BEYLERBEYLİKTEN HANLIĞA: GENCE – KARABAĞ

BEYLERBEYLİKTEN HANLIĞA: GENCE – KARABAĞ

Safevi Devleti 1501 tarihinde resmen kurulmuş, 1551 tarihinde Şirvan Beylerbeyliğine bağlı Şeki ülkesini ve yöresini elegeçirdikten sonra Azerbaycan’ın Kuzeyi ve Güneyi bütünüyle Safevi Devleti idaresine geçmişti. Bu dönemde 13 beylerbeylikten oluşan Safevi Devleti’nin dört beylerbeyliği- Şirvan (merkez şehri Şemahı), Çukursa’d (merkez şehri Revan), Gence-Karabağ (merkez şehri Gence), Azerbaycan veya Tebriz (merkez şehri Tebriz) beylerbeylikleri Azerbaycan topraklarında kurulmuşlardı.

Türk oymaklarına (Ustaclu, Şamlu, Rumlu, Kacar, Dülkadır, Tekelü, Afşar, Baharlu, Alpaut, Bayat, Kazahlu, Esirli, Varsak) dayanılarak kurulmuş Safevi Devleti’nin adları geçen beylerbeyliklerinin başına Devletin kurulmasında emeği geçen ve bu beylerbeyliklerde toplu halde bulunan Türk oymaklarının reisleri getirilmişlerdir. Bu yerlerin nüfusunun çoğunluğunu oluşturmamalarına rağmen, Gence-Karabağ Beylerbeyliği’ni, buralarda Bayat, Şahseven, Afşar, Dülkadır, Kebirli oymakları da bulundukları halde Kacarlardan olan Ziyadoğlular, Çukursa’d Beylerbeyliği’ni, Afşar, Bayat ve Baharlu oymakları da bulundukları halde Ustaclular, Tebriz Beylerbeyliği’ni-Şamluların Abdallu oymağı, Şirvan beylerbeyliğini ise- Safevi şahları tarafından beylerbeyi görevine atanmış Kaçarlar, Ustaclular ve Karamanlılar yönetmişlerdir. Bunlardan Ziyadoğlular 1747 tarihinde kurulmuş Gence Hanlığı’nı, Ustaclular ise Revan ve Nahçıvan hanlıklarını Rusya’nın bu yerleri ilhakına kadar idare etmişlerdir.[1]

Sadece arazisinin büyüklüğü ve nüfus sayısının yüksekliği ile değil, ekonomik ve askeri gücünün yanı sıra siyasi etkinliği açısından da diğer beylerbeyliklerden ayrılır. Gence-Karabağ Beylerbeyliği tarihi boyunca Kafkasya bölgesinde Safevi Devleti’nin arazi bütünlüğünün koruyucusu fonksiyonunu üstlenmiş fakat 1736 tarihli Muğan kurultayında Safevilerin yönetimine son verilmesi kararının aleyhinde bulunmasına rağmen, Safevi Devleti’nin devamını temin etmek gücünde olmamış ve beylerbeylikler içinde ilk olarak bağımsızlık yolunu tutmuştu. Bu yazıda Gence-Karabağ Beylerbeyliği’ni örnek seçerek, beylerbeylikten bağımsızlığa (hanlığa) geçişi ele almaya çalışacağız.

Bilindiği üzere Safevi Devleti Türk oymakları tarafından ideolojik temel üzerinde kurulmuş devletlerden birisi olmuştu. Kökü Yeseviliğe kadar uzanan Kızılbaşlık görüşünün taşıyıcıları olmuş Türk oymaklarının kurdukları devlet, Kızılbaş devleti olarak bilindiği ve bu terim Safevi Devleti’nin tarih sahnesinde bulunduğu tüm dönemler için kullanılmış olduğu halde, aslında sadece 16. yy’ın sonları ve 17. yy’ın başlarına kadar olan dönem için geçerlidir. Sözünü ettiğimiz dönemde Safevi Devleti’nde Türk oymaklarının siyasi yönetimden dışlanmaları ve onların yerinin Fars kökenlilere ve din adamlarına verilmesi ile devlet yönetiminde etnik değişimlerin yanısıra ideolojide de bir transformasyonun yer aldığını kaydetmemiz gerekir. Kızılbaşlık yerini Farsların Şiiliğine bırakmış olmalıdır. Safevi Devleti’nin kurulmasındaki siyasi ve ideolojik rolleri hiçe indirilen Türklere karşı Safeviler güç kullanma siyasetine başvurmuşlardır. Bu siyaset sonucu Türkler, Gence-Karabağ, Şirvan ve Tebriz beylerbeyliklerinde oturdukları yerlerden kaldırılarak, Safevi Devleti’nin çeşitli bölgelerine sürgün olunmuşlardır. Bu sürgünler özellikle Safevi Şahı I. Şah Abbas (1587-1629) döneminde çok olmuştu. Örneğin, o dönemin saray tarihçisi, Türk asıllı İskender Bey Münşi’nin (Turkman) verdiği bilgilere göre, 1605-1606 ve 1614-1615 tarihlerinde yer almış sürgünler sonucu adıgeçen yerlerden 25 bin kadar aile Safevi Devleti’nin içlerine sürgün olunmuşlardı. Karabağ’ın Ahmedlü ulusu ise sürgün emrini reddettiğinden şahın emri ile katledilmişlerdir.[2]

