BENGÜ TAŞLARIN DİLİ: SERGEY GRİGORYEVİÇ KLYAŞTORNIY’İN TÜRK TARİHİ VE KÜLTÜRÜNE KATKILARI ÜZERİNE

BENGÜ TAŞLARIN DİLİ:  SERGEY GRİGORYEVİÇ KLYAŞTORNIY’İN TÜRK TARİHİ VE KÜLTÜRÜNE KATKILARI ÜZERİNE

Türk tarihinin ve kültürünün, özellikle İslam öncesi devri için, en kıymetli Türkçe kaynakları Bengü taşlar denilen Runik alfabeli yazıtlardır. Bu metinlere günlük işlerde kullanılan eşyalar üzerinde rastlandığı gibi, bir kaya üzerine yazılan mezar taşları olarak da devlet yazıtları biçimiyle karşımıza çıkmaktadır. Bengü taşların keşfedilerek ilim âlemine kazandırıldığı günden bu yana yapılan çalışmalar, Türk tarihini, dilini, kültürünü daha iyi anlamamızı sağlamaktadır. Bu anlamda yaptığı çalışmalar ile Türklük bilimine büyük katkı sağlayan Prof. Dr. Sergey Grigoryeviç KLYAŞTORNIY’i 21 Eylül 2014 tarihinde[1] kaybettik.

Rusya Bilimler Akademisi Doğu Elyazmaları Enstitüsü, Merkezî ve Güney Asya Araştırmaları Bölümü Başkanı, Türk bilimci olarak bilinen Klyaştornıy, ilk ve ortaçağ Türk tarihi üzerine yayımladığı 16 kitabı ve 300’den fazla makalesiyle Türk tarihi ve kültürü araştırmalarının Rusya’daki en önemli temsilcilerinden biri olmuştur. 1962 yılında A. N. Bernştam ve S. YE. Malov’un danışmanlığında savunduğu Orta Asya Tarihi Kaynağı Olarak Eski Türk Runik Anıtları adlı doktora tezi ile Runik metinler üzerine başlayan ve vefatına değin süren akademik yolculuğu sırasında araştırmalarda bulunmuştur. Kaleme aldığı yazılarını daha çok Runik metinler üzerine atfeden Klyaştornıy, Yenisey, Bugut, Uybat, Tes, Terhin, Çoyr yazıtları gibi Türk tarihinin ve kültürünün önemli yazılı kaynaklarına yoğunlaşmıştır. Çalışmalarının önemli bir kısmını Runik metinlere yoğunlaştırması ve bu alanda önemli bir otorite olarak görülmesi, kendisini “Bengü Taşların Dili” olarak nitelendirmemizde en önemli etkendir.

4 Şubat 1928’de Sovyetler Birliği, Beyaz Rusya Cumhuriyeti’ne bağlı Gomel şehrinde doğan Klyaştornıy, gerçekleştirdiği çalışmalar ile alan araştırmalarının ne kadar önemli olduğunu vurgulayan bir âlimdir. 1950 yılında Leningrad Devlet Üniversitesi Şarkiyat Fakültesi’nden mezun olmuş, 1963 yılında yüksek lisansını tamamlamış, aynı yıl Rusya İlimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü’nün St. Petersburg Şubesi’nin Türkoloji ve Mongoloistik Çalışmaları Bölüm Başkanı olmuştu. Bizzat kendisinin katıldığı ve yönettiği bilimsel alan araştırmaları mevcuttur. 1947-1953 yılları arasında SSBC Bilimler Akademisi Maddî Kültür Tarihi Enstitüsünün yürüttüğü Pamir-Fergana ve Pamir-Alay ekspedisyonu, 1960-1965 yılları arasında Kırgız Bilimler Akademisi Tarih, Arkeoloji ve Etnografya Enstitüsünün Ketmentöbö bilim seferi, 1968-1973 SSBC Bilimler Akademisi Sayan-Tuva Epigrafik Ekspedisyonu, 1969-1990 yılları arasında Sovyet-Moğol Arkeoloji ve Epigrafya Heyeti’nin başkanı olarak bilimsel çalışmalar gerçekleştirmiş; aynı dönem içerisinde 1969’dan 1973’e kadar Arkeoloji Enstitüsü’nün Sayano-Tuva’daki araştırma heyeti başkanlığını yürütmüştür. 1978 yılında Türk Dil Kurumu asli üyeliğine seçilen Klyaştornıy, 1989 yılında ABD Türkoloji Araştırmaları Cemiyeti, 1994 yılında Köröşi Çom Macaristan Şarkiyatçıları Cemiyeti, 1995’te Almanya’daki Ural Altay Cemiyeti, 2000 yılında da Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu gibi önemli kurum ve derneklerin üyeliklerine seçilmiştir. Emekliliği ardından ölümüne kadar ise St. Petersburg’daki Şark El Yazmaları Enstitüsü’nde çalışmaya devam etmiştir[2].

