BEGTEGİNLİLER: ERBİL’DE BİR TÜRK BEYLİĞİ (1132-1233)

BEGTEGİNLİLER: ERBİL’DE BİR TÜRK BEYLİĞİ (1132-1233)

Erbil Beyliği olarak da adlandırılan Begteginliler, bir Türk komutan olan Ali Küçük tarafından 1132 yılında kurulmuş; oğulları Zeyneddin Yusuf Yinaltegin ve Muzaffereddin Kökbörü zamanlarında bağımsızlaşarak, 1233 tarihine kadar varlığını korumuştur. Kaynakların Türkî ve Türkmanî olarak isimlendirdiği Begteginliler’in ataları hakkındaki mevcut bilgilerimiz, Ali Küçük’ün babasının adının Begtegin ve onun babasının İslamî adının da Muhammed olduğundan ibarettir. 1094 yılında Halep valisi Kasimüddevle Aksungur, Suriye Selçuklu hükümdarı Tutuş tarafından öldürüldüğü sırada, Ali Küçük onun tek oğlu olan Zengi ile birlikte Halep kalesinde bulunuyordu. Ali Küçük bu tarihten itibaren, 1127’de Musul’da bir atabeylik kuracak olan İmadeddin Zengi ve onun ölümünden sonra da oğullarının hizmetinde bulunacaktır.

1131 yılında Irak Selçuklu sultanı Mahmud öldüğünde, onun iki oğlunun atabeyi olan Zengi Selçuklu meliklerinin birbirleriyle ve Halife ile olan mücadelelerine faal bir şekilde katıldı. Bu çerçevede Melik Mes’ud’un idaresinde bulunan Erbil’i muhasara etti. Zengi Mes’ud’un anlaşma yoluyla kendisine bıraktığı Erbil’i 1132 tarihinde hizmetinde bulunan Ali Küçük’e ikta etti. Erbil bu tarihten itibaren Ali Küçük’ün ve beyliğinin merkezi oldu. Türklerin bölgeye ilk gelişlerinden itibaren ve özellikle Selçuklu döneminde el-Cezire’nin diğer şehirleri gibi, Erbil ve havalisinin de Türkleşmeye başladığı görülmektedir. Nitekim Zengi 1127 yılında Halep’i zapt ettiği zaman, Erbil ve Şehrizor çevresindeki Yiva Türklerinin bir kısmını oraya naklederek, haçlılara karşı yerleştirmişti. Yivalar’ın bu havalide Moğollar’ın gelişine kadar da yoğun bir şekilde varlıklarını sürdürdüklerine bakıldığında bir hayli kalabalık oldukları anlaşılmaktadır.

Halife-sultanlar mücadelesi devam ederken adının hutbeden çıkarıldığını öğrenen Irak Selçuklu sultanı Mes’ud Bağdat üzerine yürüdüğünde, Ali Küçük de, Sultana muhalif ümeradan yardım isteyen Halife Raşid Billah’a yardıma koşan Musul atabeyi Zengi’nin hizmetinde bulunuyordu (7 Haziran 1136).

Bizans imparatoru Ioannes Komnenos Çukurova’daki Ermenileri tenkil etmek ve Suriye’yi yeniden imparatorluk topraklarına katmak amacıyla 1137 yılı ilkbaharında geniş çaplı bir harekâta girişmişti. Haçlı-Bizans müttefik kuvvetlerinin muhasara etmesi ihtimaline karşı şehri tahkim eden Zengi, Ali Küçük idaresinde gönderdiği birliklerle de Haleb’i takviye etti. Bundan sonra şehri muhasara eden imparator Türk kuvvetlerinin mukavemeti karşısında başarısızlığa uğrayarak çekilmek zorunda kaldı (Nisan 1138).