Safevilerin bu siyaseti sonucu devlet yönetiminden büsbütün dışlanmış olan Türklere sadece çok etkili oldukları taşra yönetiminde kalmaları uygun görülmüştü: Kaçar, Ustaclu, Bayat, Rumlu, Şamlu, Afşar, Dülkadır vb. merkez hükumet ile yaptıkları ideolojik mücadelede yenilmelerine rağmen, bu yenilgi sonrası Safevilerle işbirliğine geçerek, taşra yönetimindeki siyasi etkinliklerini Safevi Devleti’nin tarihi boyunca koruma imkanı kazanabilmişlerdi. İşte Türklerin Safevi Devleti’nde taşra yönetimindeki etkinliklerini koruyabilmeleri, onların Safevilerin kurdukları taşra yönetim birimleri üzerinde bağımsız devlet kurmaları ile sonuçlanmıştı. Nadir Şah Afşar’ın katlinden hemen sonra (1747) bağımsız devletlerin sadece Azerbaycan’da ve Türkler tarafından kurulmuş olması, sözünü ettiğimiz nedenlerden dolayı mümkün olmuştu. Toprakları üzerinde bağımsız devletler (Gence Hanlığı ve Karabağ Hanlığı) kurulan beylerbeylikten birisi de Gence-Karabağ olmuştu.

Safevi dönemi Gence-Karabağ Beylerbeyliği Kür ile Aras nehirleri arasındaki, eskiden “Aran” olarak bilinen büyük araziyi kapsamıştı. Hudutları ilk Safevi şahları döneminden başlayarak genişlemeye yüz tutmuş Gence-Karabağ Beylerbeyliği 16. yy.’ın ortalarında (şah Tahmasb döneminde) Tiflis şehrine kadar olan toprakları içine almıştı. 17.yüzyıl başlarında (Şah I. Abbas Dönemi) lori ve Pembek Gence-Karabağ Beylerbeyliği’nin idaresine geçmişti.[3]

Bu dönem Gence-Karabağ Beylerbeyliği’nin idari taksimatı hakkında kaynaklarda kesin bilgi yoktur. Bu beylerbeyliğin Osmanlı idaresi yıllarında da hudutları değişmemiştir. Bu sebeple 1593 tarihinde Osmanlılar tarafından tertip olunmuş “Gence-Karabağ eyaletinin icmal defteri”nin bilgilerine göre burasının idari taksimatına açıklık getirmek mümkündür. Adı geçen deftere göre, Gence- Karabağ Beylerbeyliği (eyaleti) Osmanlı döneminde 39 nahiyeyi içine alan şu 7 sancaktan, Gence sancağı (Gence, Gence Aranı, Gence Dağıstanı, Şemkür Aranı, Sonkur Dağıstanı, Kürekbasan Aranı, Şütur, Dankı, Zeyem Aranı, Yavlak, Tavus, Temirhasan nahiyeleri ile), Berda sancağı (Berda, Sir, Peteklik, İncerud, Ulusat-i Yigirmidörtlü nahiyeleri ile), Haçın sancağı (Haçın, Karaağaç, Taife-i Ulusat-i Otuziki, Taife-i Ulusat-i Hacılu, Akçabedi, Çelaberd Dağıstanı, Çelaberd, Gargar, Meğaviz nahiyeleri ile), Ahıstabad sancağı (Ahıstabad veya Büyükçay, Kuzay, Güney, İnce Dağıstanı, İnce nahiyeleri ile) ve Dizak sancağından (Arasbar, Dizak Dağıstanı, Dizak nahiyeleri ile), Hakari sancağı (Keştasb, Hakari, Zarıs, Alapaut nahiyeleri ile) oluşmuştu.[4]

