BULGARİSTAN TÜRK EDEBİYATINA BİR BAKIŞ

BULGARİSTAN TÜRK EDEBİYATINA BİR BAKIŞ

I. Doksanüç Harbi’nden Sonra Bulgaristan’da Türkler

Doksanüç Harbi (1877-1878 Türk-Rus Savaşı) Bulgaristan Türkleri’nin azınlık tarihinin başlangıcı olmuştur. Temmuz 1878 tarihinde imzalanan Berlin Barış Antlaşması sonucu Osmanlı Devleti’nin Avrupa kanadını oluşturan Rumeli’nin Tuna vilâyetinde bir Bulgar Prensliği, Edirne vilâyetinin Filibe (Plovdiv) ve İslimye (Sliven) sancakları üzerinde de imtiyazlı Doğu Rumeli kurulur.

Bulgar devleti kurulduktan sonra Bulgarlar topraklarını genişletir, yeni katılan topraklarda da çok sayıda Türk yaşadığından Bulgaristan’da Türklerin sayısı daha da artar.1885’te Doğu Rumeli’nin Bulgar devletine katılması, Balkan Savaşında da Trakya ve Rodoplar’ın Osmanlı devleti sınırları dışında kalmasıyla Rumeli Türklerinin büyük çoğunluğu Bulgaristan vatandaşı olur.

Sınırları içerisinde bulunan yoğun Türk varlığından kurtulmayı, Bulgaristan bir devlet politikası haline getirmiş, bu ülkede hükümetler, rejimler değişmişse de Türkler hakkında güdülen politikada hiçbir değişiklik olmamıştır. Doksanüç Harbinden Birinci Dünya Savaşı’na kadar izlenen politika, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları arasındaki dönemde de devam etmiş, hatta şiddetini daha da artırmıştır. Bulgaristan Türk tebaasından kurtulmak için ekonomik kalkınmalarını engellemekle birlikte, Türklerin eğitim-öğretimlerini, basınlarını, derneklerini, genellikle manevi kalkınmalarını kısıtlamış, sık sık yasaklamıştır.[1]

İkinci Dünya Savaşına kadar iktidara gelen Bulgar hükümetlerinin yapmadıklarını, İkinci Dünya Savaşından sonra iktidarı ele geçiren komünistler, faşistlerin kullanmadıkları yöntemleri kullanmış, Bulgaristan Türklerine soykırımı uygulamaya kalkışmışlardır: Türklerin okulları kapatılmış; silah zoruyla, asker gücüyle ve ölüm tehdidiyle adları Bulgar adlarıyla değiştirilmiş, giyim-kuşamları yasaklanmış, camiler tahrip edilmiş, mezar taşlarından kaldırımlar yapılmış, cenazeler Bulgar mezarlıklarına gömülmüştür. Türk dilinde eğitim şöyle dursun, Türkçe konuşmak dahi yasaklanmıştır. Tepki gösteren Türkler ölüm kampları ve hapishanelere gönderilmiştir. Tırmanışını giderek artıran baskılar Büyük Göç ile son haddine ulaşmıştır. 1989 yılı yaz aylarında yüzbinlerce Türk Türkiye’ye göçe zorlanmıştır.

Savaşlar, baskılar ve günümüze kadar süregelen göçler yüzünden Bulgaristan Türkleri bir azınlık durumuna düşürülmüştür. Rumeli’den Türk Göçleri tablosuna baktığımızda Doksanüç Harbi’nden bu yana Türkiye’ye en çok göçmen gönderen ülkenin, Bulgaristan olduğunu görüyoruz. Kısacası, Doksanüç Harbi, Bulgaristan Türkleri’nin bitmeyen çilesinin bir başlangıcı olmuştur.