Kutsal toprakları kurtarmak iddiasıyla kitleler halinde Doğu’ya akan Haçlılar ilk siyasî teşekküllerini, Melikşah’ın 1086 yılında topraklarına kattığı, fakat ölümü üzerine yeniden Ermeniler’in eline geçen Urfa’da kurmuşlardı (1098). Musul atabeyliğinin Halep ve Musul arasındaki topraklarının güvenliği bakımından son derecede önemli bir mevkide bulunan Urfa, Haçlılar’a karşı başarılı bir mücadele başlatmış olan Zengi tarafından 24 Aralık 1144 tarihinde fethedildi. Ali Küçük de bu muhasara sırasında şehrin kuzey batı tarafındaki Süleyman Kapısı mevkiinde yerini aldı. Zengi, fethi büyük yankılar yaratan Urfa valiliğine, Erbil ve Şehrizor sahibi olan Ali Küçük’ü tayin etti. Şehrin güvenliğinin önemine binaen emrine yedi komutanla birlikte kuvvetli bir garnizon verildi. Zengi’nin şehirden ayrılmasından sonra şehirdeki Ermeniler isyana yeltenmiş, ancak komployu zamanında haber alan Ali Küçük bu teşebbüsü akamete uğratmıştı. Tevkif edilen suçlular, Dımaşk’a giderken şehre uğrayan Zengi tarafından da şiddetle cezalandırılmışlardı.

Urfa’dan sonra kontluğa ait toprakların fethine devam eden Zengi bu çerçevede el-Bire’yi muhasara ettiği sırada (Mayıs 1145) atabeyi olduğu Selçuklu şehzadesi Ferruhşah’ın Musul’da isyan ettiği ve nâibi Nasireddin Çakır’ın öldürülmüş olduğu haberini aldı. Bu vahim olay karşısında el-Bire kuşatmasını kaldırarak atabeyliğini ikinci önemli merkezi olan Halep’e giden Zengi, Urfa valisi Ali Küçük’e haber göndererek, acilen Musul’a gidip duruma el koymasını bildirdi. Ali Küçük elinde Zengi’nin alâmeti ve valilik menşuru ile gelerek şehri ve kaleyi teslim aldı. İsyanı bastırıp katılanları, Selçuklu şehzâdesi dahil olmak üzere tasfiye etti. Şehrin güvenliği, vakıflar ve imaretlerle ilgili düzenlemeler yapan Ali Küçük’ün yönetiminden halkın hoşnut olduğu kaydedilmektedir.

Ali Küçük 1145-1146’da Finik kalesinin zaptıyla görevlendirildi. Muhasara iyice ağırlaştırıldığı sırada Caber kalesini kuşatmakta olan Zengi’nin öldürüldüğü haberi geldi. Bunun üzerine çekilmek zorunda kalan Ali Küçük’e bu civardaki bazı kaleler daha sonra İmadiye sahibi Emir Karaca tarafından ikta edilecektir.

Zengi’nin öldürülmesi üzerine çıkan olaylar, onun Musul nâibi olmak hasebiyle Ali Küçük’ü de yakından ilgilendiriyordu. Bu sebeple Musul’a dönen Ali Küçük, Zengi’nin Şehrizor’da bulunan büyük oğlu Seyfeddin Gazi’yi, atabeye sağlığında verdiği söze sadık kalarak, babasının yerine geçmek üzere davet etti. Bu sırada Selçuklu şehzâdesi Alparslan’ın Musul’u ele geçirme teşebbüsü de Ali Küçük’ün gayretleriyle başarısızlıkla sonuçlandı. Hapsedilen melik Alp Arslan daha sonra öldürüldü, Ali Küçük ise hizmetlerine karşılık olarak Seyfeddin Gazi tarafından yeniden Musul naîpliği görevine tayin edildi.

Zengi tarafından 1144 yılında atabeylik topraklarına katılmış olan Urfa, onun ölümü üzerine yeniden Haçlılar’ın eline geçme tehlikesi yaşadı. Eski Urfa kontu ve Tell-Başir sahibi Joscelin, Ermeniler ile iş birliği yaparak şehri işgal etti (Ekim 1146). Musul ordusu hemen harekete geçti ise de daha önce yetişen Nureddin Mahmud b. Zengi’nin şehri kurtarması üzerine herhangi bir çatışmaya girmeden geri döndüler. Urfa’yı Halep atabeyliği topraklarına katan Nureddin Mahmud, buna rağmen yardım teşebbüsü dolayısıyla, Ali Küçük’e elde edilen ganimetlerden pek çok hediyeler verdi.

