BULGAR POST-TOTALİTER LİBERALİZMİN TÜRK BAYRAKTARLARI: HAKLAR VE ÖZGÜRLÜKLER HAREKETİ

BULGAR POST-TOTALİTER LİBERALİZMİN TÜRK BAYRAKTARLARI: HAKLAR VE ÖZGÜRLÜKLER HAREKETİ

I. Giriş

10 Kasım 1989’da Bulgar Komünist Partisi’nde yaşanan liderlik darbesi, Bulgar halkının radikal siyasal değişimler için artan beklentilerine uygun düşmüştü. Derin krizin boyutlarından biri, sosyal alanda Bulgar çoğunluk ile bölgesel etnik azınlıklar arasında yoğunlaşan güvensizlikle ortaya çıktı.[1] Totaliter siyasal sistem, yönetilenler ve yönetenler arasındaki çelişkileri büyütmüştü. “Yenileme (revival) süreci”[2] eski komünist rejimin en büyük ayıbı olmuştur. Bu sosyal haksızlık ve siyasal suç, belki, hem ulusal siyasal demokratik oyunun hem de bölgesel etnik oluşumların niteliklerini belli düzeyde etkilemiş ve bunların ortaya çıkmalarına neden olmuştu. Bulgar halkı, psikolojik olarak, Sırp ve diğer Yugoslav ulusların Balkan milliyetçiliğinin nihilist ve dayanışmacı yanlarını benimserken, yıkıcı ve saldırgan özelliklerini görmezlikten gelmiştir.[3] Haklar ve Özgürlükler Hareketi (HÖH), Bulgar Türklerinin, yani ülkedeki en büyük etnik grubun siyasal temsilcisi olarak, çok özel bir rol üstlendi.

II. Demokrasi Haklar ve Özgürlükler Hareketini Anlamıştır

Post-Totaliter Bulgaristan’da Türk azınlığın tanınması ve homojenleştirilmesi sürecini hızlandıran birçok neden vardı. Belki de “yenileme süreci”ni alt eden eylemlerin sonuçları toplumsal uyumlaştırmanın önemli bir gerekçesi olmuştu. Komünist dönemin direnen, yasadışı Ulusal Türk Özgürlük Örgütü, 4 Ocak 1990’da Varna’da Haklar ve Özgürlükler Hareketi olarak kayıtlara geçti. Bu siyasal özne, Bulgar siyasal haritasını değiştirdi ve Türk toplumunun, yerel siyasal oyunun içine etkili bir şekilde girmesini sağladı. Demokratik örgütlenme yönetiminin -Demokratik Güçler Birliği (DGB)- örgütsel engelleri, Türk toplumunun davranışlarını netleştirmeye başladı.[4] HÖH kararsız bir hareket olarak başladı, fakat parlamenter oluşumun üçüncü siyasal partisi olmayı başardı.[5]

1990’daki ilk demokratik parlamento seçiminden sonra, HÖH en önemli siyasal tehditle karşılaşmak zorunda kaldı. Eski Komünistler, 1991’de oylanan yeni Anayasanın 11. maddesi ve 4. bendine dayanarak, HÖH’ün yasadışı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurdular.[6] HÖH’ün lehine sonuçlanan bu dramatik dava, yerel Türklerin yaşadığı siyasal zulme son verdi. Bu, aynı zamanda Bulgar yönetiminin azınlıklara karşı duyduğu güvensizliği de göstermiştir. Bu, yeni kurulan politik öznenin en büyük zaferlerinden biriydi. Anayasa, etnik ve dini temelli partileri yasaklar. Buna rağmen, Anayasa Mahkemesi’nin biçimsel kararı, Bulgar kamuoyunun, HÖH’ün yıkıcı olduğu ve bölgesel bölücülüğü savunduğu düşüncesini yadsımıştı. Bununla birlikte, Bulgar çoğunlukta bu kuşku devam etmektedir. Bundan dolayı, yeni seçilmiş HÖH yönetimi karşılarındaki ikilemi çözmek zorundaydı: Ülkede azınlıkların haklarını savunmak ve 13 asırdır süregelen “etnik milliyetçilik” veya “siyasal milliyetçilik” anlayışının egemen olduğu Bulgar Devleti’ne kendilerini kabul ettirebilmek zorundaydı.[7] HÖH, insan hakları konusunda Avrupa standartlarına ulaşmak isteyen azınlıkların istemleriyle, çoğulcu demokratik ilkeler üzerine devletini yeniden kurmaya zorlanan çoğunluğun, onlara zarar vermemelerini sağlayacak uygun bir matris aramak zorundaydı. Bu, sosyal olarak tasarlanması ve matematiksel olarak hesaplanması gereken çok zor bir görevdi.

