) dedi ki:

    Gönderdiğiniz yazıları okudum. Teşekkür ederim.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al