II. Bulgaristan Türkleri’nin Edebiyatı

Bulgaristan Türkleri’nin edebiyatı Rumeli Türk edebiyatının bir devamı olmakla birlikte Türk edebiyatının da bir devamı olarak gelişmesini sürdürmüştür. Bulgaristan topraklarının Anadolu’ya yakın olması, çok erken dönemlerde Osmanlı Devleti sınırları içerisine katılması, erken dönemlerden beri buralarda yoğun Türk nüfusunun varlığı gibi faktörler bu bölgede yüzyıllara dayanan zengin bir edebiyatın gelişme sürecinde önemli rol oynamıştır. Edebiyat tarihçisi Mustafa İsen’in verdiği bilgiye göre, Klasik Türk edebiyatı temsilcilerinin büyük bir bölümünü Rumeli yetiştirmiştir.[2] Osmanlı döneminden 85 şair bugünkü Bulgaristan sınırları içinde doğmuştur. Şairler kadrosuna Niyazi Hüseyin Bahtiyaz da yaptığı araştırmalarıyla daha birçok isim kazandırmıştır.[3]

Bulgaristan Türk edebiyatı geçmişin birikimlerinden güç almış, geleneksel çizgisini koruyarak güzel eserler vermiş ve Bulgaristan koşullarında çeşitli evrelerden geçerek sözlü ve yazılı örnekleriyle bugünkü gelişme noktasına erişebilmiştir.

  1. Sözlü Edebiyat

Sözlü edebiyat kendi özelliklerinden dolayı Rumeli topraklarında Rumeli Türkünün yüzyıllar boyunca yaratmış olduğu sözlü edebiyat geleneklerini Bulgaristan Türkleri sürdürebilmiş ve yeni koşullarda yaratılan eserlerle bu sözlü edebiyatı daha da zenginleştirebilmiştir. Bulgaristan Türkü yeni efsaneler, yeni menkıbeler, yeni destanlar ve ağıtlar yaratarak gönlünü avutmuş, karanlık günlerinde kendine teselli bulmuştur.

Türk halk edebiyatının atasözü, bilmece, tekerleme, mani, türkü, destan, fıkra, efsane, masal gibi türleri Bulgaristan Türk edebiyatında da esas türlerdir. Aynı zamanda bu edebiyatta tarihi ve toplumsal gerçeklerin bir ifadesi olan göçmenlik, trudovaklık gibi motifler de gelişmiştir.

Göçmenlik, Bulgaristan Türk halk edebiyatına özgü bir motiftir. Bir türlü sonu gelmeyen göçmenlik aslında büyük bir insanlık dramıdır. Bulgaristan Türkü baba ocağına, konu komşusuna bağlı kalarak yarattığı eserlerde bu olaya hıçkırıklarla karışık bir duygu katmıştır:

Ah bu macırlık (muhacirlik) bağrıma bastı
Ben ona yanarım
Ben vatanımdan nece ayrıldım
Ah, deyip yanarım.

Geleceğin belirsizliğinden kaynaklanan bir çaresizlik de bazı türkülere bambaşka bir eda verir. Başka bir duygu da halkımızın ateşten gömlek adını verdiği göçmenliğin zorluklarından gıdalanarak bir nostalji ile örülü olarak dile gelir, göçmenliğin ölümden beter olduğu vurgulanır:

Edirne ovasında naneler biter
Nanenin kokusu cihana yeter
Ah şu macırlık ölümden beter.

Göçmenlik hasretlik demektir, ayrılık demektir. Ayrılık, ayrılık, ah ayrılık:

Yol verin ağalar, yol verin beyler
Yol verin geçeyim
Nazlı da yarden ayrı düştüm
Zehir mi içeyim
Benden size vasiyetler olsun
Macır olmayın
Macır olsaz da (olsanız da)
Yârsız kalmayın

Göçmenlik motifi başlı başına araştırılması gereken konulardan biridir.

