BORÇLU ÜLKELERİN ORTAK KADERİ: DÜYUN-U UMUMİYE

Kemal ÇİÇEK

Yazarın şu ana kadar yazılmış 46 makalesi bulunuyor.

Kemal_Cicek31

Yunanistan iflas etti. Bankalar kapandı. Dış borçlar ödenemedi. Hükümet, Avrupa Birliği ve para birimi euro’dan atılmamak karşılığında, tıpkı geçen yüzyılın sonunda Osmanlı devletinin yaptığı gibi Düyun-u Umumiye kurulmasına razı oldu. Yani alacaklılar kendi icra dairelerini kurdular. Düyun-u Umumiye hakkında hiç de iyi anıları olmayan bir millet olarak, komşuya tecrübelerimizi aktarmak farz oldu.

Bu hafta Yunanistan’ın Batılı kreditörlerle yaşadıkları 145 yıl önce Osmanlı Devleti’nin yaşadıklarını düşündürüyor. Osmanlı Devleti’ne dayatılan Düyun-u Umumiye idaresinin kuruluş sürecini bilenler, kreditörlerin Yunanistan hükümetine karşı davranışları, dayatmaları ve tahsilat yöntemleri karşısında hiç şaşırmamaktadır. Bu yüzden Osmanlı tecrübesine bugünlerde en çok Yunanistan ihtiyaç duyuyor.

Borç yiğidin kamçısı değil prangasıdır

Umumiye

17. yüzyıldan itibaren cephede alınan yenilgiler, sanayileşememe ve akılcı olmayan para politikaları Osmanlı bütçe açıklarını büyüttü. III. Selim’in başlattığı reformlar ve yatırımlar borçlanmayı zorunlu kıldı. Yüksek bütçe açıklarına rağmen devlet borçlanarak Rusya ile savaşa girdi. Öte yandan tavan yapan iç borca rağmen devlet adamları Boğaz kıyısına muhteşem saraylar ve yalılar yaptırdılar. Bu israf ve bütçe açıkları yüzünden ilk kez 1865’te Hazine borçlarının faizini ödeyemedi.

Yine bir Ramazan ayıydı

Ne tesadüf ki, Yunanistan’ın iflası tartışmaları tıpkı Osmanlı gibi Ramazan ayına rastladı. 1875’te Osmanlı Hazinesi bütçesinin 2/3’üne ulaşan borçlarını ödeyemeyerek iflasını ilan etti. Avrupa para ve sermaye piyasası Osmanlılar’a tamamen kapandı. Bunun üzerine Ramazan ayında onaylandığı için “Ramazan Kararnameleri” adı verilen bir kanun çıkartıldı. Devlet, iç ve dış borç ödemelerinde faizleri yüzde 50 düşürdü. Yine de vaatlerini yerine getiremedi. Tahvil fiyatları düştü. Altının fiyatı dört kata yakın arttı. Banka krizi patlak verdi.

II. Abdülhamid’in borç isyanı

İflas kararından sonra Osmanlı Devleti borç ödemelerini yapamadı. 1878’de Rusya’ya yenilen ve savaş tazminatına mahkûm olan Osmanlı ekonomisi krize girdi. Sultan Abdülhamid borçların ödenmemesinin “dürüst” bir hareket olmadığını söyledi. Meclis açılışında yaptığı konuşmada “Borç yaparak finansman, o günü, o anı kurtarır ama geleceği sıkıntıya sokar. Bu sıkıntı bizim tahta çıktığımız şu anda bütün ağırlığıyla karşımızdadır… El ve gönül birliği ederek gerekli tedbirleri alın; çıkması yararlı olacak yasaları çıkarın, mali reform yapın, ülkeyi bu sıkıntılı durumdan kurtarın” dedi.

Düyun-u Umumiye kuruldu

Bu talimat ve alacaklı devletlerin, bankerlerin yoğun baskı ve lobileri sonucu görüşmeler başladı. Alacaklılar, bugünkü moda tabirle saç tıraşına razı oldu. Borçların yarısı silindi. Anapara üzerinden yapılan bu önemli indirim üzerine hükümet 1881 yılı Aralık ayında “Muharrem Kararnamesi”ni çıkardı. Düyun-u Umumiye adıyla bir bağımsız kurum oluşturuldu. Bu kurum, Avrupalı alacaklılar adına devletin tuz, ipek, tütün, alkollü içecek ve balık sektörlerinden toplayacağı vergilere el koydu. Bu sektörler Osmanlı maliyesinin en iyi gelir kaynaklarıydı.

Egemenlik gitti

Teoride Düyun-u Umumiye bir Osmanlı kurumuydu ama pratikte tamamıyla ayrı ve serbest hareket ediyordu. Devlet, Düyun-u Umumiye’nin icraatına doğrudan doğruya müdahale hakkına veya yaptırım gücüne sahip değildi. İdare, istediği zaman devletin güvenlik kuvvetlerine emir verebiliyordu. Taşrada özel birimler kurabiliyordu. Nitekim 1898 yılı sonunda 26 adet bölge müdürlüğü ve bunlara bağlı 720 adet il ve ilçe müdürlüğü kurmuştu. Osmanlı hukukuna tabiydi ama kararları temyize götürülemiyordu.