Türkiye’nin en önemli ve köklü yayınlarından biri olan Türkiyat Mecmuası’nda Caferoğlu, 1972 yılında yayınladığı bir yazıda Klyaştornıy’in, Orhun yazıtları üzerine çalışan son dönem araştırmacılarının başında yer aldığını ve çalışmalarıyla Türk tarihinin eski devirlerine dikkate değer yenilikler kattığını belirtmektedir[3]. 2004 yılında İlmira Ragibova tarafından hazırlanan ve Klyaştornıy’in 1951-2003 yılları arasındaki ilmi çalışmalarının bibliyografyasını içeren yazısında, Klyaştornıy hakkında bilim insanlarının yaptığı değerlendirmelere yer verilmiştir. Söz konusu yazıda Klyaştornıy için yapılan bir değerlendirme aslında onun ilmi çalışmalara katkısının ve Türk tarihine, kültürüne olan hizmetinin bir özeti niteliğindedir:

Leningrad ve diğer birlik ülkelerini temsil eden ilmî heyetler kutlamalarında Sergey Grigoryeviç’in uzun süreli ve verimli araştırmaları ile şarkiyatçılığın gelişmesine mühim bir katkısı olan ünlü bir Sovyet Türkoloğu olduğunu belirttiler. S.G. Klyaştornıy geniş bir ilmî bakış açısına sahip, kabiliyetli bir tarihçi ve kaynak bilimcisi, kusursuz tarih yazıcısı ve tarih metinlerinin müfessiri olma hususiyetlerini kendinde toplamıştır. O, eski Türk devrinin birçok kitâbelerini çözen, âsar-ı atiklerin araştırıcısı olarak da bilinir.[4]

Klyaştornıy, ilmî hayatı içerisinde ortaya koyduğu çalışmalarda en büyük payı, Runik metinler üzerindeki araştırmalara ayırmıştır. Bunun en önemli sebeplerinden birinin alan araştırmasına verdiği değer olduğu şüphesizdir. Özellikle Moğolistan bölgesinde gerçekleştirdiği epigrafi çalışmaları son derece kıymetli olup, bu çalışmalarının geldiği aşamayı, edindiği izlenimleri ve yeni gelişmeleri aktardığı yazılar kaleme almayı da ihmal etmemiştir[5]. Çalışmalarının büyük bölümünü kapsayan bu araştırmalarını kıymetli kılan, keşif niteliğindeki bilgilerdir. Çünkü pek çok çalışması, alanında ilk yayın özelliğini taşımaktadır. Ayrıca bazı makale ve kitaplarında bu Runik metinlere dair yaptığı değerlendirme, okuyuş ve anlam üzerine yorumlarının doğruluğu, çalışmasını yayımladığı tarihten yıllar sonra pek çok araştırmacı tarafından vurgulanmıştır. Ülkemizde Runik metinlerle ilgili ortaya konulan bilimsel çalışmalarda Klyaştornıy’e yapılan atıflar bunu göstermektedir[6].

Runik metinler üzerine gerçekleştirilen araştırmalarda değinilen en başta gelen konulardan biri şüphesiz ki, bu metinlerin kökeni ile ilgili meseledir. Cengiz Alyılmaz bu farklı görüşleri bir araya getirdiği eserinde, (Kök)türk alfabesinin kökeni konusunda Radloff, Thomsen, Sokolov, Pritsak gibi önemli bilim insanlarınca öne sürülen farklı fikirlere değinirken, Klyaştornıy’e de yer vermiştir. Alyılmaz’ın belirttiğine göre Klyaştornıy, bu alfabenin kökeninin Soğdak yazısı olduğunu dile getirmektedir[7].

Klyaştornıy özellikle alan araştırmalarını içeren çalışmaların pek çoğunda ortak yayınlar yapmakla ekip çalışmasının önemini de kanıtlamıştır. 1969 yılında Bugut kitabesi hakkında Livşiç ile yayınladığı kısa metin[8], Bugut kitabesi üzerine o güne kadar yapılan ilk yayın olma özelliğini taşımaktadır. Daha sonra yine Klyaştornıy ve Livşiç tarafından 1971 yılında kitabenin ilk ilmi neşri Rusça olarak yapılmış; 1972 yılında ise bu kez İngilizce olarak tekrar yayımlanarak[9], Bugut kitabesinin bilim âlemince tanınması sağlanmıştır. Bu neşirlere dayanılarak Masao Mori, Louis Bazin, Saadet Çağatay-Semih Tezcan, Omeljan Pritsak, Jean Poul Roux tarafından makaleler yayımlanmıştır[10].

