BİRİNCİ DÜNYA HARBİNDE IRAK CEPHESİNDE TÜRK-İNGİLİZ MÜCADELESİ

BİRİNCİ DÜNYA HARBİNDE IRAK CEPHESİNDE TÜRK-İNGİLİZ MÜCADELESİ

A. I. Dünya Savaşına Uzanan Süreçte Irak Coğrafyasında Yönetim-Toplum ilişkileri ve Irak’a Yönelik Sömürgeci Devletlerin Politikalarına Bir Bakış

Türklerin, Irak coğrafyası ile ilk tanışmaları Abbasî Halifeliği dönemine rastlar. 9. yüzyılın başlarından itibaren Abbasî ordularında görev alan Türkler, önceleri Bağdat yakınlarındaki ordugâhlara yerleştirilmişler; zaman geçtikçe sadece Abbasî ordusunda değil, devlet yönetiminde, bürokratik alanlarda etkin roller üstlenmişlerdir.[1] 11. asırda Büyük Selçuklu Devletine bağlı Irak Selçukluları yönetiminde bulunan ve Irak-ı Arap adıyla anılan coğrafya, IV. Murat döneminde imzalanan Kasr-ı Şirin antlaşmasından (1637) sonra yaklaşık 300 yıl (30 Ekim 1918) Osmanlı idarî ve mülkî yönetiminde Irak/Bağdat eyalet/vilayeti olarak halkın huzur ve güvende yaşadığı bir coğrafya olmuştur.

Irak coğrafyası İslamiyet’in ilk fetih yıllarında (7. yüzyıl ortaları) İslam devlet yönetimine girdiğinden 16. yüzyılda Osmanlı idaresine bağlanmış olmasına rağmen mirî (tımar sistemi) rejimi burada uygulanamamış; bundan dolayı da merkezî otorite tam anlamıyla kurulamamış, ancak 1864’teki vilayet kanunuyla yapılan düzenlemelerden sonra Irak coğrafyası idarî-siyasi anlamda denetim altına alınabilmiştir.[2] Etnik ve dinî açıdan bakıldığında, tarih boyunca Irak’ın güney kesiminde Şiî-Araplar, kuzeyinde ise Sünni/Şiî Türkler çoğunluğu teşkil etmiştir. Diğer yerel unsurların nüfusu ise azınlıkta kalmıştır.[3]

Osmanlı Devleti, 1914 yılı istatistik rakamlarına göre, 1.937.900 km2’lik yüzölçümüne sahip, tahminlere göre 26.372.000 nüfusu barındıran bir ülke konumundadır. Musul, Bağdat ve Basra vilayetlerinin dahil olduğu Irak arazisi 326.300 km2’lik bir alandır ve bu coğrafyada 2.403.000 nüfus yaşamaktadır.[4] Bu dönemle ilgili nüfus hakkında tahmini hesaplamalar yapıldığından rakamlarda çelişkiler olabilmektedir.[5] Nitekim bir başka araştırmada Irak’ın genel nüfusu 3.650.000 gösterilmektedir.[6] 19. yüzyılda iktisadi, siyasi, askerî ve toplumsal alanda büyük sorunlarla baş etmesine rağmen Osmanlı Devleti, uluslararası alanda yine de etkinliği olan bir devlet konumunda idi. 1881 yılında iktisadi yönden iflasını ilan eden devletin, 1914 yılındaki dış borçlarının itibari kıymeti 162.000.000 (162 milyon) Osmanlı lirası olarak tahakkuk etmiş; gelir-gider dengesindeki uçurum daha da açılmış; paranın diğer ülke paraları karşısındaki değeri düştüğünden alım gücü de azalmıştır. Birinci Dünya Harbine tekabül eden yıllarda ihracat ithalat dengesi bozulmuş; ithalat ihracatın hemen hemen iki katına yaklaşmıştır.[7] 1914’ten 1918’e uzanan dört yıllık harp boyunca Almanya’dan alınan avanslarla birlikte dış borç 476.900.000 Osmanlı lirasına ulaşmıştır.[8] Öte yandan harp ekonomisi, üretim-tüketim ilişkilerini derinden etkilemiş; fiyat artışları fakir halkı derinden sarstığı gibi, üretimdeki durgunluk zorunlu ihtiyaç maddelerinin teminindeki sıkıntıyı daha da artırmıştır. Özellikle iaşe meselesinin çözümlenmesi konusu savaş yıllarının başlıca sorunu haline gelmiştir.[9]