HÖH’ün, grup içi etnik yönelimli ve dar çevreden gelen anlayışları ortadan kaldıran stratejik planları ve taktik araçları, parti yönetimini siyasal örgütlenmenin liberal ideolojisini açıklamaya zorladı. Böylece, ilk seçilen ve henüz değişmeyen lider Ahmet Doğan, totalitarizm sonrası Bulgaristan’da siyasi oyuncular arasında doğru siyasal tercihi yaptı. HÖH, üç temel nedenden dolayı ideolojik liberalizmin bayraktarlığını yapmıştır:

Birincisi, HÖH sosyal tabanını genişletebilmek için, etnik siyasal örgütlenmeden bir tür etnik ulusal siyasal örgütlenmeye giden içsel bir değişimi başlattı.[8] Doğan’a göre, sivil toplumda azınlıkların entegrasyonu ile ülke içinde sahip oldukları etnik ve dini kimlikleri arasındaki denge, ancak liberal doktrin ile güvence altına alınabilir.[9] Aslında, liberal düşünceler, ortaklıkları da kapsayan insan hakları ve özgürlüklerini koruyan siyasal kurumun yasal kuruluşu ile örtüşmektedir.

İkincisi, Bulgaristan’ın AB’ye ve NATO’ya uyumunun hızlandırılması sözkonusu durumla ilişkilidir. Doğan, AB’ye ve NATO’ya tam üyeliğin Bulgaristan’daki azınlığın haklarını ve özgürlüklerini geri dönülmeyecek şekilde koruyacağı inancını paylaşmaktadır. Ulusal Azınlıkları Koruma Çerçeve Anlaşması, HÖH’ün öncelikleri ve Bulgar Devleti’nin kabullendiği diğer üç siyasal öncelikle örtüştüğü için onaylandı. Bunlar; insan hakları konusunda Avrupa standartları, NATO ve Avrupa Birliği’dir.[10] Doğan, Kosova Savaşı’nda Bulgaristan’ın NATO’ya verdiği destekten dolayı HÖH’ün oynadığı rolden memnun kalmıştır.

Üçüncüsü, HÖH, radikal ve milliyetçi dürtüleri harekete geçiren siyasal uçlardan uzak durarak ve açıkça siyasal merkezi yeğleyerek, liberal bir ideolojiyi benimsemiştir. Belki de A. Doğan’ın kendini koruma refleksi, onu Muhafazakarlarla (UDF) ve Sosyalistlerle (BSP) flört ederken aynı zamanda onlardan uzak durmasını da sağlamıştır.

Bulgar Türklerini pragmatik düzeyde liberal bir ideolojiyi seçmeye yönelten çok önemli bir neden daha vardır. Bu, diğer Bulgar siyasal öznelerle yarışırken, dokunulmamış ideolojik bir araca sahip olmaktı. Siyasal değişim, siyasal öznelerin hareketlerini yenilikçi ideolojik merkezden radikal ve genellikle aşırı sağ ya da sol uçlara yönelten çok güçlü bir bipolar sistemi dayatmıştır. Post-Totaliter ivme ve Bulgar toplumunun psikolojik mentalitesi siyasal arenada etkili ve tek bir liberal merkezin kurulmasını engellemiştir. Liberal siyasal partilerin ortaya çıkması, gecikmiş bir hareket ve dolayısıyla seçim deneyiminden yoksun olmak özellikleri ile açıklanmıştır. Dolayısıyla, HÖH en uygun ideolojik aracı aradığında, eski başkan Jelio Jelev, eski Savunma Bakanı D. Ludjev ve diğer UDF yöneticilerinin de içinde bulunduğu liberal örgütler tarafından ciddi bir muhalefetle karşılaşmadı. Olar, HÖH’ün yüzbinlerce oyuna karşı ancak binlerce oyla ödüllendirildiler.

Bulgar Türkleri, pragmatik olarak aşırılıkları dengeleyecek teraziyi tekeline almak için, liberal ideolojik amblemi istikrarsız olan siyasal arenanın merkezine taşıdı. Aynı zamanda, liberal doktrin, HÖH’ün yapılanma mantığına ve demokratik davranışlarına tamamen sinmiştir. Bunun nedeni, ideolojik mükemmellik ya da bazı içgüdüsel heveslerden değil, Türk etnik grubunun bütüncül ve tutarlı bir yapıya sahip olmasıdır. Bundan dolayı, HÖH’ün liberalizmi, ideolojik değil, konumsal ve işlevseldir.

A. Doğan, modern, sorumlu ve anlayışlı bir siyasetçi olabilmek için, diğer siyasetçiler karşısında bunu iyi kullanmaktadır. HÖH’ün lideri uygun bir koalisyon alternatifi oluşturabilmek ve daha çok işbirliği sağlayabilmek için, dilsel taktiklerin de içinde yer aldığı kapsamlı bir taktik yaklaşımla ilgilenmektedir.