17. yy.’ın başlarında Gence-Karabağ Beylerbeyliği’nin idari birimi olan Lori ve Pembek’in idari taksimatı hakkında bilgiler yine Osmanlı döneminde 16. yy.’ın 90’lı yıllarında tertip olunmuş “Vilayet-i Lori timar ve zeamet defteri”nde vardır. Bu deftere göre, 1584 tarihinde Osmanlılar tarafından kurulmuş Lori Beylerbeyliği 11 nahiyeli 5 sancağa taksim olunmuştu. Lori sancağı Lori, Uzun, Tasık, Gölegiren nahiyelerinden, Ahtala sancağı Ahtala, Sanahin, Hoşoret nahiyelerinden, Penbek sancağı Güney, Kuzay, Hamzaçimeni, Kuzay Ulapert nahiyelerinden oluşmuşlardı. Taşır ve Arpalı sancaklarının nahiyeleri yoktur.[5]

Şah II. Abbas’ın 1650 tarihli fermanı ile Gence-Karabağ beylerbeyliğine bağlı Dankı nahiyesinin Şeki ülkesinin idaresine geçici olarak verilmesi[6] hariç, Gence-Karabağ Beylerbeyliği’nin 17. yy. boyunca idari taksimatında ciddi bir değişim olmamıştı.

18. yy.’ın 20’li yıllarında yazılmış, fakat 17. yy.’ın sonlarındaki durumu içeren anonim “Tezkiretü’l-müluk”ün, kanaatimizce tam olmayan bilgilerine göre, Gence-Karabağ Beylerbeyliği Berda, Ahtabad, Bergüşad, Karaağaç, Sumay, Tergever, Zeyem, Lori, Pembek[7] mahallerinden, Cevanşir ve Arasbar ülkesinden oluşuyordu.[8]

Gence-Karabağ Beylerbeyliği’nin Osmanlı idaresi yılları (1725-1735) idari taksimatı ile ilgili tek kaynak olan 1727 tarihli “Gence-Karabağ eyaletinin Mufassal Defteri’ne göre, Ahıstabad sancağının Kazah sancağı adı ile ve Lori vilayetinin doğu kısmının Tiflis eyaleti idaresine verilmesi hariç, Gence- Karabağ Beylerbeyliği’nin arazisinde başka bir değişimin olmadığını ve bu değişimlerin sadece beylerbeyliğin idari birimlerinin arazilerinin büyütülmesi veya küçültülmesinde gerçekleştiğini görüyoruz. Adıgeçen defterin bilgilerine göre, Gence-Karabağ eyaleti Gence kazasına (Gencebasan, Sunkurabad, Şemkürbasan, Kürekbasan, Kürekbasan-i küçük, Kürekbasan-i büzürg, Şüturbasan, Talış, Gülüstan, Yevlak Karamanlı, Dankı nahiyeleri ile), Lori kazasına (Güney ve Kuzay nahiyeleri ile), Hılhına livasına (Hılhına, Hasansuyu, Tavus, Ahıncı, Esrik, Karakaya, Türkenler -?, Zeyem-i ulya, Zeyem-i sufla nahiyeleri ile), Berda livasına (Berda, İncerud, Sir, Bayat, nahiyeleri ile), Arasbar livasına (Arasbar ve Hakari nahiyeleri ile), Bergüşad livasına (Bergüşad, Zarıs, Dizak, Keştasf[9] nahiyeleri ile), Çulender livasına (nahiyeleri Veren-de-i sığnak, Köçez nahiyelerine taksim olunmuştu.[10]

Safevi döneminde Gence-Karabağ Beylerbeyliği idari açıdan “mahal”lere taksim olunmuştu. Bunun yanı sıra beylerbeyliğin taksimatında “ülke” ve “bölük” şeklinde kaydolunan idari birimler de vardı. “Ülke”ler mahallere değil, direk beylerbeyine, “bölük”ler ise “ülke”ye bağlı olmuşlardı. Beylerbeyi emrinde olan “mahal”lerin yöneticilerini (naip) bu göreve beylerbeyi tayin ederdi. “Mahal”lerden farklı olarak, “ülke”ler oymak emirlerine Safevi şahı tarafından “tiul” (geçici veya ömürlük tasarruf hakkı) ve “soyurğal” (nesilden nesile geçen ve vergi muafiyeti ile verilen tasarruf hakkı) olarak veriliyordu. Bu tür tasarruf hakkı olan “ülke” yöneticilere Safevi şahı tarafından “bey” ve “sultan” unvanı veriliyordu. “Ülke”lerin vergi muafiyeti olmaksızın yönetime verilmesi de yaygındı – bu halde “ülke” yöneticisine “hakim” unvanı veriliyordu. Bazen “ülke” başında duranlara Safevi şahları tarafından “melik” unvanı verildiği de olmuştu. Örneğin, kaynaklarda Şeki ülkesinin yöneticisine “melik” unvanı verildiği yazılmıştır. “Melik” unvanı aynı zamanda Gence-Karabağ Beylerbeyliği’nin dağlık kısmında toplu halde oturan Hıristiyanların cemaat içi idari işlerden sorumlu olan kişilere de verilmiş, fakat burası “ülke” değil, cemaat statüsünde olan “melik”lik olarak tanımlanmıştı.[11] Aldıkları unvan ve hiyerarşideki mevkilerine rağmen, mahal ve ülke ile ülkeye bağlı bölüklerin, melikliklerin başında duranlar idari ve askeri açıdan “han” unvanı taşıyan beylerbeyi emrinde olmuşlardı.

