BÖRİLER (DİMAŞK ATABEYLİĞİ) (1104-1154)

BÖRİLER (DİMAŞK ATABEYLİĞİ) (1104-1154)

Böriler, Dimaşk Atabeyliği veya Toğteginliler olarak da adlandırılan, Dimaşk merkez olmak üzere, başlıca Hama, Hıms, Banyas, Efamiye, Serhad ve Tedmür gibi şehirlerde hüküm sürmüş bir siyasî teşekküldür.

Kurucusu olan Toğtegin Suriye Selçuklu meliki Tutuş’un hizmetinde bulunuyordu ve oğlu Dukak’ın da atabeyi idi. Tutuş, Büyük Selçuklu Devleti tahtı için girdiği mücadelede hayatını kaybetti (26 Şubat 1095). Tutuş’un yanında bulunan oğlu Dukak kaçarken, Toğtegin esir düştü. Tutuş’un diğer oğlu Rıdvan Halep’te, Dimaşk’a giden Dukak ise burada melik ilan edildiler (1095). Bir süre sonra serbest bırakılan Toğtegin de Dimaşk’a, Dukak’ın yanına döndü ve Tutuş’un karısı Safvetü’l- Mülk Hatun ile evlenip konumunu güçlendirmek suretiyle Dukak adına bütün idareyi eline aldı. Her iki melikin yanında bulunan Türk beylerinin tahrikleriyle tırmanan Halep-Dimaşk mücadelesinde, Dukak’ın ağabeyisinin üstünlüğünü tanımak zorunda kaldığı anlaşılıyor. Bu mücadelelerde ve gelişen diğer olaylarda, Toğtegin de daima Dukak’ın yanında bulunmuş ve onun adına Dimaşk melikliğinin bütün faaliyetlerinde aktif rol oynamıştır.

1096 yılında başlayan ve sonuçları itibarıyla Türk-İslâm tarihini çok yakından ilgilendiren Haçlı ordularının Antakya’yı kuşatması üzerine Yağısiyan’ın yardımına koşan Dukak ve Toğtegin, el-Bara mevkiinde cereyan eden savaşta ağır kayıplar vererek ülkelerine dönmek zorunda kaldılar. Ancak Dimaşk kuvvetleri bir süre sonra Sultan Berkiyaruk’un emriyle Antakya’ya yardıma gelen Kürboğa idaresindeki Selçuklu ordusuna da katıldılar. Ordu ümera arasındaki ihtilaflar yüzünden dağılıp Antakya Haçlıların eline geçince, bir kere daha başarısızlığa uğramış hâlde, Dimaşk’a döndüler (Haziran 1098).

Melik Dukak’ın İbn Ammar ailesinin idaresinde bulunan Cebele’yi kuşatması sırasında yaralanan Toğtegin, Dimaşk’a döndükten sonra Cebele hâkimi ile yaptığı anlaşma neticesinde şehri teslim alarak oğlu Börü’nün idaresine bıraktı (30 Temmuz 1101). Bu olay da başından beri Toğtegin’in Dukak üzerindeki nüfuzuna işaret eden mühim bir örnektir.

Toğtegin Kürboğa’nın ölümünden istifade ile Rahbe’nin ve Hıms valisinin öldürülmesi üzerine de buranın ele geçirilmesi sırasında da hazır bulundu. Bu hizmetlerine karşılık Dukak tarafından Hıms naipliğine atandı.

Melik Dukak uzun süren bir hastalık sonucunda, Haziran 1104 tarihinde ölünce oğlu Tutuş, onun vasiyeti gereği Toğtegin tarafından melik ilan edildi. Ancak atabey bundan üç ay sonra Tutuş’un kardeşi Ertaş’ı melik tayin etti (17 Eylül 1104). Fakat Ertaş atabeyin Selçuklu meliklerini tasfiye edip kendi adına bir idare tesis edeceği endişesini taşıyordu. Ancak Ertaş asker toplamak niyetiyle Dimaşk’tan gizlice ayrıldıktan kısa bir zaman sonra öldü. Yeniden Melik Tutuş adına hutbe okutan Toğtegin, rivayete göre, onun da eceli ile ölmesi üzerine, kendi adına bir siyasî teşekkül kurmaya muvaffak oldu.

Büyük Selçuklu İmparatorluğunun parçalanmasına muvazi olarak ortaya çıkan ve atabeylik adı verilen hakimiyetlerin ilk örneği olan Böriler 1154 yılına kadar, bölge dengeleri içerisinde mühim roller üslenerek, 1154 yılına kadar varlığını devam ettirdi.