Ali Küçük’ün Musul atabeyliği üzerindeki nüfuzunun Seyfeddin Gazi zamanında giderek pekiştiği anlaşılıyor. Nitekim Seyfeddin Gazi ölümünden (1149) önce yerine kardeşi Kutbeddin Mevdud’un geçmesini ve Ali Küçük’ün onun işlerine nezaret etmesini şart koşmuştu. Halbuki, Zengi hizmetindeki emirlerin yetkilerini kısıtlayarak otoriteyi kendi elinde toplamış; ancak halefleri, Selçuklular’da olduğu gibi, iktidara gelmelerinde hizmetlerini gördükleri büyük emirlerin tahakkümü altına girmekten kurtulamamışlardır.

Ali Küçük de, Mevdud zamanında bu şekilde güç ve itibarını daha da arttırmış, iktaları da genişlemişti. Bu arada Mevdud’un Musul atabeyliğini tanımayan Sincar hâkiminin isyanı bastırılarak şehir Ali Küçük’e ikta edildi (1149). Ali Küçük’ün Mevdud zamanındaki nâiblik devri, Zengiler’e bağlı olarak geçirdiği 36 yıllık hizmetinin en faal ve yetkili olduğu dönemdir. Ali Küçük bu süreçte Zengiler’in birbirleriyle, Haçlılarla ve Selçuklu-Hilâfet ilişkilerinde mühim roller oynadı.

Abbasî halifesinin, Irak Selçuklu Devleti tahtına oturan Sultan Muhammed’e karşı, şehzâde Süleymanşah ve Melikşah’ı destekleyerek aralarındaki mücadeleleri tahrik etmesi üzerine Sultan Muhammed, Halife’ye karşı, Musul atabeyi Mevdud ve onun naipi Ali Küçük’ten askerî yardım istedi. Bu arada Sultan’a karşı girdiği savaşta mağlup olup Bağdat’a doğru kaçmakta olan Süleymanşah, Kara-Beli Derbend’inde Ali Küçük tarafından yakalanarak Sultan’ın emriyle Musul kalesinde hapsedildi (Haziran-Temmuz 1156). Ali Küçük Sultan Muhammed’in Ocak-Şubat 1157 tarihinde başladığı Bağdat muhasarasına da, kısa bir süre sonra, gayet iyi hazırlanmış bir ordu ile katıldı. Daha sonra Ali Küçük’ün iktaları arasında zikredilen Tekrit’in, Sultan’ın bu sırada yaptığı tayinler çerçevesinde ona ikta edildiği anlaşılıyor. Bağdat kuşatması başarıyla sürerken Halife tarafından desteklenen başka bir Selçuklu şehzadesinin tahtı ele geçirdiği haberi geldi. Bunun üzerine muhasarayı kaldırmak zorunda kalan ve geri çekilirken baskınlara uğrayan Sultan Muhammed ve maiyetinin güvenliği de, Hulvan’a kadar ona refakat eden Ali Küçük tarafından sağlandı.

Sultan Muhammed’in 1159 tarihinde ölümü üzerine Selçuklu ümerası Mevdud ve Ali Küçük’e haber göndererek Süleymanşah’ın, Irak Selçuklu tahtına geçmek üzere serbest bırakılmasını istediler. Taraflar arasında yapılan müzakerelerden sonra, Mevdud’un yeni sultanın atabeyi, Ali Küçük’ün ise Selçuklu ordusunun komutanı olması kaydıyla anlaşmaya varıldı. Süleymanşah, asker, mühimmat ve kıymetli hediyelerle donatılarak Ali Küçük ile birlikte, Hemedan’a doğru yola çıkarıldı. Ali Küçük burada kendilerine katılan Selçuklu emirlerinin Süleymanşah’a karşı mütehakkim ve saygısız davranışlarını beğenmeyerek Musul’a döndü.

Halep atabeyi Nureddin Mahmud 1158 yılında ağır bir hastalığa yakalanınca kardeşi Mirmiran onun yerine geçme girişiminde bulundu. Haçlılar da bu müsait durumu değerlendirerek Halep’e doğru ilerlediler. Ancak Ali Küçük idaresindeki Musul ordusunun Halep’i müdafaa etmek için harekete geçmesi Haçlılar’ın çekilmesini sağladı. Atabey de bir süre sonra iyileşince Harran’a kaçan kardeşi Mirmiran’ı cezalandırmaya karar verdi. Ali Küçük de kuvvetleriyle ona iltihak etti. Neticede 12 Temmuz 1159’da Harran’ı ele geçiren atabey, hastalığı sırasındaki hizmetleri ve bu savaştaki yardımı sebebiyle, şehri Ali Küçük’e ikta etti.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