BİR KAYNAK OLARAK NİZÂMÜ’L-MÜLK’ÜN SİYÂSETNÂMESİ

BİR KAYNAK OLARAK NİZÂMÜ’L-MÜLK’ÜN SİYÂSETNÂMESİ

1. Genel Olarak Siyasetnâmeler

Arapça s.v.s. kökünden gelen siyaset kelimesi, etimolojik olarak atı tımar veya idare etmek, bir nesneyi dikkatle gözetmek anlamlarına gelir. Muhtemelen buradan mülhem olarak zamanla, halkın işlerini görüp gözetmek, devlet işlerini yürütmek ve düzenlemek manalarını kazanmıştır.[1] Daha sonraları ise hükümet işleri, politika ve diplomasi kelimelerinin karşılığı olarak kullanılır olmuştur.[2]

Kelimenin ihtiva ettiği bu fiilî ve nazarî siyaset, İslâm tarihinin ilk dönemlerinden itibaren Müslümanların hayatında önemli bir yer işgal etmiş ve bunun sonucunda, bu alanda, biri İslâm’ın kendi iç dinamiklerinden, diğer ikisi de İslâm dışı kaynaklardan beslenen üç farklı kitabî gelenek vücût bulmuştur. Ekseriyetle fıkıhçıların temsil ettiği, idarecilere adalete ve İslam’a uygun davranmalarını tavsiye eden kuramsal çalışmalarla, felsefecilerin temsil ettiği, eski Yunan filozoflarından ilham alınarak kaleme alınan ütopik denemelerin dışındaki üçüncü çizgi, menşei itibarıyla Hind’e dayanmakla birlikte İran’da gelişme kaydeden hikaye tarzındaki edebî eserler olmuştur.

Sasanîlerin son zamanlarında enderznâme, pendnâme gibi isimlerle yaygınlık kazanan bu nasihatnâme/siyasetnâme türü, özellikle Abbasilerle birlikte İranlı unsurlar yönetime taşındığında, ilim çevrelerinde revaç bulmaya başlamış ve zamanla bir “edeb” literatürü oluşmuştur. Nasihatü’l-mülûk, umdetü’l-mülûk, tuhfetu’l-mülûk, zahiretü’l-mülûk, enisü’l-mülûk, kitabü’s-siyâse, rumuzü’l-kenz gibi isimlerle de karşımıza çıkan bu kitaplar, Müslüman toplumunun veya devletinin karşılaştığı meselelere âcil çözümler üretilmesi gerektiğini gören tecrübeli devlet ricali veya hatırı sayılır ilim adamları tarafından yapılan tavsiye ve tenkitleri içermektedirler. Müellifleri, genellikle idarede çalışan üst düzey yetkililer olduklarından, felsefeciler gibi devlet ve hükümet teorileriyle uğraşmayıp, “devlet işleri en iyi şekilde nasıl yürütülebilir” sorusunun cevabını aramakla meşgul olmuşlardır. Cevap için başvurdukları kaynaklar ise genellikle, İran yönetim anlayışı, âdet ve gelenekleri olmuş, fakat yoğunluğu müellifinin yetişme tarzına göre değişen oranlarda, dinî ve ahlakî mevize ve menkıbeler ve mümtaz tarihî şahsiyetler hakkında anlatılan hikayeler de kullanılmıştır. Bu müellifler, meseleyle ilgili gelenek ve hikayeleri nakledecekleri bölümden önce, ekseriyetle bu bölümün öğreteceği şeyleri özetleyen genel bir ifadeyle konuya giriş yapmayı tercih etmişlerdir.[3]

Ana temaları bu şekilde devlet yönetimi olduğundan, kendilerine muhatap olarak genellikle, devletin güç ve yetkisini birinci derecede uhdesinde bulunduran hükümdarı seçmişlerdir. Bu durumda, saltanatın esasları ve şartları, zamanın anlayışlarına göre yürütme teşkilatının en uygun ne şekilde örgütlenmesi gerektiği ve bu hedeflere hangi yollarla ulaşılabileceği gösterilmeye çalışılmıştır.

Ayrıca halkın durumu ve toplumun hali anlatılarak, kötü idarenin halk ve dolayısıyla yönetim üzerinde yapacağı menfi tesirler üzerinde durulmuş, adaletten sapılmaması gerektiği vurgulanmıştır.[4]

Ancak bu, sultanın, tabii ki buna bağlı olarak devletin menfaatinin söz konusu olduğu durumlarda, adalet ve hakkaniyet prensiplerinden ödün verilmeyeceği anlamına gelmemiştir.[5]

Son olarak, şekil ve içerik itibarıyla bu tarzda kaleme alınan siyasetnâmelerin, genel olarak “tekerrür eden bir tarih” anlayışını vazettikleri söylenebilir. Müelliflerinin şahsî tecrübelerinden neşet eden bu kitaplar, hayatı, geçmişten geleceğe doğru gelişen sürekli bir çizgi olarak değil, belli formlar çerçevesinde Allah’ın takdiriyle deveran eden kesik kesik ve birbirinden bağımsız halkalar olarak gösterme eğiliminde olmuşlardır. Buna göre kişinin geçmiş olaylar hakkında edineceği bilgiler, kendisine, bu olaylar tekerrür ettiğinde ortaya çıkabilecek sonuçları tahmin edebilme imkanı verecektir.