Ocak 2001’de, Doğan, komünizm sonrası Bulgaristan’da halk nezdinde olumsuz duygular ifade eden siyasal bir ideoloji olan milliyetçiliği benimsediğini açıkladı.[11] Çok haklı olarak, Türk kökenli bir Bulgar vatandaşının milliyetçiliğinin olumlu bir etki yapacağını hesaplamıştı. Bir Bulgar Türkünün milliyetçi bir ideolojiyi de sahiplenmesi, Bulgar Devleti’ne duyulan siyasal bir sadakatin ifadesidir, fakat bu sadakat Bulgar çoğunluk tarafından kuşkuyla karşılandı. Birleşik işçi Bloku’nun lideri Prof. K. Petkov, yerel ve uluslar arası tepkilere neden olmayacak bir milliyetçiliğin ancak Doğan tarafından ilan edilebileceğini ifade etti.[12]

HÖH, Sosyal-Liberal ya da Muhafazakar (Hıristiyan)-Liberallerin yer aldığı en geniş ideolojik ortaklara bağlı kaldığı sürece herhangi bir Bulgar hükümetinde yer bulabilir. 1991’de, HÖH, UDF’yle merkez-sağ bir koalisyona destek verirken, Bulgar Türkleri, 1992’de BSP’yle merkez-sol hükümeti destekleyerek mecliste çoğunluğu sağladılar. 1994’te, HÖH manevra yeteneğini yitirdi, çünkü 1994’te BSP ve UDF çoğunluğu sağlamıştı. Uzun muhalefet dönemine rağmen HÖH, Bulgar Türk toplumu üzerinde seçilebilme etkinliğini korudu. 1997’de ardarda yaşanan bölücü çabalardan sonra Doğan, HÖH’ün taraftarları için bağımlılık yarattığını açıklamıştı. Bu sözlerini, Türk toplumunun mevcut Başkan P. Styanov’a Sosyalist rakibi I. Marazov’la olan yarışında verdikleri hayati desteği ortaya koymakla kanıtlamış oldu. HÖH, 1999 belediye seçimlerinde üçüncülük konumunu sağlamlaştırdı. A. Doğan, HÖH’ün 29 bölgenin 25’inde temsil edildiğini gururla açıkladı. Belediye danışmanlarının, sözü geçen bölgesel parlamentolardaki etkili ve dengeleyici rolü dikkate değerdir.

III. HÖH ve Türk Toplumunda Ayrılık Hareketleri

1992’deki resmi nüfus sayımına göre Bulgaristan’da 1.110.000 Müslüman bulunmaktadır.[13] Bunların 800 bini Türk olduklarını belirtmişlerdir.[14] Ekonomik koşulların bozulmasından dolayı Bulgar Müslümanları (özellikle Türkler) kitlesel olarak Türkiye’ye göç etmiştir. Bu süreç halen devam etmektedir, fakat göçün yasa dışı yollarla sürmesinden dolayı Bulgar Türk toplumunun kesin sayısı halen bilinmemektedir.[15]

Fakat, HÖH’ün kurulmasından sonra, Türk seçmenin desteği adaylar üzerinde yoğunlaştı. Bu siyasal davranış biçimi neredeyse kategoriktir ve aşağıdaki rakamlarla ifade edilebilir: 1990’da HÖH’ün aldığı oy 540 bindir. Bu da Türk seçmeninin %95’i demektir. 1991’de 380.000 oy, yaklaşık olarak Türk seçmenin %90; 1994’de 260.000 oy, yaklaşık olarak Türk seçmenin %80; 1997’de 240.000 oy, yaklaşık olarak Türk seçmenin %75’ine tekabül eder.[16]

Yukarıdaki istatistikler etnik toplumun tekli karakterini yansıtır. Bununla birlikte, iç tartışmalardan ve dış faktörlerden kaynaklanan HÖH’ü bölme çabalarına tanık oluyoruz. Bu çabaların amacı HÖH’ün ülkedeki Türk azınlık üzerindeki etkinliğini azaltmaktır. HÖH’ün eski milletvekili Adem Kenan, ilk ayrılıkçı hareketi başlattı. 1991’de, henüz devlet tarafından onaylanmayan Türk Demokrat Parti’yi (TDP) kurdu. Onun köktenciliği diğer azınlıkların ve Bulgarlar’ın dışlanmasına ve seküler Pan- Türkizm’e dayanır. Kenan’ın önerdiği federal devlet yapısı, Türk toplumunun da içinde yer aldığı Bulgar kamuoyunun çoğunluğu tarafından reddedildi. 1991 ’in başında TDP’nin programı aşırı bulundu ve yeni kurulmuş olan demokratik devlet bakımından kabul edilemez olarak değerlendirildi. HÖH yönetimi, Kenan tarafından etnik sorunların çözümü olarak ortaya atılan radikal yaklaşımlardan kendisini tamamen ayrı tutmayı başardı.[17]