Olağanüstü yetkileri vardı

Düyun-u Umumiye yönetiminin öncelikli hedefi alacakları hızla tahsil etmekti. Bunun için gerekli idari ve mali düzenlemeler yapma özerkliği vardı. Yani sadece vergi toplayan ve topladığı vergileri alacaklılara aktaran bir yönetim değildi. Vergilerin ne şekilde toplanacağına, toplanan paraların nasıl sevk edileceğine tek başına karar verebiliyordu. Sahte para ve kaçakçılık gelirleri azalttığı için bunlara verilecek cezalara karar verebiliyordu. Öte yandan gelirleri artıracağı için gümrük düzenlemelerine ve tasarruf önlemlerine de karar verebilirdi.

Osmanlı maliyesini gölgeledi

Düyun-u Umumiye zamanla ahtapot gibi bütün Osmanlı topraklarını sardı. ‘Alacaklarımızı tahsil edeceğiz’ diye devletin önemli bütün gelirlerine ve projelerine el koydular. Öyle ki Osmanlı Devleti gelir ve giderlerinin üçte ikisini Düyun-u Umumiye kendi egemen kararı ile toplamakta ve sarf etmekteydi. Ancak Düyun-u Umumiye gelirlerini artırmak için iyi şeyler de yaptı. Vergi topladığı alanlarda yatırım yaparak üretimi artırdı. Yatırım yaptığı sektörlere know-how ve yeni teknoloji getirdi.

Düşmanlarımızı finanse ettik

Düyun-u Umumiye, devlet içinde devlet gibiydi. Tamamen devlet kontrolünün dışındaydılar. Toplanan paraları istediği gibi harcıyordu. Düyun-u Umumiye üyeleri ve çalışanları ücretlerini ne Osmanlı Hazinesi’nden, ne vekâlet ettikleri sermayedarlardan ne de mensubu oldukları devletlerden alıyorlardı. Maaşlarının kaynağı, kendilerinin yönettikleri vergi gelirleriydi. Osmanlı siyasetinin her türlü müdahalesinden uzaktılar. Bu yüzden mesela İtalya, Düyun-u Umumiye yönetiminden aldığı borçlarla Osmanlı İmparatorluğu’na karşı Trablusgarp Savaşı’nı finanse etmişti.

Emperyalizmin bir aracı olarak Düyun-u Umumiye

Avrupalı ülkeler Düyun-u Umumiye idaresini Türkiye’de nüfuzlarını ve etkilerini artırmak için kullanmaktan çekinmediler. Yönetimdeki ülke temsilcilerinin her biri ülkelerinin Türkiye’de iş yapan şirketlerine simsarlık yaptı. Demiryolu özelleştirmesi ve büyük imtiyaz hakkı satışlarında birbirleriyle yarışmışlardır. Nitekim Düyun-u Umumiye’nin emperyalist ülkelerin çıkarları için yardımcı bir araç olduğunu fark eden Ruslar, 1913 yılında Osmanlı hükümetine bir nota vererek Düyun-u Umumiye Meclisi’ne bir Rus delegesi tayin etmek istediklerini belirtmişlerdi.

Yunanistan’ın devrimci başbakanı kapitalizme boyun eğdi

Düyun-u Umumiye; kapitalizmin Osmanlı topraklarına girme ve yerleşme aracı olarak değerlendirilmektedir. Zira bu idare, Osmanlı ülkesinde yabancı çıkarlarını gözeten ileri bir karakol gibiydi. Ülkenin bağımsızlığına gölge düşürüyordu. İkinci bir maliye nezareti gibi çalışıyordu. Ülkede hükümetten ayrı, hükümete bağlı bulunmayan fakat devletin gelir kaynaklarının büyük bir bölümünü ele geçiren yeni bir kurumdu. Osmanlılar bu idareden çok çekti. Ne ilginçtir ki benzeri bir kurumu Yunanistan’a solcu bir başbakan getirdi.

Osmanlı’nın Sir, Kont ve Baron unvanlı devlet memurları

Düyun-u Umumiye yönetiminde İngiliz, Hollandalı, Fransız, Alman ve İtalyan alacaklıları temsilen birer üye ile öncelikli alacaklılar için de bir temsilci vardı. Üyelerden sadece birisi Osmanlı idi. Üyeler arasında “Sir”, “Kont”, “Baron”, “Markiz” ve “Binbaşı” gibi unvanlar taşıyanlar vardı. Fransız genel müdürlerden birisi de Kont d’Arnoux idi.

Yunanistan’ın kaderi Osmanlı ile aynı

Bu hafta Yunanistan başbakanının Brüksel’de yaptığı antlaşmaya benzer bir antlaşmayı 145 yıl önce Osmanlı hükümeti yapmıştı. Avrupalı alacaklı devletler borçları yeniden yapılandırma ve kredi açma karşılığında Osmanlı’yı Düyun-u Umumiye İdaresi kurmaya zorlamışlardı.

Osmanlı heyeti 18 ay direnmişti

Yunanistan’ın borçlanma görüşmelerinde uzun süre direnebildiğini söylemek zor. Zira II. Abdülhamid’in oluşturduğu, 2 Türk, 4 Ermeni, 1 Rum ve 1 Musevi kökenli üyeden oluşan Osmanlı müzakere heyeti, Avrupalı alacaklılarla 18 ay süren pazarlıklar yapmıştı.

Prof. Dr. Kemal ÇİÇEK

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