Sanayi Devriminin ardından 19. yüzyılda devletler arasında giderek artan ekonomik çıkar savaşları, buna bağlı Avrupa’nın büyük devletlerinin sömürgeci politikaları, Osmanlı Devleti gibi hammadde kaynakları üzerinde bulunan, gelişmemiş bir sanayiye sahip devletleri hem pazar, hem de işgal amaçlı hedef haline getirmiştir. Sahip olduğu zengin petrol kaynaklarından dolayı Irak coğrafyası, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren emperyalist devletlerin ilgi alanı olmuştur. Başta İngiltere, Fransa ve Almanya gibi ülkeler, Orta Doğu’ya yönelik siyasetlerinde Osmanlı Devleti idaresindeki Irak coğrafyasının petrol kaynaklarına sahip olmak için çok yönlü politika uygulayarak harekete geçmişlerdir. Irak’ın kuzeyinde yer alan Musul-Kerkük coğrafyası zengin petrol kaynaklarıyla sanayi devrimini gerçekleştiren Avrupa devletlerinin iştahını kabartan bir mekan olmuştur.[10]

Irak coğrafyası, 19. yüzyılda Hindistan’da denetimi ele geçiren İngiltere’nin Orta Doğu politikasının esası olan petrol kaynakları bakımından ekonomik, hem de doğu ile ulaşım bağlantısı açısından stratejik önem taşıyan sömürgesi Hindistan’ı güvencede tutmak için elde tutulması gereken önemli bir jeopolitik hedef idi.[11] Gerçi Birinci Dünya Savaşı öncesi Avrupa’nın sömürgeci devletleri arasında yapılan gizli protokollerde paylaşımı güç mekanlardan biri olarak Irak coğrafyası olmuştur. Ancak geleceğin önemli enerji kaynağı olan petrolü ele geçirme hırsından kaynaklanan gizli antlaşmalarda Irakla ilgili çeşitli senaryolar gündeme getirilmiştir. Osmanlı hükümetleri çıkarılan kanunlarla Musul ve Bağdat petrollerini Hazine-i Hassa idaresine bağlayarak padişahın mülkü haline getirmiştir.[12] Bölgeyi Osmanlı idaresinden koparmak için başta İngiltere, Fransa olmak üzere Osmanlı Devleti’nin müttefiki Almanya dahi araştırmacı görüntüsü altında casuslar göndererek yerel halkı kendi yanına çekmeye gayret etmiştir. Özellikle 1900’lerin başlarından itibaren bölgede giderek artan arkeolog ve doğa bilimcilerinin asıl hedefleri, mensubu oldukları devletlerin ihtiyacı olan petrol kaynaklarının yerlerini tespit etmeye yönelik çalışmalar yapmaktı.

B. Irak Cephesinde Harekât Bölgesinin Coğrafî Durumu ve iklimi

Coğrafî terim olarak Irak; Şam Çölü ile İran sınırı arasında kalan yaklaşık 200 km eninde, Basra Körfezinden kuzeybatı istikametine ortalama 700 km uzunluğundaki bölgedir. Irak adı 1921’den itibaren uluslararası hukukta devlet adı olarak kullanılagelmiştir.[13]

Osmanlı dönemi kaynaklarında Irak-ı Arap olarak adlandırılan bölge, Dicle, Fırat havzasında tarihteki Mezopotamya’yı (Verimli Hilal) içine alır ve Basra Körfezine kadar uzanır. Irak-ı Arap bölgesinde nehirlerin etrafında tarım alanları mevcuttur. Dicle Nehrinde nehir gemileriyle taşımacılık da yapılmaktadır. Bağdat’tan Basra’ya kadar yolcu taşıyan Linç kumpanyasına ait vapurlar düzenli seferler yaparak hem yolcu, hem de malzeme taşıyarak ticarî hayata da canlılık getirmiştir. Arazinin diğer bölümleri ise çöldür. Basra’dan Bağdat’a kadar olan kesimde rakım, genelde 30-40 metre arasında değişmektedir. Dicle ve Fırat nehirleri boyunca uzanan arazide 1 -7 kilometrelik bir arazi taşkın mevsimlerinde (yağmurun çok yağdığı kış ve ilkbaharda) sular altında kalmakta; Kurna ile Basra arasındaki kesim ise tamamen bataklıklarla örtülü konumdadır.[14]

