BİLİYORMUSUNUZ? TEHCİR ERMENİLERDEN ÖNCE İKİ KERE TÜRKLERE UYGULANDI

M Galip BAYSAN

Yazarın şu ana kadar yazılmış 53 makalesi bulunuyor.

Galip_Baysan22

1915 yılı ilk 5 ayı içinde Tehcir yani Zorunlu Göç olayı, sadece bölgede yaşayan ve düşman ordusu ile birlikte çalıştığı aşikâr olan Ermenilere uygulanmadı. Ermenilerden önce bir değil iki defa bölgede yaşayan Türk ve Müslümanlara uygulandı ve 100.000’lerce Türk insanı büyük acılar yaşadılar. Bu gün bütün dünyanın ve özellikle Ermeni Diasporası ve destekçilerinin unutturmaya çalıştıkları ve hatta unutturdukları bu konuyu dikkatinize sunmak istiyoruz.

1914 sonu ve 1915’in ilk aylarında, 25 yıla yakın bir süreden beri çok iyi bir şekilde hazırlanan ve techiz edilen çetelerin ve Doğu Anadolu’da yaşayan Ermenilerin büyük çoğunluğu hareket halindeydi ve beklenen büyük isyan için biraz sabırsız davranıyorlardı. Bunun nedeni Türk Ordusu’nun Ruslar karşısında Sarıkamış’ta aldığı ağır yenilgiydi. 60.000 den fazla insan gücü, silah ve malzemeyi soğuk kış şartlarına ve Ruslara terk eden Türk Ordusu, 3’ncü Ordu ancak 20.000 kişilik bir kuvvete inmişti. Bu ordunun yeniden teşkilatlanması için Hafız Hakkı Paşa görevlendirildi. O da 1915 Mart’ında Erzurum’da Tifüs’ten öldü. 1915 Şubatında bütün erkek nüfusun askere alınması kararlaştırılmış ve bu nedenle Doğu’daki Türk Köyleri erkeksiz kalmıştı.

Şubat 1915’te Timor nahiyesi merkezinde çıkan isyanla artık olaylar önüne geçilemez bir duruma girdi. Burada civardan katılanlarla birlikte ellerine Rus silahları olan asilerin sayısı bini aşmıştı. Müslüman köylere saldırmaya başlandı. İsyan Gevaş ve Çatak kazalarına da yayıldı. Komitenin hazırladığı “Müdafaayi Şahsiye için Talimat” adındaki belge hükümlerine[1] uyularak Müslüman köylerinde yaşayan Ermeniler hemen Ermeni köylerine göçe başladılar.

Aynı günlerde çok yakınlarda 1878’den beri Rusların elinde kalan Kars-Ardahan bölgesinde seri cinayetler işleniyordu. Sarıkamış Harekâtı sırasında, 37 yıllık bir esaretten sonra kurtuluş ışıkları gören Kars ve Ardahan halkı sevinçlerini gizleyemediler. 4 Ocak 1915 günü Ardahan’ı baskınla alan Kazak Sibir alayı, Çıldır’dan Göle’ye kadar Türk köylerinde “Türklerin gelişini alkışladınız” diye silahsız ahaliyi, çoluk çocuk demeden katliama başladılar. 1915 başından itibaren üç ay Ruslar, Kars ilindeki silahsız Türk-Müslüman ahaliyi kırıp sindirmekle uğraştılar. Yüz bine yakın insan Tehcire tabi tutulup Türk hududunda Cephe hattının engelleri üzerinden Türkiyeye sürüldüler. Bakû’daki “İslâm Cemiyeti Hayriyesi” nin “Felâket ve Harbzedelere Yardım Şubesi” Çardan resmen izin alıp 1915 Nisan başında yardıma gelinceye kadar, pek vahşice yapılan bu Rus mezalimi devam etti. En az 40.000 Türk katledildi. Bu cemiyet resmen kayıtlı “22.000 harbzede” Karslı’ya 1917 sonlarına kadar yardıma devam edip ölmekten kurtardı.[2]

Bu konuda büyük rahatsızlık duyan Osmanlı liderlerinin bu konudaki anıları ve yazılı belgelerden biri olan Başkomutan Enver Paşanın Ermeni Tehciri ile ilgili teklifi şöyleydi:

“Van gölü etrafında ve Van Valiliğince bilenen belirli yerlerdeki Ermeniler isyanlarını sürdürmek için daima toplu ve hazır bir haldedirler. Bu toplu halde bulunan Ermenilerin buradan çıkarılarak isyan yuvasının dağıtılması düşüncesindeyim. 3 ncü Ordu Komutanlığı’nın verdiği bilgiye göre, Ruslar 20 Nisan 1915’de kendi sınırları içindeki Müslümanları, sefil ve perişan bir halde sınırlarımızdan içeri sokmuşlardır. Hem buna karşılık olmak ve hem yukarıda belirttiğim amacı sağlamak için, ya bu Ermenileri aileleriyle beraber Rus sınırı içine göndermek yahut bu Ermeni ve ailelerini Anadolu içerisinde çeşitli yerlere dağıtmak gereklidir. Bu iki şekilden uygununun seçilmesiyle yapılmasını rica ederim. Bir sakınca yoksa isyancıların ailelerini ve isyan bölgesi halkını sınırlarımız dışına göndermeyi ve onların yerine sınırlarımız içine dışarıdan gelen İslam halkın yerleştirilmesini tercih ederim.”[3]