Safevi dönemi kaynaklarından Gence-Karabağ Beylerbeyliği’nin idari taksimatı hakkında edindiğimiz bilgilere göre, Arasbar Şah I. Abbas döneminde Bayburtlu oymağının, 17. yy.’ın sonları ile 18. yy.’ın başlarında ise Bayezidlü oymağının, Lori ve Kazah oymağının, Bergüşat Dumbuli aşiretinin, Zeyem Dülkadırlıların Şemseddinlü oymağının, Berda Yigirmidördlü oymağının, Otuziki aynı adı taşıyan oymağın “ülke”si, Sunkurabad ile Keştek ise “melik”lik olmuşlardı.[12]

Osmanlı idaresi yılları (1588-1605 ve 1725-1735) ve ihtida etmiş Gürcü asıllı David Han dönemi (1625-1631) hariç, kurulduğu dönemden başlayarak Safevi Devleti’nin sonuna kadar Gence-Karabağ beylerbeyleri eskiden bu topraklarda oturan Kacarların Ziyadoğlu oymağından olmuşlardı. Gence- Karabağ’ın ilk ve bu nesilden olan beylerbeyi Şahverdi Han 1547 tarihine kadar Ziyadlı oymağının beyi, bu tarihten – sultanı, beylerbeyi tayin olununca ise han unvanı almıştı. Kacarların Ziyadoğlu oymağı hakkında kaynaklarda bilgi yoktur. Gence, Karaağaç kazaları ile Sir ve Çelaberd nahiyelerinde kışlayan Kacarların Ziyadoğlu oymağının tahrir sırasında bu eyalette bulunmadığını 1593 tarihli “Gence-Karabağ eyaletinin icmal defteri”nin bilgilerinden anlaşılıyor.[13] Herhalde bu oymak da o dönemin Gence-Karabağ Beylerbeyi Muhammed Han tarafından, Osmanlı ordusunun Gence’ye saldırısından önce Gence ve yöresinde oturan “40-50 bin haneden çok ulusları …bütün mal, eşya ve çoluk-çocukları ile”[14] buralardan kaldırılarak, Aras nehri kıyısına göç ettirilenler arasında olabileceklerini söyleyebiliriz. 1588-1605 tarihlerinde Gence-Karabağ Beylerbeyliği’nin, Osmanlı idaresine geçmesinden dolayı, Kacarlar geçici olarak beylerbeyilik makamından yoksun olmuşlardı. Buna rağmen, Kacarlar bıraktıkları yurtlarını Osmanlılardan geri almak için defalarca Osmanlılara saldırsalar da, bu girişimleri olumlu sonuç vermedi. 1605 tarihinde Gence kalesinin Osmanlılardan geri alınmasında Safevi ordusunun önünde bulunan Kacarların aktiflik göstermelerinden dolayı, Şah I. Abbas Muhammed Han Ziyadoğlu’yu tekrar beylerbeyi makamına tayin etmişti. 1625 tarihinde Gürcülerin isyanını bastırmakta zayıflık göstermiş Gence-Karabağ Beylerbeyisi Muhammed Kuli Han görevinden alınmış ve beylerbeyiliğe Gürcü asıllı Davud Han getirilmişti. Davud Han Şah I. Abbas’ın fermanı ile aynı zamanda Karabağ’ın Kacar oymaklarının emiri tayin olunmuştu. Fakat Davud han da 1631 tarihinde Kartli valisi I. Teymuraz ile şahın aleyhinde işbirliği yapmakla suçlanarak, beylerbeylikten alınmış ve bu makama tekrar Ziyadoğlu Muhammed Kuli Han getirilmiş ve bu nesilden olanlar 1725 tarihine kadar bu görevde olmuşlardı.[15] 1725 tarihinde Gence’nin Osmanlıların eline geçmesinden sonra, başta beylerbeyi olmak üzere tüm şehir halkı burayı bırakarak, Şirvan ve diğer yerlere göç etmişlerdi. 1735 tarihinde Osmanlılar Gence-Karabağ Beylerbeyliği’nden çıktıktan sonra, Ziyadoğlular beylerbeylik makamını ele geçirdilerse de, Güney ve Kuzey Azerbaycan da olan beylerbeylikleri fesheden Nadir Şah Afşar (1736-1747), bu topraklarda “Azerbaycan” beylerbeyliğini kurmuş ve kardeşi İbrahim Bey’i burasının beylerbeyi tayin etmişti. Bundan dolayı eski Gence- Karabağ beylerbeyi hiçbir yetkisi olmayan mahalli bir han statüsü ile İbrahim Han’ın emrine geçmişti. 1739(?) tarihinde İbrahim Han’ın öldürülmesinden sonra Nadir Şah Afşar “Azerbaycan” Beylerbeyliği’ni feshederek, eski idari taksimata dönmek zorunda kalmıştı. Fakat bu idari taksimat da 1747 tarihinde Nadir Şah Afşar’ın katli üzerine eski beylerbeyiler tarafından, onların siyasi amaçlarına uygun gelmediğinden kaldırılmış ve hanlıklar kurulmuştu.[16]