Kuzeyinde karasal iklim, batı ve güneyinde ise çöl iklimi görülmektedir. Kasım-Nisan ayları arasında yağış alan Irak’ta bu dönemde nehirlerde sıkça taşkınlar ve sel felaketi yaşanır. Bundan dolayı Mezopotamya havzasında bataklıklar pek çoktur; bu ise bulaşıcı hastalıklara özellikle de sıtmaya yol açan bir durumdur. Diğer taraftan yöre halkının zorunlu su ve temizlik ihtiyacını Dicle ve Fırat’tan karşılaması kolera hastalığına da yakalanma riskini artırmıştır.[15] VI. Ordu Sıhhiye Reisi vekili olan Tabip Yüzbaşı Abdülkadir (Noyan) Bey, bölgede temizlik konusuna yeterince önem verilmediğinden kolera ve sıtma gibi hastalıkların yoğun olarak görüldüğünü belirtir.[16] Temizliğe yeterince önem verilmemesinden dolayı bulaşıcı hastalıklar kısa sürede geniş alanlara yayılabilmektedir. Çöl iklimine sahip olan bölgede sıcaklık Nisan ortalarında artmaya başlar Temmuz-Ağustos aylarında tahammül edilmez bir hal alır ve gölgede 50 dereceyi aşar; bu dönemde gölgede sıcaklık ortalaması 46 dereceye ulaşır. Bu bakımdan yaz döneminde askerî harekâta kalkışmak oldukça külfet gerektiren bir durumdur. Irak’ın güney kesiminde yaz mevsiminde düzenlenecek askerî harekâtta bu yüzden geceleyin yapmak tercih edilir.[17]

Arazi genel olarak kuzeyden güneye, doğudan batıya alçalan, kuzey ve kuzeydoğu kısımları dağlık, batı ve güneybatı kesimleri çöl, orta ve güney bölgeleri ise içinden geçen Fırat ve Dicle nehirlerinin meydana getirdiği geniş bir çöküntü görünümündedir. Fırat ve Dicle Nehirleri Irak topraklarını kuzey-güney istikametinde bölerek, Kurna Mevkiinde birleşip Şattü’l-Arap adını alarak Basra Körfezine dökülür.

C. Harekât Bölgesinin Jeopolitik ve Stratejik Önemi

Osmanlı Devleti’nin üç vilayetini (Musul, Bağdat ve Basra) içine Irak-ı Arap bölgesi, jeopolitik ve stratejik bakımdan son derece önemli bir konuma sahipti. Yaklaşık 11 asır Türk egemenliğinde kalmış olan bu coğrafya, iktisadi ve stratejik öneminden dolayı Alman- İngiliz rekabetinin en yoğun yaşandığı bir bölge olmuştur.

Irak bölgesi, Orta Doğu’yu Uzak Doğu’ya bağlayan yolların üzerinde yer almasından dolayı, Arap yarımadasını kuzeyden kontrol etmek isteyenlere avantaj sağlayacak bir konumdadır. Basra, Körfez’den yani Hindistan istikametinden yapılacak bir askerî harekâtın başlangıç noktası olma özelliğine sahiptir. 19. yüzyılda petrolün en çok bulunduğu yerlerden biri olması, Irak’a sömürgeci devletlerin ilgisini artırmıştır. Irak’ta, özellikle Musul vilayeti, büyük güçlerin, petrol arama ve işletme imtiyazları elde etme yarışına giriştikleri bölge olmuştur. II. Abdülhamit döneminde temelleri atılan, Osmanlı-Alman yakınlaşması sonunda Berlin-Bağdat demir yolu yapım işinin Almanlara verilmesi Irak bölgesinde Alman etkisinin artmasına yol açmıştır.[18] Bu sırada İngilizler de bölgeye gönderdikleri biyolog, tarihçi, diplomat, zoolog vs. meslek gruplarından casuslar aracılığıyla kendi siyasetlerini kalıcı kılmaya, diğer taraftan küçük menfaatler temin ederek bölge halkı üzerinde -özellikle de aşiret reislerinde- İngiliz hayranlığını artırmaya gayret etmişlerdir. Hatta İngiltere bölgeye gönderdiği Yüzbaşı WHI Shakespeare aracılığıyla daha 1910’larda Basra Körfezi civarında tampon bir Vahabî devleti kurmayı ve onun aracılığıyla doğal kaynakları kullanmayı düşünmüştür.[19] Aslında İngiltere, petrol bakımından çok zengin olan bu bölgede işi şansa bırakmak istememiştir. Nitekim uzun yıllardır Irak ve Hicaz coğrafyasında uzun yıllar faaliyet gösteren ünlü kadın casus Gertrude Bell kendisine aşkla bağlanan aşiret reisleri üzerinde çok büyük etkiler bırakmış, İngiliz idaresine karşı önemli bir ilgi-alâka uyandırmıştır. Bu sırada bir yandan Kuveyt Emiri, diğer yandan İbn-i Suud ve Basra’da Seyyid Talip ile görüşülerek bu bölgede güçlü bir aşiret çoğunluğunun İngiltere’yi desteklemesi sağlanmıştır.[20]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