Eski milletvekillerinden bir başkası olan Mehmet Hoca, ikinci önemli ayrılıkçı hareketi başlattı. Onun Demokratik Değişim Partisi (DDP), A. Doğan’ın tek adam yönetimine bir tepki olarak ortaya çıkan kişisel bir baş kaldırı olarak değerlendirilebilir. Fakat, DDP bölgesel bir profil çizdi. Daha çok Bulgaristan’ın Güneydoğusunun en büyük kenti olan ve Türklerin çoğunlukta bulunduğu Kırcaali bölgesi ile sınırlı kaldı. 1994’deki parlamento seçimlerinde DDP, genel oyların %0,2’sini ve Türk oyların %4’ünü teşkil eden 24.000 oya ulaştı. Bu seçim başarısızlığı onun siyasal ölümünü de ilan etti.[18]

HÖH’ü siyasal olarak bölmeye kalkışan son iki girişim, BSP ve UDF gibi en büyük yerel siyasal partilerden destek alarak ortaya çıktı. Eski baş müftü Nedim Gencev Demokratik Adalet Partisi’ni (DAP) kurdu. Bir din adamı olarak, siyasal formasyonu etnik sloganlardan daha çok dini sloganlar kullanmaya dayanıyordu ve önceliği Arap dünyasıyla olan ilişkilere vermişti. Paradokssal olarak, ütopik karakterini belirleyen ve sonunda başarısızlığa götüren sosyalist eşitlikçi öğeleri ön plana çıkardı. DAP aynı zamanda bölgesel bir parti olarak kaldı. Daha çok Bulgaristan’ın kuzeydoğusunda, Sumen kasabası çevresinde örgütlenebildi. Müslüman ve Türk nüfusun yaşadığı güneydoğu ve güneybatıyı ihmal etti. Doğal olarak DAP, diğer ayrılıkçı partilerle aynı kaderi paylaştı. 1994 ve 1997 seçimlerinde 24.000 ve 27.000 oy alabildi ve böylece marjinal bir parti olmaktan kurtulamadı.[19]

Son önemli bölme girişimi ülkedeki mevcut siyasal belirsizlikle ilgilidir. 1997’den beri iktidar partisi olan UDF, HÖH’ün yöneticilerini temel desteklerinden yoksun bırakmak için büyük bir çaba içine girdi. Örneğin, UDF’nin lideri ve mevcut Başbakan Ivan Kostov, HÖH’ün eski üyelerinden Mustafa Küçükov’u Savunma Bakanı olarak ve Gulbi Recep’i de, Bulgaristan üst düzey yönetimindeki yasaklamalara rağmen, Bölgesel Kalkınma Bakanlığı’nda bölüm başkanı olarak atadı. HÖH içindeki bölünmeyi hızlandırmak amacıyla UDF yönetimi, Ahmet Doğan karşıtlarına birkaç milletvekili adaylığını da teklif etmişti. 1997’nin ortasında çok önemli bir benzer oluşum gerçekleşti.’Ulusal Haklar ve Özgürlükler Hareketi (UHÖH)’ ismini bir seçim taktiği olarak kullanarak, zihinlerde HÖH’ün çağrışımını yapmak istediler. HÖH’ün eski başkan yardımcısı ve milletvekili Guner Tahir yeni kurulan partinin başına geçti. UDF’nin yardımıyla ülkenin neredeyse tümünde örgütlendiler. Fakat, 1999’un sonbaharındaki beklentilere göre, HÖH karşıtı hareketler vasat kaldı, çünkü UDF yönetimi 1999’daki belediye seçimlerinde koalisyonlarını desteklemesi için HÖH’e ihtiyaç duymuştu. Dahası, oylarındaki büyük kayıplara rağmen HÖH, Bulgaristan siyaset arenasında üçüncülük yerini korudu. HÖH’ün seçimlerde yaşadığı düşüş oransal olarak rakiplerindeki düşüşten daha azdı.

UDF’nin HÖH karşıtı politikaları, Ivan Kostov’un ‘HÖH’ün Bulgaristan için bir lanet olduğu’ yolundaki düşüncesizce ifadesinde de ortaya çıktığı gibi, içgüdüsel bir nefrete dönüşmektedir. Bu şekilde, Bulgar kamuoyu etnik oluşumların tamamlanması sorunuyla yüzleşmiş bu¬lunuyor. Bu konu, liberal HÖH’ün de içinde yer aldığı temel ideolojik eğilimlerin en önemli çelişkisi olmuştur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al