2. Nizamü’l-Mülk’ün Siyasetnâme’si (Siyerü’l-Mülûk)

A. Yazılış Gayesi ve Metodu

Etnik olarak Farisî bir menşeden gelen Nizamü’l-Mülk’ün Farsça kaleme aldığı Siyasetnâme ya da daha az bilinen ismiyle Siyerü’l-Mülûk adlı eseri de yukarıda verdiğimiz genel çerçeve içinde mütâlaa edilebilir. Ancak, yazıldığı dönemden itibaren gerek yöneticiler gerekse sonraki siyasetnâme yazarları arasında kazandığı itibar ve yaygınlık bu kitabın değerini daha da artırmaktadır.[6] Ayrıca, eser, uzun süre vezirlik görevinde bulunmuş bir kişinin saltanat ve hükümet hakkındaki görüşlerini ihtiva etmesi yönüyle de önem arz eder. Bu bakımdan biz, şimdi, vezirin kendi ifadelerinden hareketle, eserin yazılış serüvenini ve metodunu ortaya koymak ve bu vesileyle eserin niteliği hakkında bir fikir vermek istiyoruz.

Takriben 479/1086-7 yılında[7] Sultan Melikşah; Nizamü’l-Mülk, Şerefü’l-Mülk, Tacü’l-Mülk ve Mecdü’l-Mülk’ün de aralarında bulunduğu devlet ricaline: “Her biriniz memleketimiz hakkında düşünsün ve zamanımızda neyin iyi olduğuna, dergâh, divan ve bârgâhımızda bu şartların yerine getirilmemesi veya bunların bizden gizlenmesi sebeplerine, önceki padişahların yerine getirip de bizim yapamadığımız hangi devlet işleri bulunduğuna baksın. Geçmiş emirlerin, Selçuklu sultanlarının ve diğerlerinin kanun ve âdetlerini araştırsın. Bunları yazarak bize arz etsin ki, biz de din ve dünya işlerinin kendi kanunları çerçevesinde nasıl yürüdüğüne bakıp, bu minval üzere emredelim. Öteki dünyada cezalandırılmamamız için hayır ve şerden olup bitmiş olanı bilelim ve bu sâyede yüce Allah’ın emirlerine ittibaya çalışalım. Çünkü, bize dünya padişahlığını ihsan eden Allah Teâlâ, üzerimizdeki nimetleri tamamlayıp, düşmanlarımızı da kahretti. Bundan sonra memleketimizde Allah’ın fermanına veya kanunlarına aykırı, onlara halel ve noksanlık ulaştıracak bir hadise olmamalı ve yürümemelidir”[8] diyerek, kendilerinden birer siyaset kitabı yazmalarını istemişti.

Bu talep üzerine harekete geçen Nizamü’l-Mülk, sultanın dilekleri doğrultusunda “bildiklerini, gördüklerini, zamanla edindiği tecrübeleri ve üstatlarından öğrendiklerini”[9] ihtiva eden bir kitap kaleme aldı. İlk başta, 39 bab halinde kısa olarak kaleme alınan bu eser, diğer devlet ricalinin yazdıklarıyla birlikte 484/1091 yılında sultana takdim edildi. Sunulan bu eserler içinde yalnızca Nizamü’l-Mülk’ün Siyasetnâme’si sultan tarafından ilgiye mazhar oldu.[10]

Ancak, Nizamü’l-Mülk uzun yıllar boyunca elde ettiği devlet tecrübesinin bir ürünü olan bu esere tamamlanmış olarak bakmamaktadır. Nitekim, müsvedde halinde bulunan bu ilk metne, okuyanların canlarının sıkılmaması ve hoşlarına gitmesi için, her faslın gerekli yerlerine âyet ve hadisler, bir takım hikayeler, seçkin sözler ve zamanın büyüklerinin konuşmalarından bölümler eklemiştir.[11] Son olarak, temize çekilmesi için metni saray müstensihlerine verdiği esnada da devletin muhaliflerinin (Batınîlerin) gönlüne verdiği ıstırap sebebiyle on bir fasıl daha ilavede bulunmayı uygun görmüştür.[12]