Olaylar gün geçtikçe Ermenilerin lehine ve Türklerin aleyhine gelişmeye başladı. 8 Mayıs günü Ermenilerin bir Türk mahallesine hücum ederek birçok evi yaktıkları bildirildi. İşte bu durum üzerine Van Valisi Cevdet bey halkın başka yerlere göçmesine ve Van’ın yavaş yavaş terk edilmesine karar verdi. Bu çekilme sırasında pek çok Türk yollarda Ermenilerce soykırım ve akıl almaz işkencelere maruz bırakıldılar. Böylece bölgede ilk mecburi göç olayı Ermenilere değil fakat Türk ve Müslümanlara karşı uygulandı. Nedense Ermeni taraftarı yazarların hemen hemen tümüne yakın bir kısmı bu olaya temas etmedikleri gibi olayı tamamen ters yüz ederek Van’da Ermenilerin Türklerin zulmüne karşı kahramanca direndikleri ve Türkleri ağır bir yenilgiye uğrattıkları yolunda yayınlar yapmışlardır.[4]

Türk ve Müslümanların çekilme yolları:

  1. Van Gölü kuzeyinden geçen Van-Erciş-Ahlât-Bitlis yolu,
  2. Van Gölü güneyinden geçen Van-Gevaş-Bitlis yolu ve
  3. Uygun vasıtalar temin edildiği takdirde Van-Tatvan deniz yolu idi.

O tarihlerde karayolu için motorlu ve motorsuz araç pek mevcut değildi. Gölde 200 kadar insan taşıyabilecek 70 kadar yelkenli gemi mevcuttu ve muhtelif köylerin iskelelerinde bağlı bir durumda bulunuyordu. Ancak Türk ve Müslümanlar için en büyük talihsizlik, bu gemilerin hemen hemen tümüne yakın bir kısmı Ermeniler tarafından çalıştırılıyordu.

Karayolundan gidenlerin çoğu Ermeni asilerin saldırılarına maruz kalarak, savunmasız olduklarından bin bir türlü vahşi işkencelere maruz kaldılar, en talihlileri katledildiler.

Gemilerle gidenlerin büyük bir kısmı Ermenilerin yaşadığı adalarda bilhassa Çarpanak adasında kıyıdaki köylerde hunharca, çocuk ve kadın yaşlı ve hasta demeden caniyane bir şekilde öldürüldüler.[5]

“Van’ın boşaltılmasından sonra bütün Türk mahallelerini yaktılar. Şehirde kalanları ve yollarda yakaladıkları kişilerin yaşlarına bakmadan toptan kitle halinde katlettiler. Bundan maksatları, Van’daki Türklerden bir iz bırakmak istememeleriydi.”[6]

Bu konuda en iyi bilgi, tarih kitaplarından ziyade olayları yaşayan ciddi kaynakların anılarının satır aralarında bulunabilir. Emekli Kurmay Albay Rahmi Apak’ın Ermenilerle ilgili anılarının bir bölümü şöyledir.

“Hasankale’den kalkıp Muş’a geldiğimiz zaman, Muş’taki külliyetli sayıda bulunan Ermeniler Türkler ve hükümet aleyhinde azgınlıklar ve taşkınlıklara başlamışlardı. Tatvan’a gelip Van gölünü bir deniz gibi seyrettiğimiz zaman, koca göl içinde Ermeniler tarafından öldürülmüş erkek ve kadın Türklerin cesetlerini su üstünde şişmiş ve yüzer görmüştük. Ermeniler, tamamiyle kapalı olmayan cephe aralarında vızır vızır işlemekte ve Türk askeri kuvvetleri ve hareketleri hakkında Ruslara haber götürmekte idiler. Bizim tümen casuslardan üç dört tane yakaladı ve Muş bölgesindeki Ermenileri buralardan kaldırmaya ve gerilere nakletmeye mecbur oldu.[7]

Dr. M. Galip BAYSAN

DİPNOTLAR:
[1] Ermeni Komitelerinin Köylere kadar yayılan teşkilatları ve değişik direktif ve talimatlarla ilgili bilgi için bknz. Ermeni Komitelerinin Amâl ve Harekatı ihtilaliyesi; s.177-194, 200-216.
[2] Kırgızoğlu, M. Fahrettin, Kars Tarihi, Cilt –1, s.553-554 (Taş Çağlarından Osmanlı İmparatorluğu’na Doğru, İstanbul-1953); Ahmet Ender Gökdemir, Cenüb-i Garbi Kafkas Hükümeti, s.14-15 (Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara –1988).
[3] Genelkurmay, No 1/1, KLS 44, Dosya 207, F.2-1.
[4] Ermeni Komitelerinin Amal ve …, s.263-281.
[5] Hulki Saral, a.g.e., s. 142, Ergünöz Akçora, a.g.e, s. 192, Van’da Ermeni Mezalimi, s.60-67, Hüseyin Çelik, Görenlerin Gözüyle Van’da Ermeni Mezalimi, s.29-97 (Yüzüncü Yıl Üniversitesi).
[6] F.Çakmak, a.g.e, s.96.
[7] Rahmi Apak, Yetmişlik Bir Subayın Hatıraları, s.114 (Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara-1988)
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