Bu arada Haçlılar malûm olduğu üzere Yakın Doğu’da büyük başarılar elde etmiş Urfa, Antakya ve Kudüs başta olmak üzere, Suriye ve Filistin sahil şeridinde müteaddit devletçikler kurmuşlardı. Dimaşk atabeyliği toprakları ise neredeyse bütün Haçlı hakimiyetleri tarafından tehdit altında bulunuyordu. Kudüs’ten sonra Mısır’ın da tehdit altına düşmesi Fatımî yöneticilerini Toğtegin’den yardım istemek zorunda bırakıyordu. Haçlıların en küçük başarılarının kendi aleyhine bir gelişme olacağının şuurunda olan Atabey yardım hususunda tereddüt göstermedi. Emir Sabar idaresinde gönderilen 1300 kişilik bir kuvvet Askalon’da Mısır ordusuyla birleştikten sonra, Remle’ye hareket eden Kudüs kralı Baudouin ile, 27 Ağustos 1105’te karşılaştı. Bir gün süren şiddetli muharebe sonunda her iki taraf da ağır kayıplar vermekle birlikte Dımaşk ve Mısır kuvvetleri çekilmek zorunda kaldılar. Dimaşk askerleri geri dönüş yolunda Melik Ertaş’ın yardım ve himaye gördüğü Busra şehrini zaptedip atabeylik topraklarına kattılar.

Baudouin’in Kudüs krallığının güvenliğini sağlamak gayesiyle inşa ettirdiği ‘Âl-‘Âl kalesi, güvenlik ve ticarî menfaatleri bakımından Dimaşk atabeyliğini tehdit eden bir mevkide bulunuyordu. Toğtegin bu kaleye hücum ettiğinde kendisini şehir dışında karşılayan Haçlı kuvvetlerini hezimete uğrattıktan sonra kaleyi tamamen tahrip ettirdi (24 Aralık 1105).

Toğtegin bundan sonra da hakimiyet alanını ciddi biçimde tehdit eden Taberiye Kontluğu bölgesine, küçük bir kalenin alınmasıyla neticelenen bir akın düzenledi (1106-1107). Fakat bu harekat çerçevesinde sefere devam eden Emir Sabar’ın kuvvetleri Vadi Musa civarında Haçlıların baskınına uğrayarak mağlup oldular (1108). Taberiye kontluğu tamamen ortadan kaldırılmadığı sürece, atabeyliğin topraklarını tehdit etmeye devam etmesi doğaldı. Bu yüzden II. Taberiye seferine çıkmak zorunda kalan Toğtegin, büyük bir gizlilik içerisinde Baudouin’in yeğeni Gervaise’nin idaresinde bulunan bölgeye ulaştı. Taberiye yakınlarında vuku bulan muharebede Haçlı kuvvetleri ağır zayiat verirken, kont ve askerlerinin bir kısmı da esir düştü (1108). Taraflar arasında anlaşma sağlanamayınca kont da öldürüldü.

Bunlara rağmen Haçlılar İslâm topraklarında ilerlemeye devam ediyor, öncelikli olarak da Akdeniz sahil şeridinin zaptını tamamlamak istiyorlardı. Toğtegin Haçlıların bu maksatla karadan ve denizden tazyik ettikleri Sayda’ya yardım göndermiş, Mısır donanmasının da yardımıyla düşman yenilgiye uğratılmıştı. Ancak tarafların birbirlerine karşı kesin üstünlük sağlayamadıkları bu dönemde, Kudüs kralı sahilde yürüteceği harekâtta serbest kalabilmek için Toğtegin’e elçiler göndererek anlaşma teklifinde bulundu. Dimaşk Atabeyliğine dair müstakil bir çalışması bulunan merhum Prof. Dr. Coşkun Alptekin, Dimaşk-Mısır güzergâhında işleyen kervan yolunun emniyeti ve atabeyliğin ticarî çıkarları da bu anlaşmanın yapılmasını gerekli kıldığını söyler. 1108 yılında akdedilen ve Taberiye bölgesindeki bir arazinin mahsulünün Dimaşk ve Kudüs ile bu arazinin sakinleri olan çiftçiler arasında paylaşılmasını öngören; Steven Runciman’ın da tamamen ticarî mahiyette olduğunu düşündüğü bu anlaşma, iki tarafın birbirlerine karşı askerî faaliyetlerine engel olamamıştı. Nitekim söz konusu anlaşma Baudouin’in 1113 yılında atabeylik topraklarına saldırmasıyla ihlâl edilecektir.