Bu şekilde tamamlanmış olan eseri Nizamü’l-Mülk, 485/1092 yılında Bağdat’a gitmek üzere çıktığı son yolculuğundan önce saray kitapları yazıcısı Muhammed b. Nasıh’a emanet etmiş ve kendisine herhangi bir şey olduğu takdirde bu metinleri Melikşah’ın şahsına vermesini tembih eylemiştir.[13] Ancak, Bağdat yolunda ölüm vaki olup ortalık karışınca müstensih, kitabı ortaya çıkarmaktan korkmuş ve Şehinşahü’l-Azam Muhammed b. Melikşah’ın zamanına kadar (498-511/1105-1117) kitabı gizlemiştir.[14]

Nizamü’l-Mülk, kaleme aldığı bu eserin değeri konusunda bir hayli iddialıdır. Ona göre, “Hiçbir padişah ve emîrin bu kitaba sahip olmasından ve onun içindekileri bilmesinden başka çaresi yoktur. Bilhassa içinde bulunduğumuz bu zamanda, insanlar bu kitabı okumak mecburiyetindedirler. Dikkatlice okuyup ona vâkıf olduklarında, onların din ve dünya işleri hakkındaki bilgileri artacak, dost ve düşmanın durumunu daha iyi fark edecekler, doğru tedbir almaları daha da kolaylaşacaktır. Çünkü burada verilen bilgiler sayesinde, dergâh, bârgâh, divan, meydan, meclis, mal ve vergi işleri, halk ve ordunun ahvali gibi bütün şeyler onlara malum olacaktır.”[15] Yine ona göre, “bu kitapta; hem nasihat, hem hikmet, hem atasözü, hem peygamberlerin hikayeleri, hem velilerin faaliyetleri, hem de âdil padişahlarla ilgili hikayeler” bir araya toplanmış ve böylece, “geçmiş olanların haberleri, yaşayanların hadiseleri ve âdil padişahların siyasetinden”[16] söz edilmiştir.

Nizamü’l-Mülk, söz konusu muhteva çerçevesinde kaleme aldığını ifade ettiği eserindeki asıl tavsiyelerini Siyasetnâme’yi oluşturan 50 bölümün her birinin başında bulunan giriş kısmında yapmıştır. Bunun dışındaki bölümler ise, yaptığı bu tavsiyeleri desteklemek için kaleme aldığı hikayemsi kısımlardan oluşur. O, bu bölümleri, yukarıda da ifade olunduğu üzere, tarihte isim bırakmış halifeler, emirler, sultanlar ve İslam öncesi büyük İran kisralarına ait hikayelerle süslemiştir. Ayrıca bu bölümlerde, Hz. Peygamber’e atfedilen bir kısmı zayıf hadislere ve konuya uygun ayetlere de yer vermiştir.[17]

Bununla birlikte vezir, Sasanîler, Hulefa-i Raşidîn, Emevîler, Abbasîler, Saffârîler, Büveyhîler, Samanîler ve Gaznelîler gibi zamanından önceki hükümetlere dair anlattığı hikayelerin kendisine nasıl ulaştığı hususunda çok açık değildir. Ancak o, bu hikayeleri anlatmaya başlarken, bunları nasıl elde ettiğiyle ilgili az da olsa bir takım ipuçları vermektedir. “Cunîn gûyend” tarzındaki “şöyle derler” veya “dediler” ya da “işittim ki” türünden ifadelerine bakılacak olursa, bu rivayetlerin bir kısmının, kendisine şifahen ulaştığı veya bunların dost toplantıları ve ilim meclislerinde duyduğu söylentilerden ve üstatlarının kaynağını belirtmeden aktardığı hikayelerden ibaret olduğu ileri sürülebilir.

Bunun dışında, onun bir takım kitaplardan da alıntılar yaptığı yine kendi ifadelerinden çıkarılabilir. Kitabının bazı yerlerinde o, herhangi bir isim ve kitap adı zikretmeksizin, sadece “eskilerin kitaplarından okudum ki” veya “peygamberler tarihinde şöyle geçer” ya da “tarihte şöyle geçmiştir” diyerek, açıkça adını vermese de, en azından bu bilgiye nasıl ulaştığı hakkında bir fikir verir. Yine eserinde, başvuru kaynakları hakkında da bir miktar bilgi bulmak mümkündür. O, bir yerde, yazarlarından söz etmeksizin “her kim Batinîler ve Hürremîlerin isyan ve karışıklıklarını bilmek istiyorsa Tecaribü’l-Ümem,[18] Tarihu İsfehan[19] ve Tarihu Hulefa-i Beni Abbas[20]’a baksın” diyerek üç kitap ismi verir. Ancak, benzer adlar altında başka kitaplar da bulunduğundan, bu üç kitapla hangilerinin kastedildiği açık bir şekilde ortaya çıkmaz.[21]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