Klyaştornıy’ın yaptığı çalışmalar yalnızca yukarıda sözünü ettiğimiz şekilde alanında ilk neşir olması özelliğini taşımaz. Ortaya koyduğu bazı çalışmalar da daha önce başka bilim insanları tarafından yapılan bazı yayınlardaki eksiklik veya hataları düzeltmeye yöneliktir. Bu bağlamda N. Ser-Odjav tarafından Moğolistan Halk Cumhuriyeti Bilimler Akademisi Tarih Enstitüsü’nde bulunan bir sikke üzerine 1970 yılında yayımlanan araştırmasına dair Klyaştornıy’ın makalesi bulunmaktadır. Klyaştornıy, 1972 yılında Tyurkologiçeskiy Sbornik’te yayımladığı yazısında, N. Ser-Odjav’ın çalışmasında bu sikkeye dair verilen işaretlerin olduğu tarafın çiziminin hatalı olduğunu, bazı işaretlerin ise atlandığını vurgulamaktadır. 2004 yılında Sinan Dinç tarafından Türkçe’ye çevirisinin yapıldığı Klyaştornıy’ın bu önemli yazısında Moğolistan bölgesindeki dini değişimlerin dönemine dikkat çekerek sikkenin en fazla VII. yüzyılın ikinci yarısı-VIII. yüzyılın ilk yarısı şeklinde tarihlendirilebileceğini belirtmektedir[11].

Aradan birkaç yıl geçtikten sonra bu kez de 1915 yılında B. Ya. Vladimirtsov tarafından bulunan, ancak o dönemde kopya edilmesine ve yayımlanmasına izin verilmeyen Tes Yazıtı, 1976 yılında S. G. Klyaştornıy ve S. Karcavbay tarafından tekrar bulunmuştur. Şu anda Moğolistan Arkeoloji Müzesinde koruma altında olan bu önemli yazıtın ilk neşri 1978 yılında Karcavbay tarafından yapılmış, daha sonra Klyaştornıy de dahil olmak üzere ülkemizden önemli bilim insanları yazıt üzerine araştırmalar yapmışlardır[12]. Klyaştornıy bu keşfiyle alan araştırmasının önemini bir kez daha ispat etmekle birlikte, Tes Yazıtı üzerine pek çok araştırmanın yapılmasını sağlamıştır. Klyaştornıy, Tes Yazıtı’nın Bügü Kağan zamanında ve 761/762 yıllarında dikildiğini kaydetmektedir[13]. Benzer şekilde Taryat (Terh) yazıtına ait taş kaplumbağa yine Klyaştornıy’ın aralarında bulunduğu Sovyet-Moğol ilim heyetince 1969 yılında bulunmuş, bu yazıt üzerine ilk neşir çalışmalarından biri de Klyaştornıy tarafından 1980 ve 1982 yıllarında yapılmıştı[14].

Eski Türkçede falla ilgili olarak bir bütün halinde varlığı bilinen tek eser, Irk Bitig adını taşımaktadır. Şu anda İngiltere’de British Museum’da korunan eser üzerine araştırma yapan Ceval Kaya’nın belirttiğine göre, bu eserdeki fal metinlerinin nasıl oluşturulduğu konusu henüz açıklık kazanmamıştır. Ayrıca Kaya çalışmasında, Klyaştornıy’in bu fal metinlerinin bir destanın parçaları olduğunu düşündüğünü, bu kapsamda fal metinlerini kullanarak destanı yeniden inşa etme denemesinde bulunduğunu belirtmiştir[15]. Buradan hareketle, Klyaştornıy’ın bu tip denemelerle kaynak eserlere yeni yorumlar getirdiğini böylelikle kaynakların veya bilgilerin köken probleminin çözümlenmesine katkı sağlamaya çalıştığını söyleyebiliriz.

1998-2002 yılları arasında gerçekleştirilen arkeolojik araştırmalar neticesinde Koçkor bölgesinde yeni yazıtlar bulunmuş, böylelikle İç T’ien-Şan’ın eski Runik yazılı metinler alanına girdiği görülmüştür[16]. Söz konusu yazıtlar ilk kez K. Ş. Tabaldiev ve O. Soltobayev tarafından bilim dünyasının dikkatine sunulmasına müteakiben, bu yazıtların okunuşu üzerine çeşitli önermeler ortaya atılmıştır. Yazıtların okunuşu konusunda ilk sunulan önermelerden birini ise Klyaştornıy yapmıştır[17].

Ölümüne değin büyük bir titizlikle sürdürdüğü araştırmalar neticesinde 16 kitap, 300’den fazla makale ile tek başına büyük bir külliyat meydana getiren Klyaştornıy’in bu çalışmalarının önemli bir kısmı İngilizce, Almanca, Fransızca, Türkçe, Çince gibi dillere çevrilmiştir. Onun Türkçeye kazandırılan makalelerinin yanı sıra en kapsamlı çalışmalarından biri Kazak tarihçi Tursun İkramoviç Sultanov ile birlikte hazırladığı Türk tarihinin eski devirlerini, göçleri ve Kazak tarihini ele alan eseri, D. Ahsen Batur tarafından Türkçeye çevrilmişti. Batur’un da belirttiği gibi eser, Orta Asya Türk tarihine genel, Kazakistan tarihine ise özel bir “giriş” mahiyetindedir[18].

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