Trablus’a tâbi ve İbn Ammar’a ati müstahkem kalelerden birisi olan Arka Haçlılar tarafından tazyik ediliyordu. Kale nâibinin isteği üzerine Arka’ya gönderilen kuvvetler nâibi bertaraf edip kaleye hakim oldular ise de, Toğtegin’in takviye birliklerini göndermekte gecikmesi, Haçlı kuvvetlerini bölmek için onlara ait el-Akma kalesine saldırmasına rağmen, Arka’nın Haçlıların eline geçmesine yol açtı. Atabey, Kont Guillaume idaresindeki Haçlı birliklerinin ani baskınına uğrayarak mağlup oldu (1109).

Bölgedeki Haçlı istilası yayılırken Temmuz 1109’da Trablus da düştü. Bunu Banyas ile Trablus’un eski sahibi İbn Ammar’a ait Cebele’nin kaybı takip etti (Mayıs 1110). Toğtegin kendisine sığınan kale sahibine Dimaşk-Ba’albek yolunda bulunan Zabdanî kalesini ikta etti. Tuğtegin bundan sonra Rafeniye’yi tehdit eden Haçlılar’a karşı harekâta girişerek şehrin muhasara edilmesine imkân vermedi. Bununla birlikte Toğtegin Antakya prinkepsi ile el-Munaytıra ve İbn Akkar kalelerinin Haçlılara terki, el-Bika bölgesi ürününün üçte birinin verilmesi; Masyar, et-Tufan ve el-Ekrad kalelerinin her yıl vergi ödemesi kaydıyla anlaşma yapmak zorunda kaldı.

Haçlıların egemenlik alanlarını giderek genişletmeleri üzerine Selçuklu sultanı Muhammed Tapar, bütün bölge hâkimlerinin Musul valisi Mevdud komutasında sefere çıkmalarını emretti. Ahlatşah Sökmen ve Mardin Artuklu beyi İlgazi’nin de katıldığı Türk ordusu Mayıs 1110’da Urfa’yı kuşatmak üzere geldi. Erzak takviyesi bulunmayan şehir zor duruma düştü. Bunu haber alan Haçlı ve Ermeni kuvvetleri Kudüs kralının emrinde yardıma geldiler.

Türk ordusu taktik gereği Harran’a çekilirken Toğtegin de kalabalık bir orduyla Fırat kenarına gelerek karargâh kurdu. Harran’a doğru gitmekte olan Türk ordusunu takibe koyulan Haçlılar, bunun biri harp hilesi olduğunu anlayıp dönmek istediler ise de Türk birliklerinin baskınından kurtulamadılar. Haçlıların beş bin kadarı kılıçtan geçirilirken, bir kısmı da Fırat nehrinde telef oldu. Türk ordusu buradan Urfa’ya yöneldi, ancak şehir takviye edilmişti. Karargâhından gelişmeleri izleyen Toğtegin kuvvetlerini kuşatmaya katılmak üzere Urfa önlerine gönderirken, kendisi muhtemel bir Haçlı saldırısına karşı Dimaşk’a döndü. Selçuklu ordusu da Urfa muhasarasından bir netice alamadan dağılmak zorunda kaldı.

Toğtegin Kudüs kralının topraklarına saldıracağına dair haberler gelmesi üzerine kuvvetlerini muhtelif mıntıkalara sevk ederek yolları denetim altına aldırdı. Bu sayede taraflar arasında bir çatışma olmadı ise de; Kudüs krallığı ile evvelce yapılmış olan barış anlaşmasının teyidi yoluna gidildi.

Haçlı saldırılarının giderek şiddetlenmesinden dolayı bölge yöneticileri bu sırada Bağdat’ı ziyaret etmekte olan Sultan Tapar nezdinde teşebbüste bulunarak yardım istediler. Selçuklu ordusu sultanın emriyle Emir Mevdud idaresinde Harran’da toplandı. Ordu Tell-Başir’i kuşatmak için harekete geçtiğinde Tapar’ın emrini alan Toğtegin de Halep önlerine geldi. Burada Selçuklu komutanları ile görüşen atabey, onların bu seferi ve Haçlı meselesini gereği kadar ciddiye almadıkları kanaâtine vardı. Gerçekten de Selçuklu ordusu emirler arasındaki çekişmeler ve bazı beylerin hastalıkları dolayısıyla hiçbir netice alamadan dağıldı. Toğtegin buna rağmen orduyu Trablus’a sevk etmeye gayret etti ise de başaramadı.

Selçuklu ordusunun çekildiğini öğrenen Kudüs, Ankakya ve Trablus Haçlı kuvvetleri taarruza geçtiler. Toğtegin ve Emir Mevdud, Haçlıların kuşattığı Şeyzer şehri sahibinin yardım çağrısına uyarak harekâta devam ettiler. Ancak ufak çaplı bazı çatışmalardan sonra kışın yaklaşması üzerine ülkelerine döndüler (Eylül 1111).

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