Bulgaristan Türk halk şiirine özgü başka bir motif de trudovaklık motifidir. 1877-1878 Türk-Rus Savaşından sonra bir azınlık durumunda bırakılan Bulgaristan Türkleri oğullarını Bulgar ordusunda birer emek eri, inşaat işçisi olarak görmektedir. Bu gerçek, folklor eserlerinde de yepyeni bir motif olarak gelişmiş ve Bulgaristan Türklerinin halk edebiyatının karakteristik özelliklerinden birini oluşturmuştur:

Benim yârim nerede
Karlova’da derede
Kazma kürek elinde
Podiserin (üstçavuşun) önünde

Osmanlı zamanında ortaya çıkan haydutluk, çetecilik ve komitacılık harekâtı Bulgaristan ve öteki Balkan Türkleri folklorunda yankısını bulmuş, yeni tarihî koşullarda da yeni adlar ve yeni biçimleriyle Türklere yönelik eylemler devam etmiştir. Belirli devirlerde Balkanlar’a özgü bu olaylar türlü varyantlarıyla efsane, menkıbe, ağıt gibi eserlerde ifadesini bulmuştur:

Sülman senin kaşın gözün yay mıdır
Teneşirden akan sular kan mıdır
Sülman gibi şu Kırçma’da var mıdır
Kıymayın canıma, ben dünyama doymadım
Eller gibi ben ecelimden ölmedim.

Yakın geçmişte Bulgaristan Türkü korkunç olaylar yaşadı:Bulgarlaştırma süreci, bunu takiben de Türkiye’ye zorunlu göç olayları sözlü edebiyatta da izler bıraktı:

1. Gide gide yoruldum
Sular gibi duruldum
Üzülme aneciğim
Türkçem (veya:dilim) için vuruldum
2. Rodoplar’dan Belene
Uzak mıdır yakın mı
Allah’ım ne bu gördüğüm
Cehenneme akın mı
3. Arda’dan Tuna’ya teller germeli
Nasıl nice Belene’ye varmalı
Arslan Memed’im yatağa düşmüş
Hal-hatırını varıp sormalı

Bu tür eserler henüz gerçek anlamda bir sanat eseri olgunluğundan uzak ve şimdilik sadece belirli bölgelerde yayılmış olsalar da, bunlar birer folklor ürünü olarak ele alınmalıdır, çünkü folklor eserlerinin özelliklerine sahip eserlerdir.

Bulgaristan Türk halk edebiyatında daha başka özellikler bulmak mümkündür, ancak bu edebiyat bugüne kadar gereğince araştırılmamış, folklor severlere ve bilim çevrelerine de tanıtılmamıştır. 1990’dan bu yana Bulgaristan’da bazı demokratikleşme temayülleri ufukta belirmeye başlayınca Türk aydınları da bu durumu iyi değerlendirerek uluslararası ve millî çapta sempozyumlar düzenlediler. Bu etkinlikler Bulgaristan Türk halk bilimine, halk edebiyatına artmakta olan ilginin sevindirici birer belirtisidir.

  1. Yazılı Edebiyat

Rumeli Türk edebiyatının bir devamını oluşturan Bulgaristan Türk edebiyatı başlangıcından bu yana, yani 125 yıllık tarihi boyunca bir azınlık edebiyatı olarak Türk edebiyatı geleneklerini sürdürmeye çalışmış, ancak ağır toplumsal koşullar yüzünden sık sık durgunluk, hattâ suskunluk dönemleri yaşamıştır.

Doksanüç Harbi, Balkan Savaşının getirdiği felaketler, Anadolu’ya büyük göçler Bulgaristan Türkünün sözlü edebiyatında ağıt, destan, efsane şeklinde eserlerde dile getirilmişse de, yazılı edebiyatta bu konularda eserler yayınlamak kolay olmamıştır. Bir sanat eserinin yayınlanması ve okurlara ulaşabilmesi Bulgar devletinin Türklere yönelik izlediği politikaya ve uyguladığı sansüre bağlı olmuştur.

Bulgaristan Türklerinin yazılı edebiyatı bir bütün olarak araştırılmamış, birçok sorunun açıklığa kavuşmasına geç başlanmıştır. Bu alanda ilk yazılara İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra çıkmaya başlayan Yeni Işık ve Halk Gençliği gazetelerinin 1948 tarihli sayılarında rastlıyoruz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