Arazisinde hanlıklar kurulmuş idari birimlerden birisi de Gence-Karabağ Beylerbeyliği olmuştu. Bu beylerbeyliğin arazisi dörde taksim olunmuş ve burada Gence ve Karabağ hanlıkları ile Kazah ve Şemseddin sultanlıkları kurulmuş, Lori kazası toprakları ise İrevan ve Tiflis hanlıklarına katılmıştı.

Arazisi bakımından en büyüğü olmuş Karabağ Hanlığı’nın arazisi kuzeyde eski Kurekbasan nahiyesinin Gencebasan nahiyesi ile sınırı olmuş Kürek nehrinden başlayarak Murov dağ ve Kur ile Aras nehri arasındaki toprakları içine almıştı. Gence Hanlığı’nın arazisi çok küçük olmuş ve eski Gencebasan, Sunkurabad ve Kürekbasan-i büzürg nahiyelerinin topraklarından oluşmuştu. Şemseddin Sultanlığı’nın arazisine eski Hılhına, Şemkürbasan, Zeyem-i sufla, Esrik, Ahıncı nahiyelerini bütünlükle, Karakaya ile Türkenler- nahiyelerinin topraklarının bir kısmı katılmıştı. Ahıstav, İnce, Türk ve Çuvar nahiyelerinden oluşan Kazah sancağı ile Hasansuyu, Tavus nahiyeleri bütünlükle, Karakaya ve Türkenler nahiyelerinin topraklarının bir kısmında ise Kazah Sultanlığı kurulmuştu. Sadece arazisi açısından değil, köylerinin sayısı açısından da Gence Hanlığı diğerlerinden küçük olmuştu. Örneğin, Osmanlı dönemi Gence-Karabağ eyaletinin 1.344 köy ve mezrasının 833’ü Karabağ Hanlığı’nın, 259 köy Şemseddin Sultanlığı’nın, 100 köy Gence Hanlığı’nın, Osmanlı döneminde Tiflis eyaletine bağlı Kazah sancağın 205 köyü ile Gence-Karabağ eyaletinin 51 köyü dahil, toplam 256 köy Kazah Sultanlığı’nın idaresine geçmişti. Böylelikle, arazisi bakımından Gence Hanlığı’nın eski Gence-Karabağ Beylerbeyliği topraklarında kurulmuş Kazah Sultanlığı ile Şemseddin Sultanlığı’ndan da küçük hanlık olduğunu görebiliriz.[17] Arazisinin küçüklüğü, askeri gücü ile ekonomik potansiyelinin zayıflığından dolayı Gence Hanlığı komşu Karabağ ve Tiflis hanlıklarının saldırılarına uğramış, 1750 tarihinde Karabağ Hanlığı’na, 1750-1760 tarihlerinde Tiflis Hanlığı’na, Karabağ ve Tiflis hanlıklarının beraber hareket ederek, 1780 tarihinde Gence kalesini ele geçirmelerinden sonra ise, adları geçen hanlıkların her ikisine de 1785 tarihine kadar yıllık “bac” vermek zorunda kalmıştı. Fakat 1786 tarihinde Gence hanlığı’nın başına geçen Cevad Han Ziyadoğlu Karabağ ve Tiflis hanlıklarına direniş göstermeyi becermiş ve hanlığı onların vassalı durumundan kurtarabilmişti.[18]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